SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türk Kültürü

QHA - Kırım Haber Ajansı - Türk Kültürü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türk Kültürü haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Teknemizde çiçekler açıyor: Geleneksel ebru sanatı ustası Nurhan Tutum’dan QHA’ya özel röportaj Haber

Teknemizde çiçekler açıyor: Geleneksel ebru sanatı ustası Nurhan Tutum’dan QHA’ya özel röportaj

Geleneksel Türk el sanatları, geçmişten günümüze uzanan köklü bir miras olup, estetik ve kültürel değeriyle toplumun kimliğini yansıtan önemli unsurlar arasında yer alır. Öyle ki, Türk el sanatları; Türkistan’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan ise tüm dünyaya kadim Türk kültürünü iletir. Bu yüzden Türk kültürünün ilmek ilmek işlenmesiyle icra edilen el sanatları, sadece estetik açıdan değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel kimliğin bir parçası olarak da büyük bir önem arz eder.  Geleneksel Türk el sanatlarından biri olan ebru sanatı ise, kendine has incelikleriyle el sanatları arasında farklı bir yere konumlanır. Ebru Ustası Nurhan Tutum, bu sanatın tarihini, geleneğini, icrasını ve inceliklerini Kırım Haber Ajansına (QHA) anlattı. UZUN BİR COĞRAFYADA “TÜRK KÂĞIDI” Ebru Ustası Tutum, sözlerine ebrunun Türk geleneksel sanatının süsleme sanatlarından biri olduğunu belirterek başladı. Tutum bu bağlamda ebrunun, ilk olarak Kur’an-ı Kerim’in kapaklarını süslemek için kullanıldığı kaydetti ve ebrunun ortaya çıkış hikâyesine şu şekilde aktardı: Çağataycada ‘ebre’ yani ‘damar’ anlamına gelir ve ilk defa orada duyulur. Daha sonrasında Türkmenistan’dan İran’a geçtiği söylenir. Farsçada ismi ‘abra’dır yani ‘su yüzü’dür. İran’dan ise ticaret yoluyla Osmanlı’ya geliyor; ebru adını alarak devam ediyor. Ondan sonra da esas olarak burada canlanıyor ve buradan Batı ülkelerine geçiyor. Hatta Batı’da ‘Türk kâğıdı’ olarak kullanılıyor. Osmanlı’da ilk olarak Şeyh Hatîb Mehmed Efendi tarafından yapıldığı biliniyor. Biz ‘Hatîb ebrusu’nu ilk olarak ondan duyuyoruz. Ondan sonra ebru gelişiyor. Ebrunun esası buradan geliyor. Suyun üzerine yapılan ebru sanatının çok ayrı bir dünya olduğunu vurgulayan Tutum, suyun ve boyanın insanı “başka bir dünyaya” götürdüğünü söyledi. Aynı zamanda bu sanatın insanın ruhunu rahatlattığını ve bu sebeple de ruhsal hastalıkları iyileştirmede kullanıldığını aktardı. ÇİÇEKLERLER SUYUN ÜZERİNE DOĞAL MALZEMELERLE YAPILIYOR Tutum sözlerine ebru sanatında kullanılan malzemelerin özelliklerini anlatarak devam etti. Tutum, geven otunun köklerinden elde edilen suyun kurutularak toz hâline getirildiğini daha sonrasında su ile uzun süre karıştırılarak ebru suyunun elde edildiğini kaydetti. Öte yandan Tutum, elde edilen yoğunlaşmış suyun ebru sanatının icrasından önce hazırlanması gerektiğine, bir gün bekletilmesinin uygun olduğuna vurgu yaptı ve böylece ebru boyasının su yüzeyinde kaldığını aktardı. Bununla birlikte Tutum, elde edilen ebru suyuna su değil “kitre”; kullanılan kaba ise “tekne” adının verildiğini ifade etti. “GEVEN VE ÖD YOKSA EBRU OLMAZ” Ebru boyalarının kök boya başka bir deyişle doğal boyalar olduğunu söyleyen Ebru Ustası, toz hâldeki boyaların, düzgün bir mermer üstünde “dest-i seng” (el taşı) ile sekiz şeklindeki hareketlerle ezilerek hazırlandığını, boyaların açılması ve yüzeyde kalması için “öd” (sığırın safra sıvısı) kullanıldığını belirtti.  Tutum bu bağlamda, “Öd ile damıtılan boya suyun yüzeyine yayılır ve orada kalır. Geven ve öd yoksa ebru olmaz. Hakikisi budur.” şeklinde konuştu. Tutum, ifadelerine ebru sanatında kullanılan fırçaların özelliklerini anlatarak devam etti. Bu çerçevede kullanılan fırçaların da tamamen doğal malzemelerden elde edildiğini kaydetti ve “Fırçalar at kılığından, sapı ise gül ağacının dalından yapılır. Gül ağacının antiseptik özelliği vardır. Boyanın mikrop almasını, küflenmesini önler ve de hafiftir. Yaşlı atların kıllarından elde edilen kılın içinde ise oluklar vardır. Ve bu boyalı suya batırıp çıkardığımız zaman sıkarız onu, fazla suyunu atar ama elinizle vurduğunuz zaman yavaş yavaş içindeki o oluklardan da gelmeye başlar. At kılığın özelliği budur.” cümlelerini sarf etti. Bununla birlikte fırçaların sadece boyaları suyun üzerine atmak için kullanıldığını belirten Tutum, ebru motiflerinin çeşitli kalınlarda ve yapılarda bulunan “bizlerle” ve değişik diş aralıkları olan “taraklarla” yapıldığını kaydetti.  BİR USTANIN EBRUYU BULMA HİKÂYESİ Ebru Ustası Tutum, ebru sanatıyla hayatının kesişme noktasını ise şu şekilde aktardı: O zamanlar Kırıkkale’de oturuyordum. Arkadaşımın bir sergisi için Ankara’ya geldim. Ebruyu ilk gördüğüm anda, hani öyle âşık olursunuz ya, gözümün önünden hiç gitmedi. Tabii o zamanlar böyle dersler, kurslar falan yok. Bir zaman sonra İstanbul’a gitmeye ve Caferağa Medresesi’nde Tüzin Tiryakî Hoca’dan ders almaya başladım. Sonra Ankara’da Kültür ve Turizm Bakanlığında birçok hocadan ders aldım. Ama en sonunda bu dersleri birleştirip tekrar İstanbul'a gittim. Yani bütün birikimlerimle tekrar Tüzün Tiryakî'ye gittim. Orada epey bir çalışma yaptık. O çalışmanın ardından sergi açma kararı aldık. İlk sergimi hocamın Ankara’da ilk sergisini açtığı yerde, Ankara Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezinde (ANKÜSEM) açtım. Ve ondan sonra başladı hayatım. “EBRU ADANMIŞLIK İSTER” Sanatın öğrenilme sürecinin nasıl geliştiğinden bahseden Tutum bu çerçevede ebru sanatının öğrenilmesi için asla “ben yaptım oldu” zihniyetine girilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Ebru sanatının bir kimyası, matematiği ve aşkı olduğunu bildiren Ebru Ustası, ebrunun adanmışlık istediğini söyledi ve şu şekilde devam etti: Bitse de gitsek havasına girdiğimizde olmuyor zaten. O zaman yaptığınız işten verim alamıyorsunuz. Kendinizi vermeli ve istemelisiniz. Bir çırak olarak ustan ile iletişimin olması bu yüzden çok önemli. Usta ile çırak aynı frekansta olmalıdır, bu şekilde verim alınır. Çok şükür benim çalıştıklarımın çoğuyla ruhen anlaştık; anlaşamadığımızla ara verdik. Alan alıyor. Alanı benim için çok keyifli… Alan insanlarla çalışmak, aynı şeyden zevk almak. Saatlerce çalışsam ben hiç yorulmuyorum onlarla. Aynı zamanda bu sanatın dokunarak ve hissederek öğrenildiğine vurgu yapan Ebru Ustası, “Ona dokunmanız, onu hissetmeniz, kitleyi hissetmeniz lazım. Elinizle hissetmeniz lazım, eldiven falan değil. Yani onunla ten temasınızın uyuşması gerekiyor. Ve bu ten temasında da ellerinizin temiz olması lazım. Dikkatli ve temiz olmak lazım.” ifadelerini kullandı. “EBRU HAYATIN OLUŞUMU GİBİ SU İLE BAŞLIYOR” Tutum, ebrunun başlangıcının hayatının oluşumu gibi su damlası ile başladığını ve o suyun ise, icrayı yönlendirdiğini söyledi. Bir şekilde ebrunun icracısıyla iletişimde olduğunu belirten Tutum, eğer canı istemezse teknelerin açılmadığını ve ebru yapmaya izin vermediğini ifade etti.  Bazen ise ebrunun çok güzel renkler verdiğini söyleyen Ebru Ustası, “O zaman çalışabildiğiniz kadar çalışın. Geleneksel sanatlar kabiliyet değil, çalışma ister. İllaki çalışma… Elinizin alışması gerekiyor. Fırçayı tuttuğunuz zaman birleşmeniz lazım, bütün olmanız lazım. Ve ne istediğinizi, sevginizi, her şeyinizi orada hallediyorsunuz. Bütün düşüncelerden arınıyorsunuz. Kötülükten arınıyorsunuz; fesatlık aklınıza gelmiyor. Bütün o boyalarla hemhâl oluyorsunuz çünkü... İşte o zaman güzel şeyler çıkıyor. Bir bakıyorsunuz ki bir anda çıkmış. Anlamıyorsunuz nasıl olduğunu. Evinizi asıyorsunuz ve sürekli bakıyorsunuz. Baktığınız zaman hep gerilere gidersiniz. Yani başa dönersiniz. O başa döndüğünüz heyecanı tekrar yakalarsınız. Zaten o heyecan bittiği zaman ebru artık ebru değil. Bütün geleneksel sanatlar da budur. Heyecan olması lazım içinizde. Sonradan böyle olmuyor. Onu yaşamanız lazım. Onunla yaşamanız lazım.” cümlelerini kullandı. AHENK VE ORAN TEKNEDE ÇİÇEKLER AÇTIRIYOR Aynı zamanda Tutum, ebru sanatının insanı sakinleştiren bir sanat olduğunu ifade etti. Tutum, bu sanatın acele isteklere cevap vermediğini yineledi ve ebrunun hayat gibi ahenkli ve orantılı olması gerektiğini ifadelerine ekledi. Ayrıca Tutum, “O kadar diyorum ya, biz onunla birleştik ki yani birbirimize. Bazen kızıyorum. Niye yapmıyorsun? Niye vermiyorsun? Ama çok seviyorum. Yani bendeki bir ebru aşkı. Aşk diyorum.” şeklinde konuştu. Tutum ifadelerinin devamında ebru sanatının insandan benlik duygusunu aldığını ve bu “farklı dünyanın” paylaşımı öğrettiğini belirterek, “Herkesin teknelerinde çiçekler açsın.” temennisiyle sözlerini noktalandırdı.

Çulun Bin Deseni Sergisi, Azerbaycan Millî Halı Müzesinde ziyaretçilerini bekliyor Haber

Çulun Bin Deseni Sergisi, Azerbaycan Millî Halı Müzesinde ziyaretçilerini bekliyor

“Çulun Bin Deseni” adlı sergi, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yer alan Azerbaycan Millî Halı Müzesinde açıldı. Azertac'ın (Azerbaycan Devlet Haber Ajansı) 3 Mart 2025 tarihinde gündeme getirdiği habere göre “Çulun Bin Deseni” sergisinde; Bakü, Şirvan, Gazah ve Karabağ gibi Azerbaycan’ın çeşitli bölgelerinde dokunan 25 çul örneği sergilenecek. Geleneksel hayvan ve bereket motifleri ile bezenen çullar, Azerbaycan Millî Halı Müzesinde 1 Nisan 2025 tarihine kadar ziyaretçileriyle buluşacak. “AĞUSTOSUN 15'İNDEN SONRA ERE KAFTAN, ATA ÇUL” Türk kültüründe at, deve, eşek ve öküz gibi farklı yük hayvanlarının sırtlarını örtmeye yarayan çullar, çeşitli teknikler ile dokunuyor. Azerbaycan kültüründe çullar çoğunlukla; havlı, düz dokuma, gulabatin (altın nakış), takalduz (zincir dikiş nakış), julma (kuş gözü) ve kırkyama gibi nakış teknikleriyle yapılıyor. Geleneksel uygulamalar, festivaller, bayramlar ve törenlerde develer ve atlar güzelleştirmek ve süslemek için çul ile kapanır. Aynı zamanda çullar, kış zamanları hayvanların ısınmasını sağlıyor.  Bununla birlikte Güney Azerbaycan'daki Maku'da bulunan ve M.Ö. 2. yüzyılda yapıldığı tespit edilen üzerinde çiçek desenli çul çizilen kilden bir at figürü ve Urmiye Gölü'nün yanındaki Teppe Hasanlu'da bulunan, M.Ö. 1. yüzyılda yapıldığı tespit edilen üzerinde çullu bir aslan bulunan altın bir kâse, çulun antik bir eşya olduğunu kanıtlıyor.  Eski zamanlarda çul, hükümdarların ve saray soylularının atları için renkli yün ve ipekten, bazen de altın ve gümüş ipliklerden ve değerli taşlardan yapılırdı.

Rus giyim markasından kültür hırsızlığı: Kırgız desenleri çalındı! Haber

Rus giyim markasından kültür hırsızlığı: Kırgız desenleri çalındı!

Rus menşeli “Yaka” isimli hazır giyim markası, kültür yağmacılığı (cultural approprition) yaparak hazırladığı kıyafetlerin tasarımı üzerinde telif hakkı olduğunu iddia ediyor. Altın-Orda Haber Ajansının 18 Şubat 2025 tarihli haberine göre; geleneksel Kırgız motiflerini ve desenlerini kullanan Rus etno-giyim markası Yaka, markanın “stilistik özelliklerinin” özgün olduğunu öne sürerek, kopyalanmasının yasak olduğunu ve ihlal edenlerin de mahkemeye verilebileceğini söylüyor.  İlgili habere göre; markanın tasarımcısı olan Anna Obydenova, Kırgızistan'ı ziyaret ettiği sırada yerel kültürden etkilendi. Obydenova daha sonrasında geleneksel Kırgızistan motiflerini kullanarak tasarladığı kıyafetleri ve aksesuarları, Yaka isimli marka üzerinden piyasaya sürdü.  PATENTLİ KÜLTÜR YAĞMACILIĞI Buna karşın ilgili markanın internet sitesinde veya sosyal medya hesabında, kullanılan desenlerin ve motiflerin Kırgız Türklerinin kültürüne ait olduğunu dair hiçbir ifade yer almadığı ve sadece “doğu kültüründen” bahsedildiği anlaşıldı.  Bununla birlikte ilgili markanın internet sayfasında, markanın “stilistik özelliklerinin” kopyalanmasının yasak olduğunu ve ihlal edenlerin mahkemeye verilebileceğini söyleyen bir telif hakkı metni olduğu ortaya çıktı. Bu durum üzerine bazı Kırgız Türkleri, kültür yağmacılığı (cultural approprition) yapan Yaka markasına karşı boykot kampanyası başlattı. Bu kapsamda; yerel zanaatkârlar Rus şirketle iş birliği yapmayı reddetmeye çağrıldı. Ayrıca, Yaka markasına uluslararası düzeyde dava açılması istendi. CAHİLCE AÇIKLAMA Daha sonrasında ise, Yaka’nın resmî internet sayfasında, markanın “Kırgızistan'ın bağımsızlığının 100. yıldönümü şerefine” yaratıldığını iddia eden cahilce bir açıklamaya yer verildi. Öte yandan Kırgızistan Cumhuriyeti’nin Sovyetler Birliği’nden 1991 yılında, 34 yıl önce ayrılarak bağımsızlığını kazandığı biliniyor.  TASARIMCIDAN SKANDAL CEVAP Öte yandan skandala imza atan markanın kurucusu Obydenova, kültür yağmacılığı (cultural approprition) yaptığını kabul etmeyerek, “Kırgızlar bana annem gibi yazıyor. Neden Rusça yazıyorsunuz? Kırgızca yazın. Size ulusumdan ödünç aldığınız ve bana özel olarak küfürler yazdığınız dilde hitap edeceğim: Gidin ve Rusça'yı daha iyi öğrenin. Sizi okumak gözlerimi acıtıyor.” şeklinde utanç verici bir ifade kullandı. KIRGIZ TÜRKLERİNDEN TEPKİLER GECİKMEDİ Bu skandal ve saygısızca hareket üzerine Rus markasının sadece kültürel miraslarını sahiplenmekle kalmayıp aynı zamanda son derece saygısızca davrandığını gören sosyal medya kullanıcısı Kırgız Türkleri, öfke dolu yorumlar yaptı. Bir kullanıcı, “Atalarımız tarafından yaratılan geleneksel desenler üzerinde nasıl telif hakkı talep edilebilir?” ifadelerini kullanırken, başka bir kullanıcı “Ne biçim ülke (Rusya), ne biçim tasarımcılar.” dedi. Rusların özgün bir şey icat etmediğini belirten bir kullanıcı, bu bakımdan geleneksel Türk desenlerinin çalınmasını "olağan" karşıladı. Başka bir Kırgız Türkü sosyal medya kullanıcısı ise tasarımcının saygısızca demecine, “Neden kendisine özel mesajla Rusça yazdıklarını soruyor... E madem bu kadar inatçı bir Rus'sunuz, neden Kırgız Türklerinin geleneksel desenlerinin patentini alıp Rusya'da satıyorsunuz? Özgünlük için Kırgız Türkçesi öğrenin ya da ait olmadığınız yere karışmayın.” şeklinde cevap verdi.

Telpek: Türkmen kültürünün geleneksel simgesi Haber

Telpek: Türkmen kültürünün geleneksel simgesi

Giyim ve kuşam, ait oldukları kültürün her yönünden etkilenir ve bu yönde şekillenir. Öyle ki, geleneksel yaşamda her kıyafetin, başlığın veya aksesuarın; kültürün belirlediği normlara göre bir sahibi olur. Bu bakımdan kıyafetler işlevsel oldukları kadar sembolik anlamlar da taşır ve ait oldukları kültürü doğrudan yansıtır. Konar ve göçer kültürün yoğurduğu Türk kültüründe de bu durum değişmez. Geleneksel Türk kıyafetleri, hem bozkır ikliminde hem de kavim Türk tarihin etkisinde çeşitlenir ve kültürün en belirgin parçaları olarak yaşar.  Aynı kültürden çıkan ve tarihî seyirde kültür parçaları farklılaşan Türk devletlerinde de kıyafetler ve başlıklar, kültürün yaşatılması açısından önem arz eder. Türkmen erkeklerinin geleneksel şapkaları olan telpek ise, Tükmen kültürünü doğrudan yansıtır. USTALARIN ELLERİNDEN ÇIKAN TELPEKLER Telpeğin yapımı, geleneksel el işçiliği gerektirir. Usta-çırak ilişkisi içerisinde mesleği ve sanatı öğrenen telpek ustaları bir telpeği iki ayda yapabilir. Öyle ki telpek sabır ve meşakkatle yapılır.  Ham maddesi koyun derisi ve yünü olan telpek yapımının her aşaması geleneğe uygun olarak işler.  Koyun derileri kesildikten sonra tuzlanır ve 1 hafta süreyle tuzun içerisinde; 15 gün deri, arpa ve un karışımında bekletilir. Sonra iç tarafından taranan derinin kırışıklıkları giderilir.  Daha sonrasında telpeğin kalıbının çıkarılması ise dikilmesi işlemine geçilir. Derinin iç tarafından telpeğin baş kısmı ve yan kısımları kesilir. Parçalar titizlikle dikilir ve telpek giyilmeye hazır olur. KÜLTÜRÜN MANEVİ SİMGELERİ Bununla birlikte telpek şapkaları; yaz aylarında serin, kış aylarında ise sıcak tutar. Günlük hayatın yanı sıra cenaze, düğün, bayram günleri gibi toplumlar uygulamaların icra edildiği günlerde de giyilen telpekler aynı zamanda statü belirleyicidir. Öyle ki telpeğin türleri, giyen kişinin yaşına ve konumuna göre değişir. Genç erkekler beyaz kuzu derisinden yapılmış telpekler giyerken, ileri yaşta olanlar siyah ve kahverengi yün ve deriden yapılmış telpekler giyer.

Kırgızistan, 2026 Dünya Göçebe Oyunları için organizasyon komitesini kurdu Haber

Kırgızistan, 2026 Dünya Göçebe Oyunları için organizasyon komitesini kurdu

Dünya Göçebe Oyunları hazırlıkları için organizasyon komitesi oluşturuldu. Azatlık Radyosunun 7 Ocak 2025 tarihli haberine göre; Kırgızistan Başbakanı Adilbek Kasımaliyev, 2026 yılında Kırgızistan’da düzenlenecek olan 6. Göçebe Oyunları’nın hazırlanması ve düzenlenmesi için bir organizasyon komitesinin kurulmasına ilişkin kararnameye imza attı. Düzenleme komitesinin başkanlığına ise Kırgızistan Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı Edil Baisalov atandı. Bununla birlikte kurulacak olan organizasyon komitesine; 6. Dünya Göçebe Oyunları’nın hazırlanmasına yönelik bölümler arası bir eylem planı geliştirmesi, geleneksel oyunlar ve sporların belirlenmesi ve planlanan etkinliklere göre maliyetleri hesaplaması talimatı verildi. DÜNYA GÖÇEBE OYUNLARI NEDİR? Konargöçer yaşam tarzı ile şekillenen Kırgız kültürel mirası, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSBC) döneminde zorunlu dönüşümlere girerek yok olma tehlikesi geçirdi. 1991 yılında bağımsızlığını kazanan Kırgızistan ise ait olduğu konargöçer kültürü ve onun kültürel mirasını yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak için birçok çalışma gerçekleştirdi. Kültürel mirası korumak ve kültürel miras farkındalığını arttırmak amacıyla yapılan Dünya Göçebe Oyunları uzun bir süreç sonucunda hayata geçirildi. Kırgızistan’ın genelindeki farklı topluluklardan bir araya gelen geleneksel oyun uygulayıcıları ve kültür taşıyıcıları, kendi aralarında bağlantılar kurarak; ilk büyük toplantılarını 2007 yılında Kırgız Cumhuriyeti'nin başkenti Bişkek'te gerçekleştirdi. Kırgız kültürünün karşılaştığı çeşitli zorluklar sonucunda yok olma tehlikesi geçirdiği konusunda hemfikir olan uygulayıcılar; uzun tartışma ve müzakerelerin ardından Türkistan coğrafyasındaki geleneksel sporların ve oyunların oynandığı Dünya Göçebe Oyunları’nı ilk kez 2012 yılında Kırgızistan’ın Çolpan-Ata şehrinde düzenledi.  Birçok Türk dünyası geleneksel sporlarına ve oyunlarına ev sahipliği yapan Dünya Göçebe Oyunları; 2016-2018 yıllarında Kırgızistan’da, 2022 yılında Türkiye’de ve 2024 yılında ise Kazakistan’da düzenlendi.

10. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi devam ediyor Haber

10. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi devam ediyor

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen 10. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi'nin ikinci günü, yoğun katılıma ev sahipliği yaptı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen kongre törenine bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 230 bilim insanı ve dünyanın birçok yerinden davetli katıldı. Etkinlikte, Türk halk kültürüne ait el sanatları ve kültürel değerler sergilendi. 14 Aralık 2023 tarihinde sona erecek olan Türk Halk Kültürü Kongresi, Meyra Palace Otel'de icra edilecek. "TÜRK KÜLTÜRÜNE HİZMET EDEN ÇALIŞMALARA DEVAM EDECEĞİZ" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, kongreye ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede, "Bakanlık olarak halk kültürümüzün araştırılması, korunması ve yaşatılmasına emek veren her bir araştırmacıya derin saygımızı ifade etmek istiyorum. Bu alana hizmet eden, katkı sunan çalışmalara destek olmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.  "KÖKLÜ MEDENİYETİMİZİN BİRİKİMİ; MÜZELERE, KÜTÜPHANELERE VE ARŞİVLERE SIĞMAYACAK DERİNLİKTE" First Lady Emine Erdoğan kongredeki konuşmasında, Türk halk kültürünün geniş bir yelpazeye sahip olduğuna dikkat çeti. Erdoğan, "Yurdumuz Anadolu'da, Selçuklu'dan Osmanlı'ya, 100 yaşındaki Cumhuriyetimize kadar, neredeyse bin yıllık köklü bir geçmişimiz var" ifadeleriyle başladığı konuşmasında, Türkiye'nin kültür havzasının Kuzey Afrika'dan Orta Asya'ya, Anadolu'dan Avrupa'ya geniş bir coğrafyayı kapsadığını vurguladı.  Erdoğan konuşmasında, "Öyle bir zenginliğe sahibiz ki, bugün Türkiye, 'UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'nde en çok kayıtlı kültürel değeri olan ikinci ülke. Köklü medeniyetimizin birikimi; müzelere, kütüphanelere ve arşivlere sığmayacak derinlikte" ifadelerini kullandı.  Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, First Lady Erdoğan'a hayat ağacı figürlü tablo hediye ettikten sonra katılıımcılara plaket takdimi yapıldı. Ardından Erdoğan, Ersoy ve katılımcılar hatıra fotoğrafı çekildi. HALK KÜLTÜRÜNDE SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM ANLAYIŞI PANELİ YAPILDI Konuşmaların ardından Kongre, "Halk Kültüründe Sürdürülebilir Yaşam Anlayışı" başlıklı panel düzenlendi. Sümeyra Merve Kılınç'ın moderatörlüğünü yaptığı panelde; Prof. Dr. Aysen Soysaldı, Prof. Dr. Arif Bilgin, Prof. Dr. Bilge Işık, Doç. Dr. Hasan Münüsoğlu, Doç. Dr. Sema Demir ve Havva Hümeyra Şahin Oktay konuşmacı olarak yer aldı.

Türkolog Iraz Gülbay: Herkes mutlaka Dîvân-u Lügati’t Türk okumalı Haber

Türkolog Iraz Gülbay: Herkes mutlaka Dîvân-u Lügati’t Türk okumalı

Yağmur Filiz Şahin/QHA Ankara Kırım Haber Ajansı (QHA), Instagram’da paylaştığı Türkçe kelimelerin etimolojileri hakkındaki videoları ile geniş bir takipçi kitlesi yakalayan Türkolog Iraz Gülbay ile Türk kültürü ve Türk dili hakkında söyleşi yaptı. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu olan Gülbay, bir yıl önce Türk diline ilgisi olanlar için Instagram sayfası açtığını ve bu yönde içerik üretmeye başladığını belirtti. "Bir Dil Hiç İnsan" başlığıyla yeni bir içerik oluşturan Gülbay, savaş, kültürel etkileşim, göç veya asimilasyondan dolayı kaybolan veya kaybolmaya yüz tutmuş Türk dillerinin olduğunu söyledi. Gülbay, "Bunlardan biri, Hazarca. Hazar Denizi ile Kırım Yarımadasına kadar olan bölgede (Hazar İmparatorluğu devrinde) yaşayan insanlar günümüzde hiç konuşulmayan Hazarca diline hakimdi. Güney Mooğolistan'da konuşulan Dukaca ve Fu-yü Kırgızcası da kaybolmak üzere olan Türk dilleri arasında" dedi.  “BİR TÜRK HALKININ KENDİ ANA YURDUNDAN SÜRÜLMESİ ÇOK ÜZÜCÜ” QHA'nın, "SSCB'nin zorunlu göçüne maruz kalan Kırım Tatarları da dilini ve kültürünü başka ülkelerde korumaya çalışıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna, "Bir Türk halkının anayurtlarından zorla göç ettirilmesi veya gitmek zorunda bırakılması elbette çok üzücü. Maalesef kültür asimilasyonu yaşıyorlar ancak kültürlerini koruma çabaları çok değerli" yorumunda bulundu.  Öte yandan Türk kültürüne değinen Gülbay, Albastı efsanesini ve ondan korunma yöntemlerini anlattı. Son olarak Gülbay, Kırım Haber Ajansı takipçileri için eski Uygur Türkçesinden bir kelimenin analizini yaptı. Gülbay, "etöz" kelimesinin vücut anlamına geldiğini ve sevdiği kelimeler arasında olduğunu söyledi. Ayrıca Kırım Tatarca'da eşlere söylenen "apakay" kelimesini çok sevdiğini dile getirdi. "BENCE HERKES DÎVÂN-U LÜGATİ'T TÜRK'Ü OKUMALI, ÇOK KIYMELİ BİR DEĞER" Gülbay, çalışırken kullandığı kaynakları şu şekilde sıraladı: "Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü, Hasan Eren, Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü, Prof. Dr. Hatice Şirin, Eski Tğükçe ve Yeni Türkçeye dair tüm kitaplarını kullanıyorum. Kaşgarllı Mahmud, Dîvân-u Lügati't Türk. Bence herkes Dîvân-u Lügati't Türk'ü okumalı, çok kıymeli bir değer." Türk birliğine dikkat çeken Gülbay, "Kendi dilimizi ve kültürümüzü tanıtmaktan çok mutluyum. Bu şekilde de aslında kaybolmaya yüz tutmuş kelimeleri ve kültürleri tanıtmak beni çok mutlu ediyor. Bu yolda insanlardan olumlu geri dönüş almak çok değerli. Bu yüzden yaptığım işi seviyorum" ifadelerini kullandı.

Ukrayna’daki Kıpçak Balbalları Rus saldırılarında tahrip oldu Haber

Ukrayna’daki Kıpçak Balbalları Rus saldırılarında tahrip oldu

Ukrayna’ya karşı geniş çaplı işgal girişimi ve saldırı başlatan Rusya, sivil katliamların yanı sıra kültürel mirası da yok ediyor. Ukrayna’da Rus saldırılarında yüzlerce tarihi anıt zarar gördü. Rus işgal güçlerinin saldırılarından zarar gören tarihi anıtlar arasında bugünkü Ukrayna'nın bir kısmının tarihi Türk yurdu olduğunu ispat eden Kıpçak Balbalları da yer alıyor. Harkiv bölgesindeki İzüm kenti yakınlarında bulunan Kremenets Dağı'nda yaklaşık bin yıl boyunca duran Kıpçak balballarından biri, eylül 2022’de Rus işgalciler tarafından yok edildi. Rus saldırılarında zarar gören Kıpçak Balballarına ait görüntüler, sosyal medyada paylaşıldı. İŞGALCİ RUSYA, UKRAYNA’NIN KÜLTÜREL MİRASINI YOK EDİYOR Ukrayna'ya karşı geniş çaplı savaş başlatan işgalci Rusya, savaş geleneklerini ve kurallarını ihlal ediyor. Yerleşim yerlerini bombalayan işgalciler sivilleri ve sivil altyapıyı da hedef alıyor. Sivil katliamının yanı sıra işgalci Rusya, Ukrayna’nın kültürel mirasını da yok ediyor. Ukraynalı yetkililer, birçok defa Rusya’nın askeri eylemlerinin, 1954 tarihli Silahlı Çatışma Halinde Kültürel Varlıkların Korunmasına İlişkin Lahey Sözleşmesi'ni ihlal ettiğine dikkat çekmişti. RUS SALDIRILARINDA 1000'DEN FAZLA KÜLTÜREL ALTYAPI TESİSİ ZARAR GÖRDÜ Ukrayna Kültür ve Enformasyon Politikası Bakanlığı, Ocak ayın başında yaptığı açıklamada ülkede Rus saldırılarında bin 189 kültürel altyapı tesisinin zarar gördüğünü bildirdi. KIPÇAK BALBALLARI Balbal, eski Türklerde Kağan ya da savaşta ölen Alplerin kurgan ve mezarlarının etrafına dikilen taş heykellerdir. Karadenizin kuzeyinden, Moğolistan'a kadar geniş bir coğrafyayı kapsar. Boyları 1 ile 4 metre arasında değişir. Balballar, Türklerdeki "Atalar Kültü" inanışının en bariz örneğidir. Ölen atanın ruhu bu taş içindedir ve kendi boylarının koruyucusu olarak sonsuza dek yaşar. Balballar, ikonografik olarak tamamen Türk özellikleri taşır. Bir kısmı Türk Kağanlarına özgü bir oturma şekli olan bağdaş kurup oturmuştur. Günümüze ulaşan taş Balballar arasında elinde içki kabı, müzik enstrümanı, kesilmiş insan kafaları ve kuş tutan figürler bulunmaktadır. Tüm bu nesnelerin kendine özgü sembolik anlamları, Göktürklerdeki ölü gömme ve anma törenleri ile bağlantılıdır.

Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
logo
QHA - Kırım Haber Ajansı En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.