ABD, Avrupa ve Ukrayna: Adil bir barış sağlanabilecek mi?
Dilara Dilşah KAYA / QHA Ankara
Rusya’nın Ukrayna’ya karşı 24 Şubat 2022 tarihinde başlattığı topyekûn işgal girişimi ve saldırılar üçüncü yılını geride bırakırken, adil bir barışın sağlanması için de çalışmalar devam ediyor. Son zamanlarda barışın sağlanması hususunda gerçekleştirilen zirveler, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Fransa, Birleşik Krallık ve Avrupa Birliğinin (AB) açıklamaları da gündemden düşmüyor.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Füsun Özerdem; 2 Mart’ta Londra'da gerçekleşen zirveyi, ABD Başkanı Donald Trump’ın söylemlerinin ardından değişen Avrupa Birliği (AB) politikalarını Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi.
Prof. Dr. Füsun Özerdem; Londra’da “Geleceğimizi Güvence Altına Alıyoruz” başlığıyla gerçekleşen zirve ile Avrupalı liderlerin, Kanada, Türkiye, Avrupa Komisyonu Başkanı, Avrupa Konseyi Başkanı ve NATO Genel Sekreterinin Ukrayna’ya askeri desteği sürdürme sözü verdiğini kaydetti.
Toplantının zamanlamasının önemli olduğuna dikkat çeken Özerdem, “Toplantının zamanlaması da önemli idi zira Oval Ofis’te Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy ile ABD’ye yeterince minnettar olmadığı iddiasıyla tartıştığı ve diplomasi derslerinde en kötü örneklerden biri olarak gösterilecek olan ikili görüşmeden iki gün sonra gerçekleşti” ifadelerini kullandı.
“AVRUPA, GELECEĞİ GÜVENSİZ OLARAK HİSSEDİYOR”
Bu toplantıyı ve toplantı sonrası yapılan açıklamaları birlikte değerlendiren Özerdem, şu ifadeleri kullandı:
“Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, savunma çabalarını güçlendirmek ve Ukrayna’da barışı ve kıta genelinde istikrarı sağlamak için nelerin yapılabileceği konusunda anlaştıklarını ifade etti ama burada öne çıkan ifade ise planın işleyebilmesi için ABD’nin desteğinin ve katılımının şart olduğu idi. Toplantı sonrası açıklama yapan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in AB’nin ‘acilen’ yeniden silahlandırılması ve yeni jeopolitik durumu karşılayabilecek bir savunma harcaması ‘dalgası’ başlatılması gerektiğinden bahsetmesi ise yeni ve kapsamlı bir savunma planının onaylanacağını hissettirmiş oldu. Zaten toplantının adından da anlıyoruz ki geleceği güvensiz olarak hissediyorlar.”
BLOK TARİHİNDEKİ EN BÜYÜK ZORLUKLARDAN BİRİYLE KARŞI KARŞIYA
Son zamanlarda Trump’ın yaptığı açıklamaların Avrupa güvenlik sistemini nasıl etkilediğine ve şekillendirdiğine değinen Özerdem, Avrupalıların değişken ve tutarsız bir ABD politikasının nüanslarını anlamaya çalışarak zaman ve kaynak harcamak yerine kendi pozisyonlarına odaklanmaya karar verdiğini vurguladı.
Uzman, AB liderlerinin saldırgan bir Rusya’nın doğuda belirmesi ve Amerikan desteğinin batıdan sarsılmasıyla, bloğun tarihindeki en büyük zorluklardan biriyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekti. 6 Mart’ta Brüksel’de gerçekleştirilen AB toplantısında bu zorluğun üstesinden gelme sözü verildiğini kaydeden Özerdem, “Bu toplantıda hem Avrupa’nın kendi savunmasını hem de Ukrayna’ya desteğini, son derece yüksek riskler arasında nasıl güçlendireceklerini görüştüler. Vaşington’daki müttefiklerini daha fazla yabancılaştırmadan bu hedeflere nasıl ulaşacaklarını bulmak durumundalar.” değerlendirmesini yaptı.
AVRUPA ÇAPINDA NET BİR FİKİR BİRLİĞİ YOK
Avrupalı liderlerin aynı zamanda, kendi üye ülkeleri arasında bile birleşik bir cepheyi korumak için mücadele ettiklerini belirten Özerdem, Birleşik Krallık Başbakanı Starmer’ın “gönüllüler koalisyonu” söyleminin açılması gerektiğini kaydetti. Uzman, konuyla ilgili olarak “Sorun şu ki, Avrupa’nın Ukrayna’nın güvenliğine ne gibi katkılarda bulunabileceği konusunda ‘gönüllüler koalisyonu’ arasında bile net bir fikir birliği yok. Örneğin Macaristan, daha önce yayımlanan Ukrayna’ya sarsılmaz destegini teyit eden bildiriye imza atmadı. Yetkililer, Ukrayna için güçlü bir barış anlaşması ve Avrupa savunması için daha bağımsız bir gelecek için çabalama sözü verirken sürekli bunun aciliyetine dem vuruyorlar. Ama bunu ABD olmadan yapamayacaklarını düşündükleri için Trump’ın Rusya yerine AB’nin yanında olmasını bekliyorlar. Hatta Ukrayna’ya finansal desteklerini sağlamak için bu dönüşü beklediklerini de ifade ettiler. Bu gidişat AB’ye, müttefikleri arasındaki bile bir anlaşmazlık veya çatışma olması halinde dünyada üstleneceği rolü düşündürtüyor zira Trump küresel düzeni alt üst etmeye niyetli.” ifadelerini kullandı.
“TRUMP’IN PUTİN İLE DOĞRUDAN DİPLOMASİSİ NATO MÜTTEFİKLERİNİ ŞAŞIRTIYOR”
Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile doğrudan kurduğu iletişime de dikkat çeken Özerdem, “Trump’ın Putin ile doğrudan diplomasisi NATO müttefiklerini şaşırtıyor çünkü Batı, Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı tam ölçekli işgalinden bu yana Moskova ile temaslardan kaçınmıştı. Ancak Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Trump’ı överken ve Ukrayna konusunda Avrupalı meslektaşlarıyla aynı fikirde olmadığını deklare ederken AB oy birliği ile nasıl karar alacak bu konu net değil.” şeklinde konuştu.
Öte yandan Özerdem, değerlendirmesinde son zamanlarda Fransa ve Birleşik Krallık’ın Ukrayna’da adil bir barışın sağlanması hususunda ön plana çıkmasına da değindi. Uzman, daha önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Rusya’dan gelen tehditlerin ardından kıtayı korumak için Fransa’nın nükleer caydırıcılığını kullanma olasılığı hakkında Avrupa müttefikleriyle görüşeceğini söylediğini hatırlattı. Uzman, tarihsel olarak Fransa’nın AB’nin ilk ortaya çıktığı dönemden bu yana sürekli AB’yi domine etmeye çalıştığını belirtti.
Aynı zamanda Birleşik Krallık ve Fransa’nın bir anlaşmaya varılırsa barışı koruma gücü olarak asker göndermeye açık olduklarını belirttiğini aktaran Özerdem, “Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, gönüllüler koalisyonuna da destek çağrısında bulundu. Ancak Rusya, Ukrayna’da Avrupa barış gücü fikrini reddediyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bu konuda ‘uzlaşmaya yer olmadığını’ ve Rusya’nın buna izin vermeyeceğini söyledi. Trump da Putin gibi davranmaya başlayınca açıkçası adil bir barış, şu an için pek ufukta görünmüyor.” şeklinde konuştu. Özerdem, değerlendirmesinin devamında adil bir barışın sağlanması olasılığı konusundaki düşüncelerini de detaylandırdı.
“TARAFLARIN İSTEKLERİNDE UYUŞMAZLIK SÖZ KONUSU”
Ülkelerin anlaşmaya varmaktan hâlâ çok uzak olduğunu belirten Özerdem, tarafların çıkarlarının birbiriyle çatıştığının altını çizdi. Değerlendirmesinde, “Rusya’nın isteği, hala Ukrayna’ya hükmetmek, büyük miktarda toprak ele geçirmek ve Kıyiv'in NATO’ya katılmamasını sağlamak. Ukrayna’nın isteği ise, hayatta kalmak ve sonunda Batı küresinde güvenli ve bağımsız bir gelecek kurmak. Tarafların isteklerinde uyuşmazlık söz konusu. Uyum ise feragatlerle gelecek. Ukrayna, daha ağır şartları kabul etmeyecek ve savaşmaya devam etmek isteyecektir.” ifadelerini kullandı.
“RUS EGEMENLİĞİNE DİRENME ARZUSU UKRAYNA TOPLUMUNDA ZATEN MEVCUT”
Ukrayna halkının Rus egemenliğine direnme arzusunun bulunduğunu vurgulayan Özerdem, “Rus egemenliğine direnme arzusu Ukrayna toplumunda zaten mevcut. Rusya’nın da Ukrayna’ya ilerlemesi 2024’te oldukça yavaş ilerledi. Yani Rusya meseleyi, arzu ettiği toprağı alarak çözmek istiyor ve bu olduğu taktirde bir barışın olacağı sinyalini veriyor.” şeklinde konuştu. Cumhurbaşkanı Zelenskıy’ın anlaşmanın bir parçası olarak Kıyiv için kesin güvenlik garantileri talep ettiğini ve Trump’ın da bunu, ‘işin kolay kısmı’ olarak nitelendirdiğini belirten Özerdem, Trump’ın böyle bir güvenlik garantisinin daha sonra görüşülebileceğini ifade ettiğini belirtti:
“Adil olup olmadığı oldukça tartışmalı bir barış ihtimali şu an için bu çerçeveden görüşülüyor. AB, ‘acilen’ öngördüğü düzenlemeleri ‘yeteri kadar gönüllü koalisyona’ açamadığı taktirde AB’nin, ‘geriye kalan’ Ukrayna’yı tam üye olarak almaktan başka yapabileceği bir şey de kalmıyor.”