SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kültür

QHA - Kırım Haber Ajansı - Kültür haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kültür haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türkiye ve Özbekistan arasında turizm iş birliği anlaşması imzalandı Haber

Türkiye ve Özbekistan arasında turizm iş birliği anlaşması imzalandı

Türkiye ve Özbekistan arasında turizm alanındaki iş birliğinin geliştirilmesi amacıyla niyet protokolü ve eylem planı imzalandı. 26 Şubat 2025 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Özbekistan Cumhuriyeti Ekoloji, Çevre Koruma ve İklim Değişikliği Bakanı Aziz Abduhakimov, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Opera Binası’nda bir araya geldi. Mevkidaşların ikili görüşmesinin ardından, "Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Özbekistan Cumhuriyeti Ekoloji, Çevre Koruma ve İklim Değişikliği Bakanlığı Arasında Turizm Alanında Niyet Protokolü ve Eylem Planı" imza töreni gerçekleştirildi. Ersoy, imza töreninde yaptığı açıklamada, devraldıkları kardeşlik mirasını her geçen gün daha da geliştirdiklerini ve Özbekistan'ın sahip olduğu tarihî ve kültürel zenginliklerle dünyadaki en önemli turizm noktalarından biri olduğunu belirtti. Ersoy ayrıca, Özbekistan'ın Semerkant, Buhara ve Hive gibi eşsiz şehirlerinin, sadece Orta Asya'nın değil tüm dünyanın kültürel mirasında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi ve Özbek mutfağının, geleneksel el sanatlarının ve misafirperverliğinin turizm açısından sunduğu benzersiz deneyimlerin, Özbekistan'ın turizm pazarındaki yerini sağlamlaştırdığını vurguladı. Ersoy, 2025 yılının haziran ayında “Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi” vesilesiyle turizm alanında "Niyet Beyanı"nı imzaladıklarını hatırlatarak, iki ülke arasında turizm iş birliklerini artırmayı ve ortak projeler geliştirmeyi hedeflediklerini belirtti. İKİ ÜLKE ARASINDAKİ UÇUŞ SEFERLERİ ARTACAK Aynı zamanda Ersoy, iki ülke arasındaki hava trafiğinde son zamanlarda çok ciddi artış gözlendiğini kaydetti ve “İlerleyen süreçte iki ülkenin katkılarıyla bu artışın devamlılığını sağlamayı hedefliyoruz. Mutabık kaldığımız üzere farklı şehirlerden hedef destinasyonlara uçak sayısını artıracağız ve yeni destinasyonları da uçuş planlarına dâhil edeceğiz. Sadece bayrak taşıyıcıların değil karşılıklı olarak dolmuş uçak uçaklarının da uçmasını özendireceğiz.” ifadelerini kullandı. HEDEFTE 1 MİLYON KİŞİ VAR Bakan Abduhakimov ise, Türkiye ile Özbekistan arasındaki kardeşlik bağlarının çok eskiye dayandığını dile getirdi ve turizmin de iki ülkenin ortak noktaları arasında yer aldığını kaydetti. Ayrıca Türkiye'nin farklı noktalarının turizm açısından nadide ve güzel olduğunu söyleyen Abduhakimov, Türkiye'nin turizm alanındaki gelişmişliğini yakından takip ettiklerini ve bu durumun Özbekistan turizmine de katkıda bulunacağına inandıklarını söyledi. Hâlihazırda Özbekistan'dan Türkiye'ye 250 bini aşkın, Türkiye'den de Özbekistan'a 150 bini aşkın turist gelmekte olduğunu kaydeden Abduhakimov, “Bu da bizim potansiyelimizin ne kadar yüksek olduğunu ve yükseltilebileceğini gösteriyor. Buna istinaden, Türkiye'den Özbekistan'ı 1 milyon, Özbekistan'dan da Türkiye'yi 1 milyon kişinin ziyaret etmesi hedefine uygun çalışacağımız konusunda da anlaşmaya vardık. Bu rakamlara ulaşırsak kültürel birliğimizi de pekiştirmiş oluruz" şeklinde konuştu. İki bakan, konuşmaların ardından niyet protokolü ve eylem planını imzaladı.

Mayre Lüman, geleneksel Kırım Tatar kıyafetlerinin inceliklerini anlattı Haber

Mayre Lüman, geleneksel Kırım Tatar kıyafetlerinin inceliklerini anlattı

Kırım Tatar nakış ustası ve ressam Mayre Lüman, 13 Aralık 2024 tarihinde Kırım Haber Ajansı (QHA) stüdyolarına konuk oldu. "Kırım Tatar Tarih ve Kültürünün Korunması Projesi" kapsamında neşredilen “Kırım Tatar Kostümü ve Onun Sahne Temsilî” isimli resimli kılavuzun yazarlarından olan Lüman, Kırım Tatar millî kıyafetlerinin detaylarını ve Kırım Tatar kültürünün inceliklerini QHA’ya anlattı. GELENEKSEL YAŞAMDA KIRIM TATAR ERKEK KIYAFETLERİ Lüman konuşmasına Kırım Tatarlarının millî kıyafetlerinin sembolik anlamlarını açıklayarak başladı. Eski dönemde erkeklerin giydiği kıyafetlerin onların mesleklerinin bir belirtisi olduğunu söyleyen Lüman, aynı zamanda erkek urba (kıyafet) uzunluğunun da önemli bir detay olduğunu belirterek, “Genç erkeklerin üst urbalarının uzunluğu biraz kısadır. Ama insan yaşlandıkça üst urbası da uzuyor. Yani bir cübbesi; çekmeni oluyor.” ifadelerini kullandı.  Bununla beraber geleneksel yaşamda genç erkeklerin kırk yaşına kadar sadece bıyık bırakabildiğinin altını çizen Lüman, sadece yaşlı erkeklerin sakal uzatabildiğini belirtti.  Lüman aynı zamanda refah seviyesinin de kıyafetlere yansıdığını belirterek, zenginlerin daha çok kadife ve ipek kumaşlar kullandığını kaydetti. Aynı zamanda Lümen, “Mesela yelek. Yeleğe Gürcistan’da da yelek diyorlar. Balkanlarda da yelek diyorlar. Türkiye'de de yelek diyorlar” ifadelerini kullanarak; kıyafetlerin çoğunun Osmanlı İmparatorluğu’ndan geldiği değerlendirmesini yaptı. HER ÖRGÜDE BİNBİR MANA Lüman konuşmasında, Kırım Tatar kadınlarına özgü geleneksel kıyafetleri ve başlıkları da detaylandırdı. “Küçük kız çocuklarının başlarında örtü olmazdı; 12 yaşına kadar başörtüsüz gezerlerdi. Saçlarını 19 tane saç örgüsü örer ve başlarına fes koyarlardı.” diyen Lüman, saç örgülerinin de Kırım’ın yörelerine göre değiştiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: Benim müellifdeşim Kırım’ın Sudak yöresinde yaşlı bir kadına sordu. O da saçlarının balıcık saç örme üslubuyla bağlandığını yani bir saç örgüsünün başka bir saç örgüsüne bağlanması olduğunu söyledi. Ve daha bir sürü bantlar ve süslemeler… Kadınlar duvacıklar taşırdı. Fesin arkasında duvacık denilen dikdörtgen şeklinde veya üçgen şeklinde başlıklar olurdu. Saçı korusun; göz, nazar değmesin diye. Eskiden böyle mühim bir anlamı vardı. GELENEKSEL YAŞAM KIYAFETLERE DE YANSIYOR Aynı zamanda her kadının bir bel kemeri olduğunun altını çizen Lümen, Kırım Tatar geleneğine göre evlenme çağına gelen kızların feslerinin üzerine hafif bir başörtüsü giymeye başladıklarını söyleyerek; “Ve sokağa çıkarken hafif şallarıyla yüzlerini kapatıyorlar. O zamanlar şimdiki gibi erkeklerin gözlerine bakılmıyor. Erkekler yaklaşınca sokağın köşesine gidiyorlar; erkekler geçince yürümeye devam ediyorlar.” dedi. EVLENİNCE ZÜLÜFLERİNİ KESEN KIRIM TATAR KADINLARI Bununla beraber Lümen, evlilik gibi geleneksel bir geçiş döneminden sonra kadınların giyimlerinde değişimlerin olduğunu şu ifadelerle belirtti: Bizde toylar (düğün) olduktan sonra bölükler olurdu. Toydan sonra gelinle kaynananın damadın annesi ve babasıyla toplaştığı “çığırtı” gecesi olurdu. Çünkü bizde gelinin ve damadın anne ve babası toyda olmamalıydı. Düğün gecesi kına gecesi de yapılır ve o gecelerde gelinin şakaklarındaki saç lülelerini keserlerdi; onlara da zilif denilirdi.” Ayrıca yeni evli kadınların baş giyimlerinde üçgen şeklinde başaltın denilen bir örtünün olduğunu söyleyen Lümen, düğünlerde ve bayramlarda giyilen başaltının pullar ve asmalarla zilifleri kapattığını ifade etti. Öte yandan, yeni evlenen kadınların bir sene boyunca süslenerek gezdiğini belirten Lümen, kadının çocuğunun olmasıyla kıyafetlerinin ve başlıklarının sadeleştiğini söyledi.  Bunlara ek olarak Lümen konuşmasında, “Kırım Tatar Kostümü ve Onun Sahne Temsilî” isimli resimli kılavuzun hazırlanma aşamasında karşılaşılan ilginç bir bilgiye de yer verdi. Bir kaynağa göre, kadınların 40 yaşına kadar başlarında altın boyayla yapılan ve vizaj adı verilen bir işaret taşıdıklarını kaydeden Lümen, bu işaretin ilk defa henüz yayımlanan resimli kılavuzda resmedildiğini ifade etti. 

Kazak kültüründen kadim bir gelenek: Betaşar Haber

Kazak kültüründen kadim bir gelenek: Betaşar

Konargöçer kültürün doğrudan izlerini taşıyan Kazak kültürü, birçok kadim geleneğe ev sahipliği yapar. Bu geleneklerden betaşar ise Kazak Türkleri tarafından saygı duyulan bir gelenek olarak, geçirdiği çeşitli dönüşümlerle günümüze kadar kültürde yaşatılmaya devam ediliyor. Öyle ki; eski zamanlarda gelin ve damadın birbirlerini düğün öncesinde görememesi sebebiyle ortaya çıkan bu gelenek, 2024 yılında Birleşmiş Milletler Eğitim, Kültür ve Bilim Örgütü (UNESCO) tarafından İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesi’ne dâhil edildi. Betaşar geleneğine göre; gelin yüzünü damada ve damadın akrabalarına bir ritüel eşliğinde açar. Bet (yüz) açmak fiilinden gelen bu uygulama zamanla gelenekselleşir ve Kazakistan kültüründe yerini alır.  Bununla birlikte bu ritüel eskiden gelin, oğlan evine gittiğinde; günümüzde ise gelin, toy (düğün) yerine geldiğinde yapılır. DUVAK GİYME TÖRENİ Betaşar için öncelikle bir duvak giyme töreni yapılır. Gelinin annesi kızına, nesilden nesile aktarılan saukele (Kazak Türkü kızlarının geleneksel şapkası) ve jelek adı verilen duvak giydirir. Bu sırada kızın yengeleri ise bu sırada Jar, jar (Yar, yar) şarkısı söyler: Jazğıturı aqşa qar javmaq qayda, jar-jar! (İlkbaharda akça kar yağmak nerde, yar yar!) Qulın-tayday ayqasqan oñ jaq qayda, jar-jar! (Kulının tayla kucaklaştığı güzel yer nerde, yar yar!) Qanşa jaqsı bolsa da qayın atamız, jar-jar! (Ne zaman iyi olsa da kayın atamız, yar yar!) Aynalayın äkemdey bolmaq qayda, jar-jar! (Seveyim, babam gibi olması nerde, yar yar!)  Bir tolarsaq, bir tobıq sanda bolar jar-jar! (Bir dizden aşağı, bir topuk sayıda olur, yar yar!) Qırıq kisiniñ aqılı handa bolar, jar-jar! (Kırk kişinin aklı handa olur, yar yar!) Şeşem-ay! - dep jılama, bayğus qızdar, jar-jar! (Babam hey! - diye ağlama, bahtsız kız, yar yar!) Şeşeñ üçin qayın eneñ onda bolar, jar-jar! (Baban için kayın atan orda olur, yar yar!) Duvak giyme töreninden sonra gelin, yengeler veya görümceler; toya gelen misafirlerin olduğu yere gelir. Gelin, yengeler veya görümceler; üzerinde on iki hayvanlı Türk takvimi motifi olan ve doğurganlığı simgeleyen kuzu postunun veya beyaz bir halının üzerinde durur. Damat tarafından bir akın (şarkıcı, ozan, şair), yengelerin yanına gelir. Akın; gelinin güzelliğini, gençliğini ve gösterişini övdükten sonra, kocasına nasıl hürmet edeceği, kocasının kardeş ve akrabalarına nasıl davranıp saygı göstereceği, eve gelen misafire nasıl davranması gerektiği konusunda geline nasihatlerde bulunulur. Sonrasında akın, damat, damadın akrabaları ve ataları için dombra eşliğinde doğaçlama şarkılar söyler. ATALARA SAYGI VE SELAM Şarkıların karşılığında akına damadın ailesi tarafından körımdik (hediye) verilir. Bu sırada gelin, adı anılan her bir kişinin önünde saygıyla eğilir ve bu geleneğe ise, salem alu adı verilir. Daha sonrasında akın, gelinin yanına gelir ve dombrasının ucuyla yüzündeki jeleği kaldırır ve böylece gelinin yüzü görülür. Kayın ene (kaynana), artık ailesinin bir ferdi olan gelinini karşılar. Damat gelinin yanına gelir ve elini tutar. Yaşlı akrabalar ise, evlilikleri bereketli olsun diye yeni evlilerin üzerine tatlı ve şaşu atar. Misafirler de bu şaşulardan alıp, yeni evlilerin bereketlerinden nasiplenmeye çalışırlar.  Yeni gelin ve damadın yoluna ak yol adı verilen beyaz halı serilir. Ak yol, bu evliliğin tertemiz, mutlu ve huzurlu başlayıp sonsuza kadar devam etmesi anlamına gelir.  KÜLTÜR AKTARIMINDA BETAŞAR Betaşar Kazak kültüründe; büyükannelerden torunlara aktarılarak yaşatılır. Saukele ve duvağın yapımı ise bir el sanatı olarak usta-çırak ilişkisi içerisinde ya da aile ortamında öğrenilir. Akın olabilmek ise çok katmanlı bir eğitimden geçer.  Bu bakımdan betaşar, hem bir gelenek hem de bir zanaatın parçası olarak yaşatılmaya devam eder. 

Paylaşılan yemekle beraber kutun da geçtiğine inanılan bir Kazak geleneği: Sarkıt Haber

Paylaşılan yemekle beraber kutun da geçtiğine inanılan bir Kazak geleneği: Sarkıt

Sarkıt geleneği; Kazakistan kültüründe birlik ve beraberliğin yemek yoluyla paylaşılmasını yansıtıyor. Cömertliği, misafirperverliği ve paylaşma sevincini yaşatan bir gelenek olarak aktarılmaya devam ediyor. Geleneğe göre; düğün, cenaze ve aile toplantıları gibi kültürel etkinliklerde; ikram edilen yiyecekler, gelen misafirlere veriliyor ve misafirler yemekleri evlerine götürüyor.  Bununla beraber Sarkıt geleneği Kazakistan’da hâlâ yaşatılıyor. Kazak Türkleri, düğün ve cenaze gibi toplumun bir araya geldiği günlerden yiyecekler alıyor ve onları evlerine götürüyor. Aynı zamanda misafir için yapılan ikramların, evden ayrılırken misafirlere verilmesi de sarkıt adını alıyor. Böylece hiçbir misafir evden aç ayrılmıyor; yemek paylaştıkça bereketleniyor. Öyle ki misafirlerle yenilen yemekten sonra ev sahibi, gelen her misafire poşet veriyor ve masada bulunan her yemekten almasını istiyor.  DÜĞÜNLERDE SARKIT GELENEĞİ Kazak kültüründe düğün sonlarında, garsonlar düğüne gelen misafirlere ikramlardan dağıtıyor. Kazak kültüründe bu ikramlar et ürünlerinden oluşuyor; büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar kesiliyor. Ayrıca gelen her misafir için ayrı tabaklar hazırlanıyor. Sıbaga tabakta, düğün veya ziyafet gününe katılamayan saygın ve yaşlı kimselere orta kemik, omurga, bel omurga ve kaburga, kuyruk yağı ikram edilirken; oşak tabakta toyda veya taziye evlerinde kesilen koyundan hazırlanan yemekler, gelen komşu, akraba ve tanıdıklara ikram ediliyor. "NE YERSEN OSUN SEN" Bu bakımdan Kazak Türklerinin yemeğe kutsiyet atfetmesi, sarkıt geleneğini daha da önemli bir hâle getiriyor ve sarkıt sunma geleneğinin ortak nimetler için bir umudu yansıttığına inanılıyor. Bu sebeple sarkıt aynı zamanda, kutlanan düğünün kutunun da paylaşılması olarak da görülüyor.  Aynı zamanda kutlamalara katılan misafirler; niteliklerinin gelecek nesillere ilham verebileceğini umarak batırıs (savaşçılar) veya akınıs (şairler) gibi önde gelen şahsiyetlerle ilişkili yiyecek porsiyonları alabiliyor.   Öte yandan cenazeye gelenler de bu inançla yemekleri evlerine götürmekten kaçınıyor. Çünkü yas tutan ailenin yasının evlerine gireceklerine inanıyorlar. 

Selçuklulardan kalan Türk mimari miraslarından biri: 800 yıllık Tol Han Haber

Selçuklulardan kalan Türk mimari miraslarından biri: 800 yıllık Tol Han

Antalya’nın İbradı ilçesine bağlı Ormana köyü yakınlarındaki Tol Han, tarih ve kültür meraklıların yeni durağı oldu. Anadolu Haber Ajansının (AA) 21 Aralık 2024 tarihli haberine göre doğaseverler ve fotoğraf tutkunlarının rotaları arasına giren han, hem doğa hem de fotoğraf severler için tarihî bir rota oluşturuyor. AA muhabirine konuşan İbradı Belediye Başkanı Hatice Sekmen, Tol Han’a ev sahipliği yapan ilçenin bulundurduğu diğer somut kültürel mirasla beraber âdeta bir açık hava müzesi olduğunu belirtti. "Tol Han ova içerisinde Selçuklu dönemine ait bir yapıdır, kervansaraydır. Yıkılmış olmasına rağmen kalıntılarıyla hala çok güzel ve doğal bir görüntüye sahip. Sit alanı olarak korunmakta" ifadelerini kullanan Sekmen ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığının bölgede kazı ve restorasyon çalışması yürütülmesine yönelik projeler planladığının haberini verdi. Bununla beraber Sekmen, Tol Han’ı ulaşımın çok kolay olduğunu vurguladı ve “Tarihiyle, gerçekten görülmesi gereken bir yer. Tarihin yaşatılması, atalarımızdan kalma bu değerlerin ayakta kalması bizim için çok önemli." dedi. 13. YÜZYILDAN GÜNÜMÜZE TOL HAN Torosların çevrelediği, kırlarında yılkı atlarının otlayıp koşturduğu Eynif Ovası’nda yer alan Tol Han; 1220-1237 yıllarında Anadolu Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Alaaddin Keykubat tarafından inşa ettirildi. Selçuklu kervansaraylarının en güzel örneklerinden biri olarak sayılan han; dağlar arasından geçen önemli bir ticaret yolunda bulunan konumuyla, döneminde kervanların uğrak yeri oldu. Klasik Selçuklu mimarisiyle inşa edilen hanın çevre duvarları ve kapıları zamana meydan okuyarak hâlâ ayakta duruyor. Bununla birlikte Tol Han’ı aradan geçen uzun yıllara rağmen ayakta tutan İbradı ilçesinde yer alan Ormana köyü; 2024 yılının Kasım ayında, Dünya Turizm Örgütü tarafından en iyi turizm köyü olarak seçilmişti.

Kazak Türkü kadınların kimeşek başlıklarına özel sergi Haber

Kazak Türkü kadınların kimeşek başlıklarına özel sergi

Kazakistan Ulusal Müzesi, Kazak Türkü Etno-Tasarımcı Tilek Sultan’ın “Kutsal Kimeşek” adlı koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Müzede 14 Aralık 2024 tarihinde gerçekleşen defile sonrasında ziyarete açılan koleksiyonda; Etno-Tasarımcı Sultan tarafından Kazakistan coğrafyasının farklı bölgelerinden toplanan kimeşek başlıklarına ek olarak, Sultan’ın tasarladığı millî kıyafetler, başlıklar ve süs eşyaları da yer alıyor. KİMEŞEK ÜZERİNE ATÖLYE GERÇEKLEŞTİRİLDİ Bununla birlikte defile gününde Sultan, katılımcılar için kimeşek bağlama ve ipek sarma üzerine bir atölye düzenledi. Başörtülerinin şekline ve rengine bakarak kadınların yaşını ve bölgesini tanıma kültürü hakkında bilgiler paylaşan Sultan, katılımcılara kimeşeğin doğru kullanımı ve özellikleri hakkında bilgi verdi. Öte yandan defile kapsamında toplanan kimeşek başlıkları ve tasarlanan geleneksel kıyafet koleksiyonu, Kazakistan Ulusal Müzesi’nde 6 Ocak 2025 tarihine kadar ziyarete açık olacak. KİMEŞEK BAŞLIKLARI Kazak Türkü kadınların geleneksel başlıklarından olan kimeşek, geleneksel başlıklar içerisinde kutsaliyet atfıyla öne çıkar. Öyle ki, konar göçer kültür temelli Kazak kadınları, kimeşeğin üstüne bağladığı sarıkları, onların kefenleri olarak kabul edilir. Kefenlerini başlarında taşıyan Kazak kadınlarının kimeşekleri, yöreye, yaş durumuna ve sosyal durumuna göre değişiklik gösterir. Kazak kültürüne göre çocukluk döneminde, sırma takiya; ergenlik döneminde, ukili takiya; evlenince, salı; çocuk sahibi olduktan bir yıl sonra ise süslemeli kimeşek giyilir. Ayrıca yeni çocuk sahibi olmuş Kazak gelinleri, aldun aşu (önünü açmak) ritüelinden geçerler. Ritüelde uzun bir örtü olan jelekin iki ucu arkaya atılarak bele bağlanır. Kazak sözlü kültüründe yer alan aldı açılgan ayel sözü de bu ritüelden gelir.

Kırım Tatar Nakış Ustası ve Ressam Mayre Lüman, Kırım Tatar geleneksel kıyafetlerinin tarihî ve güncel sorunlarını QHA’ya anlattı Haber

Kırım Tatar Nakış Ustası ve Ressam Mayre Lüman, Kırım Tatar geleneksel kıyafetlerinin tarihî ve güncel sorunlarını QHA’ya anlattı

Geleneksel Kırım Tatar kıyafetleri alanında oldukça kapsamlı ve yol gösterici bir çalışma olan “Kırım Tatar Kostümü ve Onun Sahne Temsilî” isimli resimli kılavuzun iki yazarından biri olan Kırım Tatar nakış ustası ve ressam Mayre Lüman, 13 Aralık 2024 tarihinde Kırım Haber Ajansına (QHA) konuk oldu. Mayre Lüman yayımlanan resimli kılavuzun yazılma sürecini aktararak, geleneksel Kırım Tatar millî kıyafetlerinin tarihsel doğrultuda karşılaştığı asimilasyon sürecini ve güncel sorunlarını değerlendirdi. Kırım Tatar nakış ustası ve ressam Lüman, geleneksel Kırım Tatar kıyafetleri alanında bir çalışma yapılması gerektiğini 20 seneden daha uzun bir süredir düşündüğünü belirterek konuşmalarına başladı. Buna rağmen, var olan kaynakların yeterli olmamasından dolayı uzun zaman çalışmalara başlayamadığını belirten Lüman, bunun üzerine geleneksel halk oyunları alanına yöneldiğini ve bu alanda sahne kıyafetleri tasarlamaya başladığını söyledi. SÜRGÜN MADDÎ KÜLTÜRÜMÜZDE KAYIPLARA YOL AÇTI Bununla beraber 2007 yılından itibaren Kırım’da faaliyet gösteren Kırım Topluluğu ile iş birliği içerisinde çalıştığını söyleyen Lüman, “Kırım Tatar Kostümü ve Onun Sahne Temsilî” isimli resimli kılavuzun ortaya çıkmasında, Kırım Tatar kültürün yaşadığı asimilasyon sorunlarının etkili olduğunu söyledi. Öyle ki Lüman, “Kırım Tatar halkının kültürünü tamamen kaybettiğini söyleyemeyiz fakat kültür bozulmalara uğradı. Bu da çok doğal çünkü halkımız 50 yıl sürgünde, gurbette yaşadı. Aynı bir ağacın toprağından alınıp başka yere ekildiğinde oranın iklimine alışması gibi. Bizim halkımıza da aynı böyle bir süreç geçirdi ve maddi kültürümüzde çok fazla kayıp yaşadık. Daha sonra güzel vatanımız Kırım’a döndük ama bu bozulmalar devam etti. Bu bozulmalar, bilmeyen; bu işle uğraşmayan insanlar için sorun değil ama bilen insanlar için sorun.” ifadelerini kullanarak imkânsızlıklardan dolayı bu alanda çalışan çok az insan olduğunun altını çizdi. TÜRK VE AVRUPALI SEYYAHLARIN ESERLERİNDEN YARARLANDIM Bu imkânsızlıkların ise, Kırım Tatar millî kıyafetleri alanında yapılmış çalışmaların yetersizliğinden veya yapılan çalışmaların ca Rusya topraklarda yaşayan “egzotik” halkları tanıtmak için yapıldığına dikkat çeken Lüman, resimli kılavuzu hazırlarken yararlandığı kaynakları açıkladı. Lüman, Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eserinin kendisi için önemli bir kaynak olduğunu belirterek, Kırım Tatarlarına ilgili bir Rus seyyah olan Markov isimli bir seyyahın eserlerinden yararlandığını söyledi. Lüman aynı zamanda, 19. yüzyılın başında Kırım Yarımadası’na gelip Kırım Tatarlarının arasında yaşayarak onları resmeden Christian Gottfried Heinrich Geißler, Raffet Denis-Auguste-Marie ve Arthur Shkarovsky-Raffe isimli ressamların kitaplarının kendisi için kaynak olduğunu ifade etti. RESİMLİ KILAVUZU DİĞERLERİNDEN AYIRAN GELENEĞİNE UYGUN OLMASI Resimli kılavuzda çizmiş olduğu Kırım Tatar kıyafetlerinde realizmi yakalamaya çalıştığını vurgulayan Lüman, amacının Kırım Tatar kıyafetlerini geleneğine uygun olarak aktarmaya çalıştığını söyledi. İfadelerine “Petersburg şehrindeki Rus Etnografik Müzesi'nde çalışan bir Rus bilim insanı, 2001 yılında Kırım Tatar geleneksel kıyafetleri hakkında bir kitap yazmış. Ve onun eşyalara ulaşmaya, onları incelemeye, onları bilmeye ve araştırmaya imkân vardı. Ama o 19. yüzyılın ve 20. yüzyılın başında giyilen millî kıyafetleri, Rus emperyalist bakış açısıyla yazmış ve Rus kıyafetleri Kırım Tatarlarının millî kıyafetlerine tesir etmiş şeklinde yazmış.” dedi. Bununla birlikte Lüman bu bakış açısının tamamen yanlış olduğunun altını çizdi. 2011 yılında söz konusu müzeye gitmek istediklerini ancak müzenin Kırım Tatarı oldukları için kendilerine yasak olduğunu öğrendiklerini söyledi. TEKLİF UKRAYNA KÜLTÜR VAKFI VE KIRIM AİLESİNDEN GELDİ Aynı şekilde Kırım Tatar Müzesi’nin de Kırım Tatarlarına kapalı olduğunu belirten Lüman, yayımlanan resimli kılavuzun yazılma teklifinin Ukrayna Kültür Vakfı ve Kırım Ailesinin kurucusu Anife Kurtseitova’dan geldiğini açıkladı ve “Proje ilk geldiğinde çok korktum çünkü daha çok fazla bilinmeyen kaynak ve detaylar var. Yine de biz bu kitapla çok fazla şey yapabildik.” ifadelerini kullandı. KIRIM’DAN AVRUPA’YA KIRIM TATAR GELENEKSEL KIYAFETLERİ Öte yandan yayımlanan resimli kılavuzun tıpkı bir yazbozun parçalarını tamamlamak gibi hazırlandığını vurgulayan Lüman, eserin hayata geçiriliş aşamasında karşılaşan ilginç bulguyu şu şekilde ifade etti: Önceden bizim mırzalarımız vardı. Yani hanlardan sonra gelen; toprak sahibi, refah seviyesi yüksek insanlar: Karaçay, Şirin, Ergün sülaleleri… Onların giydiği dış kıyafetlerin (urbaların) kolları arkaya doğrudur. Aynı urba Polonya’nın zenginlerinde de görülür. Ve şimdi belli oluyor ki, onlar o kıyafeti Kırım’dan aynı Osmanlı memleketinden aldı. Hatta böyle bir hikâye var: Bir Polonya elçisi Vatikan’a gitmiş. Elçiyi gören Papa sormuş: ‘Sen Tatar mısın?’. Yani o zamanlar Avrupa’da öyle bir giyim şekli yoktu. Şimdi o kıyafete ‘Kontuş’ deniliyor. Ukrayna’da ise ‘Kuntuş’… Aynı şekilde Ukrayna’da şalvarlar var. Ukraynalılar bana soruyorlar ‘Şalvar bize nasıl geldi?’ diye. Ben diyorum, siz düşününüz… KILAVUZDA DAHA ÖNCE ÇİZİLMEYEN GELENEKSEL KIYAFETLER VAR Öte yandan hazırlanan resimli kılavuzda bu zamana kadar resmedilmemiş bir çorap bağlama şeklinin de var olduğunu belirten Lüman, “Daha önce bir yerde resmini görmedik. Var ama nasıl bağlanıyor? Aşağıda mı, dizlerin üzerinde mi? El yazmalarında yazıyor: ‘Dizlerinin üstünde çorap üstüne sokma şıtan, şıtan’ın içine çorap giyerler. Ve bu çorap bağını da üstüne bağlayıp giyerler.’ Ama çizimi hiçbir yerde yok. Nasıl çizeceğiz? Ama ben ressam olarak onu kolayca gerçeğine uygun olarak tasvir ettim.” dedi. KIRIM TATAR KIYAFETLERİNİN GÜNCEL SORUNLARI Bununla birlikte Lüman Kırım’da ya da Kırım Tatar diasporalarında giyilen millî kıyafetlerin, asimilasyona uğramış olan kıyafetler olduğu belirtti. Lüman, “Şimdi Kırım Tatar millî kıyafetlerini sahnelerde veya bayramlarda görebiliyoruz. Ama hakikî bir tarzda kostüm yaratmak için yeterli bilgi yok. Ayrıca incelemelerimize göre, 18. asrın sonunda asimilasyonun başladığını anladık. Ve onun doruk noktası 20. asrın 80’li senelerinde oldu. Sovyetlerin propagandası için bir çizgi vardı; ressamlar kıyafetleri kendi kafalarına göre resmettiler. Böyle çok güzel olsun, çok parlak olsun. Mesela bizim elbiselerin aşağısında nakış olmaz. Anterin (gömleğin üzerine giyilen bel kısmı açık cübbe) uzun örnekli bir kumaşı vardı o kadar. Ve onlar etrafı şertli (şeritli) süslenen kostümlerdi. Ama Sovyetler Birliği devrinde süslemesi daha parlak olsun denildi. Şimdi Sovyetlerden ayrılan Özbekistan, Kazakistan, Gürcistan…Hepsi aynı sorunu yaşıyor.” değerlendirmesini yaparak, Kırım Tatarlarının bu asimilasyon sürecini birçok defa yaşadığını söyledi. Bununla beraber Kırım Tatarlarının geleneksel kıyafetlerini gelecek nesillere aktarabilmesi için çalışması gerektiğini belirten Lüman, “Bu bir başlangıç, bir adım. Ben ve müellifdeşim bu eseri hazırladığımız için çok memnunuz. Ve biz isteriz ki bu eser, gelecekte bizim neslimize bir kaynak olur ve kostümlerimizle alakalı doğru çalışmalar yapılır.” ifadelerini kullanarak, Romanya ve Türkiye’de bulunan Kırım tatar diasporalarında Türkçe dilinde çalışmalar yapmak istediklerini belirtti.

Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
logo
QHA - Kırım Haber Ajansı En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.