SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Geleneksel

QHA - Kırım Haber Ajansı - Geleneksel haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Geleneksel haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Teknemizde çiçekler açıyor: Geleneksel ebru sanatı ustası Nurhan Tutum’dan QHA’ya özel röportaj Haber

Teknemizde çiçekler açıyor: Geleneksel ebru sanatı ustası Nurhan Tutum’dan QHA’ya özel röportaj

Geleneksel Türk el sanatları, geçmişten günümüze uzanan köklü bir miras olup, estetik ve kültürel değeriyle toplumun kimliğini yansıtan önemli unsurlar arasında yer alır. Öyle ki, Türk el sanatları; Türkistan’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan ise tüm dünyaya kadim Türk kültürünü iletir. Bu yüzden Türk kültürünün ilmek ilmek işlenmesiyle icra edilen el sanatları, sadece estetik açıdan değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel kimliğin bir parçası olarak da büyük bir önem arz eder.  Geleneksel Türk el sanatlarından biri olan ebru sanatı ise, kendine has incelikleriyle el sanatları arasında farklı bir yere konumlanır. Ebru Ustası Nurhan Tutum, bu sanatın tarihini, geleneğini, icrasını ve inceliklerini Kırım Haber Ajansına (QHA) anlattı. UZUN BİR COĞRAFYADA “TÜRK KÂĞIDI” Ebru Ustası Tutum, sözlerine ebrunun Türk geleneksel sanatının süsleme sanatlarından biri olduğunu belirterek başladı. Tutum bu bağlamda ebrunun, ilk olarak Kur’an-ı Kerim’in kapaklarını süslemek için kullanıldığı kaydetti ve ebrunun ortaya çıkış hikâyesine şu şekilde aktardı: Çağataycada ‘ebre’ yani ‘damar’ anlamına gelir ve ilk defa orada duyulur. Daha sonrasında Türkmenistan’dan İran’a geçtiği söylenir. Farsçada ismi ‘abra’dır yani ‘su yüzü’dür. İran’dan ise ticaret yoluyla Osmanlı’ya geliyor; ebru adını alarak devam ediyor. Ondan sonra da esas olarak burada canlanıyor ve buradan Batı ülkelerine geçiyor. Hatta Batı’da ‘Türk kâğıdı’ olarak kullanılıyor. Osmanlı’da ilk olarak Şeyh Hatîb Mehmed Efendi tarafından yapıldığı biliniyor. Biz ‘Hatîb ebrusu’nu ilk olarak ondan duyuyoruz. Ondan sonra ebru gelişiyor. Ebrunun esası buradan geliyor. Suyun üzerine yapılan ebru sanatının çok ayrı bir dünya olduğunu vurgulayan Tutum, suyun ve boyanın insanı “başka bir dünyaya” götürdüğünü söyledi. Aynı zamanda bu sanatın insanın ruhunu rahatlattığını ve bu sebeple de ruhsal hastalıkları iyileştirmede kullanıldığını aktardı. ÇİÇEKLERLER SUYUN ÜZERİNE DOĞAL MALZEMELERLE YAPILIYOR Tutum sözlerine ebru sanatında kullanılan malzemelerin özelliklerini anlatarak devam etti. Tutum, geven otunun köklerinden elde edilen suyun kurutularak toz hâline getirildiğini daha sonrasında su ile uzun süre karıştırılarak ebru suyunun elde edildiğini kaydetti. Öte yandan Tutum, elde edilen yoğunlaşmış suyun ebru sanatının icrasından önce hazırlanması gerektiğine, bir gün bekletilmesinin uygun olduğuna vurgu yaptı ve böylece ebru boyasının su yüzeyinde kaldığını aktardı. Bununla birlikte Tutum, elde edilen ebru suyuna su değil “kitre”; kullanılan kaba ise “tekne” adının verildiğini ifade etti. “GEVEN VE ÖD YOKSA EBRU OLMAZ” Ebru boyalarının kök boya başka bir deyişle doğal boyalar olduğunu söyleyen Ebru Ustası, toz hâldeki boyaların, düzgün bir mermer üstünde “dest-i seng” (el taşı) ile sekiz şeklindeki hareketlerle ezilerek hazırlandığını, boyaların açılması ve yüzeyde kalması için “öd” (sığırın safra sıvısı) kullanıldığını belirtti.  Tutum bu bağlamda, “Öd ile damıtılan boya suyun yüzeyine yayılır ve orada kalır. Geven ve öd yoksa ebru olmaz. Hakikisi budur.” şeklinde konuştu. Tutum, ifadelerine ebru sanatında kullanılan fırçaların özelliklerini anlatarak devam etti. Bu çerçevede kullanılan fırçaların da tamamen doğal malzemelerden elde edildiğini kaydetti ve “Fırçalar at kılığından, sapı ise gül ağacının dalından yapılır. Gül ağacının antiseptik özelliği vardır. Boyanın mikrop almasını, küflenmesini önler ve de hafiftir. Yaşlı atların kıllarından elde edilen kılın içinde ise oluklar vardır. Ve bu boyalı suya batırıp çıkardığımız zaman sıkarız onu, fazla suyunu atar ama elinizle vurduğunuz zaman yavaş yavaş içindeki o oluklardan da gelmeye başlar. At kılığın özelliği budur.” cümlelerini sarf etti. Bununla birlikte fırçaların sadece boyaları suyun üzerine atmak için kullanıldığını belirten Tutum, ebru motiflerinin çeşitli kalınlarda ve yapılarda bulunan “bizlerle” ve değişik diş aralıkları olan “taraklarla” yapıldığını kaydetti.  BİR USTANIN EBRUYU BULMA HİKÂYESİ Ebru Ustası Tutum, ebru sanatıyla hayatının kesişme noktasını ise şu şekilde aktardı: O zamanlar Kırıkkale’de oturuyordum. Arkadaşımın bir sergisi için Ankara’ya geldim. Ebruyu ilk gördüğüm anda, hani öyle âşık olursunuz ya, gözümün önünden hiç gitmedi. Tabii o zamanlar böyle dersler, kurslar falan yok. Bir zaman sonra İstanbul’a gitmeye ve Caferağa Medresesi’nde Tüzin Tiryakî Hoca’dan ders almaya başladım. Sonra Ankara’da Kültür ve Turizm Bakanlığında birçok hocadan ders aldım. Ama en sonunda bu dersleri birleştirip tekrar İstanbul'a gittim. Yani bütün birikimlerimle tekrar Tüzün Tiryakî'ye gittim. Orada epey bir çalışma yaptık. O çalışmanın ardından sergi açma kararı aldık. İlk sergimi hocamın Ankara’da ilk sergisini açtığı yerde, Ankara Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezinde (ANKÜSEM) açtım. Ve ondan sonra başladı hayatım. “EBRU ADANMIŞLIK İSTER” Sanatın öğrenilme sürecinin nasıl geliştiğinden bahseden Tutum bu çerçevede ebru sanatının öğrenilmesi için asla “ben yaptım oldu” zihniyetine girilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Ebru sanatının bir kimyası, matematiği ve aşkı olduğunu bildiren Ebru Ustası, ebrunun adanmışlık istediğini söyledi ve şu şekilde devam etti: Bitse de gitsek havasına girdiğimizde olmuyor zaten. O zaman yaptığınız işten verim alamıyorsunuz. Kendinizi vermeli ve istemelisiniz. Bir çırak olarak ustan ile iletişimin olması bu yüzden çok önemli. Usta ile çırak aynı frekansta olmalıdır, bu şekilde verim alınır. Çok şükür benim çalıştıklarımın çoğuyla ruhen anlaştık; anlaşamadığımızla ara verdik. Alan alıyor. Alanı benim için çok keyifli… Alan insanlarla çalışmak, aynı şeyden zevk almak. Saatlerce çalışsam ben hiç yorulmuyorum onlarla. Aynı zamanda bu sanatın dokunarak ve hissederek öğrenildiğine vurgu yapan Ebru Ustası, “Ona dokunmanız, onu hissetmeniz, kitleyi hissetmeniz lazım. Elinizle hissetmeniz lazım, eldiven falan değil. Yani onunla ten temasınızın uyuşması gerekiyor. Ve bu ten temasında da ellerinizin temiz olması lazım. Dikkatli ve temiz olmak lazım.” ifadelerini kullandı. “EBRU HAYATIN OLUŞUMU GİBİ SU İLE BAŞLIYOR” Tutum, ebrunun başlangıcının hayatının oluşumu gibi su damlası ile başladığını ve o suyun ise, icrayı yönlendirdiğini söyledi. Bir şekilde ebrunun icracısıyla iletişimde olduğunu belirten Tutum, eğer canı istemezse teknelerin açılmadığını ve ebru yapmaya izin vermediğini ifade etti.  Bazen ise ebrunun çok güzel renkler verdiğini söyleyen Ebru Ustası, “O zaman çalışabildiğiniz kadar çalışın. Geleneksel sanatlar kabiliyet değil, çalışma ister. İllaki çalışma… Elinizin alışması gerekiyor. Fırçayı tuttuğunuz zaman birleşmeniz lazım, bütün olmanız lazım. Ve ne istediğinizi, sevginizi, her şeyinizi orada hallediyorsunuz. Bütün düşüncelerden arınıyorsunuz. Kötülükten arınıyorsunuz; fesatlık aklınıza gelmiyor. Bütün o boyalarla hemhâl oluyorsunuz çünkü... İşte o zaman güzel şeyler çıkıyor. Bir bakıyorsunuz ki bir anda çıkmış. Anlamıyorsunuz nasıl olduğunu. Evinizi asıyorsunuz ve sürekli bakıyorsunuz. Baktığınız zaman hep gerilere gidersiniz. Yani başa dönersiniz. O başa döndüğünüz heyecanı tekrar yakalarsınız. Zaten o heyecan bittiği zaman ebru artık ebru değil. Bütün geleneksel sanatlar da budur. Heyecan olması lazım içinizde. Sonradan böyle olmuyor. Onu yaşamanız lazım. Onunla yaşamanız lazım.” cümlelerini kullandı. AHENK VE ORAN TEKNEDE ÇİÇEKLER AÇTIRIYOR Aynı zamanda Tutum, ebru sanatının insanı sakinleştiren bir sanat olduğunu ifade etti. Tutum, bu sanatın acele isteklere cevap vermediğini yineledi ve ebrunun hayat gibi ahenkli ve orantılı olması gerektiğini ifadelerine ekledi. Ayrıca Tutum, “O kadar diyorum ya, biz onunla birleştik ki yani birbirimize. Bazen kızıyorum. Niye yapmıyorsun? Niye vermiyorsun? Ama çok seviyorum. Yani bendeki bir ebru aşkı. Aşk diyorum.” şeklinde konuştu. Tutum ifadelerinin devamında ebru sanatının insandan benlik duygusunu aldığını ve bu “farklı dünyanın” paylaşımı öğrettiğini belirterek, “Herkesin teknelerinde çiçekler açsın.” temennisiyle sözlerini noktalandırdı.

Kırım Tatar Nakış Ustası ve Ressam Mayre Lüman, Kırım Tatar geleneksel kıyafetlerinin tarihî ve güncel sorunlarını QHA’ya anlattı Haber

Kırım Tatar Nakış Ustası ve Ressam Mayre Lüman, Kırım Tatar geleneksel kıyafetlerinin tarihî ve güncel sorunlarını QHA’ya anlattı

Geleneksel Kırım Tatar kıyafetleri alanında oldukça kapsamlı ve yol gösterici bir çalışma olan “Kırım Tatar Kostümü ve Onun Sahne Temsilî” isimli resimli kılavuzun iki yazarından biri olan Kırım Tatar nakış ustası ve ressam Mayre Lüman, 13 Aralık 2024 tarihinde Kırım Haber Ajansına (QHA) konuk oldu. Mayre Lüman yayımlanan resimli kılavuzun yazılma sürecini aktararak, geleneksel Kırım Tatar millî kıyafetlerinin tarihsel doğrultuda karşılaştığı asimilasyon sürecini ve güncel sorunlarını değerlendirdi. Kırım Tatar nakış ustası ve ressam Lüman, geleneksel Kırım Tatar kıyafetleri alanında bir çalışma yapılması gerektiğini 20 seneden daha uzun bir süredir düşündüğünü belirterek konuşmalarına başladı. Buna rağmen, var olan kaynakların yeterli olmamasından dolayı uzun zaman çalışmalara başlayamadığını belirten Lüman, bunun üzerine geleneksel halk oyunları alanına yöneldiğini ve bu alanda sahne kıyafetleri tasarlamaya başladığını söyledi. SÜRGÜN MADDÎ KÜLTÜRÜMÜZDE KAYIPLARA YOL AÇTI Bununla beraber 2007 yılından itibaren Kırım’da faaliyet gösteren Kırım Topluluğu ile iş birliği içerisinde çalıştığını söyleyen Lüman, “Kırım Tatar Kostümü ve Onun Sahne Temsilî” isimli resimli kılavuzun ortaya çıkmasında, Kırım Tatar kültürün yaşadığı asimilasyon sorunlarının etkili olduğunu söyledi. Öyle ki Lüman, “Kırım Tatar halkının kültürünü tamamen kaybettiğini söyleyemeyiz fakat kültür bozulmalara uğradı. Bu da çok doğal çünkü halkımız 50 yıl sürgünde, gurbette yaşadı. Aynı bir ağacın toprağından alınıp başka yere ekildiğinde oranın iklimine alışması gibi. Bizim halkımıza da aynı böyle bir süreç geçirdi ve maddi kültürümüzde çok fazla kayıp yaşadık. Daha sonra güzel vatanımız Kırım’a döndük ama bu bozulmalar devam etti. Bu bozulmalar, bilmeyen; bu işle uğraşmayan insanlar için sorun değil ama bilen insanlar için sorun.” ifadelerini kullanarak imkânsızlıklardan dolayı bu alanda çalışan çok az insan olduğunun altını çizdi. TÜRK VE AVRUPALI SEYYAHLARIN ESERLERİNDEN YARARLANDIM Bu imkânsızlıkların ise, Kırım Tatar millî kıyafetleri alanında yapılmış çalışmaların yetersizliğinden veya yapılan çalışmaların ca Rusya topraklarda yaşayan “egzotik” halkları tanıtmak için yapıldığına dikkat çeken Lüman, resimli kılavuzu hazırlarken yararlandığı kaynakları açıkladı. Lüman, Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eserinin kendisi için önemli bir kaynak olduğunu belirterek, Kırım Tatarlarına ilgili bir Rus seyyah olan Markov isimli bir seyyahın eserlerinden yararlandığını söyledi. Lüman aynı zamanda, 19. yüzyılın başında Kırım Yarımadası’na gelip Kırım Tatarlarının arasında yaşayarak onları resmeden Christian Gottfried Heinrich Geißler, Raffet Denis-Auguste-Marie ve Arthur Shkarovsky-Raffe isimli ressamların kitaplarının kendisi için kaynak olduğunu ifade etti. RESİMLİ KILAVUZU DİĞERLERİNDEN AYIRAN GELENEĞİNE UYGUN OLMASI Resimli kılavuzda çizmiş olduğu Kırım Tatar kıyafetlerinde realizmi yakalamaya çalıştığını vurgulayan Lüman, amacının Kırım Tatar kıyafetlerini geleneğine uygun olarak aktarmaya çalıştığını söyledi. İfadelerine “Petersburg şehrindeki Rus Etnografik Müzesi'nde çalışan bir Rus bilim insanı, 2001 yılında Kırım Tatar geleneksel kıyafetleri hakkında bir kitap yazmış. Ve onun eşyalara ulaşmaya, onları incelemeye, onları bilmeye ve araştırmaya imkân vardı. Ama o 19. yüzyılın ve 20. yüzyılın başında giyilen millî kıyafetleri, Rus emperyalist bakış açısıyla yazmış ve Rus kıyafetleri Kırım Tatarlarının millî kıyafetlerine tesir etmiş şeklinde yazmış.” dedi. Bununla birlikte Lüman bu bakış açısının tamamen yanlış olduğunun altını çizdi. 2011 yılında söz konusu müzeye gitmek istediklerini ancak müzenin Kırım Tatarı oldukları için kendilerine yasak olduğunu öğrendiklerini söyledi. TEKLİF UKRAYNA KÜLTÜR VAKFI VE KIRIM AİLESİNDEN GELDİ Aynı şekilde Kırım Tatar Müzesi’nin de Kırım Tatarlarına kapalı olduğunu belirten Lüman, yayımlanan resimli kılavuzun yazılma teklifinin Ukrayna Kültür Vakfı ve Kırım Ailesinin kurucusu Anife Kurtseitova’dan geldiğini açıkladı ve “Proje ilk geldiğinde çok korktum çünkü daha çok fazla bilinmeyen kaynak ve detaylar var. Yine de biz bu kitapla çok fazla şey yapabildik.” ifadelerini kullandı. KIRIM’DAN AVRUPA’YA KIRIM TATAR GELENEKSEL KIYAFETLERİ Öte yandan yayımlanan resimli kılavuzun tıpkı bir yazbozun parçalarını tamamlamak gibi hazırlandığını vurgulayan Lüman, eserin hayata geçiriliş aşamasında karşılaşan ilginç bulguyu şu şekilde ifade etti: Önceden bizim mırzalarımız vardı. Yani hanlardan sonra gelen; toprak sahibi, refah seviyesi yüksek insanlar: Karaçay, Şirin, Ergün sülaleleri… Onların giydiği dış kıyafetlerin (urbaların) kolları arkaya doğrudur. Aynı urba Polonya’nın zenginlerinde de görülür. Ve şimdi belli oluyor ki, onlar o kıyafeti Kırım’dan aynı Osmanlı memleketinden aldı. Hatta böyle bir hikâye var: Bir Polonya elçisi Vatikan’a gitmiş. Elçiyi gören Papa sormuş: ‘Sen Tatar mısın?’. Yani o zamanlar Avrupa’da öyle bir giyim şekli yoktu. Şimdi o kıyafete ‘Kontuş’ deniliyor. Ukrayna’da ise ‘Kuntuş’… Aynı şekilde Ukrayna’da şalvarlar var. Ukraynalılar bana soruyorlar ‘Şalvar bize nasıl geldi?’ diye. Ben diyorum, siz düşününüz… KILAVUZDA DAHA ÖNCE ÇİZİLMEYEN GELENEKSEL KIYAFETLER VAR Öte yandan hazırlanan resimli kılavuzda bu zamana kadar resmedilmemiş bir çorap bağlama şeklinin de var olduğunu belirten Lüman, “Daha önce bir yerde resmini görmedik. Var ama nasıl bağlanıyor? Aşağıda mı, dizlerin üzerinde mi? El yazmalarında yazıyor: ‘Dizlerinin üstünde çorap üstüne sokma şıtan, şıtan’ın içine çorap giyerler. Ve bu çorap bağını da üstüne bağlayıp giyerler.’ Ama çizimi hiçbir yerde yok. Nasıl çizeceğiz? Ama ben ressam olarak onu kolayca gerçeğine uygun olarak tasvir ettim.” dedi. KIRIM TATAR KIYAFETLERİNİN GÜNCEL SORUNLARI Bununla birlikte Lüman Kırım’da ya da Kırım Tatar diasporalarında giyilen millî kıyafetlerin, asimilasyona uğramış olan kıyafetler olduğu belirtti. Lüman, “Şimdi Kırım Tatar millî kıyafetlerini sahnelerde veya bayramlarda görebiliyoruz. Ama hakikî bir tarzda kostüm yaratmak için yeterli bilgi yok. Ayrıca incelemelerimize göre, 18. asrın sonunda asimilasyonun başladığını anladık. Ve onun doruk noktası 20. asrın 80’li senelerinde oldu. Sovyetlerin propagandası için bir çizgi vardı; ressamlar kıyafetleri kendi kafalarına göre resmettiler. Böyle çok güzel olsun, çok parlak olsun. Mesela bizim elbiselerin aşağısında nakış olmaz. Anterin (gömleğin üzerine giyilen bel kısmı açık cübbe) uzun örnekli bir kumaşı vardı o kadar. Ve onlar etrafı şertli (şeritli) süslenen kostümlerdi. Ama Sovyetler Birliği devrinde süslemesi daha parlak olsun denildi. Şimdi Sovyetlerden ayrılan Özbekistan, Kazakistan, Gürcistan…Hepsi aynı sorunu yaşıyor.” değerlendirmesini yaparak, Kırım Tatarlarının bu asimilasyon sürecini birçok defa yaşadığını söyledi. Bununla beraber Kırım Tatarlarının geleneksel kıyafetlerini gelecek nesillere aktarabilmesi için çalışması gerektiğini belirten Lüman, “Bu bir başlangıç, bir adım. Ben ve müellifdeşim bu eseri hazırladığımız için çok memnunuz. Ve biz isteriz ki bu eser, gelecekte bizim neslimize bir kaynak olur ve kostümlerimizle alakalı doğru çalışmalar yapılır.” ifadelerini kullanarak, Romanya ve Türkiye’de bulunan Kırım tatar diasporalarında Türkçe dilinde çalışmalar yapmak istediklerini belirtti.

Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
logo
QHA - Kırım Haber Ajansı En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.