Davutoğlu: En önemli husus, Kırımlıların tekrar sürgün yaşamaması ve Ukrayna'nın toprak bütünlüğüdür

Güncel
E. K.
09 Mart 2021, 10:04
E. K.
09 Mart 2021, 10:04

Türkiye’nin eski Başbakan ve Dışişleri Bakanı, Gelecek Partisi kurucusu ve Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu QHA’ya özel mülakat verdi. Türkiye’nin Kırım’ın işgaline karşı tutumu, Kırım’ın asli unsuru Kırım Tatarlarına verilen destek, Rusya-Türkiye ilişkileri, Çin’in Doğu Türkistan’daki baskıları ve Dağlık Karabağ gibi pek çok konuda önemli açıklamalarda bulunan Davutoğlu, “Türkiye, Kırım Platformunda öncü bir rol üstlenmeli” diye konuştu.

Ukrayna’ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti, 7 yıldır Rus işgali altında. Türkiye, Rusya’nın yasa dışı işgalini ve ilhak girişimini tanımadı ve her platformda Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne desteğini sürdürdü. Rusya’nın işgali başladığında Türkiye Dışişleri Bakanlığı ve daha sonra Başbakanlık görevlerini icra eden Gelecek Partisi kurucusu ve Genel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, Kırım’ın işgali sırasında ve sonrasında yaşananları Kırım Haber Ajansı’na (QHA) anlattı. Davutoğlu, “Tatar kardeşlerimizin, soydaşlarımızın huzur içinde kendi ata yurtlarında yaşaması ve Kırım’ın Ukrayna’nın toprak bütünlüğü içinde, barış içinde yaşaması en asli politikalarımızdan biridir” ifadeleriyle, Kırım’ın işgaliyle ilgili bugünde de devam Türkiye’nin değişmez politikasındaki düşünceyi ortaya bir kez daha koydu.

Türkiye’nin eski Başbakanı, eski Dışişleri Bakanı ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ile gerçekleştirdiğimiz mülakatımızın tamamı:

Kırım’ın işgali sürecinde Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanıydınız, sonra Başbakan oldunuz. Kırım işgal edildiğinde ilk tepkiniz ne oldu? O dönemde Türkiye, ilk anda nasıl bir tavır sergileme kararı aldı?

Kırım bizim için uluslararası mesele olmanın ötesinde, yüreğimizdeki meseledir. Bizim gençliğimizden itibaren Kırım’da kültürümüzün sürmesi, oradaki Kırım Tatarlarının sürgününün sona ermesi büyük idealdi. 1970’li yılların sonlarında Mustafa Cemiloğlu Ağa’nın öldüğü haberi gelince hepimiz gösteriler yapmış, protesto etmiştik. Sonra hepimiz çok mutlu olduk, Kırım sürgünü bitti ve Kırımlılar ülkelerine, ana yurtlarına, vatanlarına döndüler.

Dolayısıyla Türkiye için, benim için Dışişleri Bakanı olarak oradaki Tatar kardeşlerimizin, soydaşlarımızın huzur içinde kendi ata yurtlarında yaşaması ve Kırım’ın Ukrayna’nın toprak bütünlüğü içinde, barış içinde yaşaması en asli politikalarımızdan biri oldu. Bu sebeple de her türlü desteği verdik. Dışişleri Bakanıyken de bu destekleri herkes bilir. Rahmetli Cengiz Dağcı’nın cenazesini Kırım’a getirme gerekçelerinin başında, Türkçe’nin güçlü isimlerinden, büyük edebiyatçının naaşını ata topraklarına tevdi ederken, defnederken de hep oradaki köklerin sabit kalmasıydı.

Kırım Tatarlarının kökleri o topraklarda. Dolayısıyla hiçbir zaman, Kırım Tatarlarının kültürel kimliklerini ve topraklarına olan aidiyetine yönelik hiçbir politikaya karşı sessiz kalmadık. Ukrayna’da savaşın başlaması sonrasında Kırım’a dönük olarak bu işgalin de gündeme gelmesi, önce fiili bir durum yaratılması, sonra referandum ve işgale kadar giden süreçlerde de bütün bunlarda da çok açık ve net tavrımız oldu. Asli olarak Kırım Tatarlarının hak ve hukukunun korunması, ikinci olarak da Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunması. Çünkü bir kere sınırlarla oynamaya başladığınızda bunun sonu olmaz.

Çok açık ve net tavrımızı Rusya nezdinde de, o zaman Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la bu konuları farklı zeminlerde hep konuştuk. Rusya da bu konularda bizim prensibimizi bildi, tutumumuzu açık olarak gördü. Şu anda da aynı çizginin devam ettiğini düşünüyorum.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu

O zaman Rusya ile ilişkilerimiz iyiydi ama Rusya ile bu ilişkilerimizin iyi olması, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün ihlal edilmesine ve Kırım’daki soydaşlarımızın hak ve hukuklarının tehlike altına alınmasına sessiz kalmamız anlamına gelmezdi. Çok açık ve net tavrımızı Rusya nezdinde de, o zaman Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la bu konuları farklı zeminlerde hep konuştuk. Rusya da bu konularda bizim prensibimizi bildi, tutumumuzu açık olarak gördü. Şu anda da aynı çizginin devam ettiğini düşünüyorum.

YAPTIRIMLAR KONUSUNDA BATI İLE AYNI POZİSYON ALINMADI, ÇÜNKÜ…

Rusya’nın Kırım’ın işgalini meşrulaştırmak amacıyla 16 Mart 2014 tarihinde düzenlediği sözde referandumla birlikte Avrupa ve birçok Batı ülkesi işgale karşı Rusya’ya yaptırım kararlarına katılırken; Türkiye de işgali ve sözde referandumu tanımadığı, yasa dışı bulduğu halde neden yaptırımlara katılma kararı almadı?

Şimdi orada esas olan, önemli olan işgalin tanınmamasıdır. Bir taraftan da tabii Kırım’daki Tatar soydaşlarımıza bizim erişimimizin de engellenmemesi lazım, onun sürmesi lazım. Oradaki Tatar soydaşlarımızın, kardeşlerimizin hukukunu korumak icap ediyordu. Bu bağlamda tabii, yaptırımlarla aynı pozisyonu almadık ama şunu da düzeltmek lazım… Türkiye’nin Kırım’daki politikası, Rusya nezdinde belki de en fazla etkili olacak politikadır ve o konuda da Ukrayna’nın toprak bütünlüğü bağlamındaki politikamız hiç değişmedi ve kararlı tavrımızı sürdürdük. Ben ayrıldıktan sonra da aynı politikanın sürdüğünü, bir değişiklik olmadığını görüyorum. Ama Rusya ile bu konuların çok daha açık bir şekilde konuşulması, soydaşlarımızın, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün teminat altına alınması hususunun net bir şekilde ifade edilmesi lazım.

Bu kararda Rusya ile ekonomik ilişkilerin, Suriye politikasının etkisi oldu mu?


Tabii ki zamanla olmuştur. Benden sonraki gelişmeleri dediğim gibi takip edemedim. Ama o zaman için biz mümkün olduğu kadar Rusya ile ilişkilerimizi kullanarak Kırım’da soydaşlarımızın bir kez daha sürgüne tabi tutulmamaları, haklarının, hukuklarının, topraklarının korunması ve bununla birlikte Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ilkesinin benimsenmesi için çaba sarf ettik.

Oradaki Tatar soydaşlarımıza yapılacak her yanlış uygulamaya karşı çıkarız ve Kırım’ı Ukrayna’nın toprak bütünlüğü içinde değerlendiririz.

Başbakanlığınız döneminde Türkiye, işgal altındaki Kırım’a bir heyet göndererek rapor hazırladı. Rusya’yı ciddi anlamda rahatsız eden bu rapora karşı Kremlin yönetiminden nasıl bir tepki geldi? Rusya bu raporu etkilemeye çalıştı mı?


O zaman Rusya’ya dönük eleştirilerimiz olunca “gelin inceleyin” diye bir teklif geldi. Tabii bizim için önemli olan dediğim gibi kalıcı olacak oradaki Tatar soydaşlarımızın topraklarına kök salmasıdır. Esas olan odur. O zaman bir heyetle bunlar tescil edildi, yanlış uygulamaların tümü tespit edildi, çünkü bunlar biraz da uluslararası hukuk kuralları. Tabii gerekli çalışmalar yapıldı. Ama Türk-Rus ilişkilerinin genel seyrini etkileyecek şekilde bir gelişme olmadı, çünkü bizim açık ve net tavrımız eskiden beri belliydi. Şahsen benim tavrım da, Türkiye Cumhuriyeti’nin tavrı da bellidir. Oradaki Tatar soydaşlarımıza yapılacak her yanlış uygulamaya karşı çıkarız ve Kırım’ı Ukrayna’nın toprak bütünlüğü içinde değerlendiririz. Bunda hiçbir şekilde tutum değişikliğine gidilmedi, gidilmez de. Etkileme çabası olmaz mı? Olur tabii, etkilemeye çalışılır tabii ama nihayetinde giden arkadaşlarımız ve o gün o raporu yazanlar bunu objektif, var olan gerçeklik ne ise onu yazdılar. Burada bir etkilenmeye izin vermezdik zaten.


“TÜRKİYE, KIRIM PLATFORMU’NDA ÖNCÜ BİR ROL ÜSTLENMELİDİR”

Türkiye’nin Ukrayna ile ekonomik, savunma, güvenlik ve siyasi anlamda yakın ilişkileri malumunuz. Ukrayna’nın Kırım’ın işgaline son vermek adına uluslararası çabaları birleştirmek amacıyla kurmayı planladığı Kırım Platformu’na Türkiye’nin de destek vermesi bekleniyor. Türkiye, Kırım Platformu’nda nasıl bir rol üstlenmelidir?

Kırım’la ilgili her platforma Türkiye’nin katılması doğru olur. Tek şartla tabii… Ukrayna’nın rızası ve onlarla istişare edecek şekilde yürütülmesi önemli, çünkü bizim için Kırım, Ukrayna toprağıdır. O bağlamda da Kırım Tatarlarının haklarını savunacak şekilde de mutlaka bu tür platformlara katılmalı. Öncü bir rol üstlenmelidir. Ukrayna ile Türkiye birlikte uluslararası girişimlerde bulunması lazım Kırım’la ilgili. Sadece izleyici, gözlemci değil, bu platformun öncü ülkelerinden biri olarak rol üstlenmeli. Şu andaki hükumetin tutumunu bilmiyorum ama Türkiye Kırım’la ilgili her konuda açık ve net bir şekilde gözlemci bir ülke gibi değil, bu işi sahiplenen öncü bir ülke olarak rol üstlenmeli.


Kırım’ın 2014 yılında işgal edilmesinden bu yana 7 yıl geçti. Bu süreçte, başta Kırım’ın yerli halkı Kırım Tatarlarına karşı olmak üzere yaşanan insan hakları ihlalleri ve Rusya’nın baskıları hakkında ne düşünüyorsunuz?


Dünyada maalesef insan hakları ihlalleri her yere sirayet etmiş durumda. Çin’de de Uygurlara dönük olarak açık bir insan hakları ihlalleri, katliamlar, birçok ülkenin soykırım olarak gördüğü uygulamalar var. Kırım’da da insan hakları ihlali var. Bu anlamda başta Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi olmak üzere tüm uluslararası platformlarda dile getirilmesi lazım. İnsan hakları ihlallerinin önce raporlandırılması sonra da uluslararası toplumla paylaştırılması lazım. Bu insan hakları ihlalleri sadece güvenlik, asayiş bağlamında olmaz, en önemlisi bence toprak emniyeti, yani Kırımlıların bir daha tekrar sürgün yaşamaması, yerleştikleri toprakların tapularının taahhüt altına alınmasıdır, en önemli husus budur. Bu çerçevede de sivil toplum kuruluşları nezdinde, ülkeler nezdinde ve Birleşmiş Milletler mekanizmaları nezdinde, tabii Avrupa Konseyi de bunun parçası, Avrupa Konseyi mekanizmaları çerçevesinde bu insan hakları ihlalleri gündeme getirilmeli ve takip edilmeli.

“KIRIM TATARLARI, TÜRK DÜNYASININ ASLİ UNSURLARIDIR”


Rus işgali altındaki Kırım’da yaşanan insan hakları ihlallerine karşı uluslararası platformlarda Türk ülkelerinin (Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan, Türkmenistan) Rusya’ya karşı net bir tavır alamaması ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne yönelik destek vermemesini nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Orta Asya cumhuriyetileri ve Türk Konseyini kastediyorsanız onların kendilerine sormak lazım bu konuları. Tabii biz Türkiye Cumhuriyet olarak o zaman da çok net tavır sergiledik. Rusya ile ilişkilerin mutlaka etkisi vardır. Ve de eskiden beri gelen tabii Sovyetler Birliği sistemi içinde ortaya çıkmış ilişkilerin etkileri vardır. Ama en önemli şey burada Kırım Tatarları, Türk Dünyasının asli unsurlarıdır… Ve Türkçe’nin de Türk kültürünün de en köklü şekilde yaşadığı yerlerden birisi Kırım’dır. Dolayısıyla bütün Türk cumhuriyetlerinin Kırım’a sahip çıkması gerekir.

Şu durumda sahip çıkıyorlar mı?

Çıkmıyorlar maalesef. Bu dediğim gibi bazı uluslararası, onlar açısından uluslararası ilişkilerin realiteleri veya ikili ilişkilerden doğan etkilenmeler olabilir. Maalesef aynı şey bugün Doğu Türkistan’daki Uygur kardeşlerimiz için de söz konusu. Bütün dünyada ağır eleştiriler yapılıyor Çin’e karşı, Uygur Türkleri sahipleniliyor ama maalesef Türki cumhuriyetler dediğimiz, tam da bu Uygurların ve Tatarların asli unsur olduğu Türk Dünyasının devletlerinin, istediğimiz ölçüde sahip çıktıklarını söylemek çok zor.

Rusya’nın Kırım’ı işgal ettikten sonra yarımadayı askeri üsse dönüştürmesi ve aşırı silahlandırmasını Türkiye için tehdit olarak görüyor musunuz?

Tabii Karadeniz’de Türkiye ile Rusya arasındaki, Kırım’dan bağımsız olarak söylüyorum, askeri ilişkilerin Karadeniz’de ve çevresinde, askeri denge sadece Türkiye-Rusya değil, Rusya-NATO ilişkilerinin de bir parçası. Dolayısıyla dengenin bozulmasını oluşturabileceği riskleri sadece Türkiye’de değil, NATO’da da değerlendirilmesi icap eden bir husus çünkü Karadeniz kendine has, içinde ve çevresinde ortak güvenlik mekanizmaları var. Türkiye’nin Rusya’yla birlikte de içinde olduğu, genel olarak da Karadeniz ülkelerinin içinde olduğu güvenlik mekanizmaları, Rusya’nın onlara halel getirecek uygulamalardan kaçınması lazımdır.

“36 askerimizin şehit edilmesinde Suriye rejimine Rusya’nın verdiği destek…”

Rusya’nın Kırım’ı işgal ederek Karadeniz’de varlığını artırması, Suriye’de aktif rol alması, Yunanistan’da etkin hale gelmesi ve hatta Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde de etkin girişimlerde bulunması, Libya’da Türkiye ile karşı karşıya gelmesi ve bunların yanında Ermenistan’daki etkin varlığını da dikkate alırsak ve haritaya bakarsak… Rusya, Türkiye’yi kuşatıyor mu?

Öyle demek zor. Bir kere Rusya uzun asırlar boyu komşuluk ilişkiler olmuş, çok sayıda savaş yaşamış, barış yapmış. Türk-Rus ilişkilerinin bir istikrar unsuru olarak iyi seyir etmesi lazım, bu önemli. Ama Türkiye’nin artık kuşatılacak kadar zayıf bir konumu yok, olmaması iktiza eder. Ama mesela Suriye’de, tam da yıl dönümündeyiz, 36 askerimizin şehit edilmesinde Suriye rejimine Rus hava kuvvetlerinin verdiği destek Türkiye-Rusya ilişkileri bakımından büyük şanssızlık ve ciddi bir güven sorunu doğurmuştur. Ama Türkiye-Rusya ilişkilerinin bu problemlerinin, bölgesel sorunların ikili bazda konuşulması gerekir. Böyle bir kuşatmanın Türkiye etrafında gerçekleşmesi veya birinin bunu planlaması ve başarması çok güçtür. Türkiye, elindeki imkanları kullandığında bunları aşabilecek imkanlara sahip. Önemli olan Türkiye’nin dünyadaki her ülke karşısında ve Rusya karşısında da onurlu, rasyonel ilişkiler kurması.

“BATI ÜLKELERİ UKRAYNA KRİZİNİN EN BAŞINDA DAHA KARARLI BİR TAVIR SERGİLESELERDİ…


Rusya’nın dış politikasını saldırgan buluyor musunuz?


Rusya iddialı bir dış politika takip ediyor. Birçok ülke ve alanda etkili ve askeri güç de kullanıyor… Suriye’de, dediğiniz gibi Ermenistan’da, Libya’da. Tabii bir de kendi hinterlandı olarak gördüğü Ukrayna’da, Kırım’da, Kafkaslarda da bu politika uygulanıyor. Tabii burada uluslararası dengelerin tümünü değerlendirmek lazım. Eğer Batı ülkeleri Ukrayna krizinin en başında daha kararlı ve doğru tavır sergileselerdi bu krizlerin bir kısmı yaşanmayabilirdi. Rusya’nın tabii özellikle Kırım’ı işgali sonuna kadar uluslararası hukuka aykırı bir işgaldir. Ancak uluslararası toplumun diğer üyeleri de bu konularda maalesef yeterli duyarlılıkları göstermemişlerdir. AB, ABD ve diğer ülkeler de tutarlı bir politika geliştirememişlerdir.

2008 yılında Rusya Gürcistan’a savaş açtığında, Abhazya ve Güney Osetya’yı işgal ettiğinde uluslararası toplum tarafından yeterli tepki verildiğini düşünüyor musunuz?


-Verilmedi. Kırım hiçbir zaman fiili Rusya’nın işgali altında olmadı Ukrayna toprakları içinde ama Abhazya ve Osetya 90’lı yılladan itibaren fiilen Rusya’nın etki alanı içindeydi. Ama 2008 yılında bu etki alanı de facto bir duruma dönüştürüldü Rus askeri mevcudiyetiyle. Tabii toprak bütünlüklerini bir kere sarstığınız zaman domino etkisi yapıyor ve bu domino etkileri arka arkaya gelebiliyor. O zaman uluslararası toplum tam gereken tepkiyi veremedi ve bu da Ukrayna meselesine bir örnek teşkil etti.

“DOĞU TÜRKİSTAN’DA YAŞANANLAR İNSANLIK SUÇUDUR”


Doğu Türkistan’da Çin’in uyguladığı insan hakları ihlalleri, soykırım boyutlarına taşındı. ABD, Kanada ve Hollanda Çin’in uygulamalarını soykırım olarak tanıdı. Sizce Türkiye nasıl tavır almalı? Türkiye’deki Doğu Türkistanlıların aile nöbeti ve hak arayışı konusunda neler söylersiniz?


Her şeyden önce tabii Uygurlar da Kırım Tatarları gibi bizim soydaşlarımızdır. Onların kaderleriyle ilgilenmek bizim için görevdir. Ama bunun ötesinde bugün Uygur bölgesinde Doğu Türkistan’da yaşananlar insanlık suçudur, bütün insanlığın ilgilenmesi gereken büyük faciayla karşı karşıyayız. Uygulanan yöntemler, toplama kampları, insanların en temel dini özgürlüklerden istifade edememeleri ve her an polis baskısının olması ve Türkiye’deki Uygurların ailelerinden haberdar bile olamamaları bütün bunları bir araya getirdiğinizde bu bir insanlık suçudur. Ve dünyada da ilk defa böylesi bir duyarlılık oluştu. Maalesef Türkiye Cumhuriyeti hükumeti, bugünkü iktidar, bu duyarlılığa uygun davranmıyor. Bu duyarlılığı göz ardı ediyor. Uygurlara yönelik insan hakları ihlallerini kınamak, ona karşı net tavır almak yerine sessizliği tercih eden bir politika takip ediyor ve biz de bunun karşısındayız. Türkiye, Uygurlara yönelik insan hakları ihlalleri konusunda en önde konuşması, ilk konuşması gereken bir ülkeyken; birçok ülkede meclis, hükumet kararları var, soykırım olarak tanımlayan ülkeler var Türkiye’nin bu konudaki sessizliği utanç verici. Bugünkü iktidar açısından belki uzun yıllar boyu hatırlanacak bir yüz karasıdır.


“AZERBAYCAN’IN TOPRAKLARINI KURTARMASI BİZİ MEMNUN EDEN BİR GELİŞMEDİR”

Karabağ savaşından sonra Rusya ordusu sözde barış gücü adı altında 30 yıl sonra Azerbaycan topraklarına geri döndü, Karabağ’da Rus bayraklarının dalgalandığını görüyoruz ve sözde Dağlık Karabağ Devleti Rusçayı resmi dil olarak kabul etmeyi düşünüyor. Bunu nasıl okumak gerekir?

Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü, aynı Ukrayna’nın, Gürcistan’ın toprak bütünlüğü gibi bizim için esastır. Hele hele Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünde Dağlık Karabağ dışında işgal edilen topraklar vardı. Can Azerbaycan’ın bu topraklarını kurtarmış olması bizi memnun eden bir gelişmedir. Ve Azerbaycan ordusu ve Azerbaycan hükumetini de tebrik ederiz. Rusya’nın bu konuda önce müdahil olmaması ve daha sonra Dağlık Karabağ’a askeri güç olarak girmesi, uluslararası hukuk açısından doğru değil tek taraflı olarak girmesi. Başta Türkiye ile bu konuda bir anlaşma içinde gireceği söylenirken Türkiye’nin bu heyette, bu askeri misyonda aktif olarak yer almaması büyük bir eksikliktir. Dağlık Karabağ toprağı da Azerbaycan toprağıdır, Azerbaycan toprak bütünlüğü içindedir. Dolayısıyla Rusya Azerbaycan’ın geri kalan 7 reyonu kurtarmasına sesini çıkarmadı ama fiilen Dağlık Karabağ’a yerleşmiş oldu. Bunun de facto bir durum haline dönüşmemesi Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğu yönündeki hukuki statünün değişmemesi gerekir. Bu konuda da Türkiye Cumhuriyeti’nin Rusya nezdindeki etkin gücünü kullanması şarttır.

Nasıl görüyorsunuz bu gelişmeleri?

İyi değil. Rayonların kurtarılması önemli bir başarıdır ama Dağlık Karabağ da Azerbaycan toprağı olduğu için tek başına Rus mevcudiyeti doğru değil, ama bir misyon olarak, gözleme-izleme misyonu, ateşkes izleme misyonu olarak Rusya ile Türkiye’nin birlikte çabası olabilir, o zaman dengeleyici bir unsur olur. Öyle anlaşmışlardı, bu konuda Türkiye’de iktidarın, Cumhurbaşkanının ağırlık koyması lazım ve bu konuda Türkiye’ye verilen sözlerin yerine getirilmesi lazım.

Gelecek Partisi kurucusu olarak Kırım’ın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Kırım’da Tatar soydaşlarımız çok acılar çekti sürgünden bu yana da, daha önceki asırlarda da acılar çekti. Ama ben öncelikle Kırım’daki Tatar kardeşlerime güveniyorum. Onlar acılar içinde dirençli olmayı öğrendiler. Kültürlerini, dillerini korudukları gibi uzun uzun sürgün yıllarında topraklarına dönüş aşkını da hiç kaybetmediler ve topraklarına döndüler. Bundan sonra da Kırım’ın işgalden kurtarılması yönündeki kararlı tutumlarını sergileyeceklerine ben inanıyorum. Kimse Kırım Tatarlarını tasfiye edemez, kültürlerini yok edemez, Kırım Tatarlarının direncini kıramaz. Kırım’ın en asli unsuru Tatarlardır. Ve o bakımdan o geleceği şekillendirecek olan Kırım Tatarlarının iradesidir, dayanışmasıdır. Biz Gelecek Partisi olarak her zaman Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve Kırım halkının, oradaki soydaşlarımızın hak ve hukukunun korunması yönünde kararlı tutumumuzu sürdüreceğiz. Ben Kırım’daki soydaşlarımıza güveniyorum. Uluslararası alanda da Ukrayna başta olmak üzere, Türkiye ve Ukrayna’nın, hem Kırım’daki soydaşlarımızın hakları hem de Kırım’ın Ukrayna’nın toprak bütünlüğü içinde sahip olduğu statüsünün korunması için çaba göstermesi gerektiğine inanıyorum.