Tarayıcınız güncel değil

Site Javascript ve Cookies desteği gerektiriyor

Siteden en iyi şekilde yararlanmak için aşağıdaki tarayıcılardan birini indirip kurun:

MENÜ
Follow us
29 Eylül 2021 - 04:57
#
20 Mayıs 2021, 15:18

Yüreklerde Kalan Sancı...

Roza Kurbanrozakurban@qha.com.tr

5 Mayıs 2021 tarihinde tanınmış roman yazarı ve yayıncı Emine Işınsu’nun aramızdan ayrıldığı haberini alınca üzüldüm. Ömrünü Türklüğe adamış cesur bir kadındı Emine Işınsu. 7’den 70’e tüm milliyetçiler tarafından sayılan, sevilen ve okunan bir yazardı. Genelde yazarlar ile tanışma kitaplarını okuduktan sonra gerçekleşir, benimki ise tam tersi oldu. Hayattayken bir kez gördüm Emine Işınsu’yu.

O zamanlar ilk ve son görüşüm olduğunu bilmiyordum. Işınsu ile tanışmamız şöyle oldu. Ulus Gençlik Parkı’daki Hansaray Restoranı’nda 19 Kasım 2011 tarihinde Haberiniz.com sitesi yazarlarının buluşması gerçekleşti. Buluşmaya eşim İklil Kurban ile birlikte gittik. Gelenler arasında tanıdık insanlardan çok sadece siteden tanıdığımız yazarlar vardı. Yazılarından tanıdığımız arkadaşlarla tanıştık. Biraz zaman sonra kapıdan bir çift girdi. Herkes birden ayağa kalktı ve gelen bu çiftle selamlaştı. Tüm arkadaşlar birdenbire heyecanlanmıştı, ne oluyor diye şaşırmıştım. Herkesi böyle heyecanlandıran Emine Işınsu ve İskender Öksüz çiftiydi. Bazı insanlara bu çifti tanımamam garip gelebilir, ancak Türkiye’de doğup büyümediğim için bu normal bir durumdur. Işınsu’yu o günden sonra tanıyacaktım. Buluşmaya katılanlar Işınsu’ya annesi ile ilgili anılarını, Halide Nusret Zorlutuna’dan ders aldıklarını anlatıyordu. Ben bu konuların da konuşmaların da yabancısıydım, ancak Emine Işınsu’nun çok kibar, cana yakın, tatlı dilli, hoş sohbet, mütevazi birisi olması kısa bir süre içerisinde ona ısınmamı sağlamakla kalmadı, sanki onu yıllardır tanıyormuşum gibi hissetmeme neden oldu. “Bize gelin”, diye evlerine davet etti. Tamam, dedim…

Buluşmadan sonra eve geldiğimizde Emine Işınsu’nun kim olduğunu araştırmaya başladığımda evimizde onun izlerinin olduğunu öğrendim. Bilindiği üzere Işınsu’nun annesi Halide Nusret Zorlutuna hem öğretmen, hem yazar, aynı zamanda yayıncıdır. Oğlum ortaokul yıllarında Zorlutuna’nın öğretmenlik hayatını anlatan “Benim Küçük Dostlarım” adlı kitabını alıp okumuştu. Ayrıca evin kütüphanesinde Halide Nusret Zorlutuna ve Emine Işınsu Öksüz’ün kurucuları olduğu 1976 yılında yayın hayatına başlayan Töre Dergisi vardı. Dergide 1980’lı yıllarda eşim İklil Kurban’ın yazıları yayımlanmıştı. Durumdan da anlaşıldığı üzere Emine Işınsu bizim için yabancı biri değildi.

Aradan birkaç yıl geçtikten sonra 2014 yılında Bilge Kültür Sanat Yayınlarında “Biz İdil’den, Ural’dan…” adlı kitabım çıktı. Emine Işınsu’nun bütün eserleri de bu yayınevinde basılmıştı. Yayınevi sahibi Ümit Bey, Işınsu’nun “Cumhuriyet Türküsü” (2012), “Ak Topraklar” (2014) ve “Sancı” (2013) adlı romanlarını gönderdi. Okumaya, adını sıkça duyduğum, Türkiye Millî Kültür Vakfı tarafından ödüllü “Sancı” romanı ile başladım. Kitabı tek solukta okudum diyemem, zira yazılanlar o kadar ağırdı ki, bunu değil yaşamak okumak bile acı veriyordu. Ertuğrul Dursun Önkuzu’nun (1948–23 Kasım 1970) hayatını konu edinen bu romanda 1968–1980 yıllarında Türkiye’de yaşanan olaylar, olayların insanların hayatlarına yansıması, gencecik milliyetçilerin şehit edilmesi anlatılıyordu. Bir ailenin içinde yaşanan fikir ayrılıkları, ailede hem ülkü, hem komünist, hem de vatanını milletini umursamayan kayıtsızların olmasını üzülerek okudum. Abdullah Emmi ve Şükriye Hanım “insanın adı kaderini yazdırır, ömürlü olsun” diye çocuklarına Dursun adını vermiştir. Ancak Dursun ortaokuldayken adını beğenmemiş, “tarihten bir isim bulamadınız mı” diye sızlanıp durmuştur. Tarih öğretmeni Dursun’un ismini sevmemesi üzerine bir konuşma yapmış ve sonunda şöyle demiştir: “Pekâlâ Dursun, benim bir oğlum olsaydı ismini Ertuğrul koyacaktım. Olmadı. Sen oğlum sayılırsın, gel anneni dinle Dursun’u atma, fakat Dursun’un başına bir Ertuğrul koyalım.” (Işınsı 2013: 111). Böylece romanın kahramanı Ertuğrul Dursun Önkuzu olmuştur. 22 yaşında şehit edilen Önkuzu anne-babasının istediği gibi ömürlü olamasa da onun ismi ölümü ile ölümsüzleşmiştir. Önkuzu’nun son sözleri milliyetçilere vasiyet niteliğindedir: “Kırılan camların şangırtısı Dursun’u bir an kendine getirdi, içinden Dündar Bey’e seslendi: “Hem erenler ölmez efendim, suret değiştirirler!” Sonra artık hiçbir şey görmedi, işitmedi, hissetmedi… Dursun’un yaralı, cansız bedeni, küçük bir kan gölünün ortasında, taşın üstünde yatıyordu. Kalabalık derlendi çevresinde… Gittikçe büyüdü halka. Büyüdü… Büyüyor.” (Işınsı 2013: 376). Gerçek hayat hikâyesinden uyarlanan roman ülkücülerin direncini ve yükselişini anlatmış, gelecek nesillerin birleşmesine ve kuvvetlenmesine vesile olmuştur.

Genelde kitabı okuyup bitirdiğimde arka sayfasına tarihini yazarım. Romanın arka sayfasına 26.08.2014 tarihi yazılı. Kitabı tamamladıktan sonra Emine Işınsu’yu ziyaret edip hem kitaplarını imzalatmak, romanı ile ilgili konuşmak hem de kendi kitabımı hediye etmek niyetindeydim. Ancak Emine Işınsu hastalanmıştı. İyileşince giderim diye düşünüyordum, ancak olmadı. Geriye görüştüğümüz anı ve kitapları kaldı… On sekiz romanı, üç oyunu, bir deneme, bir hikâye kitabı ve dokuz ödülü olan Emine Işınsu kitaplarıyla sonsuza dek aramızda yaşayacak, vakur duruşu ve fikirlerini sonuna kadar savunması ile bize her daim örnek olacaktır. Bundan böyle Emine Işınsu’nun romanlarına daha çok önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Üniversitelerde çalışan milliyetçilerin Işınsu’nun eserlerinin tez yapılması konusunda girişimlerde bulunması, onun adının yaşatılmasına vesile olacaktır. Eserlerini Türk dilinde yazarak “Türkçeyi Doğru ve Güzel Kullanan Yazar Ödülü” sahibi olan Emine Işınsu’nun romanları dil bağlamında da incelenmelidir. Türk asıllı Rus yazarların eserlerine bu kadar değer verilirken Emine Işınsu’nun eserlerinin üniversitelerde gündeme getirilmemesi kabul edilir bir durum değildir. Emine Işınsu ve eserleri akademik çalışmalarda incelenerek, başka dillere çevrilerek hak ettiği değere kavuşturulmalıdır.  

Aydın bir ailede dünyaya gelen, milliyetçi bir çevrede yetişen, büyüdükçe vatan ve millet sevgisini kalbinde büyüten Emine Işınsu, Türkçü ve milliyetçi olmanın sözde değil özde olması gerektiğinin bir örneğidir. Davaya sonuna kadar sadık kalan Işınsu, milliyetçi doğup milliyetçi olarak aramızdan ayrılmıştır.

Ruhun şad olsun güzel kalpli, güzel yüzlü cesur kadın!      

Yazarın diğer düşünceleri

Diğer yazarlar