30 Kasım 2019, 10:44

Tatarlar, Çeçenler, Şiddetsizlik, Terörizm Üzerine

Sezai ÖzçelikÇankırı Karetekin Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümünde Doçent ünvanına sahip öğretim üyesidir.sezaiozcelik@qha.com.tr

Şiddetsizlik ve sivil itaatsizlik Kırım Tatarlarının milli mücadelesinde temel stratejisi olmuştur. Gaspıralı’dan başlayarak Çelebi Cihan’dan günümüze Yolbaşçımız Mustafa Ağa’ya kadar uzanan süreçte şiddetsizlik politikası ile milli mücadele verilmiştir. Şiddetsizlik deyince ilk akla gelenler Gandhi, Martin Luther King ve Mandela ise bu listeye Mustafa Ağa’yı da eklemek gerekir. Zaten Nobel Barış Ödülü’ne aday adayı olmasında Sovyet ve Ruslara karşı yaptığı mücadelenin her aşamasında barışçıl yöntemlerden ayrılmamasıdır. Bu yazımda sadece Kırım Tatarlarının şiddetsizlik stratejisine kullanmasına vurgu yapmayacağım. Asıl vurgulamak istediğim 2020’ye yaklaştığımız şu günlerde diaspora olarak şiddetsizlik ve sivil itaatsizliği nasıl içselleştiririz ve kullanırız sorusuna cevap vermektir. Bunun için yapılması gereken; Ankara merkez dernek binasında bir Şiddetsizlik ve Barış Akademisi düzenleyerek çalıştay ve eğitim verilmeli, sadece çatışma çözümü, barış çalışmaları, siyaset bilimi çalışanlar değil hukukçu, iletişimci, sosyal medya uzmanı, sosyolog, psikolog birçok alanda uzmanın bu çalışmaya katkı vermesinin sağlanmasıdır. Kırım Tatarları için geçmişte şiddetsizlik ve sivil itaatsizlik tek yol ise günümüzde de aynısı geçerlidir.

Üniversitede yıllarca verdiğim ve doktora yaptığım alan ola, bu yıla kadar zorunlu ders olan Uluslararası Çatışma Çözümü dersinde bir öğrencim ile yaşadığım diyalog sonrası bu yazı ortaya çıktı. Uluslararası çatışmalarının analizi ve çözümünde doktora tez danışmam hocam rahmetli Dennis Sandole’nin ortaya attığı Çatışma Haritalaması: Üç Sütun Modeli’ni her hafta başka bir çatışmanın analizine uygulanması. Konumuz Çeçen Çatışması. Öğrencim Basayev konusunu bildiğini ve araştırdığını ve onu terörist olarak görmediğini söyleyince ister istemez özgürlük savaşçısı teröriste karşı karşıya durumu ortaya çıktı. Aslında bu konu ile her hafta karşı karşıya geliyoruz. İsrail-Filistin çatışmasını incelerken FKÖ’nün ilk kuruluş yıllarını konuşurken Çakal Karlos (Carlos el Chacal-Vladimir İlyich Ramirez Sanchez) gibi teröristlerin teröristinden bahsediyoruz. Nasıl Che Guevera gerilların gerillası olarak bazı öğrencilerin duvarında posterleri asılı durursa Çakal Karlos’un siyah gözlüklü fotoğrafı da birçok insanın kafasına kazınmıştır. Yazının başlığı temelde Tatarların milli mücadelesi ile Çeçenler arasındaki farka değinmek yanında özgürlük savaşçısı ve terörist arasındaki ayrımın ince bir çizgi olduğunu gözler önüne serebilir. Derste anlatıyorum. Birinci Çeçen Savaşı yani 1994-1996 yılları arasında Avrasya Feribotu’nun kaçırıldığı dönemde Türkiye’de ve dünyada Çeçenler özgürlük savaşçısı olarak görülüyordu. Ama 2001’de yaşanan 11 Eylül sonrası “küresel terörle savaş” stratejisi ile bir gecede Putin Amerika’nın müttefiki ve Çeçenler de haydut, terörist, eşkıya oldu. Konjonktür değişti. Bir de Moskova’da patlayan bombalar sonucu Rus kamuoyunun Çeçenlere bakışı da değişince Putin’in iktidara gelmesi ve İkinci Çeçen Savaşı ile, buldozer stratejisi ile Kara Dullar’a yol açan süreç başladı. “Suriye Rusya’nın İkinci Afganistan’ı Olur Mu?” başlıklı yazımda yazımda bu stratejiyi kısaca belirttim. Strateji Terminator filmlerinde olduğu gibi robotların tüm insanoğlunun kökünü kazıması gibi Çeçenleri etkisizleştirmek. Filmdeki gibi insanoğlunu kurtaracak robotu maalesef Çeçenler için gönderemiyoruz. Onun için ne yapılabilir ki bu durumda? İşte aşağıda onu anlatmak istiyorum. Kırım Tatarlarının sivil itaatsizlik ve şiddetsizlik stratejisi.

Ben her zaman şiddetsizlik ve sivil itaatsizliğe yani Kırım Tatar Milli Mücadelesine inanıyorum. Meşru müdafaa için bile şiddet kullanmamak. Bu fikir İslam’ın temeli olduğunu da iddia ediyorum. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Habil ve Kabil hikayesinde olduğu gibi. Hepimizin içinde Habil ve Kabil var aslında. Kabil Habil’i öldürmüştür. Ama herkes burada kardeşin katline ve ilk cinayete odaklanıyor. Aslında burada şiddetsizlik var. Habil ölüme giderken bile meşru müdafaayı kullanmamıştır. Hikaye kısaca şu şekildedir: Hz Adem’in iki oğlu (Habil ve Kabil) Allah’a kurban sunmuşlar; Habil’in kurbanı kabul edilmiş, Kabil’in kurbanı ise kabul edilmemiştir. Bunun üzerine Kabil, “Ben seni kesinlikle öldüreceğim” demiş, Habil ise “Sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim. Çünkü bu alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” diyerek nefsini müdafaa etmemiştir (Maide, 27-28).

Kişisel olarak şiddetsizlik ve Gandhi’ye inanan biriyim. Hatta pesce vejetaryan olmamın nedenlerinden biri Gandhi ve şiddetsizlik öğretisi. Gandhi’nin satyagraha felsefesinin temel taşlarından biri de vejetaryanlıktı. Aslında Kırım Tatarları da şiddetsizlik üzerine milli mücadele hareketlerini inşa ettiler. Ben Çatışma Çözümü dersimde mutlaka Kırım Çatışmasını anlatırım ve Kırım Tatarlarından uzun uzun bahsederim. İslam’da şiddetsizliği de anlatırken Afganlı Paştun Müslüman olan Gaffar Han’dan, Kosovalı LDK lideri İbrahim Rugova’dan ve Kırım Tatarlarından örnek olarak Yolbaşçımız Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nu anlatırım. Kırımoğlu’nun Sovyet baskısına karşı Sakharov (Andrey Saharov) gibi Sovyet muhaliflerin de desteğini alarak şiddetsizliği nasıl kullandığını, hayatının 15 yılını hapis ve sürgünlerde geçirdiğini anlatırım. 32 yıl önce 1987 yılında bir avuç Kırım Tatarının nasıl Kızıl Meydan’da sivil başkaldırı stratejisini kullanarak nasıl Sovyetler’in çökmesinde ilk gediği açtığını da belirtirim. İşte Kırım Tatarları olarak Kırım’da ve diasporada tekrar bu köklerimize dönmemiz gerekir. Bunun için yapılması gereken ilk adımı aşağıda yazıyorum.

Kırım Tatarları olarak Şiddetsizlik Akademisi’ni hayata geçirmeliyiz. Bu akademide başta Yolbaşımız Mustafa Ağa gelip ilk dersi verdikten sonra şiddetsizlik konusunda tüm Kırım Tatarlarına kısa süreli eğitimler vermeliyiz. Bu eğitim için hukukçular, iletişimciler, psikologlar, sosyologlar, siyaset bilimcilerden, herkesten yardım alarak çok boyutlu ve çok yönlü olmalıyız. Aklıma gelen ilk fikir şu oldu. Bu eğitim sonunda aklıma gelen ilk sivil başkaldırı eylemi Çin’den Avrupa’ya giden ilk yük treninin 7 Kasım’da Marmaray Ayrılıkçeşmesi İstasyonu’ndan geçiş anında başta Uygur Türkleri olmak üzere Kazak, Özbek, Tatar tüm Doğu Türkistan’daki Müslüman ve Türk halklarına yapılan soykırımı haykırmak olur. Şiddetsizlik Akademisi mezunu bir avuç aktivistin trenin geçişi sırasında pankartlar açtığını ve trenin önünde durduğunu düşünün. Tabii bir grup aktivist kameralar ile canlı yayın yaparak bunu bir youtube yada facebook kanalından tüm dünyaya duyuruyor. Çin’in Xi’an kentinden yola çıkan Chang’an Treni’nin Prag’a ulaşmadan önce bu şekilde durdurulması. Trenler sabah saat 04.24’te ve 05.00’da geçmişler ama olsun. Amaç zaten oradaki bir avuç basın ordusu önünde bu şiddetsizlik eylemini yapmak. Belki kedi köpek haberleri ile dolu 7 haber kuşağında tüm Türkiye birkaç saniye bile olsa Uygur Türklerini düşünür.

Şimdi diyeceksiniz. “Bunları yazdınız. Peki yapacak cesaretiniz var mı?” Dürüst olmak gerekirse kalbim var diyor ama mantığım yok diyor. Korkum cesaretimden çoğu zaman üstün geliyor. Ama neden olmasın ki? Buna benzer eylemi Ankara’ya 4 Kasım’da beş konser vermeye gelen Ötücü Kuşlar Konseri’nde yapabilir miydik? Eminim güvenlik en üst seviyede olurdu. Ve polisler zor kullanırdı. Rus büyükelçisinin suikasta gittiği Ankara’da bu olmazdı herhalde. Ama bu şiddetsizlik ve sivil itaatsizlik. Yani terörist olmaktansa bu şekilde yapılan eyleme niye karşı çıksınlar ki demek geliyor insanın içinden. Ama şu konjonktürde bunu yapanlar bile terörist damgasını kolayca yiyebilir. Trump’ın Rocky benzer poz vermesini post-truth dünyasında ilk önce belki bunları tartışmalıyız dernekte bir araya gelerek. Hukukçu arkadaşlara sormalıyız. Bunun hukuksal boyutu nasıl? İletişimciler sosyal medyanın ve ana akım medyanın nasıl kullanılabileceğini anlatmalı. Hong Kong’da 6 aydır Çinliler direniyorlar. Onlara da bakmalıyız. İncelemeliyiz. Onlara da selam söylemeliyiz. Yanınızdayız demeliyiz. Omuz omuza sizin haklı direnişinizleyiz. Onlara Kırım Tatarlarını anlatmalıyız. Onları da dinlemeliyiz. Haberlerde izlemeliyiz. Öğrenmeliyiz. Ders almalıyız. Ankara’da yapamadık ama Batılı başkentlerde yapmalıyız. Sivil itaatsizliğe geri dönmeliyiz. Ve yeni 4.0 ve Google dünyasında bunu nasıl yapacağımızın stratejisini ortaya koymalıyız. Gandhi’yi, Gaffar Khan’ı, Gene Sharp’ı, Mubarek Awad’ı ve şiddetsizlik teori ve pratiğini çalışanları incelemeli ve birlikte çalışmalıyız. Filistinlilerin İntifadasına da bakmalıyız. Renkli devrimlere, Şili’ye, Lübnan’a haberlerde dinlemeli ve incelemeliyiz. İdealist ama tek yol bu. Terörizme her zaman hayır. Sivil İtaatsizliğe her zaman evet…