14 Kasım 2018, 19:33

Şok! Şok! Şok!: Kaşıkçı Olayı ve Magazinleşen Dünya Gündemi

Sezai ÖzçelikÇankırı Karetekin Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümünde Doçent ünvanına sahip öğretim üyesidir.sezaiozcelik@qha.com.tr

“Dünyanın birçok yerinde örneğin Filistin gibi yerlerde gazeteciler öldürülüyor. Ama dünyanın tepkisi çok cılız kalıyor. Acaba neden Kaşıkçı olayına bu kadar güçlü yanıt veriliyor?”

Cemal Kaşıkçı’nın konsolosluğa giriş tarihi ve saati ile günümüz arasında nerede ise 40 günlük süre geçmiş. Kaşıkçı’nın son görüntüsü 2 Ekim tarihinde saat 13.14’e ait. Kaşıkçı’yı her gün magazin haberleri izler gibi dünya kamuoyunun gündeminin baş köşesine alacak olan olay bu saatten sonra yaşandı. Büyük ihtimal, ses kaydı ve cinayet belki bundan birkaç saat sonra işlenmişti. Cinayetin tam saat kaçta işlendiği bile aslında belli gibi. İşin ilginç tarafı, sadece TRT World kanalında değil dünyanın bütün kanalları artık magazinleşen bu olayı, hemen hemen hergün ekranlara ve radyo frekanslarına taşıdı ve taşımaya devam ediyor. BBC’den tutun Amerika da yayın yapan kamu radyolarına kadar her gün Kaşıkçı olayı ile ilgili bir haber mutlaka var.

Türk istihbarat birimleri tarafından ele geçirilen ses kaydına göre Kaşıkçı olayında yer alanlardan biri yaptığı telefon konuşmasında aynen şunu söylüyor: “Tell your boss, the mission has been accomplished” (Patronunuza söyleyin. Adamlar işlerini bitirdi). New York Times’ın attığı manşette ise Suudi Prens Muhammed al-Salman’ın patron olduğu iddia ediliyor. Cemal Kaşıkçı’nın kuzeni Samire Kaşıkçı, İngiliz Prensi Diana’nın sevgilisi olan ve birlikte şüpheli araba kazasında ölen Dodi Fayed’in annesi.

Sanki Kaşıkçılar her zaman magazinsel haberlerde yer alıyorlar. Aslında Kaşıkçı’nın ölümü magazinsel değil. Bunu medya başta olmak üzere herkes magazinleştiriyor. Hatta Paris’te birkaç gün önce I. Dünya Savaşı’nın sonuçlanmasının 100’üncü yıl anma törenlerinde liderler yine Kaşıkçı olayını konuştu. Trump ile Erdoğan da bu konuda konuştular. Kanadalıların bile gizli servisi olduğunu öğrenmiş olduk: CSIS. Çünkü onlara bile Kaşıkçı olayının ses kayıtları dinletilmiş.  

Bütün bunlar aslında magazinleşen dünya gündeminin delilleri. TRT World’da yapılan bir röportajda Kaşıkçı’nın arkadaşlarından birine şu soruyu soran spiker en azından bir gazetecilik örneği gösteriyor: “Dünyanın birçok yerinde örneğin Filistin gibi yerlerde gazeteciler öldürülüyor. Ama dünyanın tepkisi çok cılız kalıyor. Acaba neden Kaşıkçı olayına bu kadar güçlü yanıt veriliyor?” Benim de vurgulamak istediği tam da bu aslında. 

Kaşıkçı olayının konuşulduğu bu günlerde, Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine uygulanan insan hakları ihlalleri özellikle binlercesinin kamplarda işkenceye maruz bırakması ve yüzlerce belki binlerce insanın yok olması Türk kamuoyunun gündeminde bile değil. Çin büyükelçiliğinin önünde Alibaba’dan alışveriş yapmayacağını söyleyen kalabalıkları görmüyoruz. Kaşıkçı Olayı olduktan sonra Suudi Arabistan’da yapılacak olan Çöl Davos’unu birçok teknoloji şirketi boykot etti. Hatta Twitter gibi Suudi sermayesinin ağırlıkta olduğu şirketler sponsorluktan bile çekilmişti. Ama aynı Amerikan şirketleri insanların domuz eti yememesi ya da içki içmemesi hatta yurtdışında okuyan akrabalarıyla konuştukları için Çinlilerin deyimiyle eğitim yoluyla dönüşüm kamplarına gönderilmesine çıt çıkarmıyor. Uluslararası baskılar sonucu kampların varlığını inkar eden Çin, en son CCTV ekibini bu kamplara gönderiyor ve tüm dünyaya ne kadar insancıl olduğunu gösteriyor. (https://www.theguardian.com/world/2018/oct/22/from-denial-to-pride-how-china-changed-its-language-on-xinjiangs-camps). “Güneş balçıkla sıvanmaz” deyimi Çin’e karşı işlemiyor. Çinliler gerçekten güneşi balçıkla sıvıyorlar. 

Uygur Türklerinin şansızlığı, Kaşıkçı Olayı gibi magazinsel olamamak. Belki bu da değil. Washington Post’ta yazan bir Uygur Türkü, İstanbul’daki Çin konsolosluğunda öldürülse yine aynı şekilde haber olmazdı sanırım. Kırım Tatar aktivistlerin Kırım’da yok olmalarına da dünya sessiz kaldı ve kalmaya devam ediyor. Çin ve Rusya iki büyük güç dünyada. Suudi Arabistan da bölgesel güç aslında. Fakat tüm dünya ve büyük ihtimalle Trump, Prens Salman’ı gözden çıkardığı için haberleri magazinsel hale getirerek bu olayı sonuna kadar kullanıyor. Ya da Trump her şeyi biliyor fakat Suudi Krallığı’nı köşeye sıkıştırmak için Kaşıkçı olayını sonuna kadar kullanıyor. Bunun için de olayı magazinsel hale getiriyor. Bilemiyorum.

İstanbul’da dün Kaşıkçı için ölümünün 40’ıncı gününde anma töreni düzenlendi. Bu haberi okuduğumda iki şey dikkatimi çekti. Bakalım siz de bulacak mısınız? (https://bianet.org/bianet/insan-haklari/202520-kasikci-ya-giyabi-cenaze-toreni-duzenlenecek) Ben yazımın sonunda benim dikkatimi çekenleri söyleyeceğim.

Aslında bu yazının amacı, Kaşıkçı olayından yola çıkarak dünyada, özellikle Rusya ve Kırım’da yaşananlar ile bağlantı kurmak. Kaşıkçı olayını “Google Amca”dan araştırdıkça ilginç bilgilere ulaşılıyor. Türkiye’de daha önce de gazeteciler suikasta kurban gitmiş. 2017’de İran TV kanalı sahibi Saeed Karimian ve Kuveytli ortağı İstanbul’un ortasında öldürülmüş. 2017 Kasım ayında Suriye-Amerikalı yani Amerikan vatandaşı kadın gazeteci Hala Barakat ve kızı İstanbul’da apartmanlarında ölü bulunmuş. Ama hiçbiri Kaşıkçı olayı kadar ses getirmemiş. Hatta daha önce yazdığım, İngiltere’nin göbeğinde gerçekleştirilen eski Sovyet ajanı Skripal ve kızının zehirlenmesi olayı dahi bu kadar magazinsel olamadı. Ukraynalı gazeteci Babchenko’nun öldü dendikten birkaç gün sonra Kiev’de gazetecilerin önüne çıkarılması bile birkaç günde söndü ve unutuldu. AB’de geçen ay Bulgaristan’da öldürülen gazeteci dışında Slovakya ve Malta’da öldürülen gazetecileri çoğumuz duymadık bile. 

Peki Rusya’nın gazeteci cinayetlerinde dosyası nasıl? Rusya’da cinayete kurban edilen gazeteciler hakkında bir tablo hazırlanmış. 1993-2009 yılları arasında 165 gazeteci öldürülmüş ve 50 tanesi yargılanmış. Bu wikipedia bilgisi. Ama daha gerçek bilgi, Committe to Protect Jouranlists websitesinden elde edilebilir. 1992’den günümüze 58 gazeteci Rusya’da öldürülmüş, 38 tanesi suikasttan kurtulmuş. 33 tanesi cinayete kurban gitmiş (https://cpj.org/europe/russia/). Bu arada Kaşıkçı olayında Putin’in Suudileri eleştirmemesi de dikkatlerden kaçmayan bir durum. Burada toplumsal ikiyüzlülüğü güzel yansıtan şu deyim akla geliyor: “Şıracının şahidi bozacı” ya da “Bozacının şahidi şıracı”.  

Putin’in eleştirenlerin birçoğunun öldürülmesi Washingtonpost haber olmuş. En son eski Rus Komünist Partisi üyesi Denis Vorenenkov’un Kiev’de gündüz vakti öldürülmesi gibi. Putin’e muhalif olup öldürülenlerin en önemli 10 kişi şunlar: Boris Nemtsov (2015), Boris Berezovsky (2013), Stanislav Markelov ve Anastasya Baburova, 2009, Sergey Magnitskiy, 2009, Natalya Estemirova, 2009, Anna Politkovskaya, 2006, Aleksandr Litvinenko, 2006, Sergey Yuşenkov, 2003, Yuri Shchekochikhin, 2003. (https://www.washingtonpost.com/news/worldviews/wp/2017/03/23/here-are-ten-critics-of-vladimir-putin-who-died-violently-or-in-suspicious-ways/?noredirect=on&utm_term=.7f6191ea3c76 ) Çoğu gazeteci olan bu insanları da burada anmak gerekiyor. Tabii Kırım’da kaçırılan ve çoğu kayıp olan çoğu Kırım Tatarı olan aktivistleri de unutmamak gerekiyor: İvan Bondarets, Valeriy Vaşuk, Vasiliy Çernış, Leonid Korj, Timur Şaymerdanov, Seyran Zinedinov, İskender İbragimov, İslam Cepparov, Cevdet İslamov, İskender Abselamov, Hüseyin Seyitnebiyev, Fedor Kostenko, Muhtar Arslanov, Arlen Terehov, Ruslan Ganiyev, Marsel Alyautdinov, Eldar Selyamiyev, Arsen Aliyev, Ervin İbragimov, Murat Kerimov, Rizvan Abduramanov… Ahtem Çiygöz davası da unutulmamalı.

Bu listeyi tarihe not düşmek adına yayınlıyoruz. Affetmeli ama unutmamalıyız. Unutmamak gereken o kadar çok olay var ki aslında. Ama magazinsel olmayan bu olayların çoğunu unutuyoruz ve unutturuluyoruz. Kısaca, dünyanın birçok yerinde gazeteciler ve insan hakları savunucuları öldürülüyor. Umarım onlar da en azından Kaşıkçı’nın yüzde biri kadar da olsa dünya kamuoyunun gündeminde yer alır ve unutturulmaz. 

Evet. Yazının sonuna geldik. Dikkatimi ne çekti haberde? Birincisi, Cemal Kaşıkçı Dostları Derneği. Cemal Kaşıkçı Vakfı kurulsa ve Uğur Mumcu Vakfı gibi genç Arap gazetecilere burs verilse ya da gazetecilik alanında ödüller dağıtılsa daha iyi olurdu. İkincisi, resimde Cemal Kaşıkçı’nın karton maketi. İslam’da resim yapmak bile günah iken Kaşıkçı’nın mankeninin yapılması da ikinci ilginçlik. Bu ilginçliğin nereden geldiğini eşim bir anekdotla anlattı. Ben unutmuştum. Suudi Arabistan’da yeni kral tahta geçince karton maketini yapmışlar, içine dublör koyup tokalaşma merasimi yapmışlardı. (https://www.ntv.com.tr/dunya/suudi-arabistanda-yeni-kralin-karton-maketini-yaptilar-icine-de-dublor-koyup-va,xdsIFa_7X0WoGmeupZItyA) Buna da musafahalaşmak yani tokalaşmak deniyor. Başka ilginçliklerde vardır haberde. Ama noktayı burada koyalım…