Tarayıcınız güncel değil

Site Javascript ve Cookies desteği gerektiriyor

Siteden en iyi şekilde yararlanmak için aşağıdaki tarayıcılardan birini indirip kurun:

MENÜ
Follow us
21 Mayıs 2022 - 14:27
#
25 Ocak 2022, 20:46

Savaş mı kazanacak yoksa diplomasi mi?

Prof. Dr. Sezai ÖzçelikÇankırı Karatekin Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi.sezaiozcelik@qha.com.tr

2022 yılı dünya ve bölge politikaları açısından hızlı başladı. Fakat ben biraz kış uykusuna yattım gibi. Akademik teşvik başvurularının bürokratik işlemleri aslında beni yazı yazmaktan uzaklaştırdı. Eski Sovyet coğrafyasında birçok gelişmeler yaşandı. Kazakistan’da yaşanan olaylardan sonra tekrar Ukrayna-Rusya krizine dünya kamuoyu geri döndü. Donbas ve Mariupul bölgelerinden canlı yayın bağlantıları tüm dünya kanallarında görülmeye başlandı. Savaş çanları kimin için çalıyor? sorusuna cevap vermek kolay. Fakat niçin şimdi savaş çanları çalıyor ve Putin’in amacı sadece Ukrayna mı gibi sorular yanında Putin, Ukrayna’da kriz köpüğü (Türkiye’de dolar köpüğü yaratılması gibi) oluşturarak hiç beklenmedik yerden mi vuracak?

Aralık ayından beri krizin temel aktörleri olan ABD ile Rusya arasında diplomasi trafiği yoğunlaştı. NATO ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gibi kuruluşlar da diplomatik görüşmelerin içinde yer alarak krizin sonlanmasında aktif rol aldılar.

Kremlin yönetimi Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov tarafından kabul edilemez taleplerde bulundu. Bu taleplerin yerine getirilmesi demek Ruslara Avrupa politikasında söz hakkı hatta veto hakkı vermekle eşdeğer olacaktır. Zaten şu anda Batı ve Kyiv yönetimleri başta olmak üzere hiçbir kimse Ukrayna’nın NATO üyeliğini dile getirmemişken yani bayram değil seyran değil bu krizi Putin neden yarattı sorusunun cevabı aranmalıdır. Putin’in amacı sadece Ukrayna’yı işgal etmek değil. Asıl amacı, 1989-1991 yılları arasında Sovyetler Birliği’nin yıkılma süreci sonunda oluşan Avrupa güvenlik yapısını otuz yıl sonra kökten değiştirmektir. Eski Sovyet liderleri Stalin, Kruşçev, Brejnev ve Gorbaçov zamanında Rusların Avrupa politikasında söz hakkı bulunuyordu. Avrupa’nın üçte biri yani Doğu Avrupa topluluklarının politik, ekonomik, sosyal, kültürel ve hatta sportif faaliyetleri Sovyet liderlerinin ağzından çıkan iki cümleye bağlıydı. Ermenistan-Azerbaycan 44 Gün Savaşı ile başlayan Kazakistan ile devam eden ve Ukrayna ile yapılacak savaşla en üst düzeye çıkacak plan ile Moskova yönetimi eski Sovyet topraklarında Rusya yanlısı hükümetlerin başa gelmesini sağlamaya çalışacaktır. Putin’in dört hedefe odaklanmış gözükmekte. İlk olarak, siber ve hibrit savaş taktiklerini kullanarak Donbas’taki terörist saldırıları yoğunlaştırmak. İkincisi, Zelenskıy hükumetini istikrarsızlaştırmak. Üçüncüsü, Donbas üzerinden Maripul limanın ele geçirerek Rusya ile Kırım arasında kara bağlantısını sağlamak. Dördüncüsü, Donetsk bölgesinin Abhazya, Güney Osetya ve Transdinyester gibi tanıyarak Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve sınırlarının değişmezliği ilkesini Kırım’ın işgalinden sonra tekrar gündeme getirmek.

Batılı birçok analist, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının 2014 Kırım işgalinden farklı olacağını bunun Moskova yönetimine zararının yararından fazla olacağını düşünmektedir. Kremlin şüphesiz savaş kartını masada tutarak Washington ve Kıyiv’in tavizler vermesini beklemektedir. Fakat Putin’in kafası Batılı liderlerden farklı çalışmakta. Bunun nedeni, Putin’in giderek yanlızlaşmasıdır. 2014 Kırım’ın işgali öncesi başlayan süreçte, Putin kendisine yanlış yaptığını söyleyebilecek danışmanları uzaklaştırmıştır. Yakın arkadaş çevresi oligarklardan oluşan Putin’i frenleyecek hiçbir muhalif bulunmadığı gibi basın tamamen susturulmuş durumdadır.

Son 20 yıldır iktidarda olan Putin, tam altı tane Amerikan başkanı eskitmiştir. Amerikan Başkanı Biden bir yandan Cumhuriyetçi çoğunluktaki Amerikan Senatosundan gelen muhalif sesleri göğüslerken öte yandan Fox kanalı gibi muhafazakar TV kanallarının acımasız eleştirilerine maruz kalmakta. Bu bağlamda Putin’i analiz ederken Batılı politik analizler yetersiz kalabilmekte. Putin ilk önce Ermenistan-Azerbaycan sonra Belarus daha sonra Ukrayna ve en son olarak Kazakistan’da şapkasından tavşan çıkarmış durumda. Tansiyonun yükseldiği Ukrayna krizi Putin’in büyük fotoğrafının bir parçası olabilir. Nükleer silahsızlanma anlaşmasından çıkmak tehdidi ve Çin ile yakınlaşma politikası Avrupa güvenlik sistemini yıkarak uluslararası sistemde yapısal ve sistemsel değişikliğe yol açmasının son halkası olabilir. Zaten Biden’ın yaptığı son açıklamalar Ukrayna’yı satranç tahtasının bir piyonu olduğu izlenimini güçlendirmiştir. Putin belki de 1917 Ekim Devrimi ya da 1991 Sovyetler Birliği’nin yıkılması gibi dünya politikasında yapısal değişikliğe yol açacak ve tarihin yeniden yazılmasını sağlayacak adımlar atıyor olabilir.

Putin’in Ukrayna krizinden iç politikada yararlandığının bir diğer kanıtı, Rus muhalif lider Navalniy’i terörist, aşırılık yanlısı ve ayrılıkçılar listesine alması. Putin’in Kırım’da milyonlarca dolara inşa ettiği yazlık sarayındaki striptiz odasını yanında gizli tünel, yüzme havuzu, buz pisti ve kiliseyi Navalnıy’ı tüm dünyaya ifşa etmişti. Gulag benzeri hapishanede tutulan Rus muhalif yanında yakın çalışma arkadaşları ve destekçileri de bu listeye dahil edildiler. Navalnıy, “Putin’in fotoğrafını öpmemi istemelerinden ve eski Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in sözlerini ezberlememi isteyeceklerinden korkuyordum, ancak buna gerek kalmadı. Sadece ranzamın üstünde artık terörist yazıyor.” ifadesini kullandı.

Diplomasinin galip gelmesi halinde bu hem Amerikalıları hem Rusları tatmin etmeyecektir. Şu komik fıkraya benzer sonucun çıkması kaçınılmaz olsa da savaş tehlikesi yok olacaktır. Bir gün evli çift yeni ev bakmak için emlakçı eşliğinde evleri geziyorlarmış. Emlakçının gösterdiği ilk evi koca beğenmiş fakat karısı nefret etmiş. İkinci gösterilen evi, karısı beğenmiş koca ise nefret etmiş. Son gösterdiği evden her ikisi de nefret etmiş. Ukrayna-Rusya krizinin diplomatik çabalarla çözülmesi halinde ortaya çıkan durumdan her iki tarafından nefret etmesi yüksek olasılıktır.

Rusya-Ukrayna geriliminde Türkiye ara bulucu olur mu? - Son Dakika Haberleri

Diplomasinin galip gelmesinin önündeki en önemli engel, Avrupa’nın durumu ve tutumudur. Avrupa’nın lideri Merkel yerine geçen Alman hükümeti altı haftadır görev başında ve krizle ilgili aldığı kararlar hem Almanlar hem NATO müttefikleri tarafından eleştiriliyor. Macron’un Avrupa liderliğine soyunması da söylem düzeyinde kalıyor. Avrupa, Rus saldırganlığına karşı tek ses ve tek yumruk olamıyor. Rus ruletinde Avrupa’nın masadan kaçacak gibi durması sorunu Avrupa güvenliği olarak gören Biden yönetimini de ikircikli durumda bırakıyor. Trans-Atlantik dayanışmada ABD-AB güç dengesinde ABD lehine değişmiş durumda. 2008 krizi ile sarsılan Avrupa Brexit süreci ile Avrupa’nın ikinci büyük askeri gücü olan İngiltere’yi de kaybetmesinin ardından dış politikada dağınık ve beceriksiz gözüküyor. Rus ayısı, Avrupa’daki korkunun kokusunu alıyor. 2014’ten beri Avrupa’nın askeri harcamaları azalıyor. ABD, Çin’e güç kaybettiği için Rusya’yı Avrupa’nın sorunu olarak görmek istiyor. Afganistan’dan çekildiği gibi Avrupa’dan ABD çekiliyor mu soruları özellikle Doğu Avrupa ülkelerinde soruluyor. Soğuk Savaş dönemindeki gibi Avrupa’nın güvenlik açısından Amerikan yönetimlerine bağımlılığı tekrar gündeme geliyor. Bazı analistler, 1962 Küba Krizi ile 2022 Ukrayna Krizi arasında paralellik kuruyorlar. Azerbaycan ve Kazakistan’a tekrar yerleşen Rusya’nın Ukrayna’da aynı başarıyı gösterebileceği Batı başkentlerinde konuşuluyor.

Ukrayna’da savaş olması, Türkiye’yi kötü etkiler. Ekonomisi krizde olan Türkiye’nin gıda özellikle ekmeklik buğday ithalatında Rusya ve Ukrayna büyük paya sahip. Bu iki ülkede üretimde çıkacak sorunlar ülkemizde ekmek fiyatlarının fırlamasına yol açar. İkinci olarak, Rus doğal gaz akışının sekteye uğraması şu anda İran doğal gazının kesilmesi ile zor günler yaşayan Türk sanayisi yanında elektrik üretimi ve ekonomiyi dar boğaza sokacaktır. Jeopolitik olarak ise Karadeniz’i Rus Denizi haline gelmesinin yolu açılacak ve Türkiye Rus ayısına karşı yalnız kalacaktır. Rusya’ya karşı geri adım atan Batı’yı gören Putin, eski Rus İmparatorluğu tarafından işgal edilen Kars, Ardahan, Iğdır ‘a göz dikebilecektir.

Putin, Lenin’in “lapa ve çelik” ve Çehov’un “duvardaki asılı tüfek” benzetmelerine göre hareket etmektedir. Birkaç gün önce ölüm yıldönümü olan Lenin’in şu sözlerini Ruslar takip edebilir: “ “Süngü ile yokla. Lapa bulursanız, devam edersiniz. Çelik bulursanız, geri çekilirsiniz.”

Birçok ünlü tiyatro oyunu yazarı olan Rus yazar Çehov’un şu sözünü de unutmamak gerekir: “Oyunun ilk bölümde duvarda asılı bir tüfek varsa, ikinci ya da üçüncü perdelerinde o tüfek patlamalıdır. Eğer patlamayacaksa o tüfek orada asılı olmamalıdır.”

Umalım Putin, süngünün ucunda lapayı bulmuş olmasın!!!

Yazarın diğer düşünceleri

Diğer yazarlar