10 Mart 2019, 17:01

Rus-Türk Kardeşliği(!)

Melek Maksudoğlumelekmaksudoglu@qha.com.tr

1677 yılında Rus Çarı Aleksi Mihaoloviç’in Osmanlı Padişahı 4. Mehmet’e gönderdiği tehdit mektubu üzerine Türk-Rus savaşının (1677-1678) yapılması ve Rusya’nın Çehrin Kalesini kaybetmesini Ruslar unutmazlar. 1681 Bahçesaray anlaşmasıyla biten bu savaş mı sadece unutmadıkları? Tam tersine Osmanlı ile yapılan tüm savaşlar Rus çocuklarının beynine kazınır okullarda, müzelerde, sanatlarında. Rusya’ya ziyarette bulunduysanız, özellikle St. Petersburg’ta müzeleri ve çarların saraylarını gezdiyseniz fark etmişsinizdir. Mesela Petergof yazlık sarayı… Her odasında, yatak odaları dahil olmak üzere duvarlar boydan boya savaşları tasvir eden yağlı boya tabloları ile kaplıdır. Duvarlar yetmiyor, tavanları dahi Kırım-Rus harbi ve Osmanlı ile yapılan diğer harplerin resimleriyle kaplı. Rehber size Türklerin ne kadar gaddar, ne kadar barbar olduğunu anlatır. Ne yıkılmadık, yakılmadık köy, kasaba kalmıştır ne de canice öldürülmeyen Rus masumları. Ezeli Türk düşmanlığı güzelce aşılanır ziyaretçilere. Başka çalışmaları da var elbette. Onların Kabe’si Ayasofya’nın ismi hala Church of Constantinople’dir ve bir gün tekrar Ruslar için Ortodoks Hristiyanlar için ibadete açılacağını beklerler. Yani sadece müzelerdeki saraylardaki tablolardan ibaret değildir ezeli Türk düşmanlığı bilincini beyinlerine kazımaları. Her kiliseye gittiklerinde de bu dualar edilir ve bu iyice akıllara sokulur.

Türk-Rus Mücadelesi Tarihi kitabı geçti elime 1949 basımlı, Stalin’in hayatta olduğu zamanlar Ankara’da yayınlanmış. Kitabın yazarı Korgenaral Binbaşı Yahya Okçu bir Ahıska Türkü’dür. Giriş bölümünde çocukluğuna dair anılarını yazmış ki bu yüzyılın başlarına kadar her ailede büyüklerin anlattığı hikayeler de az çok bu çizgidedir. Der ki;

“Daha çocukluğumda kendimi bildiğim günden beri bütün aile büyüklerinden bilhassa babaannemden peri masalları, şehzade, sultan, cin isimleri yerine Moskof adını, harp hikayelerini dinledim. Bir felaketten bahsedilse Moskof sebep oldu, Moskof yaktı, yıktı, Moskof kesti diye söyleniyordu. Babaannemin Ahıska masalı çok feciydi. Oraya Moskof saldırmış: Rusların saçtığı kan, yangın, ateş ve ölüm o güzel beldeyi kahraman kadın, erkek bütün halkı, beyaz minareli mabetleriyle beraber bir mezbahaya ve yangın yerine çevirmiş. Babaannem Posof’taki akrabalarının yanına kaçmış. Posof’ta da kalamamışlar, Ardahan, Göle bunlarla beraber Kars ve Artvin’de gitmiş, hepsini Moskof almış. Moskof’un zulmünü bilmeyen yoktu, Türk illerinde karınları yarılan gelinlerin, başları duvarlara çarpılarak öldürülen çocuklar, meşale yerine kullanılan ak saçlı ihtiyarlar, söz ve şartla silahlarını bırakan ve hemen en ağır işkencelerle öldürülen askerler… Komşu kadınlar “Urus gelirmiş. Erzurum’u alırmış, Ermeniler de Uruslarla bir olmuşlar herkesi kesirlermiş” diye ağlıyorlardı. Bu kadınların ağlayışlarında korkaklık, ürkeklik yoktu. Türk anasının bu temiz gözyaşları sadece milli bir ıstırabın ifadesiydi. (Urus Rus demektir ve Moskofun halk dilindeki başka karşılığıdır.) Nihayet Bayburt’ta lapa lapa kar yağan bir kış gecesinin yarısında annem ve diğer ev halkının ağlaşmaları arasında uzaklara gider gibi giydirildik. Neye acaba? Sarıkamış’ta esir olan babama mı? Çiğnenen vatan topraklarına mı? Hicret ve sefalet yollarına dökülen kar deryaları içinde Batıya doğru akan masum kardeş kafilelerine mi?… Annem beni ve kardeşimi bir atın terkisindeki bir heybenin gözlerine yerleştirdi. Ve kendisi de ata bindi. Belinde bir tabanca ve sırtında bir mavzer vardı. Neden gidiyorduk? Cevap: Moskof geliyor!”

Rus, ezeli düşmanı Türkleri hiçbir zaman unutmaz iken, biz Türkler unutarak yaşamayı tercih ediyor, üzerine bir de Rus hayranlığı, Rus seviciliğini ekliyoruz.

Belki hatırlarsınız TV’nin tek kanallı yıllarında Şirinler isminde bir çizgi film vardı. Mavi, küçük sevimli yaratıklar kendi köylerinde kendi gündelik işleriyle meşgul, mutlu yaşamaya çalışırken Gargamel isimli kötü bir adam bunları yakalamaya uğraşırdı. Bir bölümde bu kötü Gargamel pişman olduğunu, Şirinlerin dostu olmak istediğini söyler ve şirinlere odun, taş taşımasından tutun da başka her işlerinde yardımcı olmaya başlar. En ihtiyarları bunun tuzak olduğunu söyler, ikaz etmesine rağmen diğer şirinler dinlemezler. Düşmandan dost olmaz, köyün bütün ayrıntısını öğrenen kötü Gargamel tüm Şirinleri yakalar. Düştüğümüz durum çizgi film olarak bundan daha güzel anlatılamaz.

Rusya’yı dostumuz zanneden Rus severler Kırım’da işlenen insan hakları ihlallerini, evlere baskınları, adam kaçırılmaları, tarihi eserlerimize saldırıları hiçe sayarak Kırım’da yaşam mücadelesi veren soydaşlarımızın acılarının üzerinden düzenlenen Türk-Rus kardeşliği(!) çerçevesinde ki eğlencelerde boy gösterirken acaba çizgi filmdeki gibi kötünün artık pişman olduğuna ve kardeş olduklarına gerçekten inanıyorlar mı? Liderimiz Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Rusya’ya ve yaptırımlarına karşı sürekli ikaz etmiştir. Kırım’ın işgalinden önce Rusya’nın saldırgan tavırlarına dikkat çekmişti. İşgal sonrası ise vatan uğrunda Rus hapislerinde ömür geçiren liderimiz vatana giriş yasağının acısını yaşamakta iken Rus severlilik göstererek bir darbeyi de Kırım’da yaşam mücadelesi veren halkımıza biz vurmuyor muyuz?

Cengiz Dağcı’nın “İhtiyar Savaşçı” eserinde dediği gibi: “En büyük kahramanlar savaşlarda değil; yaşamın içinde savaşanlardır. Yaşamda bütün güçlüklere göğüs gerenler, yaşamlarını sonuna kadar sürdürebilenlerdir.”