25 Kasım 2019, 16:11

Quid pro Quo (Her şey karşılıklı) ve Kırım

Sezai ÖzçelikÇankırı Karetekin Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümünde Doçent ünvanına sahip öğretim üyesidir.sezaiozcelik@qha.com.tr

Azil sürecinde en çok kullanılan kelime, Latince “quid pro quo” yani “Al Gülüm Ver Gülüm” politikası.

Trump’ın azil süreci boyunca en çok kullanılan kelime, “quid pro quo” yani “bir şey için bir şey” yada “her şeyin karşılıklı olması” anlamında kullanılmakta.

Ben daha anlaşılır olması için “Al Gülüm Ver Gülüm” olarak çevirdim. Mesele aslında basit daha önce Obama döneminde Amerikan Başkan Yardımcısı görevinde bulunan John Biden’ın oğlu Hunter Biden çalıştığı Ukrayna’nın en büyük gaz şirketi Burisma’da yolsuzluk yaptığı iddialarının araştırılmasını Trump, Ukrayna‘nın yeni seçilen Başkanı Zelenskiy ile yaptığı telefon konuşması ile istiyor. Bu iş için, kişisel avukatı olan 1994-2001 yılları arasında New York şehrinin belediye başkanı olan Rudy Giuliani’yi Ukraynalı yetkililer ile görüşmesi konusunda yetkilendiriyor. Buna karşılık ise Rusya’ya karşı doğuda Donbas bölgesinde çatışan ve Kırım’da Kerç Boğazında Rus donanması ile karşı karşıya gelen Ukrayna ordusunun ihtiyacı olan askeri yardımları ise telefon görüşmesi yapmadan önce askıya alıyor. Açıkça, 2020 Başkanlık seçimlerini kazanmak için Amerikan dış politikası tüm araçlarını kendi amaçları için kullanıyor.  

“TRUMP, UKRAYNA’NIN ASKERİ YARDIMLARI İLE OYUN OYNARKEN İNSANLAR ÖLÜYORDU”

Buna uluslararası ilişkilerde havuçlar ve sopalar (carrots and sticks) yöntemi ya da aba altından sopa göstermek denebilir. Trump kendine büyük ihtimal başkanlık seçimlerinde demokrat adayı olacak John Biden’ın oğlu Hunter’ın Ukrain savcılar tarafından soruşturma açılmaması halinde Ukrayna’ya yapılacak olan askeri yardımları askıya aldıktan sonra Zelenskiy ile telefon görüşmesini yapması. Washington Post gazetesinde önemli köşe yazarlarından biri olan David Ignatius’un yazısının başlığı çok manidar: “Trump Ukrayna’nın askeri yardımları ile oyun oynarken insanlar ölüyordu.” Bu aslında olayı özetleyen önemli noktalardan biri. Trump’ın iç politik kazanımlar için, Ukrayna gibi önemli bir müttefiki çöpe atabileceğini gösteriyor bu aslında. Bir anlamda Trump için, Kırım ya da Ukrayna satranç tahtasında kaybedilebilecek hatta çok kolay feda edilebilecek piyon taşlarından biri.

Azil sürecinin temel ayağı, Trump-Zelenskiy 25 Temmuz telefon görüşmesi. Bu noktada, quid pro quo olan durum ise Zelenskiy’in, Biden’ın oğluna soruşturma açması (AL GÜLÜM) ve bunun karşılığında Trump’ın Ukrayna’ya askeri yardımları devam ettirmesi (VER GÜLÜM).

TRUMP’IN AZİL SÜRECİ

Trump’ın azil süreci 13 Kasım 2019 Çarşamba günü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Beyaz Saray’da dünya basını önünde Trump ve altı tane Amerikan senatörle yaptığı toplantı ile aynı zamanda yeni bir dönemece girdi. Daha önce Amerikan Senatosu’na kapalı kapılar ardında Trump ile Zelenskiy arasındaki telefon konuşması hakkında yeminli ifade veren tanıklar, bu sefer tüm Amerika ve dünyaya Ukrayna ile Amerika arasındaki ilişkilerini canlı yayında anlatmaya başladılar. Türk televizyonlarında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Amerikan Başkanı Trump arasındaki halkla ilişkiler açısından önemli toplantı yapılırken; BBC başta olmak üzere Amerikan medyası, ABD’nin Ukrayna Büyükelçisi William Taylor ile Amerika Dışişleri Bakanlığında üst düzey yetkili George Kent’in tanık ifadelerini canlı olarak yayınlanmaktaydı. Tanıklara soru soranlardan biri olan Ohio eyaleti Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Brad Wenstrup, Trump yönetiminin Obama’ya göre Ukrayna hükumetini daha fazla desteklediğini hatta Rusya’ya Kırım’ı işgal etmesine Obama’nın yeşil ışık yaktığını dile getirdi.

Wenstrup bu argümanını desteklemek için Trump’ın Ukrayna’ya daha etkili ve öldürücü silah yardımı yaptığını fakat Obama yönetiminin Ukrayna’ya yardıma karşı çıktığını belirtmişti. ABD’nin Ukrayna Büyükelçisi Taylor ise 2016 yılında başkanlık adayı olan Trump’ın, Kırım’ı Rusya’ya verilebileceğini söylemesinin Ukrayna’daki birçok yetkilinin Trump’ın başkanlığına karşı çıktığını belirtmesi de azil sürecinin bu aşamasında yaşanan bir diğer önemli gelişme olarak öne çıktı. Bir başka önemli nokta ise şu anda büyükelçi olan Taylor’ın, Trump’ın Ukrayna’ya yapılacak olan askeri yardımı durdurmasının Kırım ve Doğu Ukrayna’da Rusya’ya karşı savaşan Ukrain askerlerinin hayatına mal olduğunu belirtmesiydi.

Azil sürecinde yaşanan bir diğer gelişme ise bir önceki Amerika’nın Kıyiv’deki büyükelçilik konutunda bulunan Marie Yovanovitch’in 2016’da “the Hill” adlı gazeteye yazdığı köşe yazısında, Trump’ın Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesinin geçerli olduğunu söylemesini eleştirmesinin tekrar gündeme gelmesiydi. Büyükelçi Yovanovich’in tanıklık ifadesinden birkaç saat önce Trump tweet atarak “Marie Yovanovitch nereye gittiyse orası için felaket oldu” demesiydi. Bu noktada, Trump’ın Ukrayna’ya bakış açısının olumsuz olduğunu belirten bir olay, Trump’ın 2016 seçimlerine Rusya’nın değil Ukrayna’nın müdahale ederek kendisini yok etmek istediğini belirtmesiydi.

AZİL SÜRECİNİN KIRIM VE UKRAYNA AÇISINDAN ÖNEMİ

Azil süreci, Kırım ve Ukrayna açısından şu noktalarda önemlidir. Birincisi, Trump’ın yaptığı telefon görüşmesi azil sürecine yol açmasının gösterdiği gibi yanlış ve yasal hareket olmaması yanında bölgesel güvenlik, Amerikan dış politikası ve Batı’nın Rusya politikası açısından tehlikelidir. İkincisi, Trump Amerikan seçimlerini kazanmak için Amerika’nın temel değerlerini yanında Amerikan dış politikasını ayaklar altına almıştır. Üçüncüsü, Amerika’nın Rusya’nın siber savaş ve melez savaş stratejisi ve yeterlilikleri karşısında çaresiz olması yanında azil süreci boyunca tanık olarak dinlenen Ukrayna konusundaki Amerikalı diplomatlar, ulusal güvenlik çalışanları ve askeri yetkilileri bölgede güçlenen Rusya ve zayıflayan Amerika ve Batı’nın resmini net şekilde çizmiş oldular. Dördüncüsü, Trump’ın Zelenskiy ile yaptığı telefon görüşmesi temelde Erdoğan’a gönderdiği Trump Mektubu’ndan farkı bulunmamaktadır. Erdoğan’a gönderilen mektup, büyük ölçüde Amerikan iç politikası özellikle azil sürecinde köşeye sıkışan Trump’ın kendisini destekleyen Cumhuriyetçi senatörlerin yüksek sesle yaptıkları eleştiriler yanında Temsilciler Meclisi’nde Türkiye aleyhine alınan yasa tasarılarının ardından yaşanmıştır.

Aynı şekilde Trump’ın Zelenskiy’i araması, iç politikada Amerikan başkanlık seçimlerinde rakibi olacak Biden’ı köşeye sıkıştırmak için yapılan bir hamle olmuştur. Trump, Türkiye’ye çok ağır hakaretler içeren mektubu göndermekten çekinmezken Zelenskiy’e de askeri yardımları askıya alarak bir anlamda şantaj yapmıştır.

Sonuç olarak, Trump’ın azil süreci bir anlamda Kırım ve Ukrayna’nın doğusunu işgal eden Rusya’nın ulusal çıkarlarına hizmet etmekte, Putin’in melez savaş stratejisine uygun seyir izlemekte ve Batı’nın Ukrayna politikasındaki zayıflıkları dünya kamuoyunu önünde tartışılmasına neden olmaktadır.