Tarayıcınız güncel değil

Site Javascript ve Cookies desteği gerektiriyor

Siteden en iyi şekilde yararlanmak için aşağıdaki tarayıcılardan birini indirip kurun:

MENÜ
Follow us
29 Mayıs 2022 - 01:25
#
02 Mart 2022, 10:11

Putinizm ve Putingiller

Prof. Dr. Sezai ÖzçelikÇankırı Karatekin Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi.sezaiozcelik@qha.com.tr

Putin’in Kırım’ı işgalini ve şu andaki Ukrayna-Rusya savaşını en çok realist özellikle neorealist teoriler ile açıklamaya çalışan uzmanlar sosyal bilimlerin en temel kuralını çiğnemektedir. Savaş gibi birçok sosyal olgu çok karmaşık, çoklu nedenli, çoklu aktörlü, çok boyutlu ve çok düzeyli ele alınmalıdır. Mearshimer’ın saldırgan realizmin arkasına sığınan birçok analist uluslararası ilişkilerin birçok farklı kavram ve yaklaşımını göz ardı etmektedir.

Bunlardan ilki neorealistler liderlerin kişiliklerini ve liderlik özelliklerini yani bireysel düzey analizini yok saymaktadır. Örneğin, şu andaki silahlı çatışmaları durdurmak için NATO’nun genişlemesini durdurmak fakat Ukrayna’nın AB üyeliğine yeşil ışık yakmak gibi Kremlin yönetimine gözle görülür kazanımlar sağlayacak ve Putin’in yüzünü kendi kamuoyu önünde kızartmayacak öneriler sunulması Putin’e geri adım attırır mı? Bu soru,  Putin Batı dünyası gibi düşünse belki mümkün olabilirdi şeklinde cevaplandırılabilir. Putinizm olarak tanımlanan Putin’in kendi analitik düşünme çerçevesi, fikirleri, düşünceleri ve ideolojisine karşı Batıcı rasyonel düşünceyi koyarak analiz yapmak gerekir.

Putinizm ile Putingiller kavramlarını kullanarak, aslında dünyada “sözde demokratik seçimlerin” olduğu fakat otoriter, totaliter yönetimlerin liderlerinin özelliklerini sıralayacağım. Putinizm ve Putingillerin olduğu bir ortamda aslında Mearshimer’ın teorisinin bir anlamda eleştirisini yapmak istiyorum. Ek olarak, Türkiye’de son günlerde tartışılan Solcuların Putinci olup olmadıkları, Avrasyacı ve ulusalcı tayfanın nasıl Putinizm savunduklarını göstermek istiyorum. Türkiye’de işgalci Putin diyemeyen kesimin Kremlin yönetimini haklı göstermek için kız kardeşini öldüren abinin ama o bizim namusumuzu kirletti demesinden farkı yok. Dünyayı sadece Hobbesyan bakış açısıyla gören bu anlayış aslında liberal demokrasinin savaşmadığını unutarak II. Dünya Savaşı sonrası yaşanan tüm gelişmeleri yok saymakta. Bunun yanında güvenlikleştirme teorisi bile tek başına Moskova’nın sunduğu “Batı ile Rusya’nın grand stratejisi ve satranç tahtası oyunu”, “Rusya aslında kendini savunuyor Batı Rusya’yı tahrik ediyor ya da Ukrayna Batı’ya güvendi bak ne oldu” gibi sözde analistlerin yorumları geçerli olamayacaktır.

Putinizmin ilk özelliği Sovyet tipi Stalinizmden farklı olarak muhazafakarlık, popülist ve tek adam otokrasisi olmasıdır. Muhafazakârlık iç ve dış politikada geleneksel sosyal gündemi belirleyerek statükonun devamından yana. Tabii statükonun ne olduğu aşağıda listeleyeceğim Putinizm özellikleri. Popülizm Batı’daki Trumpizme benziyor aslında. 7 Mayıs 2020 yılında Rusya Devlet Başkanı seçildiğinde Vladimir Putin yaptığı konuşmada aynen şunu söylemiştir:

“Ben bana verilen kutsal görevin Rusya halkını birleştirmek, vatandaşları net hedefler ve sorumluluklar etrafında toplamak ve her gün ve her dakika “tek Anavatan, tek Halk ve tek gelecek” anlayışını hatırlamak olduğunu düşünüyorum”

(https://eprints.lse.ac.uk/101346/1/Ershov_father_and_followers.pdf https://repozytorium.uwb.edu.pl/jspui/bitstream/11320/6595/1/BAJ_17_2017_R_Szymula_Distinctive_features_of_russian_presidents.pdf )

Putinizm özelliklerini sıralarsak:

  1. Putin’in kişilik kültü: Rus medyası ve sosyal medyasında yüceltme yoluyla “ulusal kahraman” imajı, 
  2. Güçlü başkanlık gücü: Yeltsin zamanlarıyla karşılaştırıldığında bile daha güçlendirilmiş,
  3. Mülkiyet üzerinde güçlü devlet kontrolü,
  4. Nepotizm (yakın kayırma), yolsuzluk ve ekonomik eşitsizlik uçurumu,
  5. Siloviki yani Putin iktidara gelmeden önce onunla çalışan birkaç düzine eski KGB güvenlik teşkilatından insanları özellikle St. Petersburg ekibine güvenmek,
  6. Adaletin seçici uygulanması, hukukun öznel olarak seçici uygulanması (“Her şey dostlar için, hukuk düşmanlar içindir”),
  7. Nispeten liberal ama şeffaf olmayan mali ve vergi politikaları,
  8. “Manuel kontrol” modu yönetim: Herhangi bir siyasi ağırlığı olmayan ve ülkenin gerçek kontrolünü Cumhurbaşkanlığı İdaresi’nden olduğu zayıf teknik hükümet,
  9. Gücün en üst düzeyde gizliliği ve önemli kararların sahne arkasında alınması,
  10. Yetkililerin fikirlerinin ifade etme özgürlüğünden hoşlanmamaları, sansür ve devlet yetkililerin Putin tarafından kameralar önünde azarlanması (son örnek Rus İstihbarat Şefi Sergei Naryshkin’in kekelemesi),
  11. Rus Ortodoks Kilisesi ile stratejik ilişkiler: Kilisenin mülkiyet çıkarları ve toplumun dinselleşmesini teşvik etme politikası,
  12. Muhalefet faaliyetlerini düşmanca görme ve muhalefetin siyasi alandan dışlanması ve Rusya’nın hep “kuşatılmış kale” imajını yaratmak ve dış düşmanla ve onun iç politikadaki uzantılarına mücadelesine vurgu yapmak,
  13. KGB ve FSB mantalitesine sahip istihbarat devlet anlayışı.

    Uluslararası arenada Putinizm ise Sovyet zamanlarına yönelme nostaljisi ve Sovyetler Birliği’nin uluslararası ilişkilerde ABD ile güçlü  zeminde rekabet ettiği 1945-1979 dönemine dönme arzusudur.  Enerji, uluslararası politikanın bir aracı olarak kullanılır (“boru hattı diplomasisi” olarak adlandırılır).

Putinizmi yaratan sadece Putin’in kendisi değil. Rusyada yaşayan kitleler totaliterliğin yaratılmasının en önemli unsuru. Putin’in popüleritesi sadece yukarıdan aşağıya otoriter politikalar, uygulamalar ve davranışlara değil Rus vatandaşlarının Rusya’da rejim yenilenmesi sürecine katılarak devlet-toplum ilişkisini biçimlendirmesidir. Yani Rus toplumu da aslında Putin’i istiyor ve seviyorlar. Gramsci’nin belirttiği gibi Putin’e korkudan değil rıza ile boyun eğiyorlar. Cellatlarına aşık olmuş benzetmesi Ruslar için de söylenebilir.

Putinizmi dünyada benimsemiş liderlere Putingiller denebilir. Bu listenin ilk başında şüphesiz Çin lideri Şi Xinping gelmekte. Hindistan Başbakanı Narendra Modi bir başkası. Latin Amerika’nın Trump’ı olan Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro. Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo. Venezuela liderleri Hugo Chavez ve Maduro. İsrail Başbakanı Bibi lakaplı Binyamin Netanyahu. Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte. Macaristan Başbakanı Viktor Orban. Gördüğünüz gibi Putingiller listesi çok uzun.

Bu noktada bu savaşın ABD Başkanı’nın işine iç politika anlamında yaradığını belirtmek lazım. COVID-19 ve Afganistan hezimeti sonrası Biden, düşen anket sonuçlarını yükseltebilir. Ulusal Sesleniş konuşmasının Ukrayna ile dayanışmayı içeren bölümleri tüm senatörler tarafından ayakta alkışlandı. Birçok senatör, Ukrayna bayrağının renkleri olan özgürlüğü temsil eden mavi ve Ukrayna toprağı ile buğday ve ayçiçeği temsil eden sarıyı renkleri giymişlerdi. Belki savaştan en çok yarar gören İngiltere Başbakanı Johnson oldu. Koltuğu pandemi sürecinde resmi konut olan Down Stree 10’da bilgisi dahilinde yapıldığı iddia edilen ve hatta katıldığı tüm İngilizler evlerinde kısıtlamalara uyarken partiler yüzünden sallantıdaydı. Rus doğalgazına bağımlı olmayan Londra’nın Rus ayısına karşı en şahin ülke olması biraz da Johnson’ın iç politika yatırımı olarak görülmelidir. Bu yıl seçimlere girecek olan Fransız Başbakanı Macron da bir taşla iki kuş vurdu. AB içinde Fransız liderliği için Rusya ile diplomatik görüşmeler yapması ve anketlerde geride iken yükselişe geçmesi. Nisan ayında Fransız seçimleri olacak ve en önemli rakiplerinden biri olan aşırı sağ lideri Marine Le Pen’in Putin ile fotoğraflarını silmesinin nedeni de Fransız kamuoyundaki Rus karşıtlığı ve Ukrayna sempatisi. Aralık 2021 anket sonuçlarına göre, ikinci turda Macron ve Le Pen oy oranları yüzde 50 iken Ukrayna-Rusya krizinin tırmanmasının ardından Macron’un oy oranları da hızla yükselişe geçti. Kriz dünyadaki birçok ulusun COVID-19 pandemisinde hükümetlerinin hatalarını ve özellikle yüksek enflasyonu unutmalarını sağladı. Çin lideri Xinping ise savaşa en çok sevinen. Kriz sayesinde dünya Tayvan, Hong Kong ve özellikle Uygur Türklerine yaptığı soykırımı artık konuşmamaya başladı. TV ekranlarında yeni kötü adam olarak Putin’in olması Pekin’in işine geliyordur.

Son olarak, İsrail’e ayrı bir başlık açmak istiyorum. İsrail’in Ukrayna konusunda neden bir taraf seçmediğini müttefiki olan ABD çok gür ve açıkça desteklemediğini belirtmek isterim. Aynı Türkiye gibi İsrail’de hem Ukrayna hem Rusya’ya eşit mesafede. Ama krizin ortasında Suriye’deki Golan Tepelerindeki İran hedeflerini vurması ve bir başka harekatta Şam bölgesini vurması da önemli. Zaten Ukrayna savaşı ne kadar uzarsa Suriye’de Rusya’nın gücü ve etkisi zayıflayacaktır. Aslında Türkiye, İsrail ile ilişkilerini geliştirse ve TV tüm yorumcuların övdükleri Rusya’nın pür realist davranması gibi davransa Türk kuvvetleri kuzeyden İsrail güneyden Suriye’ye girip PKK/YPG teröristleri ve Türkiye’dkei Suriyeliler dahil tüm sorunlarımızı çözmüş olur. İsrail neden Rusya’ya mesafeli dersek cevabı iki tane. Bir tanesi, tıpkı Türkiye gibi İsrail’de Suriye’deki İran hedeflerini vurmak ve Esad’a göz dağı vermesine izin verdiği için Putin sempatisi fazla. İkinci belki en önemli neden ise İsrail’de Sovyetler Birliği karşı Holocaust’u sonlandıran Ruslara karşı sempatinin olması yanında SB çöktükten sonra 1991’den beri 1 milyon Rusça konuşan Yahudinin  İsrail’e geldiğini ve şu anda nüfus içinde yüzde 15 olduğunu unutmamak gerekir.  Rus Yahudilerinin Zelenski’ye sempatileri olsa da ve Zelenski İsrail Başbakanı Bennett’e de arabulucu olmasını istese de İsrail’in Ukrayna’ya askeri donanım ve silah göndermemesini de not etmemiz gerekiyor. Fakat Ukrayna İsrail’in son yirmi yıldır tahıl sağlayıcısı ve şu anda yüzde 50’den fazlası sağlıyor. Musevilerin Sabah kahvaltısındaki mısır gevreği Ukrayna mısırı. Yıllık 200milyon dolar ithalat. Ukrayna’dan ithal edilen gıda ürünlerinin listesi arpa, soya fasulyesi, inek, tavuk, hindi, balık, v.b. Yıllık Israil’in ithalatı 400 milyon dolar değerinde. Ukrayna tahıl ithalatı Nil Deltasına sahip olmasına karşın Mısır için yüzde 24 ve Lübnan için yüzde 50. Zaten iç karışıklık yaşayan Lübnan’a ithalatın durması İsrail’in güvenliğine tehdit. İsrailli ileri teknoloji şirketlerinin yurt dışında ucuza iş gücü kullandığı şirketlerin yüzde 45’i Ukrayna’da. Örneğin İsrailli şirketler yaklaşık 20 bin tane Ukraynalı bilgisayar programcısını ücretle çalıştırıyorlar. Dünyanın Rusya’ya odaklanması İsrail için ana tehdit olan İran üzerindeki baskıyı azaltmasından da Tel Aviv yönetimi rahatsız.

Yazarın diğer düşünceleri

Diğer yazarlar