03 Aralık 2018, 19:23

Putin-Trump Tangosu

Sezai ÖzçelikÇankırı Karetekin Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümünde Doçent ünvanına sahip öğretim üyesidir.sezaiozcelik@qha.com.tr

“Eskiden Rusya ile Amerika arasında kullanılan ortaklık hatta etkileşim terimi artık kullanılmamakta. Trump ile Putin, politik tango yaparken birbirlerinin ayaklarına basıyorlar.”

Dünyada tüm gözler Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te yapılan G-20 zirvesindeydi. Arjantin denince akla ilk gelen şüphesiz tango. Her iki lider Arjantin’de, Kerç Boğazı krizinden dolayı tango yapma şansı bulamadı. Aslında dünya politikasında her iki lider uzun süre politik tango yapıyorlardı. Ya da yakın günlerde aramızdan ayrılan ünlü İtalyan yönetmenin filminde olduğu gibi Son Tango’yu ne zaman yapacakları da merakla bekleniyor. Tangonun en önemli özelliği tango yapmak için iki kişiye ihtiyaç olması, “It takes two to tango”. Putin, G-20 zirvesinde Trump ile tango yapamadı fakat Suudi Prens Salman ile yaptığı “çak bir beşlik” selamlaşmasıyla dünya gündemine damgasını vurdu. Bu Putin’in Trump dışında yeni ortaklar aradığını ve Trump’ın gözünden düşen Salman’ı kafalamaya çalıştığı izlenimi uyandırdı. 

Amerika ve Rusya arasında kriz ve tansiyonun yükselmesine karşın Trump ile Putin’in ilginç ve inişli çıkışlı yakın ilişkileri var. Trump, her zaman Putin’le iş yapabileceğini düşündü. İş adamı mantığı ile Amerika’yı yönettiği için ve daha önce birçok kere iş dünyasında tango yaptığı için Trump bu işi kolay görüyordu. Fakat işler beklediği gibi olmadı. Putin’le yakınlaşmasını engelleyen en önemli unsur, iç politikada Rus gizli servisinin Amerikan seçimlerini etkilemesi ve Rusya’da Trump’ın yaptığı bazı işlerde yolsuzluk olduğu iddiaları. G-20 zirvesinin yapıldığı günlerde Trump bir yandan Mülteci Karavanı sorunu ile uğraşırken öte yandan eski kişisel avukatı Michael Cohen’in Amerikan savcılarına özellikle Rusya ile ilişkileri konusunda verdiği ifadenin politik etkileri ile uğraşıyordu. Cohen’in ifadesine göre Rusya’daki Trump Tower inşaat işi başta olmak üzere diğer gayrimenkul ihalelerinde Rus yetkililer ile Trump arasında irtibatı sağladığını söylemesi ve Kongre’ye daha önce yalan söylediğini kabul etmesi önemli. 

G-20 Zirvesinde kısa süreli de olsa Trump ve Putin gayriresmi olarak akşam yemeğinde konuşma fırsatı buldu. Putin, Trump’ın Karadeniz’de olan Kerç Boğazı krizi ile ilgili sorularını ayak üstü cevapladı. G-20’de yapılamayan iki lider arasındaki görüşmede aslında Trump’ın Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşmasından (INF) çekilme konusu konuşulacaktı. Demokrat Parti’nin Rusya ile olan bağlantıları konusunda yeni suçlamalar ve iddialar sunması en yaşlı Amerikan başkanlarından biri olan Trump’ı iç politikada sıkıştırma ihtimalini arttırabilir. Putin kendini özellikle dünya liderleri ile geliştirdiği kişisel ilişkilerini kullanarak Rus çıkarlarını en iyi şekilde savunan müzakereci olarak görüyor. Putin, Cuma günü Fransız Başkanı Macron ve Cumartesi günü Alman Şanşölye Merkel ile buluşarak Kerç Boğazında neden Ukrayna gemilerine karşı düşmanca tutum takındığını anlatarak onları ikna etmeye çalışacak. Almanya ile yaptığı Kuzey Akım-2 anlaşması ile Ukrayna’yı doğal gaz naklinde by-pass geçen Rus oligarklar, Batı’da ortaya çıkan çatlakları da kullanarak dış politikada kazanımlar elde etmek istiyorlar.

İngiltere’nin Brexit ile Avrupa Birliği’nden ayrılması ile Atlantik ittifakında Anglo-Sakson yani Amerikan-İngiliz ortaklığı güçlenirken BRICST’i güçlendirmek isteyen Rusya, Avrasyacılık üzerinden dış politika üretmeye çalışıyor. BRICS içinde Türkiye’nin yer alması ve Ankara-Moskova ilişkilerinin gelişmesini bu şekilde yorumlamak gerekir. Jeopolitik teorilerin başında Mahan’ın deniz gücü ve Mackinder’in kara gücü ayrımında Amerika ve İngiltere Mahanist bir yaklaşım benimserken Rusya liderliğinde Avrasyacılar Mackinderist yaklaşımla BRICS yanında Avrupa ülkelerini de Amerika’dan uzaklaştırmaya çalışıyor. Kremlin’in yaptığı bir diğer önemli dış politika adımı ise uluslararası sistemi çok-kutuplu hale getirmek. Çok-kutuplu dünya her zaman iki-kutuplu ve tek-kutuplu sisteme göre daha istikrarsız olması Rus ulusal çıkarları açısından gerekli görünüyor. Dünyayı istikrarsızlaşmak Rus dış politikasının temel amacı. Eski Sovyet topraklarını ele geçirmek adına Rusya’nın “hesaplanmış tırmanma” (calculated escalation) stratejisi izlediğini söyleyebiliriz.

Kerç Boğazı krizi ile Batı blokunda açtığı çatlakların artmasına yol açan Rus oligarklar, Batılı ülkelerin iç politikalarına da doğrudan müdahale ediyor. En son Fransa’da yaşanan Şanzelize Caddesi’ndeki Zafer Anıtı önündeki Sarı Yelekliler gösterileri var. Bu gösterilerin arkasında Ulusal Cephe (FN) lideri Le Pen’in olduğu iddiaları ve Sarı Yelekliler’in birçoğunun Le Pen taraftarı orta sınıfın fakirleşen kesimi olması, Putin’in Avrupa’daki aşırı sağ hareketleri desteklediği unutmadan bir kenara not edilmeli. Sarı Yelekliler’in bir grubu da Fransız aşırı sol yani komünistlerin temsilcisi Melenchon taraftarları. Fransa’da hem aşırı sağ hem aşırı sol, Rusya’nın etkilediği gruplar. 

Sonuç olarak, Eskiden Rusya ile Amerika arasında kullanılan ortaklık hatta etkileşim terimi artık kullanılmamakta. Trump ile Putin, politik tango yaparken birbirlerinin ayaklarına basıyorlar. İki lider tango dışında Putin’in Graz’da Avusturya Dışişleri Bakanı Karin Knessl’in düğünündeki dans ya da Trump’ın Suudilerle kılıç dansı gibi başka danslara yönelebilirler. Dünya liderleri dans etmeye devam etmeli ki sorunlar, görüşmeler ve diplomasi yoluyla çözülebilmeli.