03 Ekim 2019, 14:00

MÜCADELE, MÜDAHALE, MÜZAKERE

Ahmet Özayaozay@qha.com.ua

“Milli Mücadele”, “Milli Müdahale”, “Milli Müzakere” üzerinde düşünmemiz gerek bir dizi kavram.

Milli Mücadele Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna vesile olan yeniden doğuşun ifadesi.

Milli Mücadele 20. Yüzyılın başlarında Türk aydının ruhundaki hürriyet düşüncesi.

Milli Mücadele sokağa, siyasete, kışlaya memlekete hürriyet düşüncesinin hakim olması.

Milli Mücadele uzun soluklu bir süreç. Günlük hayatın tüm katmanlarına egemen olmasıyla milli hakimiyete dönüşür.

Yakın çağların hatırı sayılır milli mücadele örnekleri Amerika’nın İngiliz, İspanyol ve Fransız sömürgeciliğine başkaldırması ile başlar. Simon Bolivar’ın Latin Amerika devletlerinin kuruluşuna vesile olan “Mücadele, Müdahale, Müzakere” süreci ile de kıtasal bir milli egemenlik tesisi ile devam eder.

Milli Mücadele çağı felsefesi bizde Namık Kemal, İsmail Gaspralı, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Akif gibi Tuna Boyu, Kırım, Kazan, Kafkas tecrübeli aydınlarının düşüncelerinde vücut bulur.

Milli Mücadele “Altın Ordu”, “Osmanlı” coğrafyasını tehdit eden Rus yayılmacılığı ve imha süreci ile başa baş gider.

Bu tecrübenin bir neticesi, Kafkasyalılar, Kazanlılar, Tuna Boylular ve Kırımlılar Anadolu Türk varlığının korunması konusunda her zaman öncü rolü oynamışlar.

Enver Paşa ve Atatürk

Enver Paşa’nın ailesi Ukrayna topraklarında bulunan Besarabya’nın Kili şehrindendir. Ailenin bir bölümü o nedenle “Killigil” soyadını taşır.

Mustafa  Kemal Paşa Rumeli’den Selanik’tendir. Milli Mücadele sürecinin önemli kahramanları, Cumhuriyet felsefesinin en kıdemli savunucuları genelikle Rus yayılmacılığı kurbanı sürgün çocuklarıdır.

Milli gurur günümüz, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı arifesinde yeni tehlikeler, yeni imha politikaları ve sönen ocaklar, coğrafyamızın kaderi gibi durmakta.

Coğrafyamızı hedef alan tehditler sadece bir gelecek korkusu değil.

Kıbrıs’ta, Halep’te, Kerkük’te, Kırım’da kah endişe veren, kah ocak söndüren bir günümüz gerçeği.

Her şeye rağmen sorunlar fırsatları, çareye dönüştüren iradeyi de bereberinde getirmekte.

Yeterki “Milli Mücadele”, “Milli Müdahale”, “Milli Müzakere” çizgisi terk edilmemiş olsun.

Zaman akıp giderken, tehdit ve tacize karşı “Mücadele – Müdahale – Müzakere” sorgulaması akılda olsun.

Cezayir Örneği

1945’lere gelindiğinde, anti-kolonyal felsefenin yeni aktörleri vardır. Martinikli bir beyin cerrahı olan Fransız vatandaşı Frantz Fanon bunlardan biridir. Genç yaşında Cezayir Kurtuluş Savaşına katılır. Anti-kolonyal sosyoloji felsefesinin emsalsiz eserleri olan “Cezayir Bağımsızlık Savaşının Anatomisi”, “Siyah Deri Beyaz Maskeler” ve “Yer Yüzünün Lanetlileri” kitabını kaleme alır.

Bu mücadelede, en büyük müdahale Fransız dilini reddetmektir. Arapça konuşmak en büyük müdahaledir. Bu müdahalenin ikinci hamlesi Arapça korsan radyo yayınlarıdır. “Hür Cezayir Radyosu” kurulur. Pilli radyolar Cezayir’de en çok aranan milli mücadele cihazına dönüşür. Aileler işgalci ile mücadelede “Cezayir’in Sesini” bekler. Fransızlar radyo satışını yasaklar. Frekansları bozar. Her şeye rağmen milli mücadeleyi sorgulayan, insanları kendi vatanında hesaba çeken Fransızca ses kısılmıştır. Cezayirli atalarının katilinin dilini reddeder. Arapça radyo yayınlarındaki ‘istiklal’ kelimesini duyabilmek bile milli mücadele ateşini ayakta tutmaya yeter.

Milli duyarlılıklar hayal kırıklıklarını da beraberinde getirir. Milli duygunun tarif edilemeyen, hedefi meçhul birikimi, kimi zaman zehirli bir enerjiye dönüşür. Ezilen insan çaresizlik içinde kendi kardeşini hedef alır. Bu bakımdan milli duygunun doğal bir neticesi olan, milli müdahaleyi yerinde ve zamanında yapmak yegane kurtuluş yoludur.

Enver Paşa gibi, Rauf Denktaş gibi, Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu gibi Mustafa Kemal Atatürk gibi millî liderlerin en önemli özelliği hayata “müdahale ederek” bir milli gelenek yaratma yetenekleridir.

Steinmeier Planı

Ukrayna’da gündem “Steinmeier Planı”. Alman Cumhurbaşkanının adını taşıyor. Ukrayna’ya barış (!) vaat eden plan, Ukrayna halkının milli egemenlik beklentilerinden uzak. İsminden de anlaşılacağı gibi. Kırım, zaten planın hiç bir yerinde yok.

Plana yeşil ışık yakan açıklamalar arttıkca, Ukrayna halkı da yeniden sokaklara dönüyor. Birden patlayan gösterilerde halk “Kapitülasyona Hayır” diye haykırıyor. Bu duygularla gece yarısı Cumhurbaşkanlığı Binasının bahçesini dolduruyor.

Ukrayna’da “Milli Mücadele”, “Milli Müdahale”, “Milli Müzakere” süreci işliyor. Milli mücadelenin temel hafızası işgal ve imha politikaları konusunda 250 yıllık bir facia yaşayan Kırım Tatarları. Türk milli mücadelesinin en yüksek aşaması olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu Ekim ayının Ukrayna’nın bağımsızlık idealine ve Kırım Tatar milli mücadelesine hayırlar getirmesini diliyoruz.

Kerkük’ten Kıbrıs’a, Rumeli’den Kırım’a milli mücadele kahramanlarını selamlıyoruz.