Kırım… Bu kadarı da fazla!

17 Şubat 2019, 13:38
Aydın TaşKırım Haber Ajansı Türkçe Yayın Yönetmeniaydintas@qha.com.tr

Not: Bu yazı Azerbaycan Türkçesinde 17 Mart 2014 tarihinde yazılmıştır.

(Xahiş edirem, bu yazını okurken, qabağınızda mümkündürse bir Türkiye haritası olsun.)

ASLIM…

Men aslen Malatyalıyam, ana tarafım ise Ayvalıklıdır. Fakat anamın aslı bu gün Ege denizinde bir Yunan adası olan “Midilli”den gelir. Orası Yunan torpağı olandan sonra dedem, anası ve diğer kiçik qardaşları mübadileyle Türkiyeye köç etmişdiler. Türkiye Qurtuluş Harbinde adada savaş yoxtu, amma Yunanlar sadece Türk ve müselman olduklarına göre dedemin atasını ve qardaşlarını orada şehid etdiler. Dedemin çok hikayelerini dinledim, Onun nasıl qurtulduğunu, gemiyle nasıl Türkiyeye geçtiklerini, köyünü falan… ALLAH rahmet eylesin, Midilliyi tekrar görmeyi çox isteyirdi amma nasip olmadı.

1980’ler…

Men Almaniyada anadan olmuşam. Vatandan uzaq, gurbette büyümüşem. Türkiyeye her gidişim bir heyecan idi. Edirnedeki “Kapıkule” serhad qapısı görende gözüm o qocaman Türk bayrağını axtarırdı, o ay-ulduz sanki danışırmış kimi hoş geldin deyirdi. Dünen kimi hatırlayıram, 8 yaşım vardı, 1989 ili Avqust ayıydı, Bulgaristan taraftan çıxmış, Türkiyeye girmek için passport kontolü üçün maşınla (araba) sıradaydık. Sol tarafta koca bir sahada minlerle insan vardı, yanların ev eşyaları da vardı ve oturmuş gözleyirdiler. Bele piyade olaraq serhaddi geçen heç görmemiştim. Atama soruştum ki, “Bunlar nedir bele, onların niye maşınları yok?”, bana demişti ki, “Onlar Bulgaristanda yaşayan Türklerdi. Türkiye göç edirler. Olimpiyat şampiyonu Naim (Süleymanoğlu) kimi”. Anlamıştım ki, Bulgarlar Türkleri öldürürdü ve onlar qaçırdılar.

1990’lar…

Almaniyada 1991 iline qadar Alman televizyalarından başqa kanal izleyebilmezdim, o zaman peyk antenası falan yoxtu ki Türk kanalarını da izleyek. Bir axşam babam heyecanla gelip televizyada yeni kanal axtardı. Televizyadan Türkçe ses gelirdi. Bu “TRT Int.” kanalıydı, sevindik ki artıq Türkiyeni yaqından takip edebileceyik. Fakat izlediğimiz haberler pek de sevimli değildi. Her gün şehid haberlerini görürdüm. Türk askerleri, PKK-lı terrorcular tarafından şehid edilirdi. Bu uzun iller bele devam edecekti.

MENİ ÇAŞDIRAN İNFORMASİYA…

Coğrafiya derslerine çok maraqlıydım. Umumiyetle dünyadaki tüm ölkelerin adlarını ile payitahtlarını ve nece ehali yaşayır bilirdim. Almaniyada ve diğer Avropa ölkelerinde de Türkler yaşayırdı ve atama soruştum ki, “Türkiyeden sonra en çok Türk harada yaşayır?”, demişti ki, “Rusyadan (Sovetler) sonra en çok Türk, Türkiyede yaşayır”. Çaşdım, dedim ki olabilmez. Nasıl olardı ki, Türkiyede olandan daha fazla Türk hariçde başqa bir ölkede olsun. Doğruymuş! Sovetlerin dağılmasıyla bağlı xeberlerde sohbet Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistandan gedirdi. Sonra xeberlerde Azerbaycan-Ermenistan savaşıyla tanış oldum. O vaxt Hocalı soykırımının farqında değildim, amma Karabağ kan ağlayırdı bilirdim.

“SİZ TÜRK DEĞİLSİNİZ Kİ”

Her yay tatilinde Türkiyeye gedirdik. Yine “Kapıkule”den vatana girecektik. Amma 1992 ilinde yolculuğumuz çetin oldu. Çünkü Serbiya (Sırbistan), Almaniyadan çıktığımızda açıq olan serhaddini tam da bizim o ölkeye gireceğimiz saat bağlamıştı. Serbiya, Xorvatiya (Hırbatistan) ile savaşırdı ve bizi yaxından ilgilendiren Bosna savaşı partlamıştı. O Savaşa da bele yaxından tanık oldum. Almaniyada mektepde almanlarla fazla dostluğumuz yox idi, amma yabancılar ile sanki aynı millet gibiydik. Bu yabancı dostlarım arasında Boşnaklar da vardı. Onlardan öyrendim ki, onları Sırblar Türk diye öldürürlerdi. Deyirdim ki, “axı siz Türk deyilsiniz”, onlar da mene deyirdi ki, “Müselman olduğumuza göre onlar için Türktük, Osmanlıydık”. Adları da zaten bizim kimiydi: Eldin, Kerim, Hüseyin…

SAVAŞLAR…

Savaş xeberler ardı ardına gelirdi. Karabağ, Bosna derken Çeçenistanda savaş vardı. Gerçekde Türk olmasalarda Çeçenleri de özümüzden qabul edirdik. Ruslarla Çeçenler arasında silah baxımından nisbetsiz bir savaş vardı. Önce Cahar Dudayev uçmağa vardı, sonra da diğerleri. Yaratılan Çeçenistan devleti, bu gün halen Rusyanın avtonom respublikasıdır.

NEO-NAZİZM…

Hani dedim ya, biz Almanlarla yaxın dost değildik, sebebini de deyim. O illerde Almaniyada irqçilik çok artmıştı. 1992-çi ilde irqçi Neo-Naziler Mölln şeherinde Türklerin evini yandırdılar ve 3 Türk yanarak öldü. Sadece 1 il sonra Solingen şeherinde yine bir Türk ailesinin evini yandırdılar ve 5 Türk öldü. Bu son hadise bizleri çok öfkelendirmişti. Yaxşı yadımdadı, Solingene o kadar çok Türk getmişti ki, Almaniyanın otobanlarında tıkaçlar olmuştu ve bizim bir şeyler elememizden qorxurdular. Almaniyada yaşayan Türkler, öfkeliydi, Alman hakimiyetini de artıq heç sevmirdi.

FUTBOL, SADECE FUTBOL DEĞİLDİR

Baxın size değişik bir örnek verim… Tez-tez, facebookda falan “Futbol, sadece futbol değildir” deyirem, belke eşitdiniz. O zamanlar futbolçuydum ve idmana bir kere Alman milli komandasının formasıyla çıxmıştım, öz komandamdaki Almanlar mene deyirdiler ki “Sen Alman deyilsen, bunu giyemezsin”. Men elbette alman deyildim, bunu da ona göre giymiştim ki Almaniyanı sevirem, burada yaşayıram, ailem burada işleyir, oxuram falan… Bu hadiseden sonra bir daha da giymedim ve onların irqçiliqlerine inat hep Türkiye formasıyla çıxtım. Bir de bu yandırma olaylarından sonra Türkler, mesela Almaniya-Hollanda futbol maçında, Almaniyanı yox, Hollandanı destekleyirdi, raqip kimse biz onun tarafındaydık. (O illerde beleydi, amma artıq vaziyet bele değil.)

VE KİPR…

Atam ne zaman ki, “Türkiyeye ebedi dönsek mi?” diye soruştu, tereddüdsüz “hadi gidek” dedim. Liseyi Türkiyede oxuduktan sonra, universitet için Kuzey Kıbrısa (Kipr) gittim. Adada “Megali İdeaçı” Rumlar ve EOKA terrorçularının 1963-1974-çi iller arasında Türklere etdikleri soyqırımı yaşamadım, amma toplu mezarları, barbarlıkları gördüm, izler halen tazeydi. Savaşan mücahidlerle, komutanlarıyla tanış oldum. Muratağa-Sandallar-Atlılar katliamında 5 çocuk ve yoldaşını itiren Kamil Meriçle tanış oldum. 1963-çü ildeki “Qanlı Noel”de saldırıya uğrayan Türk askeri Binbaşı (Mayor) Nihat İlhan’ın evi bu gün Barbarlık müzeyidir, ora gettim. Duş küvetinde bir-birlerine sarılı halde Onun yoldaşı ile biri bebek 4 uşağının katledildiği duş küvetini gördüm, kanlar hala dururdu. Her yeri güllelenmiş bu evde tüklerinizin tikan tikan olmaması mümkün deyildir.

2000’Lİ İLLER VE TÜRKMENELİ…

Bilirsiz, Türkiyede 2002-çi ilde hakimiyet tamamen değişti ve ABŞ, 2003-çü ilde İraqa hücum etdi. Saddam Hüseyin devrildikden sonra da bu sefer Türkmenlerin acılarını yaşamaya başladık. Kerkük, Erbil istila edildi, Musulda, Tuzhurmatuda, Telaferde sürekli bombalar partlayırdı. Türkiye burnunun dibindeki Türkmenleri korumak yerine, Kürtlere yardım edirdi, ticaret al-verindeydi. Türkmeneli bu gün halen daha sahipsizdir, yalnızdır.

DOĞU TÜRKİSTAN…

Teessüf ki jurnalist olduğumda, Türkiyede duran terror hadiseleri,  yeni hakimiyetimizle birlikte artmıştı ve işlediğim televizyada bu xeberleri men yazırdım, ele ki her gün amma her gün yazmaktan artıq bu xeberler menim üçün adileşmeye başlamışdı. Her gün aynı cümleler, asablarımı bozurdu. Tam o zamanlar bir de zalim Çin, yeni Uygur katliamına başladı. TV-da hadiseleri hep men takip edip, xeberleri men yazdım. Doğu Türkistan’daki Çin mezalimi bilirdim, öyrenmiştim, belece tekrar hirsim qabardı.

Baxın size 33 yıllık ömrümde yaşayarak tanıklık elediyim;

Yunanların Türke etdiyi katliamları,

Ermenilerin Azerbaycan Qarabağda Türklere etdiyi soykırımı,

Azerbaycanın 20 faizini ermeniler tarafından işgalini,

Serblerin Bosna’da boşnaklara Türk diye etdiyi soykırımı,

Rumların Kıbrıs Türküne etdiyi soykırımı,

Çeçenistanın Ruslar tarafından işgalini,

Sahipsiz Türkmeneli’ni,

Doğu Türkistana edilen zülmü,

hatta Güney Azerbaycan’ı,

Almaniyada Türklerin sahipsizliğini ve Türkiyedeki Kürt terrorçuluğunu yazdım.

Bunlar sadece 33 il erzinde olub ve yaşamışam, görmüşem, hiss elemişem.

ALLAH aşkına, başta yazmışam, indi haritaya bir daha baxın. İrelide olanlar da var amma yazdığım hadiseler hamı Türkiyenin batısında, quzey batısında, güneyinde, doğusunda, quzey doğusunda, güney doğusunda olub. Hara yox, haranı yazmadım, eskik olan haradır? 

Quzeyi…

Heç ağlımın ucundan geçmezken, indi de Kırım mı?

Vallahi kaldıramam artıq!..