17 Eylül 2019, 17:21

Farklı hedefler, ortak toplantı: Ankara zirvesi

Aydın TaşKırım Haber Ajansı Türkçe Yayın Yönetmeniaydintas@qha.com.tr

Astana Görüşmeleri adını Kazakistan’ın başkentinin eski adından alıyordu. Astana kenti, Nur Sultan oldu ama görüşmeler halen Astana adıyla anılmaya devam ediyor. Adını bir kenara bırakıp özüne bakarsak, görüşmelerde bir ilerleme, bir gelişme var mı? Adı değişmeyen görüşmelerin, içeriği değişti mi?

Ankara, Astana Görüşmeleri çerçevesinde Türkiye-Rusya-İran Cumhurbaşkanlarına ev sahipliği yaptı. Cumhurbaşkanları düzeyindeki bu beşinci görüşmede Suriye’nin yeni anayasası için komisyonun kurulma kararı öne çıktı. İdlib konusunda ise taraflar yine hemfikir değil. Moskova’nın beyanına göre, İdlib, teröristlerden temizlenmeli ve buna bağlı olarak Beşar Esed’in ordusunun buraya operasyon yapma hakkı var. Ankara’nın ise buna itirazı var. Diğer yandan, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin de bir konuda hemfikirler: ABD’nin bölgeden çıkması. Mülteciler konusunda ise taşın altına elini koyan yok, Türkiye yine yalnız.

İDLİB’DE UZLAŞI YOK

Türkiye’nin sınırına yakın bölgede bulunan ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin gözlem noktalarının da bulunduğu İdlib, son zamanlarda sıcak temaslara sahne oluyor. Öyle ki zaman zaman, güya istenmeden Türk ordusunun gözlem noktaları veya konvoyları hedef alınıyor. Putin, görüşmelerin ardından düzenlenen basın toplantısında, doğrudan söylemese de Esad’ın ordusunun İdlib’e müdahale hakkı bulunduğuna dair açıklamalarda bulundu. Türkiye, İdlib konusunda sıkıştırılıyor olsa da, açıklamalardan öyle anlaşılıyor ki Moskova ve Şam istediği vizeyi Ankara’dan alamıyor. Buradan Türk askerine yapılan tacizlerin durmayacağı sonucunu çıkarabiliriz.

FIRAT’IN DOĞUSUNDA PKK VARLIĞI

Türkiye’yi daha çok ilgilendirmesi gereken mesele ise bana göre Fırat’ın doğusu. Bu bölge hem bölücü terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısının kontrolünde, hem de bölgede bulunan müttefik(!) ABD’nin bölücü terör örgütüne yardımları devam ediyor. ABD’nin nihai hedefi Irak’ın kuzeyinden başlayan ve Suriye’nin kuzeyinden devam edip, Akdeniz’e ulaşan “Kürt koridoru”.

Moskova, ABD’nin bölgeden çekilmesi gerektiğini söylüyor ki, Ankara bu konuda hem fikir. Tahran ise dünden razı. Lakin Putin, PKK ve Suriye’deki uzantısı PYD hakkında bir kelam dahi etmekten imtina ederek, sadece “Türkiye’nin sınırlarını koruma hakkı var” diyor. Rusya Devlet Başkanının bu açıklamalarını, Türkiye’nin Fırat’ın doğusundaki bölgeye operasyon yapmasına karşı olmadıkları şeklinde yorumlamak mümkün. Tabii bunun diğer anlamı da şudur: Kendi başına hallet, biz (Esad’la birlikte) gerekirse PKK ile de anlaşırız.

SAVAŞ BİTTİ Mİ?

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Astana Görüşmelerinden önce bir gazeteye verdiği demeçte, Suriye’deki savaşın artık bittiğini savunmuş ve “Sadece Suriye hükûmetinin kontrolünde olmayan belli başlı bölgelerde gergin noktalar bulunuyor. Sözgelimi İdlib ve Fırat Nehri’nin doğusunda” ifadelerini kullanmıştı. Elbette görüşmeler öncesi bu bir Rus manevrasıydı. Suriye’nin Kuzeyinde, yani Fırat’ın Doğusu boyunca uzanan sınırda PKK ve uzantısı terörist unsurlar olduğu müddetçe, Türkiye’nin müdahalesi olacaktır ve olmalıdır. Yani Lavrov’un söylediklerinin aksine, terör tehdidi devam ettiği müddetçe Türkiye için Suriye’de savaş bitmemiştir.

Kaldı ki Erdoğan, görüşmelerin ardından basın toplantısında, “PKK-PYD varlığı devam ettikçe ne Suriye ne de bölgemiz huzura kavuşabilir. Sayın Ruhani ve Sayın Putin’i Fırat’ın doğusunda güvenli bölge tesisinde gelinen aşama hakkında bilgilendirdim, düşüncelerimi paylaştım. Suriye sınırımız boyunca bir terör oluşumuna rıza göstermeyeceğimizi ifade ettim.” şeklinde net ifadeler kullanmıştır. Yani Ankara’ya göre, Suriye’nin beşte birine yakınını kontrolünde tutan bölücü terör örgütü bölgeden temizlenene kadar operasyonlar devam edecektir. Dolayısıyla Lavrov’un beyanı ancak IŞİD/DEAŞ terör örgütü çerçevesinde değerlendirilebilir.

TÜRKİYE’NİN GÜVENLİ KORİDOR TEKLİFİ

Ankara, Suriye’nin kuzeyinde güvenli koridor oluşturulmasını ve buralarda kentler kurulmasını istiyor. Türkiye’ye kaçan Suriyelilerin buralara yerleştirilmesi planı var. Erdoğan’ın daha önce dile getirdiği bu fikir, görüşmelerde de müzakere edildi ama Türkiye istediği desteği Rusya ve İran’dan alamadı. Fikre karşı çıkmasalar da Putin ve Ruhani, yardımcı olmak niyetinde değiller. Özellikle Ruhani’nin görüşmelerin ardından yapılan basın toplantısında söyledikleri bunun ipuçlarını veriyor. İran Cumhurbaşkanı, Afganistan savaşı zamanında İran adlı sınırlar içine kaçan 3,5 milyon Afgan uyruklu mülteciler için 40 yıldır uluslararası hiçbir desteğin sağlanmadığını söyledi. Yani Ruhani diyor ki, “İran’a kimse yardım etmedi, biz niye Türkiye’ye yardım edelim.”

ANAYASA KOMİSYONU ÇALIŞMALARA BAŞLAYACAK

Görüşmelerin en yeni ve dikkat çeken konusu, başta da belirttiğim gibi Suriye’nin yeni anayasasının hazırlanması için çalışmaların başlaması. Bu çalışmaların başlamasını en çok Kremlin istiyordu, zira hazırlıklarını 2017 yılında tamamlayarak taslak bir anayasa oluşturmuşlardı. İşgalci Rusya’nın bu taslağı da kendine benzediği için pek kabul görmemişti. Fakat ilk adımı Kremlin’in atması pazarlık gücünü kuvvetlendirdiği de muhakkak.

Bu yüzden Ankara, Moskova’nın yeni anayasa konusundaki manevralarına dikkat etmeli ve Türkmenleri açık şekilde kapsayan bir anayasa taslağı sunmalıdır. Bu cümleden diğer halklar önemsizdir gibi bir düşünce anlaşılmasın; Arabın da, Kürdün de hakkı korunmalıdır. Özellikle belirtmemin sebebi, Türkmenlerin yok sayılmasıdır. Irak’ın kuzeyinde bunu yaşadık.

ANKARA-ŞAM TEMASI BAŞLAR MI?

Suriye’nin yeni anayasasının hazırlanmasıda en kilit nokta Ankara-Şam arasında ilişki olacak. Hafız Esad’ın bölücü terör örgütü PKK’ya desteği iki ülkeyi 20 yıl önce savaşın eşiğine getirmişti. Ardından oğul Beşar Esad ile dostluk baharı esmiş, ilişkiler “kardeşim Esad” düzeyine gelmiş ve Arap Baharı olaylarıyla Esad, Esed olmuştu. Uluslararası çevreler ve bazı uzmanlara göre Ankara-Şam yakınlaşması kaçınılmaz görünüyor. Fakat bu yakınlaşma olur mu, olursa ne zaman ve nasıl olur? Bunun için biraz daha beklemek gerekecek. Çünkü bu Türkiye açısından dış politikayı ilgilendirdiği gibi, iç politikayı da doğrudan ilgilendiriyor.