Tarayıcınız güncel değil

Site Javascript ve Cookies desteği gerektiriyor

Siteden en iyi şekilde yararlanmak için aşağıdaki tarayıcılardan birini indirip kurun:

MENÜ
Follow us
20 Ocak 2021 - 00:50
#
20 Aralık 2020, 19:06

Arap Abdullah kabadayı iken nasıl paşa oldu?

Mehmet Berk Yaltırıkmbyaltirik@qha.com.tr

Eski İstanbul sokaklarının gölgedeki çehreleri kabadayılar arasında belki de en popüleri Arap Abdullah’tır. Daha önce bahsettiğim Fehim Paşa (Hem Serhafiye, hem “sayılı fırtına”: Fehim Paşa) ve Tiranlı Gani Bey gibi (Kabadayılık vakası politik gerilime dönüştü: Tiranlı Gani Bey) siyasi yönü de olan bir hakimiyet tesis etmediği halde Arap Abdullah İstanbul sokaklarında fırtına gibi esmiş, daha ziyade hovardalık ve kaldırım kavgalarıyla iştigal etse de paşalığa kadar yükselebilmiştir. Eski İstanbul sokaklarında kuşkusuz Tiranlı Gani Bey ve Fehim Paşa kadar korku saçmamışsa da bugün hayatından ilhamla çizgiromanlara, romanlara, tiyatrolara, bir film ve diziye konu olan Arap Abdullah daha popüler bir kabadayı figürüdür.

Peki Arap Abdullah, kaldırımlarda yumruk ve bıçak savururken nasıl olmuş da “paşa” unvanıyla taltif edilmiştir?

KALDIRIMCIDAN PAŞA OLUR DA “KALDIRIM KURDU”NDAN OLMAZ MI?

Tekrar hatırlatmalı, malum Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) döneminde özellikle Çırağan Vakası olarak (1878) tarihe geçen baskın nedeniyle, İstanbul’da eli sopalı, ceberrut takımının, doğal olarak kabadayıların paşalığa dek yükseldiği yahut belli nüfuzlu ailelerin şehirde tutulduğu vakidir demiştim önceki yazılarımda. Sultan Abdülhamid’in güvendiği kimseler, o dönem için şehir ve daha çok saray açısından asayişin temininde rol oynarken kavga gürültü de, silah patırtıları da eksik olmamış, 1900’lerin başına dek uzanan kanlı bir kapışmalar silsilesi söz konusu olmuştur. Nitekim “kabadayıların altın çağı” denilebilecek bu dönem de sokaklar irili ufaklı sayısız nam sahibine mesken olmuştur. Herhangi birinin sivrilmesi diğeriyle çatışmaya yol açtığından, birbirlerini “su yolunda su testisi” misali harcamışlar, sadece nüfuz sahibi olanlar bu kavgada aradan sıyrılabilmiştir. Bir üst tabakada yer alan “devletlû” diyebileceğimiz “sayılı fırtınalar” da sonrasında kanlı vakalara karışacaklardır ancak sonları (eğer yaşlılık nedeniyle sokaklardan ellerini eteklerini çekmemişlerse) yine kendi benzerlerinden gelecektir.

Tiranlı Gani Bey her ne kadar kabadayı meşrep olsa da, aile nüfuzundan gelen güce dayanmış, Fehim Paşa da padişahın süt kardeşi ve esvapçı başı İsmet Bey’in oğlu olmanın imkanlarından faydalanmıştır. Peki Arap Abdullah neye istinaden böylesine sivrilebilmiştir?

Sultan Abdülaziz devrinde memleketi Debre’den kalkıp Üsküdar’a gelerek kaldırımcılık yapan Tahir, nasıl sonradan Fehim Paşa’nın amansız rakibi Arnavut Tahir Paşa olmuşsa öyle! Üsküdar’da türeyen Hırvat bir kabadayıyı madara ettikten sonra Şehzade Abdülhamid’in dikkatini çekerek maiyetine giren Tahir Ağa, sonradan sarayın Tüfekçileri’nin başına geçerek “Sertüfeng-i hazret-i Şehriyarî müşîr devletlû” Arnavut Tahir Paşa olmuştur.

Tahir Ağa, Abdülaziz döneminin sayılı fırtınalarından olup adını yeni duyurmaktayken, yolu İstanbul’a düşen genç Abdullah’ın da kariyeri onun gibi önce kabadayılığa, sonra da paşalığa doğru bir istikamet çizecektir. Ancak Abdullah’ın “hovardalık” kariyerinin yanında Tahir Paşa’nın esamesinin okunmayacağını belirtmeli. Arap Abdullah sayısız kavganın ve “mahalle baskını”nın meşhur simalarındandır.

ÇOĞU KABADAYI GİBİ “ÂLEM”E TULUMBACILIKTA NAM YAPARAK GİRDİ

Efeler, zeybekler için, eşkıyalar için nasıl “tütün kaçakçılığı” bir okulsa, kabadayılar için de İstanbul’da mahallelerde, semtlerde gençlerin oluşturduğu, bugünün futbol takımları gibi desteklenen ve sık sık kavgalarla anılan “tulumbacılar” ve “tulumbacı kahvehane”leri okul mahiyetindedir.

Süleymaniyeli olup Kürt asıllı olan Abdullah, kardeşiyle birlikte okumaları üzere İstanbul’a akrabalarının yanına gönderilmiştir. Abdullah geldiğinde 16-17 yaşlarında olup, o dönem Sultan Abdülaziz tahttadır. Çerkez Mehmed’i 1896’da vurduğu için çıkarıldığı mahkemede 65 yaşında olduğunu söylemesinden hareketle 1831 tarihine ulaşıyoruz ancak bunu Abdullah’ın yaşını büyük göstermek için (hafifletici sebep) söylediği düşünülebilir. Sultan Abdülaziz’in 1861’den itibaren tahtta olduğunu hesap edersek tahminen 1840’larda doğmuş olmalıdır. Ağabeyi Abdurrahman Bey okuyup Beyrut Gümrük Nazırlığı’na kadar yükselebilmişken, kendisi de tulumbacı kahvelerine takılarak kabadayılık yoluna girmiştir.

Abdullah Haddehane Sandığı’nda “tulumbacılık” yapmış, omuzdaşlarıyla deste güreşleri tutmuş, hasım tulumba takımlarıyla karşılaştığında kavgadan kaçınmamıştır. 1880-85 arasında Gürcü David adlı tulumbacılık heveslisi bir gencin vukuatına karışmıştır. Tulumbacılarla düşüp kalkan bu şahıs, bir sebepten tulumbacılarla kavgaya tutuşup karakolluk olduktan sonra kendisine arka çıkan kabadayı Destan Ağa tarafından kurtarılmıştır. Burada adı geçen Destan Ağa, Tahir Paşa’nın Arnavut Tüfekçiler’inden isim yapmış bir kabadayıdır. Aynı akşam Çiçekçi Sokağı’ndali bir genelevde aleme katılan Gürcü David, burada Çeşmemeydanı Sandığı’ndan Tersaneli Çakır Mustafa ile tartışarak tokat yemiş, ağlamaya başlayınca Haddehane sandığından Arap Abdullah tabancasını çekerek Çakır Mustafa’ya ateş etmiştir. Ancak onu değil, eğlence esnasında bulunduklarından yanında oturan Olga adındaki bir kadını vurarak öldürmüştür. Gençlik yıllarında karıştığı, mahalleli tarafından bir evde baskına tutulup buradan madrabazlıkla nasıl kurtulduğunu Ulunay’a detaylıca anlatması bir yana, birçok hatıratta onun hovardalıkları önemli bir yere sahiptir.

“ONİKİLER” KİMDİR?

Esmerliğinden ve arap aksanına benzer konuşmasından ötürü “âlem”de “Arap” lakabıyla anılmıştır. Babasından kalan önemli bir servete sahip olduğu, okuması yazmasının bulunmadığı bilinmektedir. İstanbul’daki namı, tulumbacı ve kabadayıların yatak yeri olan Aksaray’daki Murad Paşa Camisi avlusundaki Kuşbazlar Kahvehanesi ile Çukurçeşme’deki semai kahvesinde devrinin en tehlikeli külhanilerini sindirip korkutmasıyla başlamıştır.

Kabadayıların uğrağı olan Onikiler Kahvehanesinden hareketle genelde “Onikiler” olarak ifade edilen (sayıdan çok bir lakaptır) Aksaray kabadayılarının önde gelenlerinden biriyken, bu mıntıkada Tıflıbozzade Kahraman Bey’in 1890’lara doğru ölümünden sonra bir anlamda Onikiler’in başına geçerek her istediğini yaptırmıştır.

Yayımlanan hatıratlara ve rivayetlere göre; uzun boylu, kara kuru, sırım gibi, kafası daima traşlı, elmacık kemikleri çıkık, bıyıkları seyrek ve sarkık, iki kulağı da sağırdı. Yaz kış ayağında çizme, sırtında kukuletalı bir sako, belinde Trablus kuşak giyer, yeleğinde de kalın ve ağır bir altın köstek takılı dururdu. Daima silahlı dolaşır, yanından saldırma, tabanca ve usturpa (ucunda kurşun ağırlık bulunmakta olup atla gezen tulumbacı reislerine mahsus bir tür kırbaç), sağ çizmesinin kenarına sokulmuş söğüt yaprağı bıçak, bir elinde de sapı gümüş savatlı kamçı eksik olmazdı. Sayılı Fırtınalar’da vurgulanır, tabanca olarak bir kere ateş ettiğinde patlamamazlık etmemesi için Abdullah ağızdan dolma, kuşağında taşıyabileceği büyüklükte iki tabanca taşıyor.

Arap Abdullah’ın sırrı, biraz da kapışacağı sahayı seçebilmesindedir. Sonradan Kilercibaşı Osman Bey’le ahbaplık tesis ederek kendisine saraydan da arka edinmiştir ancak daha tehlikeli kabadayılarla kapışmaktansa yahut kapılarına girmektense İstanbul’un koltuk (ikinci sınıf) meyhanelerini, Galata ve Beyoğlu genelevlerini, balozlarını (1920’lere dek varlığını sürdüren müzikli eğlence yerleri), buradaki meyhaneleri haraca bağlamıştır. Sağ kolu Burunsuz Ömer ve yardımcısı Aksaraylı Baha da kendisiyle birlikte anılan kabadayılardandır.

Arap Abdullah’ın namının yayılması, kendisine göre kabadayılıkta daha üstün sayılan Çerkez Mehmed’i hakladığı “Direklerarası” yahut “Şehzadebaşı Vakası”dır.

ARAP ABDULLAH’I PUSUYA DÜŞÜRDÜLER, NAMI YÜRÜDÜ!

Ulunay, “Eski İstanbul Kabadayıları-Sayılı Fırtınalar” adlı kitabında, dönemin gazetelerinde yer almış bu vakayı detaylıca anlatmaktadır.

Buna göre Arap Abdullah’ın eskiden takıldığı bir dostu olan alımlı bir kadın olan Hayganuş adında bir Ermeni hanım, Mirasyedi Necip isimli yeniyetmelerden birinin kapatması olur. Mirasyedi Necip’in saraydan arkası, parayla etrafında tuttuğu beli silahlı kabadayıları vardır, kumar ve hovardalık yolunda bir gece bir çiftlik parası yediği rivayet edilmektedir. Hovardalık söz konusu olduğunda kendini belaya bulaşmaktan alıkoyamayan Arap Abdullah, Hayganoş’u bir alavera dalavera sokaktan kaldırarak kendi kapatması yapar. Necip ile aralarında Tophane’de Zehir Ali’nin kahvehanesinde kesilen racona rağmen Hayganuş’tan vazgeçmeyince Mirasyedi Necip, adamlarından Çerkez Mehmed’e Abdullah’ı öldürmelerini emreder.

Çerkez Mehmed, Arab Abdullah’ın her gün geçtiği mıntıkaları bildiğinden Tatar Ömer, Suyolcu Mehmed ve Kazaskerin Haydar ile birlikte onun Ağayokuşu tarafında bulunan evine gitmeden önce geçeceğini hesap ederek günümüze kadar gelmemiş Osman Baba Türbesi’nin olduğu yerde pusu kurarlar. Mirasyedi Necip de yanlarındadır.

(Direklerarası yahut Şehzadebaşı Vakası’nın yaşandığı yer. Arkadaki kafesli yapı günümüzde artık bulunmayan Osman Baba Türbesi)

Akşamla yatsı arasında evine gitmek üzere bir çayhaneden çıkan Arab Abdullah, Osman Baba Türbesi önünde Necip’in adamlarının hücumuna uğrayıp alta gelir. Amaçları onu kıpırdayamayacak hale getirip tabancasız, gürültüsüz ortadan kaldırmaktır. Ancak Abdullah ondan atik davranarak koltuk altında taşıdığı saldırmasına ulaşarak koltuk altından geçirip üstünde bulunan Çerkez Mehmed’i ağır yaralar. Mehmed’in canhıraş bağırması akabinde tekme sille bu cendereden kurtulup ellerinden sıyrılır.

Dönemin “ipten adam alır” diye tabir edilen ünlü avukatlarından (o dönemde dava vekili denilmektedir) Tıngır Simon’un yardımıyla bir savunma hazırlar. Mahkemesinin bütün safhalarında cinayetini inkar edip kendisini mazlumların koruyucusu Osman Baba’nın kerametinin kurtardığını, hatta Çerkez’i Osman Baba’nın vurduğunu söyler. Hakim heyeti, Arap Abdullah’ın nefsi müdafaa uğrunda cinayet işlediği için beraatine karar verir.

ARAP ABDULLLAH, PAŞA OLUYOR ANCAK…

Çerkez Mehmed’i bu şekilde ortadan kaldırmasıyla namı daha da yayılan Arap Abdullah, Kilercibaşı Osman Bey’in arka çıkmasıyla mirimiranlık payesi ile (sivil paşa) paşa olmuştur.

Abdullah’un paşa iken bile Aksaray’da Yeşiltulumba semtindeki kahvehaneye oturup “racon” kestiği dönemin hatıratlarında geçmektedir. 1910’lara doğru gerek Meşrutiyet’le başlayan tasfiye süreci, gerek bekçilerin silahlandırılması ile 1911 tarihli Serseri Nizamnamesi gibi adımlarla kabadayıların Abdülhamid zamanındaki serbestilerine son verildiğinden saltanatı uzun sürmeyecektir.

ARAP ABDULLAH SİNOP SÜRGÜNLERİ ARASINDA

Mahmud Şevket Paşa’nın 1913’te uğradığı suikastın ardından Osman Cemal Kaygılı, Burhan Felek, Refii Cevad Ulunay gibi muhalif isimlerle birlikte, Mutlakiyet devrinin kabadayıları da Sinop sürgününden paylarını alır.

Sürgün esnasında Abullah’ın 70 küsur yaşında olsa da kama taşıdığını, polisin istemesine rağmen teslim etmediğini, o sırada 49 yaşında olan Mutlakiyet devri kabadayılarından Koltukçu Raif’in de onunla birlikte bulunduğunu ünlü gazeteci Burhan Felek aktarmaktadır. Arşivdeki belgelere göre Sinop’ta sürgün bulunan Abdullah’ın Hacca gitmek istediğini de öğreniriz.

Reşad Ekrem Koçu’nun aktardığına göre Abdullah Sinop’tan bir şekilde İstanbul’a dönmüş ancak fazla yaşamayarak vefat etmiştir. Onun Meşrutiyet’in ilanından sonra bir müddet Merdivenköyü’nde oturduğunu söyleyen Koçu, bu yıllar içinde öldüğünü ve mezarının Sahrayıcedit Mezarlığı’nda olduğunun rivayet edildiğini söylemektedir.

HAYATI ÇİZGİROMANLARA, FİLM VE DİZİLERE, ROMANLARA, TİYATROLARA KONU OLDU

Refi Cevad Ulunay’ın “Sayılı Fırtınalar” adlı hatıratı, Abdullah’ın hikayesiyle başlar ve mühim bir kısmı Ulunay’ın onunla yaptığı görüşmelere dayanmaktadır.

Abdullah’ın bu detaylı anıları birçok kurgu esere ilham kaynağı olmuştur. Sermet Muhtar Alus, Onikiler romanında kendisinin başından geçen bir macera çerçevesinde eski İstanbul’un sosyal yaşamını gözler önüne serer. Ulunay’la ahbaplığı bulunan gazeteci Necmi Onur, “Arab Abdo” adıyla bir başka kurgusal macerada Arap Abdullah’ı merkeze alır. Onur’un bu romanı sonradan 2013-2014 sezonunda aynı isimle, Ayper Erener Kaskan tarafından oyunlaştırılarak Metin Oyman yönetiminde İzmir Devlet Tiyatrosu’nda sahneye taşınır. a Metin Oyman‘ın yönettiği bir .

Kadir İnanır’ın başrolünü oynadığı 1975 tarihli “Arap Abdo” filmi, yine Arap Abdullah’dan esinlenerek kurgusal bir başka macerayı ihtiva edere. ATV’de 1996 yılında Ustura Kemal çizgi romanının dizi uyarlamasında, Ustura Kemal’in arkadaşları arasında Arap Abdullah da gösterilmiş ve İskender Bağcılar tarafından canlandırılmıştır. Ustura Kemal çizgiromanının yaratıcısı Haldun Sevel, “Son Karakol” adlı ciltte, Arap Abdullah’ı İskender Bağcılar’ı model olarak kullanarak çizmiştir.

(Haldun Sevel’in fırçasından Arap Abdullah-İskender Bağcılar ve Ustura Kemal modeli olarak kendisi)

(1975 tarihli Arap Abdo filmi)

(İzmir Devlet Tiyatrosu’nda “Arap Abdo” oyunu, 2013-2014)

KAYNAKÇA:

-Ahmet Rasim, Dünkü İstanbul’da Hovardalık (Fuhş-i Atik), Arba Yayınları, İstanbul 1992.

(roman) ALUS, Sermet Muhtar, Onikiler, İletişim Yayınları, İstanbul 1999.

-BİRSEL, Salah, Kahveler Kitabı, Koza Yayınları, İstanbul 1975.

-DEAL, Roger A., “The Kabadayis of Istanbul”, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), University of Utah, 2000.

-DEAL, Roger A., Namus Cinayetleri, Sarhoş Kavgaları: II. Abdülhamid Döneminde Şiddet, çev. Zeynep Rona, Kitap Yayınevi, İstanbul 2017.

-DOĞAN, Cem, Osmanlı’da Cinselliğin Saklı Kıyısı-II. Abdülhamid Dönemi ve Sonrasında İstanbul’da Fuhuş, Frengi ve İktidar (1878-1922), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2019.

-İRTEM, Süleyman Kani İRTEM, (Akşam gazetesi 1935) Tahir Paşa’nın kabadayılıktan paşalığa yükselmesi:
Bölüm 1: https://www.gastearsivi.com/gazete/aksam/1935-02-03/8
Bölüm 2: https://www.gastearsivi.com/gazete/aksam/1935-02-06/8
Bölüm 3: https://www.gastearsivi.com/gazete/aksam/1935-02-07/10

-KOÇU, Reşad Ekrem, İstanbul Ansiklopedisi‘nde yazdığı “Abdullah (Arab)” maddesi (Cilt 1, İstanbul 1958, s. 29.)

-LEVY-AKSU, Noemi, Osmanlı İstanbulu’nda Asayiş 1879-1909, çev. Serra Akyüz, İletişim Yayınları, İstanbul 2017.

(roman) ONUR, Necmi, Ünlü Kabadayı Arap Abdo, Halk Yayınevi, İstanbul 1974.

(çizgiroman) SEVEL, Haldun, Ustura Kemal-Son Karakol, Elips Kitap, İstanbul 2012.

-ULUNAY, Refi Cevad, Sayılı Fırtınalar-Eski İstanbul Kabadayıları, Alfa Yayınları, İstanbul 2017.

-ULUNAY, Refi Cevad, Sürgün Hatıraları-Menfâlar / Menfîler, Arma Yayınları, İstanbul 1999.

Yazarın diğer düşünceleri

Diğer yazarlar