Tarayıcınız güncel değil

Site Javascript ve Cookies desteği gerektiriyor

Siteden en iyi şekilde yararlanmak için aşağıdaki tarayıcılardan birini indirip kurun:

MENÜ
Follow us
29 Mayıs 2022 - 01:29
#
22 Mart 2022, 09:58

Afrika, Ukrayna-Rusya Savaşı'nda neden sessiz ve tarafsız?

Prof. Dr. Sezai ÖzçelikÇankırı Karatekin Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi.sezaiozcelik@qha.com.tr

BRICS ülkelerinin açılımının sonu genellikle Güney Kore ve Güney Afrika arasında karıştırılır. Güney Kore her ne kadar yükselen güç olsa da BRICS ülkeleri arasında sayılmaz. En sondaki S harfi Güney Afrika’yı belirtir. Bu analizde temelde Güney Afrika başta olmak üzere Afrika kıtasının sessiz kalmasının nedenlerine odaklanılacaktır.

2 Mart’ta BM Genel Kurulu Acil Toplantısı’nda Rusya’yı kınayan karar tasarısına 35 ülke çekimser oy kullanırken bunun 17 tanesinin yani yarıya yakınının Afrika ülkesi olması ve Afrika Birliği örgütünün yarısının çekimser oy kullanmış olması dikkat çekici. Bu ülkeler; Cezayir, Angola, Burundi, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo, Ekvator Ginesi, Madagaskar, Mali, Mozambik, Namibya, Senegal, Güney Afrika, Güney Sudan, Sudan, Tanzanya ve Zimbabwe. Karara karşı kullanan 4 ülkeden birisi Afrika kıtasında bulunan Eritre’ydi..

Afrika ülkelerinin Rusya’ya karşı sempatisinin ilk nedeni, Sovyet zamanında Üçüncü Dünya Ülkeleriyle ilişkilerin yumuşak güç boyutuyla gelişmesi için Ocak 1960’da kurulan Halkın Kardeşliği Üniversitesi’dir. Şubat 1961’de üniversitenin adı görevi başında öldürülen Demokratik Kongo Cumhuriyeti Başbakanını anmak için Patrice Lumumba Dostluk Üniversitesi olarak değiştirilmiştir. Güney Afrika Başkanı Zuma başta olmak üzere birçok Afrikalı politikacı, bilim insanı, sanatçı ve entelektüel bu üniversitede okuduktan sonra ülkelerine hizmet etmişlerdir.

İkinci nedeni, birçok Afrika ülkesi Rusya-Ukrayna savaşının Rus-ABD/Batı arasındaki vekalet savaşı olarak görmesidir. Afrika kıtasını kolonize edenlerin Beyaz Avrupalılar olması ve Rusların sömürgeleştirme sürecine katılmaması tam tersine Afrika kıtasındaki güneyindeki birçok ülkenin bağımsızlık savaşlarına destek vermesinden dolayı sempati duyulmaktadır. Ekim 2019’da Rusya’nın Soçi şehrinde yapılan Rusya-Afrika Zirvesi aslında Sovyet zamanından gelen ilişkilerin Putin zamanında da sürdürülmesidir. Bu zirveye, 50 Afrika ülkesinden 43 hükûmet ve devlet başkanı katılmıştı. Putin burada yaptığı konuşmada, geçmişe atıfta bulunarak özgürlük hareketlerini desteklemeye devam edeceklerini ve ticaret ve yatırım alanlarında Afrika ile iş birliği yapacaklarını bildirmiştir.

Üçüncü neden, Afrika’da süren iç savaş ve diktatör rejimlerine, Rusya’nın askeri ve ekonomik destek vermesidir. Libya, Mali, Sudan, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Mozambik gibi ülkeler, Rusya’dan silah ve askeri yardım karşılığında Ukrayna’nın işgaline ses çıkarmamışlardır.

Rus Wagner Grubuna ait paralı askerlerin 2017 yılından itibaren Orta Afrika Cumhuriyeti, Libya, Mali, Sudan ve Mozambik’te faaliyet gösterdiklerini de belirtmek gerekir. Afrika’ya Rus silah ihracatının yapıldığı ülkeler arasında Cezayir (çekimser oy kullandı) ve Mısır yanında Nijerya, Tanzanya ve Kamerun bulunmaktadır. Aşağıdaki haritada görüldüğü üzere Afrika kıtasındaki hemen hemen tüm ülkeler ile Rusya askeri iş birliği anlaşmaları imzaladığı ve silah satışı yaptığı görülmektedir:

Afrika kıtasıyla tarihsel arka planda Sovyet zamanında oluşan olumlu fakat günümüz açısından yanlış imajı, Putin yönetimi kullanmaktadır. Rus emperyalizmini Batı karşıtlığı ve anti-sömürgecilik adına görmezden gelmek Afrika kıtasının temel argümanı olan etik ve moral değerlerin ayaklar altına alınmasıdır. Sovyet nostaljisi yanlış şekilde Afrikalı yöneticilerin insani ve moral davranmasının önüne geçmektedir. Apartheid rejimi altında ırkçılıkla mücadele etmiş Güney Afrika’nın şimdiki başkanı Ramaphosa’nın savaş suçlusu olan Putin’i destekleyen tweetlerini Mandela görmüş olsa eminim üzüntüsünden kahrolurdu.

Elbette dış politikada moral değerler olmaz sadece çıkarlar vardır dediğinizi duyar gibiyim. Fakat Mandela’nın kurucusu olduğu Afrika Ulusal Kongresi (ANC) partisi, Apartheid rejimiyle mücadelesinde dünyadaki insanların vicdanlarına seslenmişti. 1994 sonrası Güney Afrika’nın Pretoria’lı diplomatları ise dünyada insan hakları, eşitlik, özgürlük, ırkçılıkla mücadele ve barış yanlısı olarak bilinmekteydi. Dünyanın başka ülkeleri hard core reel-politik yaklaşımı benimseyebilir. Ama Güney Afrika’nın Ukrayna’da 3 Mart’ta ekmek kuyruğunda bekleyen 47 insanın Rus güdümlü füzesiyle ölmesine sessiz kalması kabul edilemez.

10 Mart’ta Maripol’da doğum hastanesinin bombalandığında Güney Afrika Başkanı Ramasphosa’nın attığı tweette, Putin’e kendisiyle görüştüğü için teşekkür etmesi ve ülkesinin dengeli yaklaşımına vurgu yaparak iki taraf arasında arabuluculuk teklif ederek geçmişte Apartheid rejiminin kullandığı argümanlara benzer şekilde Rusya’nın güvenlik endişelerini papağan gibi dile getirmesi anlaşılabilir değil. Bunu Rusya-Güney Afrika ekonomik ilişkileriyle açıklamak da mümkün gözükmüyor.

Güney Afrika’nın ihracat yaptığı ülkeler listesinde Rusya 30’ncu sırada bile yer almaz iken Almanya ve Birleşik Krallık gibi ülkelerin temel ticaret ortakları olmasını not etmek gerekir. Ekonomik çıkarları gereği Güney Afrika yönetiminin Putin’den uzaklaşması ve mesafeli olması gerekirken Zuma gibi birçok Güney Afrikalı’nın Sovyetler’de eğitim görmesi yanında Soğuk Savaş’ta Moskova’nın Afrika ülkelerine desteklemesi Afrika’nın gerçekleri görmesini engellemektedir. Putin’in emperyalist emellerle Zelenskıy yönetimini yok etmek istemesine ses çıkarmamalarının yanında Kremlin’in Fransa’daki Le Pen gibi Avrupa’daki birçok aşırı sağcı ve ırkçı partilerini desteklediğini görmezden gelmektedirler.

Trump gibi ırkçı bir başkanın seçilmesi için Putin’in Amerikan seçimlerine müdahale ettiğini de unutmamak gerekir. Mandela’nın savunduğu tüm değerlerin tersine hareket eden ANC partisi ve yönetimi bulunmakta. Sovyetler zamanında Rusya’da eğitim görmüş olan eski Güney Afrika Başkanı Zuma’nın Putin’i “barış insanı” (man of peace) olarak tanımlaması tek kelimeyle abesle iştigal. Batı sömürgeciliği eleştirirken Rus şovenizmi ve saldırganlığına alkış tutmak Putin’in elindeki kanı temizlemesine yardımcı olmaktır. İsrail Siyonizmi “Apartheid” olarak tanımlanırken Güney Afrika’nın Gazze’de hastaneler, okullar ve sivil yerleşim yerleri bombalanırken tepki gösterirken, Rusya’nın faşizme yakın savaş suçlarına sessiz kalması ve tarafsızlık görünümü altında tepki vermemesi, Ukrain kadın, çocuk ve yaşlıların öldürülmesini meşru göstermekte ve Putin’i cesaretlendirmektedir.  

Afrika kıtasında Rus saldırganlığına en sert tepkiyi gösteren Kenya’nın BM Temsilcisi Kimani, her türlü irrendetizmi ve yayılmacılığı ile Rus saldırganlığını kınadığını belirtmiştir. Kenya’nın BM Güvenlik Konseyi’nde geçici üye olduğunun altını çizmek gerekir. Rusya’yı kınayan ülkeler, Afrika’da demokrasinin olduğu ülkeler oldu.

Putin Rusyası’nın Kara Afrika’ya barış, refah ve huzur getireceğini sanmak Afrikalıları yanıltmak olacaktır. Paralı askerler ve Rus silahlarını kıtaya yollayan Kremlin yönetimi sadece kıtanın daha fazla istikrarsızlaşması, çatışmaların artması ve masum Afrikalı sivillerin ölmesine yol açacaktır. Afrikalıların Putin’in kardeşi olarak gördükleri Ukrain halkını nasıl acımasızca öldürdüğünü görmeleri gerekir. Moskova, Afrika’ya sadece kan, gözyaşı ve diktatörler getirebilir.

Yazarın diğer düşünceleri

Diğer yazarlar