27 Mayıs 2020, 15:04

21. Yüzyılda Rusya'nın İşgal ve Asimilasyon Siyaseti

Roza Kurbanrozakurban@qha.com.tr

Bir yeri ele geçirmeye işgal, farklı kökenden gelen azınlıkları veya etnik grupları, bunların kültür birikimlerini, kimliklerini baskın doku ve yapı içinde eriterek yok etme sürecinin sonuna asimilasyon denir. Rusların yüzyıllardır yürüttüğü siyaset işgal yoluyla sınırlarını genişletmek ve işgal ettikleri topraklardaki milletleri yok etmektir.

“REJİM DEĞİŞTİ, TÜRKLERİ RUSLAŞTIRMA SİYASETİ DEĞİŞMEDİ!”

1552 yılında Kazan Hanlığı’nın işgali ile başlayan süreç XXI. yüzyılda da devam etmektedir. 1552 yılından sonra eski Türk devletleri Ruslar tarafından işgal edildi, Çarlık Rusya’sının yerini Sovyetler, Sovyetlerin yerini Rusya Federasyonu aldı. Rejim değişti ancak Rusların bölgedeki Türkleri Ruslaştırma siyaseti değişmedi. Çarlık Rusya’sı döneminde Hıristiyanlaştırma yoluyla Ruslaştırma siyaseti milyonlarca insanın hayatına mal olmuştur. Hıristiyanlığı kabul etmeyenler idam edilmiş, sürgüne gönderilmiş, açlığa mahkûm edilmiş, dilleri kesilerek “dilsiz” bırakılmıştır.

SSCB döneminde ise Rus dilli tek tip insan yaratmayı planlayan komünistler Türklerin yaşadıkları bölgelerde 1921–1922 ve 1950 yıllarında yapay açlık yaratarak insanları açlık ile terbiye etmiş, nüfusun büyük çoğunluğu açlıktan ölmüş, bir kısmı başka bölgelere göç etmek zorunda kalmış ve böylelikle bölge Türklerden arındırılmıştır. Bu dönem yaşanan Stalin’in aydın soykırımı ise insanlık dramı olmanın yanı sıra bir insanlık suçudur. İkinci Dünya savaşında hayatını kaybedenler, insanları vatanından eden sürgünler de SSCB döneminin acı bilançosudur. Sovyetlerin çökmesi de Rus siyasetine bir değişim getirmemiş, Ruslaştırma siyasetinin sadece yöntemi değişmiştir.

“YAZARLARIN KAZAN TATARLARININ GELENEKLERİNE EL UZATMAYA BAŞLADIĞI GÖZLEMLENMEKTEDİR”

2000 yılında Putin iktidara geldikten sonra Rusya’da Rus olmayan milletlere karşı yürütülen asimilasyon ivme kazanmıştır. Putin yeni kanunlar çıkararak veya Rusya Anayasası’nda kanun değişiklikleri yaparak Ruslaştırmanın yolunu açmış, millî okullar kapatılmış, ana dilde eğitim yasaklanmış, Latin alfabesine geçişin önü kapatılmış, ana dil eğitimi kısıtlanmıştır. Bunun yanı sıra Stalin döneminde sil baştan yazılan tarih, yeni yalanlar eklenerek bambaşka bir boyut kazanmıştır. Tarih kitaplarında Ruslar “medeniyet getiren kurtarıcı” rolüne soyunmuş, Kazan Hanlığı’nın işgali “Kazan Hanlığı kendi isteğiyle Rusya’ya katılmış” şeklinde değiştirilmiştir.

Putin’den güç alan tarihçilerin yanı sıra yazarların da Kazan Tatarlarının geleneklerine el uzatmaya başladığı gözlemlenmektedir. Bunun en son örneği Güzel Yahina tarafından kaleme alınan “Züleyha Gözlerini Açıyor” adlı roman ve bu romandan televizyona uyarlanan dizidir. Söz konusu romanda Kazan Tatarları cahil olarak gösterilirken, dizideki Tatar kaynananın hem görüntü hem davranış bakımından cadıya benzetilmesi millete yapılan bir hakarettir. Cesetlerin tabutla gömülmesi, kabirlerin tekrar açılıp tabutların içine tahıl saklanması, caminin ahır yapılması gibi olaylar Kazan Tatar geleneklerinin hiçe sayılmasının yanı sıra, milleti “medeniyetsiz”, “barbar” göstermenin bir çabası olmanın yanı sıra kültürlerinin yok edilmesidir. Yazarın ileri sürdüğü fikir, Züleyha’nın gözlerinin açılması eşinin katili bir Rus erkeği sayesinde gerçekleşmişmiş. Yüzyıllarca Ruslara karşı koyan Kazan Tatar kadının gözünün Rus tarafından “açılması” kadar abes bir şey olmaz. Tatar kadınları, Rus erkeklerini yanlarına dahi yaklaştırmazlar. Kazan Tatarları köklü bir geçmişi ve zengin bir kültürü olan bir millettir. Sözde “medeniyet getiren kurtarıcı” Ruslar devletçilik ilkesi başta olmak üzere birçok işi Kazan Tatarlarından öğrenmiştir.

“RUSYA TOPRAKLARININ SINIRLARINI İŞGAL YOLUYLA GENİŞLETME SİYASETİ 21. YÜZYILDA DA DEVAM ETMEKTEDİR”

Ruslar, Deli Petro’nun (1672–1725) vasiyeti doğrultusunda ilerlemektedir. Günümüzde Rusya’nın kullandığı beyaz, mavi, kırmızı renkli bayrağı Petro’nun bayrağı olması bunun bir kanıtıdır.  Bugün Türkiye’nin Topkapı Sarayı arşivinde saklanan Petro’nun vasiyetinde şu ifadeler bulunmaktadır: “Ruslar kendilerinin yegâne büyük millet olduklarını beşikten itibaren bilmeli ve ona göre hareket etmeli ve ileride Rusya ve Rus milleti bu vasiyete göre yaşamalıdır!” “Rusya topraklarının sınırlarını işgal yoluyla genişletmek halkımın görevidir”, diyen Petro ‘hiç kuşku yok ki, İstanbul’a sahip olan çar tüm dünyada ilahi çar, yani dünyanın hükümdarı olacaktır’ sözleriyle asıl amacının yalnız Türkiye’yi değil tüm dünyayı ele geçirmek olduğunu belirtmiştir.

Bugün Ruslar Petro’nun “sıcak denizlere” inme hayalini yerine getirmek için ellerinden geleni yapmaktadır. Rusya topraklarının sınırlarını işgal yoluyla genişletme siyaseti 21. yüzyılda da devam etmektedir. 2014 yılında Kırım’ın Ruslar tarafından işgali bunun açık bir örneğidir. Akdeniz’de Rus donanmasının bulunması, Suriye’de Rus üslerinin konuşlanması, Mersin Akkuyu’da Nükleer Santralın Ruslar tarafında yapılması ve işletilecek olması Türkiye için de büyük bir tehlike arz etmektedir.

“RUSLARA TANINAN BU HAKLAR RUS ZULMÜ ALTINDA EZİLEN TÜRKLERE TANINIYOR MU?”

Tedirgin eden ve insanları düşünmeye sevk eden olay 9 Mayıs 2020 tarihinde Alanya’da yaşandı. Antalya’nın Alanya ilçesinde 10 bin civarında Rus’un yaşadığı bilinmektedir. 9 Mayıs Rusya’da İkinci Dünya Savaşı’nın Zafer Bayramı olarak kutlanmaktadır. Bu yıl pandemi dolayısıyla Rusya’da herhangi bir kutlama yapılmazken, Türkiye’de sokağa çıkma kısıtlaması olmasına rağmen Alanya Rus Eğitim ve Kültür Derneği tarafından Zafer Bayramı etkinliği düzenlendi. Kutlamalar kapsamında Alanya Belediyesi tarafından tahsis edilen üstü açık araçla yapılan şehir turunda, askeri kıyafetli Rus kadınlar “Zafer Günü” ve Rusların klasik şarkıları olan “Katyuşa” gibi şarkılar okumuş. Balkonlarına kocaman Rusya bayrakları asan Ruslar da şarkılara eşlik etmiştir. Görüntüleri izleyince dehşete düştüm ve aklıma Petro’nun vasiyeti geldi… Türklere yüzyıllardır zulüm uygulayan Rusların Türkiye’de bu kadar rahat davranmasından huzursuz oldum.

Hani, Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktu? Ruslara tanınan bu haklar Rus zulmü altına ezilen Türklere tanınıyor mu Türkiye’de? Son olarak TRT’nin Rusça haber kanalının dijital platformda yayına başlaması da bunun cabası. Neler oluyor, sorusunu sordum kendi kendime. Tüm bunların bağımsız bir Türk devletinde yaşanması Rusların işgal ve asimilasyon siyasetinin desteklenmesi değil midir? Atalarımız boşuna “Rus atan olsun, belinde baltan olsun” dememişlerdir. Ruslar tarih boyunca Türklerin dostu olmamış ve bundan sonra da olmayacaktır. Onun için bu konularda hassas olmamız ve dikkatli davranmamızda yarar vardır. Zira Ruslar planlı ve programlı bir şekilde adım adım sıcak denizlere inme hayallerini hayata geçirmektedir. Bunun farkında mıyız?