Kırım Reentegrasyon Birliğinden BM insan hakları kuruluşlarına Kırım raporu

Haberler
E. K.
23 Mart 2021, 21:56
E. K.
23 Mart 2021, 21:56

Sivil toplum kuruluşu Kırım Reentegrasyon Birliği, Rus işgali altında bulunan Kırım’daki durumu izleyen kuruluşlara yarımadadaki insan hakları ihlalleri ile ilgili bilgi sundu. Birliğin raporlarında, 7 yıldır Rus işgali altında bulunan Kırım’daki insan hakları ihlallerine dikkat çekilirken, Ukrayna’ya karşı düşmanlığın körüklendiği vurgulandı.

Rusya Federasyonu’nun Kırım’ı ilhak etme girişimleri, 2014’ten beri BM Genel Kurulu 68/262, 75/192, 75/29 kararlarında, AGİT Parlamenter Asamblesi ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin kararlarında kınandı. Kırım’daki insan hakları ihlalleri, yarımadadaki ırk ve diğer ayrımcılık, bu konularda ara kararlarlar alan Uluslararası Adalet Divanı (dava 166) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (20958/14 davası ve diğerleri) dahil olmak üzere uluslararası mahkemelerde görülüyor.

Bu kararlarda Rusya’nın, temel sivil, siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel insan haklarının yanı sıra Kırım’daki yerli halkların ve diğer etnik, dilsel ve dini grupların toplu haklarının ağır ihlallerine odaklanıldı. Bu konular, BM Gözlem Misyonu ve Ukrayna’daki AGİT İzleme Misyonu tarafından sürekli inceleniyor. Ayrıca günümüzde, Kırım’daki durumu izleyen birçok BM kurum ve kuruluşu da var.

BM İNSAN HAKLARI KONSEYİNDE SUNUM YAPILACAK

Kırım Reentegrasyon Birliği uzmanı Boris Babin, Birliğin, Paris ve Kıyiv’de ofisleri bulunan uluslararası sivil toplum kuruluşu olarak söz konusu kuruluşlarla ve iş birliğine önem verdiğini ifade etti. Babin, Birleşmiş Milletler’in (BM) Çağdaş Kölelik Biçimleri Özel Raportör’ü Dr. Tomoya Obokata’ya sunduğu bilgilerde Birliğin, BM İnsan Hakları Konseyi’nin 48. oturumunda Obakata’nın sunacağı rapor için zorla yerinden edilme ile çağdaş kölelik biçimleri arasındaki bağlantıyı anlattığını belirtti.

RUSYA AYRIMCILIK POLİTİKASI UYGULUYOR

Birlik, Rusya Federasyonu’nun Kırım yarımadasını güya “kendi bölgesi” olarak ilan ettiği 2014’ten sonra sözde “Rus vatandaşlığını” reddeden veya alamayan yarımadadaki Ukrayna vatandaşlarına karşı Kırım’daki işgalci “yönetimin” ayrımcılık politikası uyguladığını vurgularken, söz konusu vatandaşların “yabancı” olarak kabul edildiğini ve “ikamet izni” veya “çalışma izni” almaya zorlandıklarını belirtti. Fakat gerçekte, binlerce kişinin, bölgedeki Rus “yetkililerin” siyasi pozisyonunun yanı sıra, mevcut yolsuzluk ve bürokrasi sistemi nedeniyle Kırım’da “oturma izni” ve “özel izinler” alamadığına dikkat çekildi.

SINIR DIŞI ETME

Babin, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin Ukrayna’daki BM İnsan Hakları Gözlem Misyonu’nun çalışmasına dayanarak Ukrayna’daki insan hakları durumuna ilişkin otuz birinci raporunda (paragraf 104) belirtildiği gibi, 2020 yılında Kırım’daki sözde “mahkemelerin”, Rusya Federasyonu göç yasaları kapsamında “yabancı” olarak kabul edilen en az 178 kişinin “sınır dışı edilmesine” ilişkin “kararları” kabul ettiğini, bunlardan 105’inin (93 erkek ve 12 kadın) Ukrayna vatandaşı olduğunu kaydetti. Ayrıca Rusya’nın “istenmeyen kişileri” Kırım’ın dışına itme politikasına uygun olarak 2019 yılında Kırım’dan 360 kişinin sürgün edildiği vurgulandı.

UKRAYNA’YA KARŞI DÜŞMANLIĞIN KÖRÜKLENMESİ

Bunların yanı sıra, Rus medyasında Ukrayna’ya karşı düşmanlığın da körüklendiğini belirten Babin, Rus propagandacıların, yarımadada çalışan Ukrayna vatandaşlarını tanımlarken Almanya’da Nazi rejimi tarafından kullanılan “gastarbeiter” kelimesini kullandığını ifade etti. Rus vatandaşlığı ve çalışma izni olmayan Kırım’daki Ukrayna vatandaşlarının, işgal altında bulunan kendi topraklarında “illegal” ve düşük ücretlerle çalışmak zorunda kaldığını, bu çalışmanın da aslında modern kölelik biçimi olduğu kaydedildi.

Ukrayna vatandaşlarının, işgal altındaki Ukrayna topraklarından sınır dışı edilmesinin uluslararası insancıl hukuk normlarının ihlali olduğunu ifade eden Babin, bunun, Kırım’daki işgalci Rus yönetiminin işlediği savaş suçlarından biri olduğuna dikkat çekti.

ÇEVREYE VERİLEN ZARAR

Kırım Reentegrasyon Birliğinin, BM Zehirli Maddeler ve İnsan Hakları Özel Raportörü Dr. Marcos A. Orellana ile yaptığı görüşmede, Kırım’da işgalcilerin faaliyetleri sonucu yarımadadaki Krımskiy Titan titanyum fabrikasının toprak, atmosfer ve suların kirliliğinin artmasına neden olduğu bildirildi.

DEZENFORMASYON

Birleşmiş Milletler Fikir ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü Irene Khan’a sunulan raporda, dezenformasyon konularına dikkat çekilirken; Ukrayna’ya, Ukrainlere, yerli halk Kırım Tatarlarına ve Ruslar dışındaki diğer tüm etnik gruplara karşı söylemlerin, işgal altındaki Kırım’ın enformasyon alanının alışılmış özelliği haline geldiği belirtildi. Tarihi olaylar, güncel, siyasi, sosyal, ekonomik ve çevresel konularla ilgili yanlış bilgi yayıldığı ifade edilirken, aynı zamanda alternatif görüşlere izin verilmediği ve bunları ifade edenlerin baskı ve ayrımcılığa maruz kaldığı vurgulandı. Bunun yanı sıra Kırım’da 2020-2021’de Kovid-19 salgını hakkında kasıtlı olarak yanlış bilgilerin yayılmanın da endişe verici bir eğilim haline geldiği kaydedildi.

RUS VATANDAŞLARININ YASA DIŞI ŞEKİLDE KIRIM’A YERLEŞTİRİLMESİ

Ayrıca Birliğin, Birleşmiş Milletler Yerli Halkların Hakları Özel Raportörü Francisco Cali Tsai’nin BM 76. Genel Kurulu’nda sunacağı rapor için verdiği bilgilerde, Rus işgali altındaki Kırım’da yerli halklar Kırım Tatarları, Karay Türkleri ve Kırımçaklar’ın durumu anlatıldı. Sürgünden dönen Kırım Tatarlarına verilen toprakların büyük bölümünün kırsal kesimde bulunduğu ama günümüzde yarımadadaki ekonomik kriz nedeniyle Kırım Tatarlarının Akmescit (Simferopol) şehrine yerleşmek zorunda kaldığı bildirilirken, şehrin ayrıca işgalci yönetimin yasa dışı şekilde Rus vatandaşlarını yerleştirdiği “merkez” haline gelmesi sonucu kent nüfusunun 300 binden 500 bine çıktığı ve artmaya da devam ettiği vurgulandı.

Öte yandan Akmescit’in su ve kanalizasyon sistemleri, yol şebekesi, okullar, kreşler, hastaneler de dahil olmak üzere altyapısının, yarım milyon sakininin ihtiyaçlarını karşılamadığı belirtilirken, 2020-2021’de, Rus “yetkililerin” şehir ve bölge yönetimine ihmalkar yaklaşımının, Akmescit’te ve Kırım Tatar yerleşim yerlerinde sistemik su krizine neden olduğunun altı çizildi.

Ayrıca, yarımadada yapılan kaotik inşaatlar sırasında asgari mimari ve güvenlik standartlarına uyulmadığı, bunun Kırım’ın eşsiz doğasını yok ettiği ve Kırım sakinleri için riskler yarattığı ifade edildi.