Dışişlerinden Kırım'ın işgalinin 7. yıl dönümü açıklaması: Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne desteğimizi teyit ediyoruz

Haberler
E. K.
16 Mart 2021, 14:54
E. K.
16 Mart 2021, 14:54

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Kırım’ın Rusya tarafından işgalinin 7. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı açıklamada, uluslararası hukuk ihlali olan bu fiili durumu tanımadığını bir kez daha yineledi. Kırım’ın asli unsuru Kırım Tatarlarının emniyet ve esenliğinin yanı sıra kültürel kimliklerinin korunmasına verilen önemin vurgulandığı açıklamada, Türkiye’nin Kırım’daki gelişmeleri yakından izlemeyi sürdüreceği belirtildi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Kırım’ın Rusya tarafından işgalinin 7. yıl dönümü dolayısıyla açıklama yayımladı. Türkiye’nin Kırım’ın işgalini tanımadığı bir kez daha vurgulanan açıklamada, “Ukrayna’ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti, yedi yıl önce bugün düzenlenen gayrimeşru bir referanduma dayandırılarak Rusya Federasyonu tarafından ilhak edilmiştir. Uluslararası hukukun ihlalini teşkil eden bu fiili durumu tanımadığımızı bir kez daha yineliyor, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ve egemenliğine olan desteğimizi teyit ediyoruz.” ifadeleri kullanıldı.

“KIRIM’DAKİ GELİŞMELERİ YAKINDAN İZLEMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”

Kırım’ın yerli halkı Kırım Tatarlarının emniyet, esenliği ve kültürel kimliklerinin korunmasına önem verildiği kaydedilen açıklamada, “Bu vesileyle, Kırım’ın asli unsurlarından olan Kırım Tatar Türklerinin emniyet ve esenliğinin yanısıra kültürel kimliklerinin korunmasına verdiğimiz önemi yeniden vurguluyoruz. Kırım’daki gelişmeleri yakından izlemeyi sürdüreceğiz.” denildi.

RUS İŞGALİNDEKİ KIRIM’DA 7 YILDIR BASKI VE ZULÜM DEVAM EDİYOR

İşgalci Rus askerleri Kırım’a ilk olarak, 20 Şubat 2014 tarihinde girdi. Altı yıl önce bugün, sabahın erken saatlerinde plakaları sökülmüş askeri araçlar ve rütbe işaretleri taşımayan silahlı milisler Kırım’ın stratejik noktalarını ve hükûmet binalarını ele geçirmeye başladı.

Rus propaganda medyalarında “Kırım Özsavunması” oldukları iddia edilen, kamuflaj giymelerinden hareketle “kibar yeşil adamlar” olarak da adlandırılan Rus askerleri ve onların yanında gezen işbirlikçi milisler, yarımadanın kontrolünü yasa dışı olarak ele geçirdi. Rus propaganda mekanizmasınca işgal, sözde “bağlanma” adı altında legalleştirilmeye çalışılsa da dünya kamuoyu bu adımı asla tanımadı.

16 Mart 2014 tarihinde kamuflajlı Rus askerlerinin silahlarının gölgesi altında göstermelik bir referandum düzenlendi. Sözde referandum daha yapılmazken Ukrayna, oy kullanımını yasa dışı ve Anayasaya aykırı olarak kabul etti. 15 Mart 2014 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, sözde referandumu “geçersiz” olarak ilan edilmesini öngören kararı inceledi. Ancak karar, Rusya tarafından bloke edildi. Venedik Komisyonu, Avrupa Birliği ve ABD, yasa dışı yapılan sözde referanduma karşı çıktı, Kırım Tatarları boykot etti.

İşgalciler, sözde referanduma katılım oranının yüzde 84,17 olduğunu ileri sürerken, seçmenlerin yüzde 96,57’sinin “Kırım’ın Rusya’ya bağlanması için” oy kullandığın, yüzde 2,66’sının ise yarımadanın Ukrayna’ya bağlı özerklik statüsü için oy verdiği iddia edildi.

Kırım Tatar halkının milli lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, kendi kaynaklarına atıfla, sözde referanduma gerçek katılım oranının yüzde 30-50 civarında olduğunu, Kırım Tatarlarının yüzde 99’unun oy kullanmadığını bildirmişti.

Ardından, 18 Mart 2014 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kırım sözde Parlamentosu Başkanı Vladimir Konstantinov, dönemin sözde Kırım Başbakanı Sergey Aksyonov ve sözde Sivastopol Belediye Başkanı Aleksey Çalıy, Kırım ve Sivastopol’ün iki ayrı birim olarak “Rusya’ya bağlanmasına” ilişkin anlaşma imzaladılar.

Rus işgaliyle adeta “açık hava cezaevi”ne dönüşen Kırım yarımadası, bir yandan silahlandırma hamleleriyle dünyayı tehdit eden askeri bir üs haline getirildi. Diğer yandan da işgale direnen Kırımlılar baskı mekanizmasının sürekli hedefi haline geldi. Yarımadada 2014’ten beri Rus işgalini onaylamadıklarını ifade eden ve tutumlarıyla belirten Kırım Tatarları başta olmak üzere Ukrayna’ya bağlı kalmak isteyenler, kaçırılmalarla, düzmece davalarla, keyfi baskın ve sorgularla korkutulmaya çalışılıyor.