Sayde Eyup Kızı - 1944 Kırım Tatar sürgün hatıraları #2

13 Aralık 2019, 19:44

Kırım Tatar halkı 75 yıl önce, 18 Mayıs 1944 tarihinde Sovyetler Birliğinin ve dünya tarihinin en kanlı diktatörlerinden Josef Stalin’in emriyle alınan Sovyet hükûmeti kararıyla Vatan Kırım’dan vahşice sürgün edildi. Kırım Haber Ajansı (QHA), ünlü Kırım Tatar gazeteci Zera Bekirova‘nın 2019 yılında Kırım’da Kırım Tatarca ve Kiril alfabesiyle basılan “Sürgünliknin Taqdiri” (Sürgünlüğün Yazgısı) kitabında yer alan sürgünü yaşayan Kırım Tatarlarının hatıralarını Türkçe ve Kırım Tatarca (latin harfleriyle)yayınlıyor. Burada Sayde Eyup Kızı’nın sürgün hatırasını okuyacaksınız…

Anadolu Türkçesi

1934 senesi Akmescit şehri Subhi sokağında Türkiye vatandaşı Mustafa oğlu Eyup ailesinde dünyaya geldim. Rahmetli babam Kırım’a Gülperi ablası ile beraber Türkiye’nin İzmir şehrinden gelmişler. Hatırladığına göre o, 1900 senesi İzmir şehrinde doğmuş, 4/50 sokağında ikamet etmişler. Kırım’a tam ne zaman geldiklerini bilmiyorum. Mustafa dedemin Kırım’da et dükkanları varmış, onlardan haber almak için babam Eyup ve kızını göndermiş.

Onlar, işlerini bitirip Türkiye’ye geri döneceği zaman boğaz kapanıyor ve onlar evlerine dönemiyorlar. Gülperi halam evleniyor, babam Eyup de annemle evleniyor. Annem, babasının tek kızıymış, annesi vefat ettikten sonra babasıyla beraber yaşamışlar. Annemle babamın beş çocuğu doğuyor. Ben ailenin en küçüğüyüm. Babam, ailesiyle hep Türkiye’ye geri dönme yollarını araştırıp, Türkiye elçiliğine gidiyor, konsoloslarla görüşüyor. Bir keresinde konsoloslukta ona mutlaka dönüp babasının mirasına sahip çıkmasını tavsiye etmişler. Annem yaşlı babasını yalnız bırakıp gitmek istemiyor. “Eyup, sen istersen git, ben razıyım, biz kalıyoruz” diyor babama. Ama babam beş çocuğunu bırakıp gider mi? Subhi sokağında ev inşa etmeye başlıyor ve 1940 yılında bitiriyor.

Biz yeni evimize taşındık, okula başlamaya hazırlanıyorum. Sevinemedik bile. Şu arada aniden savaş başladı. 1944’te 10 yaşındaydım ama daha yazmayı sızmayı bilmiyordum. Okullar kapandı ya! Şehir  bir Almanların işgali altında bir Sovyetlerin eline geçiyor. 1944’te bizim için savaş bitti artık dedik. Ama başka, daha beter savaş başladı.

18 Mayıs gecesi kapımızı çaldılar. Babam uyanıp kapıyı açtı. İçeri silahlı dört kişi daldı. Biz çocuklar daha uyuyoruz. Annem bizi uyandırıp temiz kıyafetlerimizi giymemizi söyledi. Babam askerlerden sorunu öğrenmeye çalışıyor ama adam akıllı cevap alamıyor.  Ama her halükarda anneme, “Şaşmalama (Şaşıp kalma, sakin ol), kendini toparla. Paraları al, hepimizin kimliklerini, ev evraklarını al!” dedi. Annem “bizi nasılsa Yahudilere yaptıkları gibi kurşuna dizecekler, bu kağıtlar kime lazım” diye itiraz edecek olsa da babamın dediklerini yaptı. Üzerimizi giydik, çıktık. Fazla bir şey almadık. Sokaklar yük arabalarıyla doluydu. Onlar, bir gün önce geldiğinde babam şaşırmıştı neden bu kadar araba geldi diye. Bizi Akmescit tren istasyonuna getirdiler. Ana baba günüydü o gün tren istasyonunda! Kadınlar, çoluk çocuğun ağlamaları, haykırışları ses seda olarak dağıldı etrafa. Yolda kötü kokulu tuzlu balık çorbası verdiler. Yiyemiyoruz. Alışmadık ki böyle yemeğe. Mecbur yiyenlerin hepsi ishal oldu.

18-20 gün sonra Sırdarya’nın Velikaya Alekseyevskaya adlı istasyonuna geldik. Orada bizi almaya gelen çorbacılar bekliyorlardı. Bizi arabalara yükleyip bir ahıra getirip yerleştirdiler. Yarısında sığırlar, ikinci yarısında biz. Tamtakır bir yer. Bakıp duruyoruz- ne yatacağımızı biliyoruz, ne oturacağımızı. Annem vira ağlıyor. Ahır sahibi olan Özbek kadın bize eski bir kiyiz (keçe) getirdi. Onun üzerinde uyuduk. Babamla annemi işe götürdüler. Çok kötü açlık çektik. Annem hastalandı, onu alıp götürdüler. Biz dört çocuk babamla kaldık. Ablam, ağabeylerim tifoya, sıtmaya yakalandılar. Babam zavallı, işten dönerken bahçeden bir karpuz almış bizim için. Onu şu sırada yakalayıp, karpuzu elinden alıyor, kendisini de ölesiye dövüyorlar. Bir karpuz için öldüreceklerdi babamı!

Hepimiz açız, az kalsın öleceğiz. Sokaklar ölülerle doldu, ya o ağacın altında ölüler yatıyor, ya bu çalı altında bir ceset. Babamla ikimiz dilenmeye mecbur olduk. Akrabalarımız babama akıl veriyorlar, “Eyup, çocukları yurda ver, açlıktan ölürler, yazık olur” diye. Oradaki çocuk yurduna anne babası sağ olan çocukları kabul etmiyorlardı. Babama bizi tren istasyonuna bırakıp gitmesini söylediler. Babam mecbur öyle de yaptı. Tren istasyonuna bıraktı bizi, kendisi gizlendi. Biz, “Baba, babaaaa!” diye bağırıyoruz. Garip babam gizlendiği yerden bizim haykırışlarımızı duyup ağlamış. Bizi istasyondaki serseri çocukları topladıkları binaya götürdüler. Sabah çıkarıyorlar, akşam yine alıp götürüyorlar. Meğer bizim gibi terk edilen çocukları topluyorlarmış. En küçük kardeşim 3 yaşında, onu istasyon işçisi pek beğendi ve evlatlık almak istedi. Aldılar, ama sabahına o adam bana kardeşimin bütün gece uyumayıp ağladığını söyledi. Ben derhal onu geri aldım. Çocuk yurduna yerleştik. Bir kardeşimi bir yurda, ikincisini de başka bir yurda alıp götürdüler, ben tek başıma kaldım. Babamla annem bu arada bizi düşünüp parçalanıyorlar. Babam bir çaresini bulup kardeşimi, beni araştırıp buldu ve biz yine ailemize kavuştuk.

Babam tekstil fabrikasında işe başladı. Orada verilen bir kase çorbayı anneme getirip yediriyordu. Annem çok halsiz. 1948 senesi kırk sekiz yaşında babam kalp krizi neticesinde aniden vefat etti. Annem bizi geçindirmek için birkaç işte çalıştı, Özbeklerin evlerini temizledi, sokak süpürdü. 13 yaşında birinci sınıfa başladım, ama okulu düşünemiyorum, açım. Dördüncü sınıfa geçtiğimde 17 yaşındaydım.  Okuldan sonra çalışıyordum, hiç olmazsa bir parça ekmek kazanayım diye. Daha okulda okurken beni Server adlı bir yiğitle evlendirdiler. Annem önce razı olmadı, ama müstakbel kaynanam beni yemek, kıyafetle kandırdı. Razı oldum. Beş çocuk doğurdum. Biri öldü, iki kız ve iki oğlum var.

Daha sürgün edilmeden önce okulda Latin alfabesinde eğitim gören ablam babamın akrabalarıyla mektuplaşıyordu. Özbekistan’da irtibat kesildi. Ama Özbekistan’da babam öldükten sonra kumandan ya kendisi gelir ya da ağabeyimi çağırıp babam ve Türkiye’deki akrabalarımız hakkında sorguya çekiyordu. Canını yaktılar ağabeyimin, sonunda babamın bütün vesikalarını Türkiye’den gelen turistlerle göndermeye mecbur oldu. Bu şekilde kurtuldu.

1989 senesi Kırım’a önce bir ablam döndü, peşinden biz geldik. Eşimle toprak aldık, ev inşa etmeye başladık. Hala bitmedi inşaat. Evlerimiz satılmadı, yollarda kaldık. Paralarımız bankada yandı. Eşim bu olaylara dayanamadı, o da kalp krizi sonucu vefat etti. Onu Sırdarya’da defnedip Kırım’a döndük. Hiçbir şeyimiz kalmadı. Ama yine de Rabbimize şükürler olsun Vatandayız.


Bütün sürgün hikayelerine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Kırım Tatarca

1934 senesi Aqmescit şeeriniñ  Subhi soqağında  Türkiye vatandaşı  Mustafa oğlu Eyup  ailesinde dünyağa keldim. Rahmetli babam Qırımğa Gülperi ablası ile beraber Türkiyeniñ İzmir şeerinden kelgenler. Hatırlağanına köre o, 1900 senesi İzmir şeerinde doğğan,  4/50 soqağında istiqamet etkenler.  Qırımğa tam ne zaman kelgenlerini bilmeyim.   Mustafa dedemniñ Qırımda et tükânları bar emiş,  olardan haber almağa işte  babam Eyupnı ve qızını yollağan.

Olar işlerini bitirip Türkiyege keri qaytacaqta boğaz qapala ve olar evlerine dönip olamaylar.  Gülperi alam aqayğa çıqa, babam Eyup anamnen evlene. Anam da babasınıñ yekâne qızı olğan, anası ölgen soñ babasınen beraber yaşağanlar. Anam-babamnıñ beş balası ola. Men ailede eñ kiçigim.  Babam ailesinen hep Türkiyege qaytmaq yollarını araştırıp,  Türkiye elçihanesine bara, konsoloslarnen körüşe. Bir sefer konsollıqta oña mıtlaqa qaytmaq ve babasınıñ Türkiyedeki mirasına saip çıqmasını tevsiye etkenler.  Anam endi qartayğan babasını yañğız taşlap ketmege  istemey. “Eyup, sen istesen ket, men razım, biz qalamız”, dey babama. Amma babam beş balasını taşlap ketermi?  Subhi soqağında ev qurıp başlay ve 1940 yılı  bitire.

Biz yañı evimizge köçtik, Mektepke barmağa azırlanam.  Sevinmege yetiştirmedik. Şu arada  apansızdan cenk başlandı.  1944-te men artıq 10 yaşındam, amma daa yazmağa-sızmağa bilmeyim. Ya mektepler qapaldı da! Şeer de nemseler işğali altında, de sovetlerniñ eline keçe.  1944-te biz içün cenk bitti artıq, dedik. Amma başqa daa beter cenk başlandı.

Mayıs 18 gecesi qapımız qaqıldı. Babam uyanıp qapını açtı. İçeri dört kişi avtomatlarınen  atılıp kirdiler. Biz, balalar daa yuqlaymız.   Anam bizni uyandırıp, temiz urbalarımıznı kiymemizni ayttı.  Babam askerlerden  meseleni ögerenecek ola, amma adam aqıllı cevap alamay. Amma er alda anama: “Şaşmalama, özüñni toparla. Aqçalarnı al, epimizniñ kimliklerimizni, ev vesiqalarını al!”, dedi. Anam bizni ep bir yeudiyler kibi atacaqlar, bu kâğıtlarnıñ kimge keregi bar, dep itiraz bildirecek olsa da, babamnıñ aytqanlarını yaptı.   Kiyindik, çıqtıq.  Artqaç bir şey almadıq. Soqaqlar tolu yük arabaları. Olar endi bir kün evel  kelgende babam daa taaciplengen  edi, neden bu qadar araba keldi, dep.  Bizlerni Aqmescit vokzalına ketirdiler. Ana-baba künü edi o kün şu vokzalda! Qadınlar, bala-çağalarnıñ ağlavları, qıçıruvları ses-seda olıp darqaldı etrafqa. Yolda sasıq tuzlu balıq şorbası berdiler. Aşap olamaymız. Ya alışmadıq böyle aşqa. Mecbur aşağanlarnıñ episi isal oldılar.

18-20 kün degende  Sırdaryanıñ Velikaya Alekseyevskaya adlı stantsiyasında tüştik.   Anda endi bizlerni almağa kelgen şorbacılar beklemekteler. Bizni arabağa yüklep bir ahırğa ketirip yerleştirdiler. Yarısında sığırlar, ekinci yarısında biz.  Tam-taqır yer. Baqıp turamız  – ne yatacağımıznı bilemiz, ne oturacaqlarımıznı. Anam vira ağlay. Ahır sabısı  olğan özbek qadını bizge bir cartı kiyiz ketirdi.  Onıñ üstünde yattıq.  Babamnen anamnı işke aydadılar.  Pek yaman açlıq çektik. Anam hastalandı, onı alıp kettiler. Biz, dört bala, babamnen qaldıq.  Aptem, ağalarım tifke, malâriyağa oğradı. Babam zavalı  işten qaytayatqanda bahçiden bir qarpuz alğan biz içün. Onı şu zaman yaqalap, qarpuznı çekip alalar, özüni ise ölgence kötekleyler. Bir qarpuz içün öldürecek ediler babamnı! 

Epimiz açmız, ana-mına ölecekmiz.  Soqaqlar mevtalarğa toldı, de o terek tübünde yata ölüler, de bu çalı tübünde bir ceset. Babamnen ekimiz tilenmege mecbur oldıq.  Babama aqrabalarımız aqıl ögreteler: “Eyup, balalarnı yurtqa ber, açtan ölerler, yazıq olur”, dep.  O yerdeki balalar yurtuna anası-babası sağ olğan balalarnı qabul etmey ediler. Babama bizni vokzalda qaldırıp ketmesini ögreteler. Babam mecbur öyle de yaptı. Demiryol vokzalında qaldırdı bizni, özü saqlandı. Biz “Baba, babaaaa!” dep qıçıramız. Babam ğarip saqlanğan yerinde bizim qıçıruvlarımıznı eşitip ağlap otura eken.  Bizni  vokzalnıñ serseriy balalarnı toplağan binağa  alıp kettiler.  Saba çıqaralar, aqşam kene alıp keteler. Meger biz kibi bıralqı balalarnı toplaylar.  Eñ kiçik qardaşçığım 3 yaşında, onı vokzal işçisi pek begendi ve evlâtlıqqa alacaq oldı.  Aldılar, amma sabasına şu adam maña qardaşım bütün gece yuqlamayıp ağlap çıqqanını ayttı. Men deral onı yanıma qaytarıp aldım. Balalar yurtuna yerleştik. Bir qardaşımnı bir yurtqa, ekincisini başqa yurtqa alıp kettiler, men bir özüm qaldım.  Babamnen anam ise bu arada parçalanalar, bizni tüşünip. Babam çare tapıp, qardaşlarımnı, meni araştırıp taptı ve biz kene ailemiznen qavuştıq.

Babam tekstil  fabrikasına işke kirdi. Anda berilgen bir piala şorbasını anama ketirip aşata edi.  Anam pek alsız. 1948 senesi  qırq sekiz yaşında babam infarkt (qalp krizi) neticesinde apansızdan vefat etti.  Anam bizni keçindirmek içün bir qaç işte çalıştı – özbeklerniñ evlerini temizledi, soqaq sipirdi.  13 yaşımda birinci sınıfqa bardım, amma oquv közüme kirmey, açım. Dörtünci sınıfqa keçkende 17 yaşımda edim.  Oquvdan soñ barıp çalışam, iç olmadım bir parça ötmek qazanayım, dep.  Daa mektepte oqurkenim meni Server degen yigitke aqayğa berdiler. Anam başta razı olmadı, amma olacaq qaynanam meni aş, yañı urbanen aldattı.  Razı oldım.  Beş bala doğurdım. Birisi öldi, eki qızım, eki oğlum bar.

Daa sürgün etilmezden evel mektepte latin elifbesinde oquğan aptem babamnıñ aqrabalarınen mektüpleşe edi.  Özbekistanda haberleşüv kesildi. Amma   Özbekistanda babam ölgen soñ komendant de özü kele, de ağamnı çağırtıp babam ve Türkiyedeki aqrabalarımız aqqında sorğu ete. Canını yaqtılar ağamnıñ, ahır-soñu mecbur oldı babamnıñ bütün vesiqalarını Türkiyeden kelgen turistlerge berip cibermege.  Böyleliknen qurtuldı.

 1989 senesi Qırımğa başta bir qızım qayttı, onıñ artından biz keldik.  Aqayımnen topraq aldıq, ev qurıp başladıq. Alâ daa bitmedi qurucılığımız.  Evlerimiz satılmadı, yollar içinde qaldıq. Aqçalarımız bankada yandı.  Aqayım bu olaylarğa dayanalmadı, o da qalp krizine oğrap keçindi. Onı Sırdaryada defn etip, Qırımğa  qayttıq. İç bir şeysiz qaldıq.  Amma kene de Rabbimizge şükürler olsun,  Vatandamız.


Episi sürgün ikâyelerine mında basıp irişebilirsiñiz

18 MAYIS 1944
KIRIM TATAR SÜRGÜNÜ
Sayde Eyup Kızı
Bunlara da bakın: