Şaver İmam İbraimov - 1944 Kırım Tatar Sürgün Hatıraları #10

13 Şubat 2020, 19:44

Kırım Tatar halkı 75 yıl önce, 18 Mayıs 1944 tarihinde Sovyetler Birliğinin ve dünya tarihinin en kanlı diktatörlerinden Josef Stalin’in emriyle alınan Sovyet hükûmeti kararı neticesinde Vatan Kırım’dan vahşice sürgün edildi. Kırım Haber Ajansı (QHA), ünlü Kırım Tatar gazeteci Zera Bekirova‘nın 2019 yılında Kırım’da Kırım Tatarca ve Kiril alfabesiyle basılan “Sürgünliknin Taqdiri” (Sürgünlüğün Yazgısı) kitabında, hikayelerini tek tek dinlediği sürgünü yaşayan Kırım Tatarlarının hatıralarını Türkçe ve Kırım Tatarca (latin harfleriyle) yayınlıyor.

Onuncusunu yayınladığımız 1944 Kırım Tatar Sürgün hatıralarında, Şaver İmam İbraimov, babasını en son 8 yaşında gördükten sonra son olarak 1941 yılında gelen mektubunu okuyabildi. Annesi ve kardeşleriyle birlikte sürgüne gönderilirken, askerlerin dikkatsizliğinden faydalanıp, kendisi için çok değerli olan baba yadigarı çalışmayan kol saatini aldı. O saati halen saklıyor…

Anadolu Türkçesi

Gerçek soyadımın İmam Şaver olması gerekiyordu, babam İmam İbraim’in adından soyadımı İbraimov diye yazdılar. Dedem imam imiş, 1930’lu yıllarda babam Ayvasıl camisinde ezan okuyordu. Ben, 1929 yılının sonunda Yalta’nın Ayvasıl köyünde ailemizde dokuzuncu evlat olarak dünyaya geldim. Şimdi şu dokuz çocuktan sadece ben hayattayım.

1 Ekim 1937 yılında NKVD görevlileri babamızı evimizde yakalayıp götürdüler. Babamın hayatta olduğunu biliyorduk ama nerede nasıl tutulduğunu öğrenemedik. Aradan 4 yıl geçtikten sonra 1941 yılında mayıs ayının sonunda babamdan ilk mektubu aldık, Karelya’dan. Düşünün, dokuz çocuk babası olan 61 yaşındaki babam inkılaba karşı faaliyet yürütmekle suçlandı! Babamı bir daha hiç görmedik, aradan neredeyse altmış yıl geçtikten sonra “asılsız cezalandırıldığına” dair aklanma kararını aldık.

Babamın mektubu geldikten bir ay sonra savaş başladı, 8 Kasım 1941 yılında Almanlar artık Yalta’da idiler. Babamın Sovyet kamplarında olduğuna bakmadan büyük ağabeylerim Mustafa, Asan, Reşat savaşa gittiler. Ablamın kocası Emirüsein eniştem Akmescit’te konserve fabrikasının müdür yardımcısı olarak çalışıyordu, savaşta komutanın siyasi ilerden sorumlu yardımcısıymış. Esir düşmüş, çaresini bulup kaçmış. 1944 yılının şubat ayında Kokköz’de kurşuna dizildi. Kim onu kurşuna dizdi Almanlar mı ya da Almanlarla işbirliği yapanlar mı bilmiyorum. Köy köpeksiz olmaz derler. Birileri ispiyonlamıştır elbet. Bu haberi alan ablam Kokköz’e gidip kocasını kendisi defnetti.

18 Mayıs’ta (1944) ise sürgün başladı. Bir evde 13 kişiyiz, ağabeylerimin aileleri – hepimiz bir yerdeyiz. Etraf henüz karanlık, kapımıza sert bir şekilde vuruldu. Annem bana, “Şaver oğlum getir feneri!” dedi. Kapıdan giren silahlı askerler, “Sizin artık fenere ihtiyacınız yok. On beş dakika vaktiniz var, hazırlanın, sizi sürgün ediyoruz!” diye sürgün emrini okudu. Hepimizi, Ayvasıl’da bayramlar ve şenkilerin yapıldığı Vira adlı yerde topladılar. Askerlerin dikkatinin dağıldığı bir anda kaçtım ve eve doğru koştum. Annemin kutucuğunda altın küpeleri, mücevherleri saklıydı, ben ise sadece babamın saatini aldım. Çar Nikolay zamanından kalma bir saat, çoktandır çalışmıyordu. Ama benim için o dünyanın en kıymetli şeyi idi. Ben onu babamdan hatıra olarak hep yanımda taşıdım, Özbekistan’a gidip, yarım asır sonra yine benimle beraber Vatana döndü.

İşte 18 Mayıs’ta bizi arabalara yükleyip Ay Petri’den geçip Süren istasyonuna doğru götürdüler. Ay Petri’ye çıktığımızda annem bana, “Tepede kar olan yerleri görüyor musun? Orada baban buz toplardı. Onun lakapı Buzcu İbraim’di. Siz de Buzcu İbraim’in çocuklarısınız” dedi. Babam, Ay Petri dağının en yüksek yerlerinde yaz kış erimemiş buzları parçalayıp, hastaneler ve sanatoryumlara buz sağlıyormuş.

Yolda gördüklerim hep rüyalarıma giriyor. Unutamıyorum. Kaç kez vagona yetişemeyip, az kalsın çölün ortasında kalıyordum. Vagonun içinde çok kötü bitlendim, dayanmanın çaresi yok. Tren durup vagonların kapıları açılır açılmaz dışarı çıkıp kıyafetlerimle suyun içine giriyorum ya da üzerimden su döküyorum. Böyle yaparak biraz da olsa bitlerin ısırmasından rahatlıyordum. Bir keresinde benimle beraber dışarıya bir nine atladı ve yanımızda yolda duran vagonun altına girdi. Meğer ihtiyacını gidermek istemiş. Lokomotif hareket esmesin mi! Tren nineyi ikiye bölüp parçaladı. Bizim tren de hareket etmeye başladı. Kim defnedecek o parçaları? Nasıl unutursun bunu?

Böyle deşhetli yolculuğun sonu Özbekistan’ın Namangan vilayetinde oldu. Bizi Ahunbabayev kolhozuna getirdiler. İstasyona bellerinde bıçakları asılı Özbek erkekleri karşılamaya çıkmışlar.  Onlar bizden korkuyor, biz de onlardan. Ama çok çabuk anlaştık onlarla, sonra da çok dost muhabbet yaşadık. Beni ata bindiriyorlar, tarlada pamuğun dibini yumuşatıyoruz. Hiç yapmadığım bir iş, attan kaç kez düştüm. Akşam bir pidenin yarısını veriyorlar. Karnımız doymuyor, çamurlu sulardan ishal hastalığına uğradım. Ayaklarım şişti, yürümekte zorlanıyorum. Öleceğim. Evinde yaşadığımız Özbek nine elime bir kova verdi ve pirinç tarlasına yabani otları toplamaya gönderdi. Geldiğimde önüme biber, yoğurt katılan bir tas çorba koydu: “Ye çocuğum ye, iyileşirsin!”. Yiyorum. Bu şekilde ayaklarımdaki şişkinlik geçti. Nine beni ölümden kurtardı. Kırım’a döndüğümden beri tüm bu insanların ruhuna Yasin-i Şerif okuyorum.

Yolda giderken tren durduğu bir zamanda teyzemle karşılaşıp onu yanımıza aldık. Özbekistan’da teyzem sadece iki ay yaşadı. Öldü. Onun ölümünden sonra annem hastalandı. Ben de hastalandım. Annemle ikimiz bir döşekte halsiz yatıyoruz. 1944 yılının eylül ayında annem vefat etti. Ben yerle gök arasındayım, çok halsizim. Bir hafta sonra yağa kalktım, ama artık annem yoktu.

1944 yılında Reşat ağabeyimden mektup aldık. Ona yazdığımız cevapta nerede olduğumuzu, nasıl yaşadığımızı bildirdik. Ağabeyim Bakü’de askeri hastanede tedavi olduktan sonra o hastanede sürücü olarak kalmış, savaş bittikten sonra Gence’ye taşınmış ve orada sürücü okulu açmış. Reşat ağabeyimin ikinci adı vardı: Reşat-Memet. Bunun sebebi ise, Memet amcamın çocuğu olmamış, Reşat ağabeyim doğduğunda babam bu oğlunun Reşat adına Memet adını da eklemiş belki onun da oğlu olur diye. Evraklarda öyle de yazılıyordu İmam İbraim oğlu Reşat-Memet diye. Ama Bakü’de Reşat Memetov diye kaydedilmiş. İşte diyeceğim, bizim mektubumuzu aldıktan sonra ağabeyim gelip bizi kolhozdan merkeze taşındırıp döndü. Ben gizlice onun peşine takıldım, belli etmeden vagona bindim. İkimiz Gence’ye gittik, iki yıl ağabeyimle yaşadım. Sonra yine Özbekistan’a dönmeye mecbur oldum. Mustafa ağabeyimin ailesi de Azerbaycan’da yaşıyor, kızı Hayat Dadaşeva da ömrünü ilme adadı.

1957 yılında köydeşim, Ayvasıl doğumlu Halide ile evlendim. 1990 senesi yedi ay doğduğum köy Ayvasıl’a gidip geldim, eski camiyi yeniden açtık. 1978 yılında Asan ağabeyim vefat ettikten sonra namaz kılmaya başladım, dinimize daha sıkı sarıldım. Şükürler olsun Vatanımıza kavuştum, Akmescit’te yaşıyorum.


Bütün sürgün hikayelerine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Kırım Tatarca

Kerçek soyadım İmam Şaver olmaq kerek edi, babam İmam İbraimnıñ adından soyadımı İbraimov dep yazdılar. Qartbabam imam olğan, 1930-ncı yıllarda babam Ayvasıl camisinde ezan çağıra edi. Men 1929 senesiniñ soñunda Yaltanıñ Ayvasıl köyünde ailemizde doquzıncı evlât olıp dünyağa keldim. Şimdi şu doquz baladan bir men hayattam.

 1937 senesi oktâbr 1-de NKVD hadimleri babamnı evimizde yaqalap, alıp kettiler. Babamnıñ sağ olğanını bile edik, amma qayerde, nasıl şaraitte tutulğanını bilip olamadıq. Aradan dört yıl keçken soñ 1941 senesi mayısnıñ soñunda babamdan ilk mektüp aldıq, Kareliyadan. Tasavur etiñiz doquz balanıñ babası olğan altmış bir yaşında babam inqilâpqa qarşı faaliyette qabaatlandı! Babamnı biz bir daa körmedik, aradan aman-aman altmış yıl keçken soñ “esassız cezalanğanı” aqqında aqlav qararını aldıq.

Babamnıñ mektübi kelgeninden bir aydan soñ cenk başlandı, 1941 senesiniñ noyabr 8-de nemseler  endi Yaltada ediler. Babamnıñ sovet lagerlerinde oturğanına baqmadan üyken ağalarım Mustafa, Asan, Reşat cenkke kettiler. Aptemniñ aqayı Emirüsein eñiştem Aqmescitte konserva zavodı  direktorınıñ muavini olıp çalışa edi, cenkte komandannıñ siyasiy işler boyunca yardımcısı olğan. Esirge tüşken, çaresini tapıp qaçqan.  1944 senesi şubat ayında Kokközde qurşunlandı.  Kim onı attı: nemselermi ya da nemselernen işbirlikte olğanlarmı — bilmeyim. Köy köpeksiz olmaz, derler. Kimdir çaqqandır, ebet. Bu haberni alğan aptem Kokközge barıp, qocasını özü cıydı.

Mayıs 18-de ise sürgünlik başlandı. Bir evde 13 canmız, ağalarımnıñ aileleri — epimiz bir yerdemiz. Ortalıq daa qaranlıq, qapımız qattı qaqıldı.  Anam maña: “Şaver, al da kel, olum, fenerni!”, degen edi. Qapıdan kirgen silâlı askerler “Sizge fenerniñ keregi yoq, artıq. On beş daqqa vaqtıñız bar, azırlanıñız, sizni sürgün etemiz!”, dep sürgünlik emirini oqudı.  Epimizni Ayvasılda bayramlar, cıyınlar keçirile turğan Vira degen yerde topladılar. Askerlerniñ diqqatı çalğıtılğan bir daqqada qaçtım ve evge taba çaptım. Anamnıñ qutuçığında altın küpeleri, ilvanları saqlı edi, men ise tek babamnıñ saatini aldım. Nikolay padişa zamanından qalma saat, çoqtan çalışmay edi. Amma menim içün o dünyada eñ qıymetli şey edi. Men onı babamdan hatıra, dep daima yanımda taşıdım, Özbekistanğa barıp, yarım asırdan soñ kene mennen beraber Vatanğa qayttı.

İşte, mayıs 18-de arabalarğa yüklep Ay-Petrden aşıp Süren stantsiyası tarafqa alıp kettiler. Ay-Petrge köterilgenimizde anam maña: “Töpede qar olğan yerlerni köresiñmi? Anda babañ buz toplay edi. Onıñ lağabı Buzcı İbraim edi. Siz de Buzcı İbraimniñ balalarısıñız”, dedi. Babam Ay-Petr dağınıñ eñ yüksek yerlerinde yaz-qış irimegen buzlarnı parçalap, hastahaneler, sanatoriylerni büznen teminlegen.

Yolda körgenlerim ep tüşlerime kele. Unutıp olamayım. Qaç defa vagonğa yetişalmayıp, az qaldım çöl içinde qalacaqtım. Vagon içinde pek yaman bitledim, dayanmaqnıñ çaresi yoq. Tren toqtap, vagon qapıları açılğanınen tışarı çapıp urbamnen suv içine kirem ya da üstümden suv tökem. Böyle etip, biraz da olsa tınış alam bitlerniñ tişlegeninden. Bir kere mennen beraber tışarı bir qartana atılıp tüşti ve yanaşa yolda turğan vagon altına kirdi. Meger, acetini yapacaq olğan. Lokomotiv areket etmesinmi! Tren qartananı ekige bölip parçaladı. Bizim tren de yürip başladı. Kim defn etecek o parçalarnı? Nasıl unutırsıñ bunı?

Böyle deşetli yolculıqnıñ soñu Özbekistannıñ Namangan vilâyetinde oldı. Bizni Ahunbabayev kolhozına ketirdiler. Stantsiyada bellerinde pıçaqları asılı özbek erkekleri  qarşılamağa çıqqanlar. Olar bizden qorqa, biz — olardan. Amma pek tez añlaştıq olarnen, soñra pek dost-muabbet yaşadıq.  Meni atqa mindirdiler, tarlada pamuq tübüni yımşatamız. İç yapmağan işim, attan qaç kereler yıqılıp tüştim. Aqşam bir piteniñ yarısını bereler.  Aşqa toymaymız, çamurlı suvlarından isal hastalığına oğradım. Ayaqlarım şişti, yürmek pek zor. Ölecem.  Evinde yaşadığımız özbek qartana qoluma bir vedre tuttırdı da, pirniç ösken tarla içine kiyik otlarnı cıymağa yiberdi.  Kelgenimde ögüme biber, yoğurt qatılğan bir çanaq şorba qoydı: “Aşa, balam, aşa, tüzelirsiñ!”. Aşayım. Böyle etip, ayaqlarımnıñ şişigi keçti. Qartana meni ölümden qurtardı.  Qırımğa qaytqanımdan berli bütün bu insanlarnıñ ruhlarına Yasin-şerif oquyım.

Yolda keleyatqanımızda tren toqtağan bir vaqıtta tiyzemni rastketirip, onı yanımızğa aldıq.  Özbekistanda tiyzem tek eki ay yaşadı. Öldi. Onıñ ölüminden soñ anam hastalandı. Men de hastalandım. Anamnen ekimiz bir töşekte essiz-alsız yatamız. 1944-niñ sentâbr ayında anam keçindi. Men yer-kök arasındam, pek alsızım. Bir aftadan soñ ayaqqa turdım, amma artıq anam yoq edi.

1944 senesi  Reşat ağamdan mektüp aldıq. Oña yazğan cevabımızda qayda olğanımıznı, nasıl yaşağanımıznı bildirdik. Ağam Bakuda gospitalde tedaviylengen soñ gospitalde aydavcı olıp qalğan, cenk bitken soñ Gâncağa köçken ve anda avtomektep açtı. Reşat ağamnıñ qoşma adı bar edi Reşat-Memet. Bunıñ sebebi – Memet emcemniñ balası olmağan, Reşat ağam doğğanda babam bu oğlunıñ Reşat adına qardaşınıñ Memet adını da qoşqan ki, belki onıñ da oğlu olur, dep. Vesiqalarında öyle de yazıla edi İmam İbraim oğlu Reşat-Memet, dep. Amma Bakuda Reşat Memetov, dep qayd etilgen. İşte, deycegim  bizim mektübimizni alğan soñ ağam kelip, bizni kolhozdan merkezge köçürip qayttı. Men gizliden onıñ peşinden taqıldım, bildirmeden vagonğa mindim.  Ekimiz Gâncağa bardıq, eki yıl ağamnen yaşadım. Soñ mecbur oldım kene Özbekistanğa qaytmağa. Mustafa ağamnıñ ailesi de Azerbaycanda yaşay qızı Hayat Dadaşeva ömürini ilimge bağışladı.

1957 senesi köydeşim, doğma Ayvasıllı Halide ile evlendim. 1990 senesi oktâbr ayında  Qırımğa qayttım. 1995 senesi yedi ay doğdığım köyüm Ayvasılğa qatnadım, eski camini ğayrıdan açtıq. 1978 senesi Asan ağam keçingen soñ namaz qılıp başladım, dinimizge daa sıqı sarıldım.

Şükürler olsun, Vatanımızğa qavuştım, Aqmescitte yaşayım. 


Episi sürgün ikâyelerine mında basıp irişebilirsiñiz

18 MAYIS 1944
KIRIM TATAR SÜRGÜNÜ
Şaver İmam İbraimov
Bunlara da bakın: