Vatan Kırım davasına faydalı olmayı şiar edinmiş Kırım Tatar aktivisti: Nurten Camcı Bay

Diaspora
Aybala Polat
23 Kasım 2020, 22:48
Aybala Polat
23 Kasım 2020, 22:48

Aybala Polat/ QHA Ankara

Kırım Tatar milli davası, altyapısını milli kültüründen alan köklü bir hareket. Yüksek seciyeli ve aydın Kırım Tatar toplumu, derin tarihi miraslarının üzerine yeni medeniyet kurgusu inşa etmeye çalışırken yaşamları; savaşlar, göçler, sürgünlerle dolu acı ve meşakkatli bir tarihe evrilir. Soykırıma uğrayan, birbirinden milyon kilometrelerce ayrı coğrafyalara dağılan ve hatta kalma mücadelesini en temel ihtiyaçlardan başlayarak tekrar tekrar yeniden vermek zorunda kalan Kırım Türkleri, toplumsal hafızalarındaki kültürel birikimi ve içlerinde yanan ilerleme arzusunu kaybetmeyerek dünya tarihinde taktire şayan bir vatan mücadelesine adlarını yazdırmışlardır.

Temel yaşama döngüsünün başına dönen ve savaşların içerisinden geçen çoğu toplumun yaşadığı ataerkil ve totaliter fikir ile uygulamalarla hayatta kalma refleksi Kırım Tatar toplumu için hayret edilecek şekilde geçerli olmaz. Kırım Tatarları en zorlu zamanlarda dahi kadın- erkek eşitliğine ve her ferdin fikrini beyan etme ve alınan kararlarda söz sahibi olabilme özgürlüğüne olan inançlarını değiştirmeyerek, emsalsiz bir mücadele örneği sergilerler. 1900’lerin başında demokrasi dünyada henüz emekleme sürecini yaşarken, Kurultayların toplanması, kadın- erkek 20 yaş üstü tüm halkın oy kullanması ve kadınların milletvekili olarak seçilmesi gibi aydın fikir ve uygulamaların öncüsü olurlar. Vatanlarından tamamen çıkarılarak bir diaspora hareketine dönüşen mücadeleleri de yine aynı demokratik ve etik kriterlere dayanarak devam eder. Bu nedenle Kırım Tatar Milli Hareketi içerisinde çok sayıda başarılı aktivist kadın çalışmaktadır.

Toplumda her zaman ön planda görevler alan ve aktif çalışan bu hanımefendilerden bir tanesi de Emel Kırım Vakfı Başkan Yardımcısı Nurten Camcı Bay. Nurten Hanım ile ailesinin Kırım ile bağlarını ve Vatan Kırım’a dair çalışmalarını konuştuk. Kırım Haber Ajansı olarak diasporamızın kıymetli insanlarını sizlerle buluşturmaya devam ediyoruz.

“TÜRKİYE’YE GÖÇ EDERKEN KARDEŞLERİ KÖSTENCE’DE KALAN BABAANNEMİN HASRETİ BENİ ÇOK ETKİLEMİŞTİ”

Nurten Hanım bize biraz kendinizden ve ailenizin Kırım’dan gelişinden bahseder misiniz?

Eskişehir’in Çifteler ilçesinde dünyaya geldim. Annem Ayşe Kürkçü’nün dedesi Ahmet Bey’in ailesi; Kırım Savaşı’ndan sonra Kırım Gözleve’den Türkiye’ye gelerek Çifteler’in İhsaniye köyüne yerleşmiş. Babam Refik Camcı’nın ailesi de yine Kırım Kerç’te Çokrak köyünden şu an Romanya sınırları içinde bulunan Dobruca’ya gelmişler. Babamın dedesi Mehmet Bey, ailesiyle, akrabalarının büyük çoğunluğunu Köstence Omurşa köyünde bırakarak, cumhuriyet öncesi Türkiye’ye göç etmiş, onlar da Çifteler’e yerleşmişler. Altı kardeşli mutlu bir ailede büyüdüm. Çocukluğuma dair beni en çok etkileyen anılar; babaannemlerin Romanya’dan Çifteler’e göç etmiş olması ve babaannemin dört kardeşinin ve akrabalarının Köstence’de kalmasıydı. Kardeşlerinden yıllarca haber olamadığı için babaannemin çok üzüldüğünü hatırlıyorum…

Babanızın Köstence’de kalan akrabalarından hiç haber alabildiniz mi?

Babaannem kardeşi Zevbe Hanım’dan ve akrabalarından ancak 1960’lardan sonra, o zaman Mecidiye’de Müslüman Semineri’nde hocalık yapan Baki Sadık eniştemizin yazdığı mektup sayesinde haber alabilmiş. Romanya’dan 1965’te ilk olarak Zevbe halamız bize geliyor. 1970’li yıllardan sonra başka akrabalarımız da geldiler. Ailemizin yaşadıkları ve evimizde konuşulanlar benim köklerimi, Kırım’ı, Kırım’da yaşanan göçleri, acıları, Romanya’yı, bütün bunlara sebep olan sistemi, merak etmemi ve öğrenmemi sağladı diye düşünüyorum.

Eğitim hayatınız nasıl geçti, hangi şartlarda eğitim aldınız?

Çifteler Atatürk İlkokulu ve Çifteler Ortaokulu’ndan sonra Yunus Emre Öğretmen Lisesi’nde eğitim gördüm. Yunus Emre’deki lise yıllarımda Türk dünyasını incelemeye, Kırım’daki soydaşlarımın yaşadıklarını öğrenmeye çalıştım. Okulumuzda milliyetçi görüşe sahip, idealist öğretmenlerimiz tarafından düzenlenen toplantılara katıldım. Öğretmenimiz İbrahim Oktay’ın, Türkiye’de Kırım Folklorunu tanıtıp yayan, 1930’da Emel Dergisi’ni yayımlamaya başlayanlar arasında olan Emin Bektöre’yi okulumuza davet etmesi hayatıma çok önemli katkılar sağlamıştır.  Saygıdeğer büyüğümüz Emin Bektöre, her hafta okulumuza gelerek bizlere Kırım, Büyük Sürgün, vatandan göç etmek zorunda kalanlar, sürgün ve muhaceret yollarında hayatlarını kaybedenler konusunda konferanslar verdi. Okulumuzda kurulan ve benim de içinde bulunduğum Kırım ekibine oyunlarımızı, yırlarımızı öğretmişti.

Yunus Emre Öğretmen Lisesi Kırım Ekibi

Yine lisede okuduğum yıllarda Romanya’dan gelen akrabalarımdan, Kırım Milli Davası’nın sesi olan Emel Dergisi’ni 1 Ocak 1930’da Dobruca’da çıkarmaya başlayan, Kırım Milli Hareketini Türkiye’ye taşıyan Müstecip Ülküsal’ın oğlu Timur’un, Mecidiye’deki Zevbe Halamın damadı, bizim de eniştemiz olduğunu öğrenmek Emel Dergisi’ne  daha çok ilgi duymamı sağlamıştı. O yıllarda Romanya’dan gelen Rayime halamın eşi Şevket enişte, Kırım tarihini anlatmış, Mehmet Niyazi’nin, Hamdi Giraybay’ın şiirlerini ezbere okuyarak bana tek tek yazdırmıştı. Ondaki heyecan, milli duruş beni çok heyecanlandırmıştı.

Sağdan, Müstecip Ülküsal’ın oğlu Timur Enişte, Babam Refik Camcı, Babamın Teyzesi Baki Zevbe, Amcam İslam Camcı, Baki Rıdvan, Baki İhsan, Ayaktakiler; Baki Turan ve Serpil Camcı – 1977- Mecidiye

MÜLKİYE’DE OKURKEN MİLLİYETÇİ OLDUĞUM İÇİN ÖNCE TESPİT EDİLDİM SONRA TECRİD EDİLDİM

Türkiye’de siyasi hayatın karışık olduğu bir dönemde okudunuz, üniversite hayatınız nasıl geçti?

Ailemden aldığım ve Yunus Emre Öğretmen Okulu’nda iyice oturan milliyetçi ve idealist düşünce yapım, 1980 öncesi Türkiye’nin en karışık okulu olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni yani Mülkiye’yi tercih etmemde etkili oldu. Ancak kazandığım yıl 1977-1978’de okulumuzda olaylar yüzünden sık sık eğitime ara verildi. Ben de sınavlara dışarıdan girerek okuluma devam etmeye karar verdim. Okulun genel siyasi görüşünden farklı görüşte olduğum için daha ikinci sınavımda tabiri caizse tespit edildim. Benim gibilerin oluşturduğu gruba katıldım. Dokuz erkeğin olduğu bu grupta tek kızdım. Grup olarak polis eşliğinde okula gidip “Taş Oda” adı verilen ayrı bir sınıfta sınavlara giriyorduk. Üniversitede okuyabilme mücadelesi ile geçen yıllarımda canım annemin hastalığı ve 8 Eylül 1980’de vefatı beni çok etkiledi. Bu zorluklar içinde üniversiteyi bitirdim. Lise yıllarım, fikri yapımın oturduğu kültürel açıdan verimli ve dolu dolu geçerken, üniversite yıllarım ise ”Bu üniversitede bizler de okuyacağız!” mücadelesi ile geçti. Daha sonra da 1986 yılında Gazi Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi alanında yüksek lisansımı tamamladım.

TORUNLARIMI KIRIM YIRLARI, MARŞLAR VE DUALARLA UYUTURKEN MUTLU OLUYORUM

Üniversite’de aynı grup içinde okuduğum, fikirdaşım, Dağıstan kökenli arkadaşım Ekrem Bay ile okul bitince evlendik. Eşim o günden bugüne, her konuda olduğu gibi Kırım’la ilgili çalışmalarda da beni  her zaman  desteklemiştir.

Ekrem Bay – Nurten Bay

Çalışma hayatınıza nasıl başladınız ve nerelerde görev yaptınız?

Üniversite hayatımın son yılında başvurduğum Emlak Kredi Bankası’nda çalışma hayatına başladım. Büyük kızım Ayşe Selcen’in doğumundan sonra işten ayrıldım ve kızımı büyütürken Gazi Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi alanında yüksek lisansımı bitirdim. 1987 yılında Trabzon Çaykara’da Ziraat Bankası’nda çalışmaya başladım. İkinci kızım Elif Gökçen doğduktan sonra tayinimiz Şırnak’a çıktı. Körfez krizi, terör gibi olaylar nedeniyle çok karışık  bir dönemdi. Kızımı kendim büyüteyim diye Ziraat Bankası’ndaki görevimden istifa ettim. Eşimin görev değişikliğinden sonra Ankara’ya yerleştik.  

Ankara’ya yerleştikten sonra Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü’nde uzman olarak çalışmaya başladım. 2014 yılında emekli oldum. Emekli olduktan sonra İstanbul’a yerleştik. Torunlarım Cem Ekrem Kayra ile Cem Mustafa Uras’ın yetiştirilmelerinde yardımcı olmak istedim. Onları dualarla, Kırım yırları ve marşlar ile uyuttuğum zamanlar en mutlu olduğum anlardır.

“ANNEM, KIRIM TATAR ADETLERİNİ YAŞATIP ARİFE GÜNLERDİNDE VE KANDİLLERDE KOMŞULARA DAĞITMAK İÇİN KIYGAŞA PİŞİRİRDİ”

Nurten Hanım; Kırım Tatarı olmak yaşantınıza neler katmıştır?

Hem annem hem de babam Kırım Tatarı olduğu için evimizde hep Kırım Tatarca konuşulurdu. Bugün bile kardeşlerimizle hep Kırım Tatarca konuşuruz. Çocukluğumda bayram ziyaretleri çok güzel geçerdi, nişanlarımız, toylarımız her şey Kırım Tatar adetlerine göre yapılırdı. Evimizde sık sık tavalokum, cantık, çibörek, göbete, sorpa, mercimekli ya da baklalı lakşa, alişke, çorbaları, kıyık pişerdi. Arife günlerinde ve Kandil günlerinde rahmetli anacığım koku şıgarayık der, kıygaşa pişirirdi. Bizler en son bayramda giydiğimiz kıyafeti giyerek heyecanla komşu ve akrabalara kıygaşa dağıtırdık. Onlar da para, fıstık, çerez gibi bir şeyler verip bizleri sevindirirlerdi. 6 Mayıs’ta Hıdırellez için komşu, akrabalar, yakın köylerdekiler Sakarbaşı’na giderdik. Rahmetli annem Hıdırellez için muhakkak sorpa ve kalakay pişirirdi. Aile içinde, akrabalar, komşular arasında, büyük ve küçük ilişkilerinde hep saygı hakimdi. Ailenin büyüğü kadınlara çok saygı gösterilirdi. Kadınlarımız toplum içinde hiçbir zaman geride kalmazdı.

17. Dünya Kırım Tatar Kongresi – Milli Hareketinin ileri gelen kadınları Ayşe SEYİTMURAT ve Rahmetli Vecihe KAŞKA

“KIRIM TATAR MİLLİ HAREKET İÇERİSİNDE KADINLAR HEP EN ÖN SAFTA GÖREV YAPMIŞLARDIR!”

Kadınlarımız ile ilgili bir hatıramı anlatmak istiyorum. Şubat 2014’te Kırım’ın Rusya tarafından işgalinin ilk günleriydi. İş yerinde haberleri çok iyi takip edemediğim için eve geldiğimde eşime “Haberlere baktın mı? Kırım’da gelişme var mı?” diye sordum. Eşim de ”İşgalci Rus askerlerini gösteriyor, fesli bir kıza da (muhtemelen Afize Yusufkızı) mikrofonu uzattılar, genç hanım hiç çekinmeden yüksek sesle, ‘Kırım bizim vatanımız, bunlar işgalci, Kırım’ı terk edecekler!’ diye konuştu.” dedi. Sonra da “Daha önce tanıştığım Kırım Tatarlarını ve Kırım’dan okumaya gelen öğrencileri de düşününce Kırım’da kadınlar daha önde ve daha aktifler sanırım.” dedi. Ben de şaka olsun diye ”Evet, haklısın Milli Hareketimizde de kadınlarımız hep en önde olmuşlar, biz hep aktiftik de siz bizi pasifize ettiniz.” dedim. Eşim de hemen gülerek ”Vay pasif haliniz buysa aktif haliniz nasıl olacaktı.” dedi. Şakası bir yana gerçekten, ailemden Kırım Türklerinin kültürü olarak kadına ve insana saygıyı öğrendim. Kendi çocuklarımı ve torunlarımı da bu doğrultuda yetiştirmeye çalışıyorum.

Kırım Tatarı bir ailede dünyaya gelmemin, benim araştırmacı, idealist  bir kişiliğe sahip olmamda etkili olduğunu düşünüyorum. Aile büyüklerimin yaşadıklarını sorgulayıp, araştırırken, Kırım’da 1783 Rus işgalinden sonra, gerek çarlık, gerekse komünizm döneminde milletimin çok büyük baskılara maruz kaldığını ve 1944 Büyük Kırım Sürgününü öğrendim. Eğitimci, araştırmacı, yazar İsmail Gaspıralı’nın ”Milletin için bir şey yapmak istiyorsan elinden gelen işle başla.”  dediği gibi ben de elimden geldiğince milletim için bir şeyler yapmak istedim. Lise yıllarımdan itibaren Kırım, Kerkük, Doğu Türkistan, Hocalı, Karabağ  kısacası bütün Türk Dünyası ile ilgili faaliyetlere katılmaya çalıştım.

Kırım için çalışan sivil toplum örgütlerinde ne gibi aktif görevler aldınız? Çalışmalarınızda sizi en çok etkileyen olaylardan biraz bahsedebilir misiniz?

Ailemden başlayarak lise yıllarımda şekillenen Kırım davası ile ilişkim, eşimin görevi sebebiyle gittiğimiz taşrada uzaktan devam etti. Üyesi olduğum Kırım Derneğimizin faaliyetlerine Ankara’ya döndükten sonra katılabildim. Daha sonra Kırım Derneği Genel Merkezi Yönetim Kurulu’nda görev aldım böylece Kırım ile ilgili çalışmaların içinde da aktif olarak bulunmak çok şükür nasip oldu.

Yolbaşçımız KIRIMOĞLU ile 7. Kırım Tatar Gençlik Kurultayı 2012

Kırım ile ilgili çalışmalarımızda unutamadığım ve beni çok etkileyen hatıraların bazılarından bahsetmek istiyorum. Şırnak’tan sonra tayinimiz Kızılcahamam’a çıkmıştı. 23 Mayıs 1993’de Kızılcahamam Soğuksu’da yapılan tepreş katıldığım ilk tepreşti. Gelenlerle tanışıp kaynaştığımız, kaytarma oynayıp, rahmetli Ali Özaydın ve Kırım’dan okumaya gelen Nariman Ablazov’un söylediği yırları dinleyip duygulandığımız çok güzel bir gündü.

Kırım Tatar Sürgünü’nün 50.Yılında Ankara’da yaptığımız yürüyüşü de hiç unutamıyorum. 18 Mayıs 1994’te, Kırım Tatar Sürgünü’nün 50. yılında, Kızılay’dan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yürümüştük. Ankaralıların meraklı bakışları altında, Kırım’dan gelen aralarında Cemile Osman, Münir Ablaev gibi sanatçılarımızın da bulunduğu grupla yürüyüşümüzü Zafer Çarşısı’nda sonlandırmıştık.

”ANNE SEN KIRIM TATARISIN, ABLAM KIRIM TATARI, BEN KIRIM TATARIYIM, BABAM NE ZAMAN KIRIM TATARI OLACAK?”

Yolbaşçımız Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’na, Ankara’ya gelişinde, Emek’teki dernek binamızdaki karşılamada o zaman 4 yaşında olan kızım Elif Gökçen, tarak tamgalı mavi elbisesi ile çiçek sunmuştu. Sanırım derneğimizin bütün faaliyetlerine kızlarım ile katıldığım için o günlerde Elif Gökçen bana, ”Anne sen Kırım Tatarısın, ablam Kırım Tatarı, ben Kırım Tatarıyım, babamı ne zaman Kırım Tatarı olacak?” demişti.

Mustafa KIRIMOĞLU’na Elif Gökçen çiçek sunuyor

Bizlere vatan Sevgisini, Kırım sevgisini öğreten Cengiz Dağcı’nın 2 Ekim 2011 günü yapılan  cenaze törenine katılmak da unutulmayacak bir anımdır. Yazdığı, Korkunç Yıllar, Yurdunu Kaybeden Adam, Onlar da İnsandı, O Topraklar Bizimdi gibi romanları ile milletimizin yaşadığı acıları öğrenmemizi sağlayan büyük yazar Cengiz Dağcı, 23 Eylül 2011’de Londra’da vefat etmişti. Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük çabası ile cenazesi İngiltere’den getirilerek Kırım’da, sevgili köyü Kızıltaş’ta toprağa verildi. O önemli günde Kırım’da olmak,  kardeşi Ayşe Apte ile tanışmak gerçekten unutulmazdı.

Cengiz DAĞCI’nın Cenazesi – Kardeşi Ayşe DAĞCI – 2 Ekim 2011

Vatan Kırım için çalışırken neler hissediyorsunuz?

Beni mutlu eden şeylerin başında, Kırım ile ilgili faydalı bir iş yapabilmek, insanlara yararlı olabilmek geliyor. İnsan istedikten sonra da Allah yardım ediyor ve denk getiriyor diye düşünüyorum. Mucize gibi çözümler insanın önüne çıkıyor. Kırım Derneği Genel Merkezi Yönetiminde olduğum yıllarda Kırım’daki bir hocamızdan, ” İki kızımız Isparta’da üniversitede okuyacaklar, ancak bursa ihtiyaçları var.” diye mail almıştım. Yönetimdeki arkadaşlar kendi aramızda oluşturduğumuz fon ile Kırım’dan gelen öğrencilerimize burs veriyorduk ve o senenin planlaması da yapılmıştı. ”Ne yapsam, nasıl bir burs bulabilsem?” diye düşünüyordum. O gün işyerime Suzanna Mustafa kızımız uğradı, beraber işyerimin yemekhanesine çıktık. Oturduğumuz masaya bir arkadaş geldi yanında da misafiri vardı, ben Suzanna’yı tanıştırdım, arkadaşın misafiri ile de tanıştık. Ispartalıymış, avukat ve bir partinin milletvekili adayı, tanıştık, konuştuk. O misafir, Kırım’dan gelip Isparta’da okuyan iki kızımıza iki yıl süresince burs verdi.

Bir de İsmet Yüksel’in başlattığı ve 14 yıl boyunca fedakarlıklarla devam eden “Kırım’da Bir Çocuk Okut” kampanyası ile mektuplaşmaya başladığımız çocuklarımızın çoğu artık evlenip çocuk sahibi oldular. Onların güzel haberlerini almaktan da çok mutlu oluyorum…

“KIRIM TATAR MİLLİ HAREKETİNİN SESİ EMEL DERGİMİZİ YAYINLAYAN EMEL KIRIM VAKFINDA ÇALIŞMAK GURUR VERİCİ”

Emel Kırım Vakfı çalışmalarında da sizi görüyoruz biraz da Vakıf çalışmaları hakkında bilgi verebilir misiniz?

Emekli olduktan sonra torunlarımın bakımına destek olmak amacıyla İstanbul’a yerleştik. Ne mutlu bana ki, kuruluş gayelerinden biri de, Kırım Tatar Milli Hareketi’nin sesi “Emel Dergimizi” yayınlamak olan Emel Kırım Vakfı Yönetiminde görev alarak Kırım ile ilgili çalışmalara devam etme imkanı buldum. Ancak maalesef Kovid-19 salgını sebebiyle Emel Kırım Vakfı olarak yürüttüğümüz faaliyetlerimize ara vermek zorunda kaldık. Emel dergimiz matbaadan geldiği zaman yönetimdeki arkadaşlar ve genç Emelciler ile birlikte samimi bir ortamda geçen toplantılarda dergilerin hazırlanıp paketlendiği günler çok güzeldi. Salgın bitinceye kadar Emel dergisinin basılmasına ara verdik. Dergimiz daha önce sadece internet abonelerine açık iken, 22 Nisan 2020’den itibaren herkesin erişimine açıldı. Ayrıca, isteyen araştırmacılara Emel dergisinin arşivine ulaşma imkanı sağlandı.

Emel Kırım Vakfı olarak, Sürgün Şehitlerimizi Anma ve İftar Programını 18 Mayıs 2018’de İstanbul Süleymaniye Camii’nde, 2019’da da Defterdar İbrahim Paşa Camii avlusunda yaptık. 2020 yılında salgın sebebiyle bu programımızı gerçekleştiremedik. Kırım Tatar tarihinde çok önemli bir yeri olan, Kırım Tatar milli değerlerinin gerek Kırım’da gerekse diasporada bugünlere aktarılmasını sağlayan Emel dergimizin 1 Ocak 1930 yılında Dobruca’da Müstecip Ülküsal ve arkadaşlarının çıkarmaya başlamasının 90. yılında, yani bu yıl ”Emel’in İzinde Kültür Gezi’si” düzenleyecektik. Gezimizi, Hacıoğlu Pazarcık’tan başlatarak Emel’in İzinden gidecek ve Mecidiye’de  yapılacak bir toplantı ile bitirecektik. Salgın sebebiyle bu önemli projemizi de gerçekleştiremedik.

Mecidiye Dernek bahçesi Belkıs – Mithat ÖMER ve gençler 2012

“EMEL KIRIM VAKFI KÜLTÜR MERKEZİNİ AÇMAK İÇİN ÇALIŞIYORUZ”

Ömrünü milletimiz için mücadeleyle geçiren, insan hakları savunucusu, Yolbaşçımız Mustafa Abdülcemil KIRIMOĞLU 77 yaşında. Allah sağlıklı bir ömür nasip etsin. Geçen sene, Emel Kırım Vakfı olarak Üsküdar Belediyesi desteği ile “Doğumunun 76. Yılında Kırımoğlu’na Saygı Gecesi” düzenlemiştik. 23 Kasım 2019 tarihinde gerçekleşen gece muhteşem olmuştu. Kırımoğlu, eşi Safinar Hanım, KTMM Başkanımız Refat Çubarov ve beraberindekilerin Kongre merkezi girişinde meşaleler ve bayraklarla karşılanması çok güzeldi. “Kırımoğlu ve Kırım Türkleri’nin Mücadelesi” konulu fotoğraf sergisinden sonra “Kırımoğlu, Bir Halkın Mücadelesi” belgeselinin gösterimi yapılmıştı. Emel Kırım Vakfı Başkanımız Zafer Karatay, kendisinin “Kırımoğlu; Bir Halkın Mücadelesi” kitabının büyük boy ve renkli tek nüsha baskısını Mustafa Ağamıza hediye etmişti. İnşallah salgın bir an önce biter ve etkinliklerimizi gerçekleştirmeye devam ederiz.

Yolbaşçımız Mustafa Abdülcemil KIRIMOĞLU- Nurten Bay – 2018

Bundan sonrası için ne gibi çalışmalar düşünüyorsunuz?

Emel Kırım Vakfı olarak, Emel dergimizin arşivinin yanı sıra Kırım ve Türk Dünyası ile ilgili kitap, dergi ve belge arşivinin araştırmacıların hizmetine sunulacağı, Arşiv Odası ve Kütüphane ihtiyacını karşılayacak “Emel Kırım Kültür Merkezi” olabilecek bir yerin alımı için çalışmalarımıza devam etmekteyiz.

Kırım, Şubat 2014’den beri yine Rus işgali altında. Kırım’a en son 27 Ekim 2013 tarihinde yapılan 6. Kırım Tatar Milli Kurultayı zamanında gidebilmiştim. Kurultay’a katılmış, Kırım Derneği Genel Merkezi olarak bir takım ziyaret ve görüşmelerde bulunmuştuk. Duam ve dileğim Kırım’da bir an önce Rus işgalinin bitmesi ve Kırım’daki kardeşlerimizin huzura kavuşması.