Süleyman ve yoklama defteri: Sürgün edilen çocukların hayalleri

Güncel
Feride Useinova
16 Mayıs 2019, 16:09
Feride Useinova
16 Mayıs 2019, 16:09

Süleyman, çocukları ve torunlarıyla doğduğu yere, Kırım’ın Akmeçit bölgesindeki Qarlav (Karlav) köyüne sık sık geliyor. Burada çocukluğunu hatırlayarak eski bir kuyunun başında ağlıyor.

Kırım Tatar sürgününün acı hatıraları, yetmiş beş yıl sonra da ilk günkü gibi elemle hatırlanıyor ve işgal altındaki Kırım’da yaşanan acılar başta olmak üzere tarihte izler bırakıyor. Kırım Haber Ajansı (QHA) bu hatıralardan birini daha okuyucuyla buluşturuyor.

1930’da doğan Süleyman Mefa oğlu, yedi çocuklu Mefa ve Acimelek’in altıncı çocuklarıydı. Sürgünden önce babası postacı olarak çalışıyordu. At arabasıyla 12 kilometre mesafedeki Akmeçit’ten posta ve kargo taşıyordu.

Kırım’daki evimizin avlusu çok büyüktü. Komşu köyden hayvanları otlamaya getiren çobanlar kışa kadar avlumuzda kalırdı” diyor Süleyman.

1930’da Süleyman’ın ailesi “kulak” olmakla suçlandı. Ancak komşularının çabalarıyla aile sürgüne gönderilmedi. Komşular Mefa’nın evindeki işleri yapmak için yardımcı işçi almadığını ve ailenin 6 hektara yakın tarlayı iki atın yardımıyla işlediğine dair imza topladı. Süleyman her şeye ilgi duyan bir çocuktu. Yedi yaşındayken ilkokula başlamaya karar verdi. Okula gitti ama küçük yaşından dolayı kabul edilmedi. Bir sene sonra ikinci bir yabancı dil öğrenmek için Rus sınıfına gitti. Süleyman, Rus sınıf arkadaşları arasında tek Kırım Tatarıydı.

SÜLEYMAN’IN HATIRALARI

“Öğretmenimiz Lida Kristianovna çok gençti. Staj için gönderilmişti. Kendisi Kırımlı Almanlardandı. Ben Rus çocuklarla dil bilmediğim için oynamazdım. Diğer sınıflarda okuyan Kırım Tatar çocuklarıyla oynardım. Lida Kristianovna sırf benim için Kırım Tatarca- Rusça okuma kitabı buldu. Ben o kitapla hem Rusçayı hem Kırım Tatarcayı çözdüm.”

Süleyman sınıf birincisi olduğu için öğretmen onu diğer çocuklara örnek olarak gösteriyordu. Okula annesinin diktiği sırt çantasıyla gidiyordu. Kışın çocuklar okul avlusunda kartopu oynamayı severdi. Lida Kristianovna ve diğer genç öğretmenler sık sık böyle “karşılıklı ateş açmanın” kurbanı oluyordu.

Savaş başladığında Süleyman üç sınıfı bitirmeyi başardı. Savaş başladıktan sonra (1939) bir süre kalemlerini cebine koyup gizlice okula gidiyordu. Ancak bu şekilde Süleyman’nın eğitimi tamamlandı.

YAĞMURLU 18 MAYIS

1944’ün 17 Mayıs’ı 18 Mayıs’a bağlayan gece Kırım’ın kuzey batısında yağmur yağıyordu. Eve gelen Rus askerleri kapıyı menteşelerle beraber söktü. Süleyman’ın altmış yaşındaki babasını ellerini kaldırılmış yüzü duvara dönük vaziyette bir köşeye diktiler. Bütün evi alt üst ettiler. Çok sayıda elbise giymelerini emrettiler: “Lazım olur. Orta Asya’ya götürüleceksiniz.”

“Askerler yer yataklarımızı sökerek hazırladığımız eşyaları içine koyduk. Annem tuz ve mum bile aldı. Stalin’in ellişer kilo buğday ve darı almalarını izin verdiği söylendi.”

Karlav köyünde toplamda 12 Kırım Tatar ailesi yaşıyordu. Sürgün edilecek herkesi Süleyman’ın yaşadığı evin avlusunda topladılar. Arabaları beklerken komşuları yol için ekmek kurusu getirdi. Yolda bu ekmek kurusu hayatta kalmalarına yardımcı oldu.

Süleyman, otlaktan dönen sağılmamış hayvanların sesini hatırlıyor.

Bütün gün askerlerin eşliğinde beklediler. Arabalar geldiğinde güneş batıyordu. Yanlarına buğday almalarına izin vermediler.

Gezlev’de her vagona altmışar kişi yüklediler. Kalp hastası olan babası fenalaştı. Aralarında cepheden izne gelen Süleyman’ın abisi Abduraman da bulunan iki adam tahtalarla kapatılmış iki pencereyi kırarak vagonu havalandırdılar. Perekop yakınlarında babası kendini daha iyi hisseti.

Hayvan vagonlarında neredeyse bir ay yolculuk yaptılar.

SÜLEYMAN’IN HATIRALARI

“22 gün sonra Andican’ın  Aimsk bölgesine geldik. Kötü bir yer. Her taraf kamış. Akmeçitlilerin birçoğu oraya götürüldü. Halkın yüzde yetmişi çok zaman geçmeden vefat etti. 

Ekmek olmadığı için kuru kayısı yiyip arkasından arklardan aldığımız suyu içiyorduk. Biz, bozkırın insanları bunun dizanteriye yol açacağını nereden bilelim? Bazıları iyileşmeyi başaramadı. Yaşamak için paramız yoktu. İşimiz de yoktu. Koca koca adamlar dilenmek zorunda kalıyordu. Yolun kenarında ölüyorlardı. Ben ergendim, her şeyi görüyordum. Bir yıl bavullarımızı açmadan yakında eve götürülmeyi bekleyerek yaşıyorduk… 49 yıl orada yaşadık.

Babamın hasta kalbi dayanamadı ve sürgünden dört ay sonra vefat etti. Annem bir seneden fazla yaşadı.”

Ocak 1946’da Süleyman yetim kaldı. Abisi Abduraman ve eşi, Süleyman ve kız kardeşleri için anne ve baba oldu. Şimdi bile bunları anlatırken gözyaşlarını tutamıyor.

PAMUK GÜNLERİ

Bütün Kırım Tatarları pamuk toplamaya gönderildi. Süleyman’ın abisi daha Kırım’dayken tamirci eğitimi aldığı için Kırgızistan’ın bir köyüne traktör sürücüsü olarak gönderildi. Süleyman su taşıyıp, tarlayı temizleyip abisine yardım ediyordu.

“Maaşlarını” küçük pidelerle alıyorlardı. Süleyman beş, abisi on pide alıyordu. Birkaç pide yeyip gerisini aileye bırakıyorlardı. Biraz pide biriktirdikten sonra ablalarından biri gelip eve götürüyordu. Böylece hayatta kalabildiler.

16 yaşını doldurunca Süleyman’ın kendisi de traktör sürmeye başlar. Emekli olana kadar bu işi yapar.

SÜLEYMAN’IN HAYALLERİ

“Nedense herkes benim Özbek olduğumu düşündü. Üç-dört defa komünistler arasına katılmam için parti komitesine davet edildim. Beni her seferinde biz onlar için “kötü bir halkız” diye reddediyorlardı. Sonuçta yine de kabul edildim.

Özbekler kızlarını benimler tanıştırmak için getiriyorlardı. Ama ben, “Hayır. Annem beni buğday tarlasında doğurdu, ben pamuk tarlasında ölene kadar beklemem. Vatanım Kırım’a döneceğim. Ben Kırım Tatarıyım.” diyordum. 1956’da bir Kırım Tatarıyla evlendim. Şerfe’yi çok beğendim. İstemeye gittik ve altı ay sonra evlendik. Altı çocuk sahibi olduk. Beşi hayatta…”

Süleyman tamirci olarak 47 yıl çalıştı. Çok çalışkandı. 80-90 ton pamuk topluyordu. Lenin madalyasına aday olarak gösterildiği de oldu. Ancak Kırım Tatarı olduğu için Moskova’dan ret aldı.

HAYAL

Süleyman pamuk tarlalarında traktör sürmeyi değil öğretmen olmayı hayal ediyordu.

Sıradan bir çocuk için bu yaklaşımı bulan ilk öğretmeni Lida Kristianovna sadece başka bir dili anlamayı değil aynı zamanda etraftaki insanlara daha dikkatli davranmayı da öğretmişti.

İlk öğretmeni Süleyman’ın kalbinde öyle derin bir iz bıraktı ki Kırım’a 1993’te döndükten sonra köye gidip Lida Kristianovna’yı aramaya gitti.

“Cepheden dönen komşumuzla evlendiğini ve hayatı boyunca öğretmen olarak çalıştığını öğrendim. Artık hayatta değildi… Hala gözümün önünde duruyor, okuma kitabını takip ederek anlattığı dersler hala aklımda.”

İş yerindekiler Süleyman’ın Kırım’a dönmesini istemiyorlardı. Ama yine de kendisini onurla yolcu ettiler. Karalav’dan 30 km uzaklıkta bulunan Akşeyh bölgesinin Karçıga köyünde yerleşti.

Süleyman sınıf arkadaşlarını arıyordu. Sergey diye bir arkadaşını buldu ama evde yoktu. Bir hafta sonra Sergey, “Zaporojets” marka arabasıyla Süleyman’ın evine gelerek “Mefayev, Mefayev! Çık!” diye bağırdı.

“Çıktım. Önümde aynı küçük Sergey duruyor. Onu tanıdım. O da beni tanıdı. Sonra diğer birçok arkadaşımı da buldum.”

Sınıf arkadaşları Süleyman’a Kırım Tatarlarının sürgününden sonra köydeki hayatlarından bahsetti. Komşu köylerden gelen çetecilerin geceleri boş evleri yağmaladığını, kızların tek başına geceleri evde kalmaya korktuğunu, köylerin boşaldığını, Kırım Tatarlarının sürgününden sonra hayatın ne kadar hüzünlü geçtiğini ve iş yapmak için kimsenin kalmadığını anlattılar.

Sınıf arkadaşlarından biri, Kırım Tatarları götürüldükten sonra köyün kedilerinin gruplaşıo bir sürü halinde Bahçesaray taraflarındaki ormana hareket ettiğini anlattı. Bağlı olmayan bütün canlılar kendi başlarının çaresine baktı. Köpekler dağıldı, at ve keçiler köye gitti, evcil hayvanlar vahşileşti.

Şimdi Süleyman 89 yaşında. Okulda öğretmenlik yapamadı. Hayalini gerçekleştiremedi.

Bunun yerine ailesinden bir “öğretmen hanedanlığı” yarattı. Bütün çocukları ve torunlarının büyük bir kısmı öğretmen oldu.

Torunlarının torunlarını ellerinde kitapla gördüğü zaman kalbi neşeyle doluyor.