Reşat ve "sarı şey": Sürgün edilen çocukların hayalleri

Güncel
Feride Useinova
18 Mayıs 2019, 12:22
Feride Useinova
18 Mayıs 2019, 12:22

Kırım Haber Ajansı (QHA) için hazırlayan: İbraim Kaymançi

Kırım’da yaşayan Abibulla ve Şebzade dört evlat sahibiydi. Onlardan biri olan Reşat 1935 yılında doğdu. Savaş başladığında, Reşat’ın gittiği okul kapandı. Çocuk sadece ilk sınıfı bitirebildi.

Kırım Tatar sürgününün acı hatıraları, yetmiş beş yıl sonra da ilk günkü gibi elemle hatırlanıyor ve işgal altındaki Kırım’da yaşanan acılar başta olmak üzere tarihte izler bırakıyor. Kırım Haber Ajansı (QHA) bu hatıralardan birini daha okuyucuyla buluşturuyor.

Reşat 6 yaşındayken Kırım’ı Nazi’ler işgal etti. Tuki Eli köyünde bulunan Reşat’ın ailesinin evine Alman bir subayı yerleştirdiler. “Herr oficer’in” ekmeğe tereyağı sürüp yedikten sonra kumanyasından bir mandalina çıkarıp soyması Reşat’ın aklında çok net bir şekilde kaldı. Reşat o zaman mandalinanın ismini bile bilmiyordu. Yıllar boyunca mandalina onun için “sarı şey” olarak kaldı .

“Biz çocuklarla subay tabi ki de paylaşmıyordu. Ama “küçük sarı şey” o kadar renkli ve kokuluydu ki kıskanmamak mümkün değildi” diye hatırlıyor Reşat.

REŞAT’IN HATIRALARI

“17 Mayıs’ı 18 Mayıs’a bağlayan gece askerler bizi uyandırdı. Ablam Ediye dışında kimse Rusça konuşmadığı için önce ne istediklerini anlamadık. Annem ablama, “Askerler ne istiyor?” diye sordu. Ablam, “Bizi Kırım’dan sürgün edecekler. Çocuklarınız çok, ama çok eşya alamazsınız en gerekli eşyaları alın dediler” cevabını verdi.

Ben yatağımda oturarak aklımdan sadece bir fikri geçiriyorum: “Kırım dışında başka bir yer yok, Kırı’ın etrafında sonsuz bir uçurum var. Bizi o uçuruma atacaklar.” Çocuktum. Anlamıyordum.

Böylece yanımıza sadece 10 kilo un, küçük bir tencere, yorgan, biraz kıyafet alarak çocuklar rahat taşıyabilsin diye küçük bohçalar haline getirdik. Annem Kur’an’ı da alıp “Kur’an bizi belalardan korur. Hayatta kalırız” dedi.

Reşat’ın dedesi Ablamit, Kırım’ın doğusunda dağlarda bulunan Sollar köyünde yaşıyordu. Dedesi yaşlıydı ama hala öğretmenlik yapıyordu. Sürgünden birkaç gün önce kızının evine misafirliğe gitti. Sürgünün arifesinde ise, “Eve gideyim” diye yola çıktı. Köyüne varmaya yetişemedi. Sürgün onu yolda yakaladı. Dedenin nereye götürüldüğünü, nerede öldüğünü, nerede defnedildiğini ailesi hiçbir zaman öğrenemedi.

Ailesinin getirildiği Özbekistan’ın Kışırak köyünü Reşat, “Yol yok, ev yok, eve benzeyen yapıtlar yok sadece dağlar” şeklinde anlatıyor. Ve açlık. Savaş olan Kırım’daki açlıktan daha da sert bir açlık.

Çocukları ölümden kurtarmak için Reşat’ın annesi dört çocuğunu da yetimhaneye verdi. Orada çocuklar sekiz yaşındaki Reşat’ın kafasını taşla ezdikten sonra annesi çocukları yanına aldı. Dört çocuk için öngörülen ekmek payını getirmesi için annesi haftada iki defa Reşat’ı yetimhaneye gönderiyordu.

Bazen Reşat dayanamayıp yolda dört kişilik ekmek parçalarını yiyip bitiriyor eve sadece ekmek kırıntılarını getiriyordu. Çok utanıyordu ama iradesi dışında bazen böyle şeyler oluyordu.

Okula yalınayak gidip daha bir buçuk sene eğitimine devam etti. Ancak bununla eğitimi tamamlandı.

REŞAT’IN HATIRALARI

“Daha yeni 12 yaşını dolduran ablam Ediye kolhoza çalışmaya gitti. Maaşı pideyle ödeniyordu. Gerekli işi yaparsa tam pide, yarısını yaparsa yarım pide veriliyordu. Bir günde ablam sadece küçük bir pidenin yarısını kazanabiliyordu. Kendisinin karnını doyurmak için de bu miktar yetmiyordu. Ancak, pideyi eve getirip, “Anne bugün yarım pide kazandım!” diyordu. O pide bizim günlük yemeğimizdi.

Ben ise tarlada düşen buğday başaklarını topluyordum. Yakalanınca atın üstüne yatırılıp sırtıma dayak atılıyordu. Sırtım siyah izler ve morluklarla doluydu.

Yemeğimiz ottu. Tarlada, ormanda yenebilir ve midemizin sindirebileceği otları toplardık.

Serçeler! Serçeleri yakalayıp ateşte pişiriyorduk! O zaman lezzeti o kadar güzel geliyordu ki!

Kolhozda açlıktan bir eşek öldüğü zaman sabaha karşı eşeğin sadece kemikleri kalıyordu. İnsanlar et kalıntılarını toplayıp çocuklarını ölümden kurtarmak için evlerine götürüyorlardı. Hayatta kalabilmek adına yemek için hiç uygun olmayan şeyleri yemek zorundaydık. Anlatmayacağım. Benimle beraber gitsin.”

Bazen Reşat açlıktan uyuyamıyordu. Uyuduğu zaman ise rüyasına ekmeğe yağ süren ve çantasından kokulu “sarı şeyleri” çıkaran Alman subayı geliyordu.  

Dört yıl Reşat’ın ailesi cepheye giden babasını bekledi. Reşat, babası yokken dışarı çıkıp çocuklarla bile oynamak istemediğini hatırlıyor. Babası birkaç sene Urallar’da, Orta Asya’da ailesini aradı ve sonunda buldu.

“Babam geldiğinde o kadar mutluyduk ki! Artık yetim olmadığımızı ve bizi koruyacak birinin olduğunu biliyorduk” diyor Reşat.

“Babam iki sene kolhozda çalıştıktan sonra ablamla beraber uranyum ocağında çalışmaya başladı.” Reşat, ailesine yardım etmek için çobanlık yaptı. 14 yaşını doldurduğunda o da ocağa gitti ancak 16 yaşından küçük olduğu için illegal çalıştı. İlk önce marangoz yardımcısı olarak çalıştı, daha sonra marangoz çırağı oldu, ardından kendisi de ocağa inmeye başladı.

60’lı yıllarda Reşat Kırım Tatar milli hareketine katılarak Kırım Tatar heyetini Moskova’ya göndermek için imza ve para topladı, toplantı yaptı.

EVDE

1967’de SSCB Yüksek Kurul Başkanlığı birçok Kırım Tatarına vatana dönüş ümidi veren “Bir zamanlar Kırım’da yaşayan Kırım Tatarları” ile ilgili bir kararnameyi kabul etti. Daha sonra, bu kararnamenin önemsiz olduğu ortaya çıktı. Ancak, kararnamenin yayınlamadan üç gün önce bilgi alan Reşat eşyalarını toplayıp Kırım’a gitti.

Kırım’da Reşat faaliyetlerine devam etti. Evinde sık sık satılık ev arayan Kırım Tatarları kalıyordu.

1972’de Reşat aynı onun gibi Kırım’da yaşamak isteyen Çirçikli Asene ile evlendi.

Hayatı boyunca Reşat kendi halkının hakları için mücadele etti. Zor dönemlerde dönen her Kırım Tatarı adına seviniyordu.

1991’de Reşat yerel Meclis Başkanı oldu. Şimdi Reşat 84 yaşında ve vatandaşların hayatında aktif bir rol almaya devam ediyor.

“SARI ŞEY”

Gençken Reşat patronları için kumanya dağıtıyordu. Çantalarda sucuk, kırmızı balık, havyar ve… turunçgiller vardı. Patronları çocukla bu “sarı şeyleri” paylaşmaya düşünmüyordu.

Reşat yetişkin olup da turunçgiller serbest piyasaya çıktıktan sonra mandalinanın tadına bakabildi.

Sürgünde Reşat sadece Kırım’ı değil, onun evinde iştahla yiyen Alman subayın, sürgün edilenlerin “kanunları ihlal etmemelerini” ve düzgün çalışmalarını sert bir şekilde takip eden Sovyet patronlarının bir şekilde elde edebildiği mandalinaları da hayal ediyordu. Hayatı boyunca Reşat gittiği yerden çocuklara mandalina getiriyordu. Şimdi ise evine sonbaharda, kışta, ilkbaharda ne zaman gelinirse gelinsin masasında her zaman “sarı şeyler” var…

Şimdi torunu Zeynep de mandalinayı çok seviyor ve onlara “sarı şey” diyor. “Qartbaba, sarı şey ber!” (Dede, sarı şey ver) – diyor Zeynep ve dedesi torunu için mandalina soymaya başlıyor. Zeynep mandalina dilimini çiğnerken dedesine gülümsüyor. Ancak, “sarı şey” ile ilgili ikisinin de hatıralarının çok farklı olduğu aklına bile gelmiyor.