Prof. Dr. Karaca: Türkiye, Doğu Akdeniz'de taviz vermeden ilerlemelidir

04 Eylül 2020, 13:36

Ömer Cihad KAYA
QHA Ankara

Akdeniz, son yıllarda hiç olmadığı kadar sıcak bir gündemle, uluslararası kamuoyunun ve ülkelerin gözü önünde bulunuyor. Dünya basınının gündemindeki Doğu Akdeniz meselesi, ABD’den Mısır’a kadar bölgesel ve bölge dışı aktörlerin yakın markajında yer alıyor. Bölgedeki suları ilk bulandıran hamle, Rum tarafının, AB’yi arkasına alarak Türkiye’nin aleyhine bir şekilde tek taraflı anlaşma imzalamasıydı. Türkiye ise Doğu Akdeniz’de uluslararası kabul görmüş anlaşmalardan doğan hakkını kullanarak sondaj çalışmalarına başladı ve Doğu Akdeniz’de Pandora’nın Kutusu’nu açtı.

İstanbul Aydın Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi, Prof.Dr. Ragıp Kutay Karaca, Doğu Akdeniz’in suyu kadar sıcak olan gündemini, Türkiye’nin, bölgesel aktörlerin ve bölge dışı ülkelerin rolünü Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi.

Türkiye Cumhuriyeti, karşı tezlerin aksine Avrupa Birliğini (AB) arkasına alan Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi ve Fransa’nın tüm tahriklerine rağmen Doğu Akdeniz’de diyalog çağrılarını yineliyor. Türkiye Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz’deki tüm tahriklere karşı diyalog merkezli politikasına devam ederken, bölge dışı aktörlerin masaya dahil olması, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de uluslararası anlaşmalardan doğan haklarını almasının önündeki en büyük engel olarak duruyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki etkin ve etkili faaliyetleri her zamankinden daha önemli bir yerde.

Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca, güncel gelişmeler ışığında Doğu Akdeniz’de yaşanan son siyasi tabloyu ve bunların karşısında Türkiye’nin rolüne ve önemine dikkat çekti. Prof. Dr. Karaca, “Türkiye’nin Akdeniz’e kıyısı olan her devletle eşit şartlar altında ve hak yenmemek kaydıyla her türlü anlaşmayı yapmaya hazır olduğu” mesajını verdiğinin altını çizdi.

“YUNANİSTAN’IN YAPTIĞI ŞARK KURNAZLIĞIDIR”

Karaca, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye, bu durumun örneğini de Karadeniz’de 12 mil ve 200 millik Münhasır Ekonomik Bölge ve kıta sahanlığı konusunda bir sorun yok diyor. Buna Yunanistan’ın cevabı şu; ‘benim 167 km kıyım var senin 1870 km’lik bir kıyın var sen bunlara rağmen Doğu Akdeniz’de ancak ve ancak üçte bire yetmeyecek bir bölgeyi kendi adına MEB olarak kullanabilirsin’.”

Prof. Dr. Karaca, Yunanistan’ın haksız bir tutum sergilediğini hatırlatarak, bu durumun amiyane tabirle bir “şark kurnazlığı” olduğunu ifade etti.

MÜNHASIR EKONOMİK BÖLGE NEDİR?Münhasır Ekonomik Bölge (MEB), Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca bir devletin, deniz kaynaklarının araştırılmasından kullanılmasına kadar uzanan özel hakların tümüdür. Su ve rüzgar enerjisi kavramlarının dahil edildiği MEB, deniz kıyısından 200 deniz mili dışına kadar uzanır.

Kıta sahanlığı, deniz tabanı üzerinde ve altındaki cansız kaynakların araştırılması, çıkarılması ve işletilmesi için kıyı devletlerine egemen haklar tanırken, ‘Münhasır Ekonomik Bölge’de (MEB) kıta sahanlığında bulunan canlı olmayan doğal kaynaklara ilave olarak, kıta sahanlığı üzerinde bulunan su kütlesindeki canlı doğal kaynakların araştırılması, işletilmesi, korunması ve idaresi konularında kıyı devletine egemen haklar tanınmaktadır.”

“TÜRKİYE’NİN LİBYA İLE ANLAŞMA İMZALAMASI İLE YUNANİSTAN BİR TOKAT YEDİ”

“Bu Türkiye’yi yok saymanın derdidir… 15 Temmuz 2016 hain FETÖ darbe girişiminden sonra, Yunanistan, Türk ordusunun iyice zayıfladığını sandı. ABD’de seçimlerin olması, Türkiye’nin Suriye’ye vakit ayırması Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de egemen olma hevesini artırdı. Ve, biz bu Doğu Akdeniz’e, Ege ve Takım adamlar denizine egemen olalım dediler. Ancak, Türkiye’nin Libya ile anlaşma imzalaması ile bir tokat yediler ve o tokadın altından kalkamıyorlar, kalkamazlar da.

“SADECE YUNANİSTAN DEĞİL FRANSA’DA…”

Bu durum tabi yalnızca Yunanistan’ın oyununu bozmadı. Kendini halen Afrika’nın patronu olarak gören Fransa’ya da bir tokat oldu.

“DOĞU AKDENİZ’DE GÖBEĞİNİ KAŞIYAN BİR RUSYA VE PUTİN VAR”

Fransa’nın Doğu Akdeniz’e gemi göndermesi hakkında da değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Karaca, Fransa’nın Yunanistan ile bir olup bir NATO ülkesi olan Türkiye’ye saldıracağını düşünenlerin hayal gördüğünü ifade etti. Karaca, asıl tehlikenin bölge dışı aktörlerden Rusya Federasyonu olduğunun altını çizdi.

Karaca, “Bugün Yunanistan ve Fransa’nın tutumu nedeniyle göbeğini kaşıyarak seyreden bir Putin ve Rusya var.” dedi. Obama yönetimindeki ABD’nin realizmden uzak tutumu sayesinde Orta Doğu’da Türkiye’yi ötekileştiren ve terörist paçavralar ile masaya oturduğunu ifade ederek Rusya Federasyonu’nun bölgede özellikle Eylül 2015’ten sonra etkili bir hale geldiğini kaydetti.

Rusya’nın bölgesel aktörler bakımından rolünü Prof. Dr. Karaca’ şu şekilde açıkladı:

“30 Eylül 2015’te Rusya’yı, bir anda bir oldubitti ile Suriye’nin göbeğinde gördük. Şunu açık ve net söyleyebilirim ki Ruslar, tarihlerinde ilk defa Orta Doğu’da bu kadar etken ve denge unsuru oldular. Suriye ile beraber Doğu Akdeniz’de de etken bir Rusya var karşımızda. Bunu Libya’da açık bir şekilde gördük.

Prof. Dr. Karaca, Türkiye’nin uluslararası dengeleri gözeterek, Doğu Akdeniz’deki haklarından vazgeçmesine yönelik iddiaların dikkate değer olmadığını kaydederek,

“Türkiye, bu pozisyonda, ülkelerle ilişkimiz düzelsin diyerek haklarından vazgeçemez. Türkiye’den ne bekleniyor? Tüm bunları verip herkesle ilişki mi kuralım. Haklarımızdan neden vazgeçelim? Bu saydıklarıma Türkiye’de hangi siyasi yapı bundan vazgeçelim der? Türkiye’nin menfaatini isteyen hiçbir siyasi kadro bunu istemez.”

“TÜRKİYE, MEVCUT POLİTİKALARINDAN TAVİZ VERMEDEN İLERLEMELİ”

Türkiye’nin her türlü şantaj ve manipülasyonlara rağmen Doğu Akdeniz’de haklı davasını sürdürmesi gerektiğini ifade eden Karaca sözlerini şöyle tamamladı:

Türkiye, izlediği politikada tavizsiz davranmak zorunda ve politikalarını bunun üzerinden yürütmeli. Diplomasiyi de sonuna kadar bu bağlamda kullanmalı. Öte yandan, iddia edildiği gibi Münhasır Ekonomik Bölge kurulması konusuna gelince, o zaman savunduğun teze aykırı bir iş yaparsınız demektir. Yani herkesle beraber bir anlaşmayla işbirliği yapalım. MEB, zaten bıçak kemiğe dayandığı noktada yapılacak bir şeydir. Bunun ardı zaten savaştır. Türkiye’nin mevcut tavrından hiçbir şekilde taviz vermeden ilerlemesi gerekiyor.

PROF.DR. RAGIP KUTAY KARACA KİMDİR?
1991 yılında Hava Harp Okulu’ndan mezun olan Ragıp Kutay Karaca, 1991-2013 yılları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çeşitli eğitim birimlerinde çalıştı. 2000’de Anadolu Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü’nde ikinci lisans eğitimini tamamladı. Karaca, 2003’te Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, SBE, Strateji Bilimi Bölümü’nde yüksek lisans eğitimi bitirdi. 2007’de Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkiye Cumhuriyeti Anabilim Dalı’nda “Soğuk Savaş Sonrası Türkiye Cumhuriyeti Çin Halk Cumhuriyeti İlişkileri” başlıklı teziyle doktora derecesini aldı.

2010-2012 yılları arasında Milli Savunma Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde öğretim görevlisi olarak çalışan Karaca, 2012’de Uluslararası İlişkiler Siyasi Tarih alanında doçent unvanını aldı. 2013-2017 yılları arasında İstanbul Gelişim Üniversitesi İİSBF Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doçent olarak görev yaptı ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü görevini üstlendi. 2017-2018 yılından Nişantaşı Üniversitesi, İİSBF Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Bölüm Başkanı ve Fakülte Dekanı Yardımcısı olarak görev yaptı. 2018 yılında Siyasi Tarih alanında Profesör unvanını aldı. 2018-2019 Eğitim Öğretim yılından beri İstanbul Aydın Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyeliği ve Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü görevini yürütmektedir.

Doğu AKDENİZ
ragıp kutay karaca
Türkiye