Prof. Dr. İsmail Aydıngün, Rusya-Ukrayna geriliminin arka planını değerlendirdi

Güvenlik
Ömer Kaya
04 Aralık 2021, 17:20
Ömer Kaya
04 Aralık 2021, 17:20

Ömer Cihad KAYA
QHA Ankara

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırgan tutumu, dünya kamuoyunun gündemini yeniden bölgeye çekti. Başta ABD, Avrupa ülkeleri ve Türkiye olmak üzere devletler, Rusya ve Ukrayna arasındaki gerginliği yakından takip ediyor. NATO’nun son toplantısında Rusya’ya verilen gözdağı, Cumhurbaşkanı Zelenskıy’ın sınırlardaki Rus askeri birliklerine yönelik açıklamaları ve Türkiye’nin Kırım’daki yasa dışı ilhakı tanımadıklarına yönelik değerlendirmeleri, Rusya’nın Ukrayna’ya yeni bir saldırı ihtimalinin ciddiyetini ortaya koydu. Başkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Aydıngün, bölgedeki son gelişmeleri ve Rusya-Ukrayna geriliminin arka planını Kırım Haber Ajansına değerlendirdi. Prof. Dr. Aydıngün, “Rusya’nın, Ukrayna’yla ilgili hassasiyetleri konusunda ne kadar ciddi olduğunun göstergesi, askerî güç gösterisinde bulunmasıdır. Ukrayna’nın Rusya’nın etki alanından çıkarak Batı’ya entegrasyonu, Rusya merkezli Avrasya entegrasyon projesinin de sonu anlamına geleceğinden, Rusya’nın hem bölgede hem de Sovyet sonrası alandaki liderliğini de sonlandıracaktır ifadelerini kullandı.

Rusya’nın, açık kaynaklara göre başta askeri üs haline getirdiği Kırım olmak üzere askeri taburlar, tank taburları, zırhlı araçlar, topçu sistemleri, taktik füze sistemleri gibi birçok askeri teçhizat ve birliklerle Ukrayna sınırlarında gerginliği had safhada tutuyor. Rusya’nın Ukrayna sınırındaki askeri hareketliliği, stratejik, siyasi ve ekonomik ilişkiler bağlamında yarattığı endişeler ile birlikte dünya kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor. Rusya’nın sahadaki varlığı karşısında NATO’nun son toplantısı ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy’ın demeçleri göz önüne alındığında savaş ihtimali mi caydırıcılık mı tartışmaları sürüyor. Bölgede gerilimi tırmandıran Rusya’nın saldırgan tutumunu, Ukrayna ile arasındaki Minsk Anlaşmaları’nın uygulanması hususunda Türkiye’nin olası arabuluculuğunu, Başkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Aydıngün QHA’ya değerlendirdi.

“RUSYA’NIN UKRAYNA İLE İLGİLİ HASSASİYETİNİN NE KADAR CİDDİ OLDUĞUNU GÖSTERMEK İÇİN ASKERİ GÜÇ GÖSTERİSİNDE BULUNDUĞU GÖRÜŞÜDÜR”

Rusya’nın Ukrayna sınırlarındaki ve işgal altında tuttuğu Kırım ve Donbas’taki askeri hareketliliği malumunuz. Bu konuda Ukrayna ve Avrupa’nın endişeleri gerçekçi mi? Uluslararası gündemi meşgul eden bu hususu nasıl okumalıyız?

Rusya’nın Ukrayna sınırlarında ve işgal altında tuttuğu Kırım ve Donbas’taki askerî hareketliliği Ukrayna, Avrupa ve bölge ülkelerinde endişeye yol açsa da bu hareketliliğin Rusya ve Ukrayna’yı da aşarak NATO’yla Rusya arasında bir sıcak çatışmaya dönüşeceğini ileri sürmek şu anki koşullarda mümkün görünmemektedir. Her ne kadar endişeler var olsa da hiçbir tarafın çatışmayı hatta geniş ölçekli bir savaşı göze alacaklarını düşünmek gerçekçi değildir. Konuyu yakından izleyen Avrupalı ve Rus uzmanlar da çatışmanın/savaşın hatta bir işgalin yüksek bir olasılık olmadığında birleşmektedirler.

Nitekim Ukrayna Savunma Bakanı Oleksiy Reznikov’un, “Ukrayna’nın bölgede barış için çaba sarf ettiğini ve ‘Rusya’nın provokasyonlarına’ karşılık verme niyeti olmadığını” söylemesi, Moskova’da da “Ukrayna’yla savaş ihtimalinin ortaya çıkmasına kimsenin izin vermeyeceğinin” dillendirilmesi, gerginliğin çatışmaya dönüşmeyeceğinin bir işareti olarak değerlendirilebilir. Bu konuda akla en yatkın olan görüş, Rusya’nın, Ukrayna’yla ilgili hassasiyetleri konusunda ne kadar ciddi olduğunu göstermek için askerî güç gösterisinde bulunduğu görüşüdür.

Anımsanacağı gibi Rusya nisan ayında da yaklaşık 100 bin Rus askerini Ukrayna sınırına yığıp daha sonra geri çekmişti. Rusya’nın nisan ayında ve bu günlerde yaptığı klasik krizi tırmandırma ve istediği zaman krizi sonlandırma eylemi olarak değerlendirilebilir. Bence Rusya, Batı’dan saygı görmek, Batı tarafından ciddiye alınmak ve gücünün hafife alınmamasını istiyor.

Prof. Dr. İsmail Aydıngün

Rusya’nın sahadaki varlığı karşısında NATO’nun son toplantısı ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskıy’ın demeçleri göz önüne alındığında savaş ihtimali mi caydırıcılık mı öne çıkıyor?

Bilindiği gibi Rusya, Ukrayna’nın NATO’ya üyeliğine şiddetle karşı çıkıyor. Bunu hem içeride hem de çeşitli uluslararası platformlarda sürekli dile getiriyor. Vladimir Putin, bu konuda en net, kesin ve keskin görüşünü 2008’de, Bükreş’te yapılan NATO Zirvesi’nde dile getirmiş, “NATO’nun Rusya sınırlarına ulaşmasını doğrudan tehdit olarak görecekleri” uyarısında bulunmuştu. Rusya’nın sadece Ukrayna’nın NATO’ya üyeliğini değil, NATO üyesi ülkelerin silahlarının Ukrayna’ya verilmesini ve Ukrayna’da bir NATO askerî varlığını kabullenmesi de söz konusu değil. NATO toplantısında dile getirilen görüşler ve Volodımır Zelenskıy’in demeçleri dikkate alındığında savaş olasılığından daha çok caydırıcılık çabalarının ön planda olduğu düşünülebilir. Anımsanacağı gibi Rusya nisan ayında da yaklaşık 100 bin Rus askerini Ukrayna sınırına yığıp daha sonra geri çekmişti. Rusya’nın nisan ayında ve bu günlerde yaptığı klasik krizi tırmandırma ve istediği zaman krizi sonlandırma eylemi olarak değerlendirilebilir. Bence Rusya, Batı’dan saygı görmek, Batı tarafından ciddiye alınmak ve gücünün hafife alınmamasını istiyor.

“UKRAYNA MESELESİ, RUSYA İÇİN BEŞ KONUDA TEHDİT OLUŞTURMAKTADIR….”

Rusya’nın, açık kaynaklara göre başta askeri üs haline getirdiği Kırım olmak üzere askeri taburlar, tank taburları, zırhlı araçlar, topçu sistemleri, taktik füze sistemleri gibi birçok askeri teçhizat ve birlikle bölgede gerginliği had safhada tutuyor. Rusya’nın bölgesel amaçları doğrultusunda bu tutumunu nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Sovyetler Birliği’nin ve Varşova Paktı’nın dağılması NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin yolunu açtı. 1999 yılında Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Macaristan, 2004 yılında Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya NATO üyesi oldular. 2009 yılına gelindiğinde tüm bu ülkeler aynı zamanda AB üyesi olmuşlardı. 2008’de, Bükreş’te yapılan NATO Zirvesi’nde Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyeliği gündeme gelmişse de Rusya faktörünü dikkate alan Almanya ve Fransa’nın itirazları üzerine üyelik ileri bir tarihe ertelenmiştir. Gürcistan’ın ve Ukrayna’nın üyeliklerinin ileri bir tarihe ertelenmesi, Rusya’nın kendi art bölgesinde söz sahibi olmaya devam ettiğini göstermekte, dolayısıyla bu ülkeleri bağımsız ve egemen ülkeler olarak görmediğini kanıtlamaktadır. Bazı araştırma sonuçlarına göre Ukrayna’nın ekonomisi gelişmiş, demokratik ve hukuka dayalı bir devlet olması Rusya için bir âdeta bir ‘felakettir’. Ukrayna’nın Rusya’nın etki alanından çıkarak Batı’ya entegrasyonu, Rusya merkezli Avrasya entegrasyon projesinin de sonu anlamına geleceğinden, Rusya’nın hem bölgede hem de Sovyet sonrası alandaki liderliğini de sonlandıracaktır.

Rusya’ya göre ‘Ukrayna krizi’, Rusya için beş konuda tehdit oluşturmaktadır: Rusya’nın dış politika tercihlerini sınırlandırmaktadır, Rusya’nın güvenliğini ve egemenliğini tehdit etmektedir, Sovyet sonrası düzene meydan okumaktadır, Ukrayna milliyetçiliğini güçlendirmektedir ve son olarak Rusya’nın iç siyasetini tehdit etmektedir. Özetle, Ukrayna’nın EuroMaidan olaylarından-Onur Devrimi’nden sonra yönünü Avrupa’ya çevirmesiyle tüm dengeleri bozulan Rusya, Ukrayna’yı baskı altında tutmak ve tekrar etki alanına çekmek için askerî gücünü kullanarak bölgede sürekli gerginlik yaratmaktadır. Bazı politik analistlere göre Rusya, önceleri bölgesel bir güç olarak tehditken, artık teknolojisini ve siber gücünü kullanarak küresel bir güç ve tehdit hâline gelmiştir ve küresel güvenliğe meydan okumaktadır.

İki ülke arasında Minsk Anlaşmaları’nın uygulanması hususunda Türkiye’nin arabuluculuğu ve görüşmelerin Türkiye’de yapılması konuşuluyor. Türkiye’nin Rusya-Ukrayna arasındaki mevcut politikaları göz önüne alınırsa arabuluculuk hususunda nasıl bir rolü olabilir?

Türkiye ve Ukrayna ilişkilerinin özellikle 2014’ten sonra çok boyutlu geliştiği herkesin malumu. İki ülke arasında oluşturulan stratejik ortaklık kapsamında geçtiğimiz nisan ayında dokuzuncusu yapılan Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey toplantısı, Ekim 2020’de Zelenskıy’in İstanbul ziyaretinde imzalanan savunma sanayi iş birliği anlaşması, sürdürülen serbest ticaret anlaşması görüşmeleri ve turizm alanındaki iş birliği girişimleri, iki ülkenin son yıllarda oldukça hızlı gelişen ikili ilişkilerinin somut sonuçları olarak değerlendirilebilir. Türkiye, Ukrayna’yla olduğu gibi Rusya’yla da ilişkilerini geliştirme konusunda son yıllarda epey mesafe almış durumda. Türkiye ile Rusya arasındaki doğal gaz anlaşmaları, Mersin’deki Akkuyu Nükleer Santrali inşaatı ve hepsinden önemlisi Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemini satın alması, ilişkilerin geldiği aşamayı gösteriyor. Ayrıca Türkiye ve Rusya, bazı zorunluluklardan ötürü Suriye’de -dar kapsamda da olsa- zaman zaman iş birliği yapıyorlar. Suriye’de iş birliği yapmalarına karşın iki ülke Libya krizinde karşı saflarda yer almışlardı. Bu genel fotoğraf çerçevesinde Türkiye, Şubat 2014’te Kırım’ın işgali ve yasa dışı ilhakından, ardından Nisan 2014’te Donbas’taki ayrılıkçıların başlattığı çatışmalardan sonraki 7 yılda, ilişkilerini bir hayli geliştirdiği Ukrayna ve Rusya arasında kurduğu son derece hassas dengeyi sürdürmeye çalışıyor. Türkiye’nin, hem NATO ittifakı içinde yer alması hem de savunma sanayi iş birliği anlaşması çerçevesinde Ukrayna’ya silah ve askerî teçhizat temin etmesi nedeniyle arabuluculuk girişimini/niyetini Rusya’nın kabul etmesi mümkün görünmüyor. Nitekim Rusya Dış İşleri Bakanlığı sözcüsü Mariya Zaharova, 2 Aralık’ta, “Türkiye’nin Moskova’yla Kıyiv arasında, Donbas krizinde arabuluculuk görevi üstlenmesinin söz konusu olamayacağını” açıkladı.

Ukrayna’nın mevcut gerginliğe karşı tutumunu, geçmişten günümüze Ukrayna siyaseti bağlamında değerlendirirsek nasıl yorumlamak gerekiyor? Zelenskıy iktidarı, Rusya’nın saldırgan politikalarına şu ana kadar nasıl tepki verdi?

Ukrayna Devlet Başkanı Volodımır Zelenskıy, başından beri gerginliği sona erdirmenin yolunun diyalogdan geçtiğini, Rusya’yla doğrudan diyalog kurmanın gerekli olduğunu ve Rusya’yla doğrudan diyalog kurmaktan korkmayacağını ifade etmiştir. Zelenskıy, ayrıca ABD’nin, NATO’nun ve birçok Avrupa devletinin desteğinin önemli olmakla birlikte olası bir çatışmanın önüne geçmenin unsurlarından birinin ordu olduğunu ancak doğrudan görüşmelerin yapılmasının birinci öncelik olması gerektiğini dile getirmiştir. Bu tutumuyla Zelenskıy, Ukrayna’nın saldırgan bir ülke olmadığını, savaş çıkmasını istemediğini ve gerginliği diplomatik yollarla ortadan kaldırmaya niyetli olduğunu dünyaya göstermiştir.

SOVYET SONRASI UKRAYNA’DA DEVLET, TOPLUM VE SİYASET KİTABI

Editörlüğünü Prof. Dr. Ayşegül Aydıngün ve Prof. Dr. İsmail Aydıngün’ün yaptığı Sovyet Sonrası Ukrayna’da Devlet, Toplum ve Siyaset – Değişen Dinamikler, Dönüşen Kimlikler başlıklı kitap, esas olarak, Ukrayna’da çarpıcı toplumsal ve siyasal dönüşümlerin yaşandığı 2014 AvroMeydan sonrası döneme odaklanmaktadır. On kişiden oluşan bir araştırma ekibinin Ukrayna’da yürüttükleri kapsamlı saha araştırması çerçevesinde yapılan mülakat verilerini temel alarak kaleme alınmış on iki bölümden oluşan bu kitap, günümüz Ukraynası hakkında Türkçe literatürde belki de en kapsamlı kaynak niteliğindedir.

Prof. Dr. İsmail Aydıngün’ün yayımladığı“Sovyet Sonrası Ukrayna’da Devlet, Toplum ve Siyaset – Değişen Dinamikler, Dönüşen Kimlikler” isimli eserini temin etmek için tıklayınız…