Rusya, bölgedeki nüfuzunu sürdürmek için Kıbrıs'ta uzlaşmayı engellemeye çalışıyor

Güncel
E. K.
03 Şubat 2021, 21:06
E. K.
03 Şubat 2021, 21:06

Elmaz Kırımer/ QHA Ankara

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) eski Ankara Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısının son açıklamalarının Kıbrıs’taki Türk askeri varlığını hedef aldığını söyledi. Rusya’nın Doğu Akdeniz bölgesinde nüfuzunu arttırmaya çalıştığını kaydeden Bulunç, Rusya’nın Kıbrıs meselesinde uzlaşmaya varılması durumunda Kıbrıs adasının bir NATO ülkesi olacağı korkusuyla meselenin çözüme kavuşmasını engellemeye çalıştığını savundu.

Kıbrıs Türk Kültür Derneği Başkanı, KKTC’nin eski Ankara Büyükelçisi Dr. Ahmet Zeki Bulunç, QHA’ya yaptığı açıklamada, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko’nun Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantörlüğünü hedef alan açıklamalarını değerlendirdi. Gruşko Atina’da yaptığı açıklamada“BM Güvenlik Konseyi’nin, çözümün iki toplumluluk ve iki bölgeliliğe dayanması gerektiğini açıkça gösteren ilgili kararları var. Rusya Federasyonu, mevcut eskimiş (günümüz şartlarına uymayan) askeri garantilerin BM Güvenlik Konseyi’nin garantileriyle değiştirilmesi gerektiğinden hareket ediyor.” ifadelerini kullanmıştı.

Rus yetkilinin söz konusu açıklamasını “Rum-Yunan ikilisinin hedefleri, beklentileri, niyetleri doğrultusunda yapılmış olan bir açıklama” olarak değerlendiren Dr. Ahmet Zeki Bulunç, “Anladığım kadarıyla Rusya, Amerika’nın, bir yıl içinde Rusya ile olan limanlarına Rus gemilere giriş izni vermek gibi yaklaşımlarını ortadan kaldırması koşuluyla Güney Kıbrıs Rum yönetimine silah ambargosunu kaldırması karşısında, Rusya’nın Kıbrıs’taki varlığını, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile sürdürdüğü iş birliğini güçlendirmek ve Rum-Yunan görüşleri çerçevesinde onlara destek veriyor görüntüsüyle kendi Doğu Akdeniz’deki ve Kıbrıs Rum tarafındaki pozisyonunu güçlendirmek amacıyla söylemiş olabileceğini, veyahut ta başından beri Rum-Yunan yanlısı politikalarına devam ettiğini vurgulayabiliriz.” diye kaydetti.

Dr. Ahmet Zeki Bulunç

“RUSYA MODASI GEÇEN İŞGALCİ VE GENİŞLEME YÖNTEMLERİNDEN VAZGEÇMELİDİR”

Rus yetkilinin Kıbrıs’taki “mevcut eskimiş (günümüz şartlarına uymayan) askeri garantilerin BM Güvenlik Konseyi’nin garantileriyle değiştirilmesi gerektiği” yönündeki açıklamasını değerlendiren Bulunç, asıl Rusya’nın, modası geçmiş işgal ve genişleme yöntemlerinden vazgeçmesi gerektiğine dikkat çekti.

Bulunç, “Her şeyden önce ‘modası geçmiş antlaşmalar’ kavramını kabul etmek mümkün değildir. Çünkü o zaman Rusya’nın 2. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası ve günümüzde yaptığı bütün anlaşmaların veya daha eski anlaşmaların modasının geçmiş olması gerekir değerlendirmesine gideriz. Oysa anlaşmalar taraflıdır, iki taraflı, çok taraflıdır. Kıbrıs antlaşmaları çok taraflı antlaşmalardır. Bu antlaşmalar mutabakat şeklinde değiştirilmediği sürece geçerliliği veya modası geçmiş olarak kabul edilemez. Modası geçmiş olan Rusya’nın örneğin Kırım’a yapmış olduğu işgaldir, örneğin Ukrayna’ya karşı yapmış olduğu müdahaledir. Rusya her şeyden önce geçmiş yüzyıllara ait olan modası geçen işgalci ve genişleme yöntemlerinden vazgeçmelidir. Kıbrıs Antlaşmaları dediğimiz ve 1960 Antlaşmasına vücut veren uluslararası antlaşmalar, yani 1959 Zürih, Londra ve 1960 antlaşmaları, ki bunlar uluslararası antlaşmalar ve BM Genel Sekreterliğine kaydedilmiş antlaşmalardır.” ifadelerini kullandı.

“RUSYA, KIBRIS’TAKİ VARLIĞINI KORUMAK İÇİN RUM TARAFINA YANDAŞLIK EDİYOR”

Rusya’nın her şeyden önce bu antlaşmalara saygı göstermek zorunda olduğunu ama göstermediğini vurgulayan Bulunç, Kıbrıs’ta barış harekatıyla sağlanan barışın temelinde yatanın da garanti antlaşmaları olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:

“Türk halkına karşı Rum tarafının 21 Aralık 1963 yılında başlattığı soykırım hareketlerinden sonra işgal ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti devletini ve adını kullandığı Kıbrıs Cumhuriyeti olan devletin ortak kurucu halkı Kıbrıs Türk halkıdır. Rum tarafı bu kurucu halkı katliamlarla, soykırım ve etnik temizlik hareketleriyle devletten dışlamış, devlet kurumlarından dışlamış, adanın yüzde üçlük bölümünü on bir yıl süren bir dönemde hapsetmiş. Barış Harekatıyla barış sağlanmış, bunun temelinde yatan da garanti antlaşmalarıdır yani modası geçmiş olan anlaşmalar dedikleridir. Peki bu modası geçmiş antlaşmalar olmasaydı bu katliamların durdurulması için Rusya neden harekete geçmemişti? On yıl Türklere karşı işlenen katliam, soykırım ve etnik temizlik hareketlerine niye karşı çıkmamıştı? Bu soruların cevaplarını vermesi lazım, bu bir. İkincisi bugün güney Kıbrıs Rum yönetimiyle yaptığı ilişki, aslında 1960 yılında kurulmuş olan antlaşmalarla ve kurucu ortağı olan Kıbrıs Türk halkının ortak yönetiminde olan Kıbrıs Cumhriyeti’nden dışlanmış haliyle işgal altındaki bir devletle işbirliği yapması modası geçmiş olan bir anlayıştır, günümüzde de insan haklarına aykırıdır. Dolayısıyla Rusya’nın bu tür çıkışı kabul edilemez, gerçekçi değildir açıkça Yunanistan’da yaptığı görüşmeden sonra yapılan açıklama yunan hükumetine ve Rum tarafına açıkçası yandaşlık veya onlara prim verme ve Kıbrıs’taki varlığını koruma şeklindeki politikanın bir gereğidir diye düşünüyorum.”

Rusya Dışişleri Bakan Yrd. Aleksandr Gruşko

“BM GÜVENLİK KONSEYİ’NİN GARANTİSİNİN KABUL EDİLMESİ MÜMKÜN DEĞİL”

Öte yandan da BM Güvenlik Konseyi’nin garantisini kabul etmenin mümkün olmadığının altını çizen Bulunç, BM Güvenlik Konseyi 5 daimi üyesi olan ülkelerin kendi politikalar doğrultusunda kararlar aldığını belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“Bosna Hersek’e 20. yüzyılda Avrupa’nın göbeğinde veya Hollandalıların gözleri önünde nasıl bir katliam gizlendiğini ve ne kadar süre katliamların sürdürüldüğünü yakın tarihimiz göstermektedir. Dolayısıyla Bileşmiş Milletlerin garantisi diye bir hususu kabul etmemiz mümkün değildir çünkü Birleşmiş Milletlerdeki özellikle Güvenlik Konseyinde beş daimi üye, dünya barışını, halkların gerçek anlamındaki çıkarlarını ve olayları objektif şekilde kendi çıkarları dışında değerlendirmesi gibi bir alışkanlıkları yoktur. Aksine kendi politikaları doğrultusunda birtakım kararlar almaktadırlar. Dolayısıyla Annan planı döneminde örneğin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine sunulan bir karar tasarısını Rusya neden veto etmişti ve Rumlara hayır demeye yönlendirmişti? Bunları Rusya’nın kendi politikaları çerçevesinde değerlendirdiğimizde şunu görüyoruz ki, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi objektif ve günümüz evrensel değerlerine uygun hiçbir zaman hareket etmemektedir ve kendi devlet jeopolitik ve stratejik çıkarları çerçevesinde ülkeler üzerindeki baskılarını sürdürmektedir. Bu anlamda Rusya’nın ileri sürdüğü modası geçmiş garantilerdir, BM Güvenlik Konseyine bu garantilerin verilmesi lazım şeklindeki yaklaşımı kabul edilemez ve tamamen Rum Yunan yaklaşımıdır.”

“GRUŞKO’NUN AÇIKLAMALARI TAMAMEN TÜRK ASKERİNE YÖNELİK”

Rusya Dışışişleri Bakan Yardımcısı Gruşko’nun açıklamasının yıllardır Kıbrıs’ta bulunan BM Barış Gücü misyonuna karşı olmadığını, tamamen Türk askerine yönelik olduğunu vurgulayan Dr. Ahmet Zeki Bulunç,  “Rusya’nın açıklamaları Türk askerine yöneliktir. Çünkü BM güvenlik kararları çerçevesinde bir uzlaşma olmalı dediğini dikkate alırsak Kıbrıs’taki BM Barış Gücünün varlığı Güvenlik Konseyi kararıyladır, onun kararlarıyla uzatılmaktadır. Ve ona karşı olmuş olsaydı Rusya, 29 Ocak’ta yeniden 6 aylık bir süre için BM Barış Gücü süresinin uzatılması kararını veto ederdi. Etmediğine göre ona karşı değil. Burada karşı olduğu Türkiye’nin Zürih, Londra, Lefkoşa antlaşmaları ve garanti ittifak anlaşmaları kapsamında Kıbrıs’taki Türk garantisinin ortadan kaldırılmasını veya Türkiye’nin o garantiler sisteminden çıkartılıp kendi kontrollerindeki bir garanti sistemini getirmeye çalışmasının bir ürünüdür… Ayrıca Rusya’ya şunu da hatırlatmak lazım. 21 Aralık 1963 yılındaki Rumların doğrudan imha amacıyla, Türkleri tamamen katledip Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama amacıyla, ilhak amacıyla başlattıkları çatışmalar üzerine 4 Mart 1964 tarihi ve 186 sayılı Birleşmiş Milletler güvenlik konseyi kararıyla barış gücü oraya gitmiştir. Barış Harekatına kadar olan o bir yıllık dönemde binlerce katliam yapılmıştır, yüzlerce vatandaşımız katledilmiştir ve binin üstünde kayıp vatandaş vardır, hala onların nerede olduğu bilinmiyor. Ve o bir yıllık sürede Barış Gücü Kıbrıs’ta barışı niye sağlayamamıştır?” şeklinde konuştu.

RUSYA, RUM YÖNETİMİ İLE ASKERİ ANLAŞMALAR YAPTI

Rusya’nın 1963 yılından sonraki süreçte sürekli Rum tarafını, özellikle Sovyetler döneminde AKEL komünist partisi ile olan ilişkileri çerçevesinde, Rum tarafı ile olan özel ilişkileri, özellikle Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’la geliştirdiği ilişkiler paralelinde uluslararası alanda Makarios’u ve Kıbrıs Rumlarını desteklediğini ve onlara gereken askeri, ekonomik mali destekleri yaptığını belirten Bulunç, günümüzde Rusya’nın, değişen Akdeniz jeopolitiğinde özellikle Suriye’deki gelişmelerle birlikte Doğu Akdeniz’e indiğini, Güney Kıbrıs Rum yönetimi ile Akdeniz’de askeri varlık gösterecek şekilde limanlardan yararlanma ve benzeri askeri iş birliği antlaşmaları yaptığını kaydetti.

“RUSYA, MEVCUT DURUMUN DEVAMINI SAĞLAYACAK POLİTİKA SÜRDÜRMEK İSTEMEKTEDİR”

Rusya’nın Kıbrıs’ta Rumlarla olan ilişkileri ve varlığının, Doğu Akdeniz’de Amerika’ya karşı kurduğu bir dengenin unsuru olduğunun altını çizen Dr. Ahmet Zeki Bulunç, bu nedenle o bölgede değişen jeopolitik çıkarlarını koruyabilmesi için mutlaka Rum tarafını desteklemesi gerektiğini ve Kıbrıs’ta uzlaşmaya varılmasını engellemek istediğini kaydederek, “Bu nedenle Kıbrıs’ta bir uzlaşmayı engelleyecek çıkıştır aynı zamanda Rusya’nın bu şekilde yaptığı. Çünkü biliyor ki Kıbrıs’ta bir uzlaşma olduğu anda muhtemelen, ki bu çok büyük bir olasılıktır, Kıbrıs adası bir NATO ülkesi olacaktır o zaman da Rusya’nın bölgedeki jeopolitik dengelerdeki etkinliği ortadan kaldırılacaktır. O bakımdan mevcut durumun devamını sağlayacak bir politikayı sürdürmek istemektedir, nitekim Annan Planı sürecinde Güney Kıbrıs Rum yönetiminin alınmasını istediği bir kararı veto ederken sözde Rum yanlısı olmasına rağmen o kararı veto etmişti ve Rumlar istedikleri karar tasarısı geçmediği için BM Güvenlik Konseyinden Annan Planı’na hayır deme kararını almışlardı.” dedi.