Münire ve futbol topu: Sürgün edilen çocukların hayalleri

Güncel
Feride Useinova
31 Mayıs 2019, 19:13
Feride Useinova
31 Mayıs 2019, 19:13

Kırım Haber Ajansı (QHA) için hazırlayan: İbraim Kaymançi

Sürgünü yaşayanlardan Münire Akseyit kızının Akmescit’teki Kozlova sokağında bulunan ailesinin yaşadığı ev hala duruyor.

Kırım Tatar sürgününün acı hatıraları, yetmiş beş yıl sonra da ilk günkü gibi elemle hatırlanıyor ve işgal altındaki Kırım’da yaşanan acılar başta olmak üzere tarihte izler bırakıyor. Kırım Haber Ajansı (QHA) bu hatıralardan birini daha okuyucuyla buluşturuyor.

Ailenin üçüncü çocuğu olan Münire 1940’ta doğdu. Annesinin adı Amide, babasının adı Akseyit- Mamut’tu.

“Kırım’a döndükten sonra iki katlı evimizi bulduk” diyor Münire. “Şimdiki ev sahibi içeri girmemize izin verdi. Kayısı ağacımızı tanıdım. Çocukken gövdesi bana çok büyük geliyordu. Dar bir büfemiz (dolap) vardı. Biz geldiğimizde büfe evin avlusunda duruyordu. Ablam onu görünce: “Bakın hala duruyor!” diye bağırdı. Evin içine davet edilmedik…”

Münire babasını hatırlamıyor. Savaş başladığında o cepheye gitmiş. Sadece bir kere izne gelmiş.

Babasının ölümünden sonra ailesi ölüm belgesi dahil olmak üzere herhangi bir belge almadı. Yıllar sonra tanıdıklardan biri Münire’nin ablasına babasının vurulduğunu gördüğünü anlattı.

Sürgün ile ilgili Münire sadece halasının “Çocuklar! Bizi kurşuna dizecekler!” dediğini hatırlıyor.

KIŞ VE AÇLIK

Münire’nin ailesi Sverdlovsk bölgesine gönderildi. Orada açlığın ne olduğunu gerçekten öğrendiler.

MÜNİRE’NİN HATIRALARI

“Novaya Lala köyüne ağaç yıkma bölgesine gönderildik.  Aç, güçsüz annem ve kuzenim az miktarda ekmek alabilmek için her gün çapraz testereyle odun kesiyorlardı.

Kış o bölgede altı ay sürüyor. Çok soğuk oluyor. Sadece siyah ekmek yiyorduk. Abim pencerenin önünde durup cama üflemeye başlardı. Buzu biraz erittikten sonra küçük bir delik açardı. Sırayla o deliğe bakıp annemin marketten gelmesini, bize o siyah ekmekten getirmesini beklerdik. Camdaki buzları eritmek için bile gücümüz yoktu.”

Komşu teyze kocası evde olmadığı zaman çocuklara önlüğünde biraz patates getiriyormuş. Çocuklar ayrıca pişirdikleri patates kabuklarını bile yiyorlarmış.

Amide bir daha evlenmemiş. Çocuklarını açlıktan kurtarmak için ana okuluna göndermiş.

“…Çorbanın içinde domuz yağı parçaları yüzüyordu. Üçümüzden hiçbiri o yemeklere dokunmadı. Dini eğitimimiz buna izin vermiyordu. Halbuki çok açtık. Bir de bir parça ekmek ve bir parça domuz yağı verilirdi. Biz üçümüz yağ parçalarını toplayıp komşu teyzeye götürüp karşılığında bir litre süt alırdık…”

Çocukluğundan bahsederken Münire çok güzel bir doğayı, nehrin tertemiz sularından dipteki renkli taşların göründüğünü hatırlıyor.

Çocuklar yaz boyunca yaban mersini toplarmış. Sonra meyveleri süt ve patatesle takas ederlermiş. İlkbaharda komşu teyzenin verdiği patatesleri ekerek kendi patateslerini yetiştirebilmişler.

“…Bir gün biri komşunun patateslerini kazmış. Kendi patateslerini bulmak için ev ev gezip tencerelere baktı. İlk olarak bizden şüphelendiği için bizim evimize geldi. Tencereyi kaşıkla karıştırdıktan sonra patateslerin ona ait olmadığını söyledi. Çok şaşırmıştım. Biz hiçbir zaman kimseden bir şey almadık…”

PETROL ÜRETİCİLERİN ŞEHRİNDE

1948’de Münire’nin ailesi petrol üreten bir şehir olan Guryev’e taşınmış. Davet geldiği zaman şanslarına inanamamışlar. Hareket yasağı hala geçerli olduğundan Kırım Tatarlarının büyük bir kısmı yıllarca taşınma imkanına sahip olmadan Urallar’da yaşamaya devam etmişti. Bazıları ebediyete kadar Uralların ormanlarında kaldı.

“…Guryev’de de hayat çok zordu. Geldiğimiz ilk sene üçümüz de kızamık olduk. Hastalığı en zor ben atlattım. Anneme öleceğimi söylemişler. Ama kader. Vaktini tamamlamadan gidemezsin…”

Annesi tuğla fabrikasında çalışmaya başlamış. Üç çocuğu da ona yardıma gidiyormuş. Raylar üzerinden ham maddeyi fırına gönderiyorlarmış. Ucuz balık ve ucuz havyar sayesinde hayatta kaldıklarını söylüyor Münire. Biraz da akrabaları yardım ediyormuş. Münire sekiz yaşını doldurduğunda okula başlamış.

MÜNİRE’NİN HATIRALARI

“Abim ilk maaşıyla eve radyo aldı. Farklı, özgür sesleri dinledik. O zaman okula gidiyordum. On yaşında bir çocuk olmama rağmen diğer çocuklara bakıyordum. Aileye dokunabilecek yardımım buydu. Bazen avluda oynayabiliyordum. Oyuncaklarımız yoktu. Oynadığımız oyunlar arasında “lapta” ve “mayalka” vardı. Mayalkada bir parça yüne sarılan kurşuna ayakla vuruyorduk. Benim sol ayağımla herkesten daha fazla vurmama herkes çok şaşırıyordu.

Bir de futbol vardı. Erkek çocuklarıyla futbol oynamayı çok severdim. Futbol hayalimdi. En sevdiğim eğlence haline geldi. Topu tutabildiğim için hep kaleye koyarlardı beni.

Futbol maçlarını izlemek için mutlaka stadyuma giderdik. Biletin fiyatı bir rubleydi ama paramız yoktu. Bu yüzden stadyumun köşesinde yaşayan ablamın evinin çatısına çıkıp maçı oradan izlerdik.

Bir de stadyumun duvarında bir delik vardı. Kız futbol hayranlarının sayısı az olduğu için polisler geçmeme izin veriyordu. Guryev’e Kırım takımları da geliyordu. Onların maçlarına da mutlaka giderdim…”

Mezun olduktan sonra Münire sayma makinelerinde çalışma kurslarını tamamlayarak bir büroda muhasebeci olarak işe girdi.

Annesi büyük bir yemekhaneye işe girdiği zaman maaşı daha yüksek oldu ve ailesi maddi anlamda rahatladı. Ancak, annesi büyük ve ağır tencereleri taşımaya mecbur kalıyordu.

Münire, bazen bu yemekhaneye yemek yemeye geldiğini anlatıyor. Ama çalıştığı için her zaman yemek parasını verdiğini söylüyor. Yemekhane çalışanları Münire’nin kimin kızı olduğunu bildikleri için bazen para almayı reddediyorlardı.

AŞK

1965’da Münire Özbekistan’ın Almazar köyünde yaşayan akrabalarını ziyarete gitti.

Teyzesi, “Burada kal. Sen kalırsan herkes peşinden gelir” dedi. Münire kaldı. İstifa dilekçesini yazıp postayla gönderdi.

“…Almazar’da muhasebeci olarak işe girdim, orada eşimle tanıştım. Baş muhasebeci camdan uzun boylu yakışıklı Mansur’u gördüğü zaman, “Mila, seni görmeye geliyorlar! Heyecanlanma!” dedi. Çıkıyorduk. Altı ay nişanlı kaldık. Sonra düğün yaptık. Oğlumuz oldu…”

Münire duyduğu sevgiyi anlatmıyor. Uygun değil. Ama birbirlerine olan tutumu Münire ve Mansur’un bugüne kadar sakladığı görülüyor. Gezmeye gittikleri zaman Mansur Münire’nin elini tutuyor.

FUTBOL

“Hükûmetin Kırım’a göndermek için insanları topladığını öğrendiğimiz zaman bunun tek şansımız olduğunu anladık. İş yerindekiler beni bırakmak istemediler. Baş muhasebeci hayatında böyle bir muhasebeciyle çalışmadığını söyledi.”

Münire ve ailesi dönenlerin ilk dalgasıyla birlikte Kırım’a geldi. Kucağında bir yaşındaki bebeğiyle olan yolculuğu bir hafta sürdü. 24 Nisan 1968’de sabah saat 7.00’de sürgün edilen beş aile Akşeyh bölgesinin Zimino köyüne getirildi.

Teklif edilen evin alçısı daha ıslaktı. Diğer evler bitene kadar üç aile bir evde yaşadı. On gün sonra eşyalarını getiren konteyner tren istasyonunda ulaştı. Hava nemli, gaz yok, soğuk…

Hayatının 35 yılı Zimino’da geçti. Bu zaman içinde Münire’nin iki kızı oldu. Kırım’da doğdukları için onlarla gurur duyuyor.

15 yıldır  Münire ve ailesi şehre daha yakın olan Sokur Kuyu köyünde yaşıyor.

MÜNİRE’NİN HATIRALARI:

“Bir gün iyi çalıştığım için Moskova’daki Rusya Fuar Merkezine gönderildim. Moskova’ya geldiğimde ilk işim futbol maçına bilet aldım. Türkiye ve Rusya milli takımlarının maçı vardı. 1-0 Türkiye kazanmıştı. Stadyumdaki kadın sayısı yine çok azdı.

Eskiden Moskova’nın “Torpedo” takımını tutuyordum. Kırım’da birini “tutmak” için zamanım yoktu. Çocuklarımı “tutuyordum”. Maçları sadece televizyondan takip ediyordum. Oyunculardan biri “gol” vuramadığı zaman heyecandan ayaklarım ağrıyordu. Sanki ben vuramıyordum.  

Şimdi kızım futbol hayranı. Oleg Blohin penaltı vurduğu zaman içim donuyordu. Kızım Blohin vuramazsa verdiği tepkiyi görmemem için yan odaya gidiyordu. Sonra ben onu “Kızım! Gel! Blohin vurdu!” diye çağırıyordum.”

Hayaller… “Babam olsun çok istiyordum” diye sessizce itiraf ediyor Münire ve ağlamaya başlıyor. “Bu yüzden futbol hayaliyle yaşıyordum. Futbol erkeklerin oyunu. Ruhen güçlü olan erkeklerin oyunu.”