Leniyar ve kaytarması: Sürgün edilen çocukların hayalleri

29 Mayıs 2019, 22:49

Kırım Haber Ajansı (QHA) için hazırlayan: İbraim Kaymançi

1941’de Naziler işgal altındaki Kırım’ın nüfus belgelerini inceledikleri zaman Leniyar ismini görüp, “Lenin- nein (hayır), puf puf! (Silah sesi)” deyince, annesi kızı kurşuna dizilecek korkusundan ona ikinci bir isim verdi – Nina.

Kırım Tatar sürgününün acı hatıraları, yetmiş beş yıl sonra da ilk günkü gibi elemle hatırlanıyor ve işgal altındaki Kırım’da yaşanan acılar başta olmak üzere tarihte izler bırakıyor. Kırım Haber Ajansı (QHA) bu hatıralardan birini daha okuyucuyla buluşturuyor. 

Leniyar Yakup kızı 1940’ta Akyar’ın Balıklava bölgesindeki Uzuncı köyünde doğdu.

İsmi sıradışı değil. Kırım Tatar dilinde çıkan okuma kitabında Leniyar adında bir kız vardı ve ebeveynleri bu adı kızlarına koymaya karar verdiler.

Leniyar müzisyen bir ailede doğdu. Babası Yakup kemaneci, annesi Umiye ise ana okulu müdürüydü. Bütün akrabaları müzisyendi.

SÜRGÜN

1944’te Kırım’ın sıradaki felaketi geldiği zaman Leniyar daha dört yaşında bile değildi. Sürgün ile ilgili hatıraları kopuk ve bazı olaylarla ilgili: “Treni hatırlıyorum, annemle beraber platformda yürüyoruz. Annemi kaybettim. Çok korktum. Hareket eden trene doğru koştum. Biri beni kaldırıp vagona soktu…

…Sıtma olduğumu hatırlıyorum. Büyük bir baraka. Kardeşim Nazim vefat etti. Ablamla beraber hastanedeydik. İğne vuruluyordu. Ablam çok fenalaştı…Ben sıkıldım. Hastanenin avlusuna koşarak çıktım. Avluda iki çocuk oturuyor. Kolu bacağı ip gibi incecik, karınları şiş, başları kocaman. Vücutlarına sinekler yapışmış. Ağlayıp “Anne! Baba!” diye bağırıyorlardı. Ablam onların oracıkta öldüğünü söyledi. Biz ise hayatta kaldık.”

Leniyar korkunç komutan Bakiyev’i de hatırlıyor. Komutan ayda bir defa saat 9’da elinde sopayla herkesi sıraya diziyordu. Sorulan her yanlış soru için insanlar dövülüyordu. Leniyar sopadan o kadar korkuyordu ki kıyafetleri sırılsıklam oluyordu.

“…Ekmek kartlarla alınıyordu. Ekmek almaya annem gidiyordu. Bir gece kedilerin miyavlamasına uyandım korkup yorganın altına saklandım. Sabahleyin bizi uyandıranın kedi değil, pencere camını çıkarıp pencere kenarındaki dolapta duran ekmek kartlarını çalan hırsızlar olduğunu anladık. Bir ay ekmeksiz kaldık…”

Leniyar’ın annesi evleri sıvıyor, bahçeleri kazıyordu. Böylece beslenme sorunu az çok çözüldü. Kimi pancar ve havuç, kimi pide veriyordu.

LENİYAR’IN HATIRALARI:

Halkımız korkuyordu. Ağızlarını açmaya korkuyorlardı. Büyükler korktuğu zaman çocuklar daha çok korkuyordu. Yetimhanedeki çocuklar bizi çok döverdi. “Faşistler! Hainler! diye bağırırlardı. Bizi öldürmeye hazırlardı.

Klüpte savaş ile ilgili bir film izlediğimizi hatırlıyorum. Başkahraman “Nataşa! Nataşa! Zafer!” diye bağırıyordu. Biz de herkesle beraber ayağa kalkıp “Ura!” diye bağırıyorduk. Küçüktük, anlamıyorduk. Şimdi bağırmazdım.

Anaokulunu hatırlıyorum. Yiyecek olmadığı için oraya gönderildik. Bütün çocuklar Kırım Tatarı. Öğretmenimiz Lidiya Gavrilovna çok güzel bir kadındı. “Bayram olacak!” dedi. Leğenler getirildi, yıkandık, giyindik. Herkesi topladılar “Bekleyin. Bayram olacak!” dediler. Bekliyoruz. Kapı açıldı odaya kırmızı bornozlu, beyaz sakallı ve beyaz şapkalı kocaman bir adam girdi. Aman Allah’ım! Neler oldu! Herkes birbirinin arkasına saklanmaya çalışıyor. Herkes ağlıyor, bağırıyor. Odaya girenin Noel Baba olduğunu kimse bilmiyordu ki. Lidiya Gavrilovna bizi susturamadı.”

Bazen Leniyar arkadaşı Milara ile pazara gezmeye gittiğini anlatıyor. Orasının hep kalabalık olduğunu, ip yürüyüşü yapıldığını hatırlıyor. Kızlar sıralar arasında gezip elma koçanlarını arıyorlardı. Birer koçan bulup bir köşede saklanıp yiyorlardı.

“…Bir gün iplik makarası bulup topuklarımıza bağladık. Ayakkabımız yok ama topuklarla raylarda geziyorduk. Heves ediyorduk. Çocuktuk ya. Öyle büyüdük…”

SİHİR

Leniyar, Kırım’ı hep merak ediyordu. Nasıl olduğu ile ilgili hep hayal kurardı. Annesi, Kırım’da her şeyin farklı olduğunu anlatırdı. Havası farklıydı, her şey daha farklı yetişiyordu, meyvelerin kokusu farklıydı. Annesi, “Orada, benim Kırım’ımda her şey çok farklı!” diyordu.

Sürgünden sonraki ilk yıllarda Çirçig’te (Özbekistan) yaşayan Kırım Tatarları akşamları barakaların arkasında toplanıp sessizce şarkı söylüyorlardı. Korkuyorlardı. İnsanlar azar azar cesaret etmeye başlayınca küçük düğünler ve danslı geceler düzenlemeye başladılar. Leniyar’ın babası düğünlerde çalıyordu, Leniyar ise her zaman peşinden gidiyordu. Babası onu kovuyordu, ancak Leniyarkaytarma ve gopak danslarını oynamadan gitmiyordu. Babası bunun farkındaydı ve kızını görünce çalmaya başlıyordu.

LENİYAR’IN HATIRALARI:

“Gopak dansını severdim. Çünkü gecelerde İzya amcanın şarkı söylediğini ve güzel perçemli Ramazan amcanın dans etmesini izliyordum. İzya amcanın şarkısı hala aklımda:

…Uzakta uzakta, denizin öbür tarafında

Altın bir duvar var.

Duvarda gizli bir kapı var

Kapının arkasında büyük bir ülke var…

Ramazan amca çok güzel gopak oynardı. Geleneksel Ukrayna kıyafeti olan şalvarı da vardı. O zaman şalvarı nereden aldığını bilmiyorum. Belki savaştan getirdi. Bizler, çocuklar, onların ilk seyircileriydik. Ve bütün bunlar heyecan verici bir sihir gibiydi”.

KAYTARMA

Ünlü Kırım Tatar dansçı Akim Cemilev, Yangiyul (Yeniyol) şehrinde yük taşıyan bir arabayı otobüse çevirerek Sabriye Erecepova, Ablamit Ümerov, Refat Asanov ve Şevket Mamutov ile birlikte “Alda kaç” grubunu kurdu.

Çirçig şehrine ilk kez geldiklerinde Leniyar’ın bilet almak için parası yoktu. Konseri görebilmek için konserin düzenlendiği kulübe temizlikçi olarak işe girdi.

“Akşam babamla beraber geldik. Babam müzisyenlerden biri olan yeğeni Enver’i tanıdı. Konserden sonra Enver bizi ünlü Kırım Tatar şarkıcı Sabriye Erecepova ile tanıştırdı. Üstünde yeşil kadifeden bir elbise vardı. Sabriye hanım beni yanına oturtup başımı okşadı. Ben de onun yeşil elbisesine dokunup bana geçsin, benim de böyle elbisem olsun diye hafifçe kendime çekiyorum (gülüyor). O zaman içim kaynıyordu Sabriye hanım gibi sahnede olmak istiyordum.”

Sonra bu ekip profesyonel bir ekip haline gelerek “Kaytarma” adını taşımaya başladı. Ekip Çirçig’e bir daha geldiğinde Leniyar ilk kez konser bileti aldı.

İkinci konserden sonra bu ekibin bir parçası olmaya karar verdi. Ve oldu.

“Dans etmeyi çok istiyordum! Yaşlandıktan sonra bile dans edeceğimi biliyordum. Benim hayalim dans idi. Ancak Kırım Tatar danslarını Kırım Tatar bir ekiple oynamak istedim. Kırım Tatarlarının eğitim alma hakkı yoktu. Bu yüzden özel koreografi eğitimim yoktu” diyor Leniyar.

1956’da Leniyar arkadaşı Anife ile hayatının mutluluğunu aramak için Taşkent’e gitti. Anife’nin sesi çok güzel olduğu için şarkıcı olarak işe başladı. Leniyar ise ne olursa olsun kendi ekibini bulmaya karar verdi.

“Kaytarma” ansamblenin (orkestra) dansçı seçimlerinde Leniyar, Kırım Tatar milli dansı olan kaytarmayı oynadı.

LENİYAR’IN HATIRALARI:

“Çok güzel”, – dediler. Sonra “Tım-tım” oynamamı rica ettiler. Korkudan ellerim o kadar titredi ki “Tım-tım”ı kendi kedilerine oynadılar (gülüyor). 14 Aralık 1957’de “Kaytarma” ansamblesindeki karyerim başladı. 17 Aralık’ta sahnede ilk defa iki dansımı sergiledim. O yıllarda insanlar aileleri için değerli eşyaları fes ve kuşakları getirip bize hediye ediyorlardı. Bir gün Hatice adında bir kadın 1944’te Kırım’dan getirdiği fesi bana hediye etti. Ben onunla dans ettim. Böyle şeyler yaptığımız işe daha çok sorumluluk yüklüyordu. Yaptığımız işin halk için ne kadar önemli olduğunu anlıyorduk.”

Leniyar çok güzel, uzun saçlı, büyük gözleri olan bir kızdı. “Kaytarma”nın çalışanları, ansamblenin ses sanatçısı Fevzi Bilalov’a, “Ekibimize bir kız geldi, onu kaçırma Fevzi” dediler.

Böylece 18 yaşındaki Leniyar hayatını Fevzi Bilalov ile birleştirdi.

HAREKET

1957-1978 yılları arasında Leniyar aralıksız “Kaytarma” ansamblede çalıştı. Leniyar ara sıra diğer ekiplerden de teklif alıyordu ama her zaman olumsuz cevap veriyordu. 1988-1995 yıllar arasında “Kaytarma” yine hayatına girdi.

1992’de eşi Fevzi ile birlikte Leniyar, Kırım’a döndü.

“Hareket hayattır. Bir de mükemmellikle olan bağdır” diyor Leniyar.

Sahne hayatı çiçeklerle doluydu. Bugün de 79 yaşında olan Leniyar yaşadığı ve çalıştığı Kezlev’de çiçek yetiştiriyor. Aynı şehirde hayatını adadığı “Kaytarma” ansamblesi de çalışmaya devam ediyor.

KIRIM TATAR SÜRGÜNÜ
Kırım Tatarları
Bunlara da bakın: