Türk Ocaklarının kuruluşunun yazıldığı roman: Kıvılcım

Haberler
Ömer Cihad Kaya
31 Mart 2021, 17:44
Ömer Cihad Kaya
31 Mart 2021, 17:44

Ömer Cihad KAYA
QHA Ankara

Kırım Tatar kökenli yazar Metin Savaş, Türkiye’nin en eski sivil toplum kuruluşu Türk Ocakları’nın tarihini yazdı. Ötüken Neşriyat’tan çıkan eser, ocağın kuruluş yıl dönümü olan 25 Mart’ta okuyucularla buluştu. Şimdiden bir çok kişi tarafından beğenilen eserle ilgili ödüllü romancı-yazar Metin Savaş, duygu ve düşüncelerini Kırım Haber Ajansı ile paylaştı. Savaş, romanı tüm Türk Ocakları camiasına mâl ettiğini vurguladı.

Türkiye’nin en köklü sivil toplum kuruluşu, “asırlık çınarı” Türk Ocakları, 25 Mart 1912’de kuruldu. Kuruluşunun üzerinden geçen yıllar boyunca Türkiye’nin sosyal ve siyasi hayatında önemli roller oynadı. Ödüllü yazar Metin Savaş’ın Türkiye’nin en eski sivil toplum kuruluşu Türk Ocakları’nın tarihini, kuruluşunu ve faaliyetlerini esas aldığı yeni romanı “Kıvılcım” geçen hafta okuyucuların karşısına çıktı. Kırım Haber Ajansı, eserin yazarı Metin Savaş’ın “Kıvılcım, benim değil tüm Türk Ocaklılarındır” dediği romanın önemine ilişkin yazar ile mülakat gerçekleştirdi.

TÜRKİYE’NİN EN ESKİ SİVİL TOPLUM KURULUŞU TÜRK OCAKLARININ ROMANI: KIVILCIM

İşte, Türk Ocaklarının kuruluş hikayesinin yazıldığı Kıvılcım romanının fikir aşaması, yazılış süreci ve tüm ayrıntılarının yer aldığı mülakat:

Kıvılcım romanı nasıl yazıldı? Yazılış sürecini bize anlatır mısınız?

Türk Ocağına dair böyle bir roman yazmayı açıkçası düşünmüyordum. Gerçi hep düşünüyordum ama buna cesaretim yoktu. Birisi nasıl olsa yazar diye düşündüm. Fakat günün birinde Türk Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Filiz Hoca (Prof. Dr. Ayşe Filiz Yavuz) beni aradı ve dedi ki, “Türk Ocağı tarihine dair hiçbir roman yok Türk edebiyatında. Sana teklif ediyoruz”. Ben de boş bulundum ve cahil cesaretiyle, “peki hocam, ben yazarım” dedim. Ancak, onlardan süre istedim. Çünkü, hem Türk Ocağı tarihini iyice okuyacaktım. Bu şekilde 2 yıl mühlet istedim.

Bu arada, romanın nasıl yazılacağına da karar verdik. Bu roman, Türk Ocağı’nı Türk gençliğine tanıtmak ve sevdirmek amaçlı bir roman olsun istedik. Bu nedenle, biraz da macera romanı olacak şekilde planladık. Bu şekilde, Türk Ocağı tarihini çalışmaya başladım. Elimdeki kaynak kitaplar vardı ona başladım. Ocağın tarihini çalışmaya başlayınca fark ettim ki, 100 yıllık bir dernek, bir ocak söz konusu. Bunun tamamını anlatsam bu roman olmaz belgesele dönüşür. Bu bakımdan, Türk Ocağı nasıl kurulmuş diye düşünerek sadece kuruluşunu anlatayım dedim. İleride, devamını imkan olursa yazarız, ben yazarım ve ya başka bir arkadaşımız yazar.

“TÜRK OCAĞI TARİHİ, YUSUF AKÇURA, ZİYA GÖKALP VE HALİDE EDİP GİBİ ŞÖHRETLİ İSİMLERLE DOLU”

Türk Ocağı tarihini çalışmaya başlayınca bir korkuya kapıldım. Çünkü işin içine girince gördüm ki, bir tarafından Ziya Gökalp var, bir tarafında Hamdullah Suphi Tanrıöver var, Yusuf Akçura, Halide Edip Adıvar, vs. kendimi bir anda dev isimlerin arasında buldum. Ben Balıkesir’de yaşayan bir yazarım… Türk Ocağı tarihine bakınca, sadece 190 Tıbbiyeli genç değil, bu işin içinde dev isimler var. Fakat, ağzımdan “evet” lafı çıktı. Bunun için çalışmaya başladım. Zor bir konu çünkü tek kişi yok. Türk Ocağının içinde yüzlerce isim var ve hepsi birbirinden entelektüel ve şöhretli isimler. Yazarlar, siyasetçiler, bunun üstüne o 190 Tıbbiyeli genç… Her birisi deli fişek her birinin hikayesi ayrı bir destan. Bunları nasıl yazacaksın? Bir yandan da, bunların hepsini romanıma koyamadım çünkü o zaman telefon rehberi gibi olacak. “Bir sürü şöhretli isim var hepsini nasıl aktaracağım?” dedim ve bir senteze gittim. Hüseyinzade Ali Bey’i merkeze oturttum. Zaten fikirde ondan çıkıyor. Hem İttihat Terakki hem de Türk Ocağı’nın fikir babası olduğu için onu merkeze oturttum. Onun etrafına da Tıbbiyeli öğrencileri yerleştirdim. Diğer isimlerde yeri geldikçe gözüküyorlar. Bu şekilde bir kurgu yaptım. Romana, fantastik unsurlar da ekledim. Neticede, bu bir macera romanı yüzde yüz gerçek olması şart değil. Çünkü merak unsuru olursa okuyucu sıkılmadan okur. Romana bunun haricinde, “yağmur taşı, Bozkurt” gibi mitolojik ögeler de ekledim.

Kıvılcım romanı, benim değil tüm Türk Ocakları camiasının romanıdır.

Metin Savaş

Romanınızın adı Kıvılcım. Bu ismin ortaya çıkış hikayesi nedir?

Romanın adı sonradan ortaya çıktı. Ortalara geldiğimde “kıvılcım” sözcüğü aklıma takıldı. Çünkü roman neticede ocağı anlatıyor. Ocak söz konusu bu bakımdan aklıma geldi. Başka isimlerde vardı. Sosyal medyada bir anket yaptım. İki isim vardı kafamda, “Güneş’in Çocukları” ve “Kıvılcım”. Kıvılcım, açık ara anketi önde bitirdi. Türk Ocakları Genel Merkezi de bu ismi çok beğendi. Bu noktada, anket açmamın bir diğer nedeni de romanı, Türk Ocaklarına mâl etmekti. Bu şekilde ismi, hep birlikte koymuş olduk.

Romanı yazarken tıkandığınız anlar oldu mu?

Yine romanı yazarken, kaynak noktasında tıkandığım yerler oldu. Yine sosyal medyadan bir çağrı yaptım. “Türk Ocağı tarihi konusunda elinizde bir belge bilgi varsa bana gönderin” dedim. Başta Atatürk Üniversitesi Kütüphanesi olmak üzere, pek çok üniversitelerden eski yeni yazı, fotoğraflar, belgeler gönderdiler. Bunun dışında, akademisyenler, kütüphaneciler, yüksek lisans öğrencileri bana ulaştı. Yani bu romanı, tüm Türk Ocakları camiasına mal etmiş olduk. Nitekim, “Bu roman benim değildir. Tüm Türk Ocaklarının romanıdır” diye bir duyuru da yapmıştım. Roman bu şekilde ortaya çıktı. Yazma süreci, üç yılda tamamlandı. Çünkü, ayrıntıları doğru yansıtmak istedim.

Romanı yazmam bir hayli uzun sürdü. Çalışmalarım, okumalarım, yazma sürecim üç yılı aşan bir süreyi aldı. Bu süre zarfında muhakkak endişe kapıldığım anlar oldu. Bir gün, hiç unutmuyorum Yusuf Akçura rüyama girdi ve beni azarladı. Bana “Metin, bitir artık şu romanı” dedi. O derece karakterlerle içli dışlı oldum yani…

Türk Milliyetçiliğine Adanmış Bir Hayat: Yusuf Akçura - Türktoyu - Türk  Dünyasını Keşfet

Size gelen kaynaklar arasında en dikkat çeken belge veya bilgi ne oldu?

Bana öyle güzel belgeler geldi ki… Romanımda Yusuf Akçura’nın İstanbul’un hangi sokağında oturduğunu öğrenmek istemiştim. Çünkü romanda betimleme yapacağım için bu ayrıntıları da öğrenmek istiyordum. Bana gelen bilgiler içerisinde, Yusuf Akçura’nın hangi sokakta oturduğunu bırakın, kapı numarasına kadar vardı. Hüseyinzade Ali Bey’in oturduğu sokağı, evini öğrendim. Bu noktada, romanımda tasvirlerimde gerçekçi bilgiler kullandım. Mesela Hüseyinzade Ali Bey’in sakalı nasıldır, Yusuf Akçura’nın gözü ne renktir? Romanımdaki bu bilgiler gerçek bilgilerdir. Bunun haricinde, her karakterin gerçek hayatta kendine göre bir konuşma tarzı vardır. Hatıratlara vs. baktım. Bu şekilde, karakterlerin konuşma tarzlarını da öğrendim. 190 Tıbbiyelinin hepsinin ismini öğrenemediğim için bazılarına hayali isimler verdim. Yine romanımda akıcı olması için bazı aşk hikayelerine de yer verdim. Hayali, mitolojik ve gerçek unsurları katarak bir eser oluşturmaya çalıştım.

Çalışırken Türk Ocaklarının çok derinlikli bir tarihi olduğunu gördüm. Sadece erkek karakterler de yok kadınlar da var. Onları da ayrıca çalışma şansım oldu. Halide Edip Adıvar, Müfide Ferit Tek, vs…

Türkiye Kadın Hareketlerinin Öncü İsmi, İlklerin Kadını Halide Edip Adıvar

“BU ROMAN, METİN SAVAŞ’IN DEĞİL TÜM TÜRK OCAKLARI CAMİASININDIR”

Romanın yazış sürecinde unutamadığınız bir ayrıntı var mı?

Romanı yazmam bir hayli uzun sürdü. Çalışmalarım, okumalarım, yazma sürecim üç yılı aşan bir süreyi aldı. Bu süre zarfında muhakkak endişe kapıldığım anlar oldu. Bir gün, hiç unutmuyorum Yusuf Akçura rüyama girdi ve beni azarladı. Bana “Metin, bitir artık şu romanı” dedi. O derece karakterlerle içli dışlı oldum yani… (Gülüyor) Nihayet romanı bu şekilde bitirdim ve Filiz Hoca’ma gönderdim, kendisi bir gece de okumuş ve beğendiğini söyledi. Yine, romanda tarihi hataların olup olmadığını öğrenmek için Yusuf Sarınay Hoca’mıza gönderdim. Kendisi de onay verdikten sonra basıma gönderdik. Ötüken Neşriyat’a teslim ettik. Baskı sürecini beklettik hemen baskıya vermedik çünkü 25 Mart Türk Ocaklarının kuruluş yıldönümünde duyuralım istedik. 25 Mart yaklaşırken matbaaya girdi. Böyle bir yazım süreci yaşadık.

Türk Ocaklarının Ankara’daki tarihi binası

Kitabın kapağı paylaşıldıktan sonra hoşuma giden en önemli tepkilerden birisi de şu oldu. Atatürk Üniversitesi’nden Süleyman Gümüş arkadaşımız, “Metin Savaş’ın şimdiye kadar yazdığı tüm romanlar kendisine aittir. Ama Kıvılcım romanı, bizim (Türk Ocakları) romanımızdır” dedi. Benim de istediğim buydu zaten. Türk Ocaklarına mâl edilmesiydi. Yani bu roman Metin Savaş’ın tek başına ortaya koyduğu bir eser değildir. Herkesin katkısı oldu. Türk Ocakları Genel Merkezi başta olmak üzere akademisyenler, öğrenciler, kütüphaneciler… Dolayısıyla bu romanı hep beraber yazmış olduk.

“ROMANA ÇALIŞIRKEN DEDEMİN TÜRK OCAKLI OLDUĞUNU ÖĞRENDİM”

Türk Ocaklarının ve genelde Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna dair kıymetli bir eser ortaya koydunuz. Esere okuyucunun tepkisi nasıl, ilk izlenimleriniz neler?

Türk Ocakları tarihi konusunda bir açlık, bir arzu varmış. Türk Ocaklarının tarihi elbette değerli isimler tarafından yazıldı ama ortada bir romanı yoktu. Türk edebiyatında böyle bir boşluk varmış, onu doldurmuş olduk. Bundan sonra, yetenekli arkadaşlarımız farklı açılardan Türk Ocakları romanı yazabilir. Zira, çok malzeme ve çok konu var. Hangi açıdan ele alınırsa başka bir roman çıkar.

Metin Savaş’ın dedesinin Türk Ocakları kimlik belgesi

Benim elimde 30 cilt kadar malzeme birikti. Yazım sürecinde beni arayan şube başkanlarımız oldu. Onlarla da bilgi belge paylaşımında bulunduk. Mesela ben Balıkesirli olmama rağmen Balıkesir Türk Ocağının geçmişini bilmiyordum. Türk Ocağı tarihini kurcalarken, epeyce malumat elde etmiş oldum. Bu süreçte, dedemin de Türk Ocaklı olduğunu öğrendim. Bu da benim için heyecan verici bir olaydı. Çünkü kimseye söylememiş bilmiyorduk. Tesadüfen öğrenmiş olduk.

TÜRK OCAKLARININ KURULUŞ ROMANI: KIVILCIM

Askerî Tıbbiye-i Şâhâne’nin isyankâr ve aydınlanmacı koridorlarında başlayan upuzun bir hikâye.Çılgın ruhlu Tıbbiye talebelerini gözetip kollayan muallim muavini Hüseyinzade Ali Bey’in dört bir yanda dolaşan gölgesi. Karacaahmet Mezarlığı’nda harlatılan kıvılcımlardan Türk Ocağı doğacaktır. Bu roman bir milletin küllerinden dirilişinin hikâyesidir. Ocak, payitaht İstanbul’un bir mezarlığında tutuşturulur ve Budapeşte’den Kaşgar’a kadar sıçrayan kıvılcımlar Türk Yurdu’nu yeniden ışıtır. Yusuf Akçura’ların, Ziya Gökalp’ların, Hamdullah Suphi’lerin çevresindeki ülkücü Türk gençliği aşklarıyla ve fedakârlıklarıyla bugünün Türklüğüne sesleniyor. Onlar buradalar! Siz neredesiniz?

Metin Savaş’ın Ötüken Neşriyat’tan çıkan Kıvılcım eserini bu bağlantı üzerinden satın alabilirsiniz.

Kırım Haber Ajansı, Kırımlı Elif Ninesinin yadigârı olarak gördüğü Kırım rozetini hiç çıkarmayan sıra dışı yazar Metin Savaş ile, Vatan Kırım’ı, Türk dünyasını, yazarlık serüvenini, edebiyata dair görüşlerini ve hazırlamakta olduğu yeni eserlerini konuşmuştu. Habere ulaşmak için tıklayınız:
Metin Savaş: Her romanımda muhakkak Kırım’a yer veririm