Mehmet Berk Yaltırık ile Kayıp Rıhtım'ın ilk basılı öykü seçkisi üzerine: "Tüm Panayırların Heyulası"

Haberler
qha muhabir
03 Mayıs 2022, 15:20
qha muhabir
03 Mayıs 2022, 15:20

Hazırlayan: Eda Aydın (Kayıp Rıhtım’dan QHA için)

Geçtiğimiz aylarda yıllardır edebiyat üzerine yayınları bulunan ve belli temalarda aylık öykü seçkileri hazırlayan “Kayıp Rıhtım” sitesinin ilk kez basılı seçkisi yayımlandı. Bu seçkide öyküsü çıkan Kırım Haber Ajansı (QHA) Türkçe Sayfa Editörü, tarihi-korku türünde öyküleri, romanları ve yazılarıyla tanınan Kırım kökenli yazar Mehmet Berk Yaltırık, Kayıp Rıhtım’dan Eda Aydın ile QHA okurları için bu yeni çalışma üzerine konuştu.

Kayıp Rıhtım” sitesi 2008’den beri edebiyat, sinema, dizi, anime, çizgi roman, manga ve diğer görsel sanatlara dair kültür dünyasına yönelik yayınlarıyla tanınıyor. 2009’dan beri her ay da yine internet üzerinden belli temalarda öykü seçkileri de hazırlayan Kayıp Rıhtım, geçtiğimiz Ocak ayında “Tüm Panayırların Heyulası” ilk basılı öykü seçkisine imza attı. Bahsi geçen basılı seçkiye, internette ilk öykülerinin yayınlandığı platform olması vesilesi ile, “Ucube” adlı öyküsüyle Kırım Haber Ajansı (QHA) Türkçe Sayfa Editörü, tarihi-korku türünde öyküleri, romanları ve yazılarıyla tanınan Kırım kökenli yazar Mehmet Berk Yaltırık da katıldı.

Yaltırık’ın romanlarının da (Yedikuleli Mansur-2017, Istrancalı Abdülharis Paşa-2019) yayımlandığı İthaki Yayınları’ndan basılan, yerli spekülatif kurgu dizisi Pangea Kitaplığı’nın yeni eserlerinden olan “Tüm Panayırların Heyulası” seçkisinde; Hikmet Hükümenoğlu, Müge Koçak, Ekin Açıkgöz, Hakan Bıçakcı, Emirhan Burak Aydın, Ezgi Polat, Bahri Vardarlılar, Deniz Erbulak, Suat Duman, Özgürcan Uzunyaşa, Eda İşler, Orçun Ünal, Seran Demiral, Murat S. Dural, S. İpek Ortaer Montanari, Bahadır Cüney Yalçın, Ayça Erkol, Süreyyya Evren ve Onur Selamet’in öyküleri yer alıyor. Öyküler Onur Selamet ve Özgürcan Uzunyaşa tarafından toplanarak hazırlandı. 288 sayfalık seçkinin editörlüğünü Ceyhan Usanmaz, kapak illüstrasyonunu Ebrahel Lurci, kapak tasarımını ise Hamdi Akçay yaptı.

Kayıp Rıhtım’dan Eda Aydın, Mehmet Berk Yaltırık ile bu yeni öykü seçkisine ve başka çalışmalarına dair QHA okurları için söyleşi gerçekleştirdi.

Kayıp Rıhtım’la olan tanışma öykünüzden ve platformun ilk matbu öykü antolojisi “Tüm Panayırların Heyulası”na dahil olma sürecinizden biraz bahsedebilir misiniz?

2009 yazında blog açmamla aktif yazı yaşantımın başladığını her zaman söylerim. Benim için bir dönüm noktasıydı zira ilk kez yazdıklarımı okurla buluşturuyordum. O zamana kadar sadece kağıt üzerinde kalırdı öykü taslaklarım. Ancak şöyle bir durum vardı, ben blogu da bir tür not defteri gibi kullanıyordum. Şiir ve denemeler vardı ağırlıklı olarak. Korku teması vardı yine ama sadece bir buçuk öykü vardı. Bir tane bitmiş bir öykü, bir tane de yarım! Yine de insanların ilgisini çekmiş olmalı ki 2010 Şubat gibi önce Gölge e-Dergi’den, sonra da Kayıp Rıhtım’dan öykü yazmam istendi. Böylece hayatımda yeni bir safha başladı. Kayıp Rıhtım’ın aylık öykü seçkisi benim için ciddi bir alıştırma ve sınanma alanı oldu. İmla hatalarını budamak, anlatımımı zenginleştirmek, kendi tarzımı bulmak adına bende çok ayrı bir yeri vardır. Zaman içerisinde yazı hayatına daha yoğun şekilde adapte olunca ve iş güç sebebiyle biraz boşlasam da halen bağım var.

“Kayıp Rıhtım”ın daha önce de basılı seçki denemeleri olmuştu. Hatta 2012 gibi “Arayış” temalı bir seçkiyi e-kitap olarak okurla buluşturmuştuk. Ancak bu girişimler uzun süre basılı bir çalışmaya dönüşemedi. Yine de Kayıp Rıhtım’ın aylık öykü seçkisi yayınlanmaya devam ediyordu, yeni isimlerle ve öykülerle, farklı temalarlar. Seneler sonra Onur Selamet’ten ki ilk yazdığım dönemlerde kendisinden “fahri editörüm” diye bahsederdim, “Ucube” temalı basılı bir öykü teklifi alınca anında “Ben de varım!” dedim ve yazmaya koyuldum.

“Tüm Panayırların Heyulası”nda yer alan öykülerde ucube temasının birçok farklı açıdan ele alındığını görüyoruz. Sizin tercihiniz daha fiziksel bir tasviri işaret ediyor. Temanın izini sürerken nasıl bir süreçten geçtiniz? Ucube motifi size neler ifade ediyor?

Ben folklorik ve tarihi korku öyküleri kaleme aldığımdan, “ucube” denilince aklıma gelen ilk çağrışımı kaleme dökmek için şevk buldum. Dilimizde “hilkat garibesi” yani “yaradılıştan acayip” tabiri de vardır, “umacı” gibi “ucube”yi yani “şaşılacak kadar çirkin şey”i çağrıştıracak başka kelimeler de. Ben ucubeyi insanların görmeye alıştığına aykırı ve grotesk bir kavram olarak gördüm ama folklorik bir yönü olduğunu da biliyordum. Öykümde de bu şekilde işlemeyi tercih ettim.

Kitapta yer alan “Umacı” öykünüz 1899 yılının Adana’sında geçiyor. Tarih ve mekân tercihinizde etkili olan unsurlar neydi? Diyaloglardaki yerelliği sağlamak adına hangi kaynaklardan beslendiniz?

Ben aslen Adana, Ceyhanlıyım. “Ucube”de okuduğunuz “Mercimek” benim köyüm, “Çakaldere” babaannemin köyü. Ceyhan memleketim olmanında ötesinde çocukluğumda gördüğüm Yılan Kale’nin ve Şahmaran söylencesinin etkisinde kaldığım bir yer. Akrabalarımızın evi köyün mezarlığını görürdü, gece uyurken de, dolaşırken de hep karşıma çıkardı. O yörede geçen bir öykü taslağım yıllar öncesinden oluşmuştu, bir yörük hikayesini anlatıyordum kendimce. Büyü ve çirkinlik üzerineydi. “Ucube” başlığını seçip onu kaleme almaya başladım sonrasında. Diyaloglar benim hem Adana’dan hem de başka yörelerden duyduğum Avşar ağzıyla, onların tabirleriyle alakalıdır. Yörük kültürünü yansıtmak için seçtim.

“Tüm Panayırların Heyulası”nda korku türüyle birlikte bilimkurgu, fantazi, polisiye ve tuhaf kurgu gibi alanlarda da kaleme alınmış metinler yer alıyor. Spekülatif kurgu türleri arasında ‘korku’yu nereye konumlandırıyorsunuz? Korkunun, bahsi geçen alt kültür türleriyle olan ilişkisine dair neler söyleyebilirsiniz? Türler arası çizgilerin giderek görünmez bir hâle geldiği görüşüne katılıyor musunuz?

Korku her ne kadar günümüzde batıda yan tür, melez tür gibi görülse de ben başlı başına bir tür olarak görüyorum. Ateş başında cin hikayesi anlattığım zaman, uzaylılara teşne bir hikayesi olsa bile ona “korku” gözüyle bakarız ister istemez. Korku kendini değiştirip geliştirebilen, melezleşmeye açık bir tür olduğundan böyle bir eğilim söz konusu. Batı örneğinde “korku edebiyatı bitti, yan tür oldu” söylemlerini makul bulabilirim belki. Orada asırlarca yazılagelmiş, bir noktadan sonra öyle farklı türlerle etkileşime girmiş ki, tıpkı internette milyonlarca paylaşımdan sonra orijinal hali kaybolan şarkılar, videolar gibi olmuş. Ancak bizde durum farklı. Bizde korku edebiyatı neredeyse 22 yıllık bir mevzu, ticari denemelerin ötesinde bu türe kafayı takan kalemlerin internetten basılı camiaya uzanan bir mücadelesi söz konusu. Hala yeni sayılır. O yüzden bizde bunu konuşmak için henüz erken. Dahası batıdakine benzer bir dönüşüm geçirip geçirmeyeceğini de bilemiyoruz.

Bir söyleşinizde “Umacı” öykünüzün hatlarını “Güzel ve Çirkin”vâri olarak tanımlıyorsunuz. Masalların, efsanelerin ve folklorik anlatıların yeniden yorumlanmalarıyla ortaya çıkan modern metinler hakkında görüşleriniz neler?

Benim ilham aldığım anlatılar, inanışlar, söylenceler, efsaneler ayrıca keyif veriyor. Yakın zamanda Mircea Eliade’nin “Matmazael Christina” adlı romanını okudum. Romen folklorunu ve oradaki “strigoi” (vampir) motifini öyle başarıyla işlemiş ki, hali hazırda üzerinde çalıştığım taslakları etkiledi. Eski hikayeler deyip geçiyoruz ama zamanın ve mekanın ötesinde zuhur etme, asırları ve ölümü alt edip yeniden dolaşma gibi özellikleri var bence. Onlardan ilham aldık, almaya da devam edeceğiz.

Ecinniler öykülerinize sık sık konuk oluyor. Özellikle Anadolu’da birçok cin anlatısı olduğunu biliyoruz. Sözlü kaynakları hariç tutarsak Anadolu coğrafyasındaki ecinni motifine dair bizimle paylaşabileceğiniz kaynaklar var mı?

Cinlere dair Anadolu’daki görünümleriyle alakalı olarak Özkul Çobanoğlu’nun “Türk Halk Kültüründe Memoratlar ve Halk İnançları” adlı çalışmasına, Seçkin Sarpkaya’nın “Türklerin Şeytani Masalları”na, İrfan Polat’ın “Türk Masal Ve Efsanelerinde Olağanüstü Güçler Ve Varlıklar & Türkiye Sahasının Demonoloji Ve Diabolojisi” adlı çalışmaya bakabilirler. Ama özet isteyenler de Kahramangiller sitesi için yazdığım üç bölümlük “Cinler Üzerine” adlı makale serimi okuyabilirler yahut YouTube kanalındaki aynı adlı video serimi seyredebilirler.

Pek çok kolektif çalışmada isminizi görebiliyoruz. Edebiyat dünyasında ortak çalışmaların kıymetine dair neler söylemek istersiniz? Gelecekte bizleri bekleyen başka kolektif kitaplar bulunuyor mu?

Öykü seçkileri bir nevi eğlence parkı gibi. Her meşrebe, her okura hitap edebiliyor. Yeni isimlerin, bilindik kalemlerle yer alması hem onore edici hem de tarzları karşılaştırmak adına bir nevi yazma alıştırması gibi. Ancak çoğu zaman ben bu yönünden çok, eğlence kısmına odaklanırım. Eskinin meşhur “Alacakaranlık Kuşağı” dizisi gibi, her öyküde farklı bir dünyanın kapılarını aralamak heyecan verici. Şu sıralar çıkmasına hazırlandığım iki ortak çalışma daha var. Biri korku, diğeri de polisiye türünde.

Türk edebiyatında çağdaş korku türünde eserler üreten yazarlar arasında önde gelen isimlerden birisiniz. Yerli korku edebiyatının ülkemizdeki mevcut konumunu ve gelecekteki olası pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Oldukça hareketli, zengin ve daha da gelişime açık buluyorum. Bu açıdan ileride de epey farklı kalemlere ve eserlere rastlayacağımızı, bambaşka kurgulara kapı aralayacağımızı düşünüyorum.

Yeni romanınız “Karanlığın Şahidesi”nin yakın gelecekte yayımlanacağını biliyoruz. Okurlarınız için kitaba dair sürprizini de fazla kaçırmadan neler söyleyebilirsiniz?

“Karanlığın Şahidesi”, 1800’lü yılların başında İstanbul’da geçen bir “cin aşkı” veya “cin musallatı” hikayesini işliyor. Onunla birlikte “Kan Sahibi” ve “Hunâşamzade” adlı iki vampir temalı, Balkanlarda geçen korku novellam da (uzun öykü) yayımlanacak. Takat ve vakit buldukça yazmayı sürdürüyorum bakalım.

KORKU HİKAYELERİ VE YEREL SÖYLENCELERİN PEŞİNDE

Türk Edebiyatının yeni nesil korku ve fantastik öykü yazarları arasında kendisine önemli yer edinen Mehmet Berk Yaltırık, “Anadolu Korku Öyküleri-2, Güçoburlar, Seyfettin Efendi ve Esrarengiz Hikâyeleri-1” gibi çalışmalarda yer aldı. İlk romanı “Yedikuleli Mansur”da (İthaki Yayınları) roman kahramanı Mansur aracılığıyla Kırım Tatarı bir genç olarak okuyuculara Kırım’ı hatırlatan Yaltırık, ikinci romanı “Istrancalı Abdülharis Paşa”yı da 2019’da okurun beğenisine sundu. Mehmet Berk Yaltırık’ın son öykü kitabı “Gölgeli Öyküler”, Yenisey Yayınları tarafından neşredilmişti. Akademisyen Seçkin Sarpkaya ile birlikte hazırladığı “Türk Kültüründe Vampirler-Oburlar, Yalmavuzlar ve Diğerleri” (Karakum Yayınevi) adlı araştırma kitabı da 2018 yazında okurlarla buluşmuştu. En son 2022 Ekim ayında “Uluslararası Gençlik Edebiyat Festivali-Tirana Gate 2021” festivaline katılmak üzere, Bölgesel Kültürel Çeşitlilik Ağı’nın (READ) “2021 READ Residency Programı” çerçevesinde ekim ayı boyunca Arnavutluk’un başkenti Tiran’da ağırlanmıştı. Şu sıralar YouTube üzerinden kendi yayınlarını sürdüren yazar, yeni kitap projeleri ve senaryo denemeleri üzerinde çalışıyor.