Kızıl Kırgın Kurbanları: Karaçay Malkar Türkleri

Güncel
Ömer Kaya
02 Kasım 2021, 22:34
Ömer Kaya
02 Kasım 2021, 22:34

Kafkasya’nın yerli halkı Karaçay-Malkar Türklerinin, Stalin rejimi tarafından sürgün edilişinin 78. yıl dönümünde dönümünde QHA, filolog, araştırmacı “Mingi Tav” Karaçay-Malkar Bilim ve Kültür Araştırmaları Derneği Başkan Yardımcısı Ufuk Tuzman ile röportaj gerçekleştirdi. Karaçay Malkar Türklerinin Sürgünü ve Stalin rejiminin Rusya içindeki Türk kökenli halklara yönelik baskı ve asimilasyon politikalarına dair değerlendirmelerde bulunan Tuzman, “Kızıl Kırgın Kurbanları’ olarak adlandırdığımız ve Sovyet dönemi Stalin sürgünleri adıyla da bilinen sürgün ve tehcirler şüphesiz bedelleri en ağır olanlardır.” dedi.

Tarihi soykırımlarla ve katliamlarla dolu olan Sovyetler Birliği diktatörü Josef Stalin’in emriyle, 78 yıl önce bugün 2 Kasım 1943’te Karaçay Türkleri vatanlarından sürgüne yollandı. Karaçay-Malkar Türkleri, İkinci Dünya Savaşı’nın tüm hızıyla devam ettiği günlerde, Sovyet hükumetine karşı ihanet, vatan hainliği ve düşmanla işbirliği suçlamalarıyla ata yurtlarından koparılarak, Orta Asya ve Sibirya’ya sürüldü. Karaçay Türklerinin vatanlarından sürgün edilişinin 78’inci yıl dönümünde filolog, araştırmacı “Mingi Tav” Karaçay-Malkar Bilim ve Kültür Araştırmaları Derneği Başkan Yardımcısı Ufuk Tuzman verdiği röportaj ile QHA’nın sorularını yanıtladı.

Sürgüne direnenler ya öldürülmüş veya yaralanmıştır. Sürgüne gönderilemeyecek kadar yaşı ve durumu ağır olanlar geride bırakılmış ve akıbetleri öğrenilememiştir. İşte bu ve buna benzer birçok ortak yöntemlerle Karaçay Malkar Türkleri de bu sürgünleri yaşamak zorunda bırakılmıştır.

Ufuk Tuzman
Ufuk Tuzman

QHA’nın Ufuk Tuzman ile gerçekleştirdiği röportajın tamamı:

“KIZIL KIRGIN KURBANLARI: KARAÇAY MALKAR TÜRKLERİ”

Karaçay Malkar Türklerinin Sürgünü nasıl gerçekleşti? Stalin rejiminin Rusya içindeki Türk kökenli halklara yönelik baskı ve asimilasyon politikaları bağlamında değerlendirmeniz mümkün mü?

Karaçay-Malkar Türkleri 2 Kasım 1943 ve 8 Mart 1944 tarihlerinde iki ayrı zaman diliminde sürgünü yaşamış tek millettir. Türk dünyasında yaşanan tüm trajediler bizim için son derece önemlidir. “Kızıl Kırgın Kurbanları” olarak adlandırdığımız ve Sovyet dönemi Stalin sürgünleri adıyla da bilinen sürgün ve tehcirler şüphesiz bedelleri en ağır olanlardır.

Kronolojiye bakıldığında ise bu sürgünlerin 2 Kasım 1943’te Karaçay Türkleri ile başlayıp, akabinde 8 Mart 1944’te Malkar Türkleri, 18 Mayıs 1944’te Kırım Türkleri, 14 Kasım 1944’te Ahıska Türklerinin topyekûn sürgünleriyle devam ettiğini görebiliriz. Sovyetlerin bana göre etnik temizlik amacıyla gerçekleştirdiği bu sürgünlerde, hem amacı hem şekli itibarıyla birçok ortak yön gösterebilir. Örneğin, tüm sürgünler belirlenmiş istasyonlara evlerinden bir gece vakti apar topar kamyonlara bindirilen insanlarımızın ne olduğunu anlamadıkları bir anda silahlı askeri bir tahliye yöntemiyle Orta Asya ülkeleri ve Orta Sibirya steplerine doğru gerçekleştirilmiştir.

Sürgünlerde benzer bir yöntem ile hayvan vagonlarına bindirildikten sonra uzun süren zorlu ve insan onurunu ayaklar altına alan anlayışla yapılan sevkiyatta, yolda hayatını kaybedenler ya nehirlere, ya yarlardan aşağıya ya da bozkırlara kurda kuşa yem olsun diye atılarak, yolculuk yaptırılmıştır. Direnenler ya öldürülmüş veya yaralanmıştır. Sürgüne gönderilemeyecek kadar yaşı ve durumu ağır olanlar geride bırakılmış ve akıbetleri öğrenilememiştir. İşte bu ve buna benzer birçok ortak yöntemlerle Karaçay Malkar Türkleri de bu sürgünleri yaşamak zorunda bırakılmıştır.

Bana göre; Karaçay-Malkar nüfusuna büyük darbe indiren 14 yıllık bu sürgün dönemi, basit sayısal değerlerle ifade ettiğimizde soykırım olarak tescillenebilecek bir zaman dilimini kapsamaktadır. 1935-1937 yıllarında Türk Dünyasının diğer bölgelerinde olduğu gibi Karaçay-Malkar Türkleri için de halen yeterince gün yüzüne çıkarılamamış, her türlü iftira ve işkence ile aydınların, kanaat önderlerinin, ulema ve liderlerin aileleriyle tehdit edildiği, sonucunda ise Kızıl Kırgın’ın başlangıcı olarak kabul edilen Sovyet tırpanlarının rejimin menfaatine karşı olan halkı biçtiği bir dönem yaşanmıştır. Bu yok etme süreci sonrası 1939 yılında toplanan verilere bakıldığında yaklaşık 75 bin 800 kişilik bir nüfus olarak kayda alınan Karaçay Türklerinin 1959 yılına gelindiğinde sadece 81 bin 400 kişilik bir nüfusla sınırlı kalması bu acı olayın sadece bir sürgün olmadığı gerçeğini göstermesi açısından önemlidir.

Yine Malkarlarımızın 1939 yılında 42 bin 700 olan nüfuslarının 1959 yılında 42 bin 400’e düşmesi tamamen facia diyebileceğimiz bir soykırımın daha açık ispatı gibidir.

Sorunuzun son bölümü hakkında ise baskı ve asimilasyonlar hakkında açık kaynaklı kayıt altına alınan değil, soyut baskıları daha çok görebiliriz diye düşünüyorum. Şüphesiz en büyük baskı ve deformasyon burada anadili baskılayan siyasi tutumun ağır bir şekilde hissedilmesidir. Bir ülke düşünün; ana dilde eğitim, basın yayın, bilim, toplumsal modernizasyon yapamıyor. Kimliğinizi sadece adlandırdığınız ülke adıyla temsile doğru giden bir felaket sürecine girmişsiniz. Bana göre bu ana dilde yapılan çalışmalar hak ettiği ilgi ve devlet desteğini alamıyor. Anadilde eğitim alan kişiler iş bulamıyor devlet kurumlarında çalışamıyor.

Baskın olan dil ise sadece Karaçay-Malkarlar için değil tüm coğrafya için Rusça. Elbette bu anlaşılması ve kabul edilmesi mümkün olmayan bir durum. Ana dilde yayınlarınızın olmaması bilinen ve yaşatılmaya çalışılan tüm medeni edebi ve kültürel değerler bugün için ağızlarda yaşatılmaya çalışılıyor. Sağlık, eğitim ve ekonomi sektörü kör topal ve aksayarak devam ediyor. Birçok alan görünür yâda görünmez ailelerin tekelinde, kontrolünde. Dışarıdan bir bütün olarak değerlendirirsek, ülkedeki yaşayan halk; her şeyin normal ve hak ettiği şekilde olduğunu söylerken işsizlik hat safhada olan bölgede işlerini kaybetme korkusuyla değerlendirme yapıyor.

Başta Anadolu toprakları olmak üzere Avrupa veya Amerika’dan ata topraklara ziyaret edenler içerisinde baskı ve sıkıntıları görebilen bilinçli kesim maalesef azınlıkta. “Ata yurt” kavramı turistlik açıdan veya varsa akrabalık ilişkileri için gidenlerin çoğunlukla kendilerine göre eşsiz, mükemmel ve yaşamak için ideal görünen bir yer olduğu hissiyle bakılan bir tanımdır. Lakin işsizlik, hukuksuzluk, etnik rekabete dayalı çatışma ortamı, eğitim eşitsizliği giderek büyüyen yasa dışı radikal gruplara mensubiyet sadece Karaçay-Malkarların değil, birçok eski Sovyet üyesi ülkelerin görmezden geldiği asıl sorunlar. 

“BİZLER ANADOLU’YA GELEREK BU TOPRAKLARI VATAN EDİNDİK…”

Bugün sürgünün 78. yıldönümünde, Türkiye’de ve dünyada yaşayan Karaçay Malkar Türkleri hakkında neler söylersiniz?

Bizler, Türkiye’de yaşayan Karaçay-Malkar Türkleri sürgünlerle değil, Sultan Abdülhamit döneminde muhacirlikle Anadolu’ya gelerek bu toprakları vatan edindik.

İlk muhacirler 1860’lı yılların ortalarından itibaren Anadolu’ya gelse de ikinci ve daha kalabalık olan muhacir guruplar 1905-1910 arasındaki süreçte Anadolu’nun muhtelif bölgelerine yerleşmişlerdir. Yerleştikleri yerlere göz attığımızda, Eskişehir merkezi dışında kendine bağlı Çifteler ilçesi, Belpınar Köyü, Yazılıkaya Köyü, Akhisar Köyü, Gökçeyayla Köyü, Yakapınar Köyü (Sivrihisar-Ertuğrul), Afyon merkezin yanı sıra kendine bağlı Bolvadin ilçesi, Doğlat Köyü, Konya’nın Sarayönü ilçesine bağlı Başhüyük köyü, Ankara merkezin yanı sıra Gölbaşı ilçesine bağlı Yağlıpınar Köyü, İzmir merkez, İstanbul, Yalova’ya bağlı Çiftlikköy beldesi, Tokat merkezin yanı sıra Arpacı Karaçay Köyü ile Çilehane Köyü, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesine bağlı Eğrisöğüt Köyü, Sivas’ın Yıldızeli ilçesine bağlı Emirler Köyünü görmekteyiz. Yine iş ve eğitim gerekçeleriyle Karaçay-Malkar Türkü birçok hemşerimizin büyük şehirlerde yaşadığını görebiliriz. Karaçay-Malkarların Türkiye’deki nüfusları kesin olarak bilinmemekle beraber kimi araştırmacı ve ilim adamlarımıza göre 60-70 bin arasındadır. Türkiye’den Avrupa ve Amerika başta olmak üzere birçok ülkeye de geçiş yapmış olan Karaçay-Malkarlar Türkiye’ye ve Atayurtlarına olan sevgi ve bağlılıklarını kimi STK’larımız vasıtasıyla yaşatmaktadır.

“KARAÇAY MALKAR TÜRKLERİNİ DİRİ TUTAN EN BÜYÜK UNSUR DERNEKLERİMİZDİR”

Tüm bu yerleşimlerimizde diyebilirim ki Karaçay-Malkar Türklerini diri tutan en büyük unsur derneklerimizdir. Derneklerimizin başında Eskişehir Karaçay-Malkar Derneğinin toplum üzerindeki yapıcı ve güçlü etkisini belirtmek isterim. Eğitim ve milli hafızaya yönelik değerleri yaşatmak amacıyla kurulan ve yazılı kaynakların üretimini amaç edinen Ankara’daki “Mingi Tav” Karaçay-Malkar Bilim ve Kültür Araştırmaları Derneği ise yeni kurulmasına rağmen 3 yıl gibi kısa bir sürede Karaçay-Malkar kültürel değerleri üzerine TRT’de 4 belgesel film ve kültür programı ile çeşitli radyolarda 6 edebiyat sanat ve kültür programı gerçekleştirmiştir. “Mingi Tav” Derneği aynı zamanda 8 basılı eser ve anadilde Türkçe Latin alfabesiyle yayınlanan bir dergiyi de hayata geçirmiştir.

Örf-adet ve ananelerini sürdürme gayreti Anadolu’da yaşayan tüm Türk halkları gibi Karaçay-Malkarlar içinde büyük önem arz etmektedir.

Sürgünlerinin 78. yıldönümü münasebetiyle Karaçay-Malkar Türklerine, yine Kızıl Kırgın Kurbanı tüm halklarımızın ölmüşlerine rahmet diliyor, bu önemli tarihi trajedinin unutulmaması ve unutturulmaması adına bu mülakatı gerçekleştiren Kırım Haber Ajansına duyarlılığından dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.

2 KASIM 1943: KARAÇAY MALKAR SÜRGÜNÜ VE SOYKIRIMI

Kafkasya’nın yerli halkı Karaçay-Malkar Türklerinin, Stalin rejimi tarafından sürgün edilişinin bugün 78. yıl dönümü. Aradan geçen yıllar yaşanan acıları ve vatan toprağına duyulan hasreti hiç bir zaman dindirmedi. Tarihi soykırımlarla ve katliamlarla dolu olan Sovyetler Birliği diktatörü Josef Stalin’in emriyle, 78 yıl önce bugün 2 Kasım 1943’te Karaçay Türkleri vatanlarından sürgüne yollandı. Karaçay-Malkar Türkleri, İkinci Dünya Savaşı’nın tüm hızıyla devam ettiği günlerde, Sovyet hükumetine karşı ihanet, vatan hainliği ve düşmanla işbirliği suçlamalarıyla ata yurtlarından koparılarak, Orta Asya ve Sibirya’ya sürüldü.

2-5 Kasım 1942 tarihinde SSCB Yüksek Kurulu emriyle SSCB’nin NKVD (İçişleri Halk Komiserliği) ordusu Karaçay-Malkar halkını ana vatanından sürdü. Sürgünün güç desteği için 53 bin 327 silahlı kişiden oluşan Kızıl Ordu askeri birlikleri görev aldı. Sovyet resmi kurumlarının verilerine göre o dönemde 69 bin 267 Karaçay-Malkar sürgün edildi. 2 Kasım 1943’te Karaçaylıların yaşadığı sürgün felaketi, 8 Mart 1944’te onların kardeş halkı Malkarlıların da başına geldi.

Bugün yaşayan birçok insanın yakınlarının dahi hayatlarını kaybetmesinden sorumlu katil Stalin, yaklaşık 20 milyon insanın ölümüne sebep oldu. Diktatörlüğü süresince acımasız katliamların uygulayıcısı olarak bilinen katil lider Stalin hakkında tarih kitaplarına şöyle yazıldı:

“Stalin Sovyetler’in mutlak diktatörü olmak için kalburüstü komünistlere karşı kanlı bir katliam başlattı. Stalin devri o kadar vahşiyane ve kanlı geçiyordu ki , bu korkunç zulüm hareketinin ‘İnsanlık tarihinin en barbar dönemi’ olduğunu bizzat önceki Sovyetler Birliği Hükümet Başkanı Kuruşçev itiraf etmişti.”

KARAÇAY MALKAR TÜRKLERİ

Karaçay-Malkar Türkleri, günümüzde ata yurtları Kafkasya’da ve bunun dışında savaşlar ve sürgünler sebebiyle dağıldıkları pek çok ülkede, Türkiye’de, Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Özbekistan’da, Suriye’de ve Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yaşamakta olan, anadilleri Türkçe’nin tarihi bir lehçesi olan Kuman-Kıpçak diline dayanan, etnik ve sosyal yapıları, kültürleri ile Kafkasya’nın ayrılmaz bir parçası olan bir Türk boyu ve Kafkasya halkıdır.

Kökleri Kafkas Dağları’nın eski yerli kavimlerine ve bu kavimlerin meydana getirdiği milattan önce 3 binli yıllara dayanan Koban kültürü dönemine kadar uzanırken, günümüzden 2.500 yıl kadar önce kuzeydeki Avrasya bozkırlarından gelen atlı göçebe savaşçı kavimlerle yaşanan karışma ve bütünleşme neticesinde Karaçay-Malkar halkı Kafkasya’nın merkezinde, yüksek dağlarla çevrili derin vadilerde bir Türk dili konuşan Kafkasya halkı olarak ortaya çıkmıştır. Karaçaylılar Kafkasya’dan sürülen ilk halktır. Onları Çeçen-İnguşlar ve Malkarlılar takip etmiştir.