Kırımlı halk kahramanı Alim Aydamak'ın destanı Ukrain dilinde de okunacak

Haberler
Feride Useinova
31 Mart 2019, 14:31
Feride Useinova
31 Mart 2019, 14:31

Hakkında yakılan yırların (türkülerin) hala çınladığı, Kırım’da hayatı efsanelerle, söylencelerle iç içe geçmiş bir halk kahramanı olan Alim Aydamak’ın hayatını anlatan ünlü roman Ukraince’ye çevrildi.

Meşhur Kırım Tatar yazar Yusuf Bolat’ın yazdığı, Alim Azamatoğlu adıyla da tanınan ve 1800’lerin ikinci yarısına kadar Kırım’da zenginden alıp fakire dağıtmasıyla nam salan, aynı anda birkaç yerde birden göründüğüne dair söylenceler olan halk kahramanını konu alan roman Ukrain okurlarla da buluşacak.

“Alim Azamatoğlu” adlı roman, Ukraince’ye çevrilerek yazarı Yusuf Bolat’ın doğumunun 100. yıl dönümü vesilesiyle Kırım Evi ve Kanada’nınn Ukrayna Büyükelçiliğinin destekleriyle basıldı. “Alim Azamat Oğlu” romanı, “Ukrain Dilinde Kırım Tatar Nesri” dizisinde “Gün Doğdu” ve “Merdiven” kitaplarından sonra yayımlanan üçüncü kitap oldu.

EFSANEYLE TARİH İÇ İÇE: ALİM AYDAMAK’IN GERÇEK YAŞAMI

18. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın başlarına, Balkanlardan Anadolu’ya, Azerbaycan’a değin birçok bölgede “eşkıya” yahut “kanun kaçağı” olup halk nezdinde kahraman figürüne dönüşen, bugün birçoğunun türküleri hala söylenen ünlü siluetlerden biri de Alim Aydamak. Tıpkı filmlere ve romanlara konu olan, türküler aracılığıyla tanınan Çakırcalı Mehmet Efe, Dramalı Hasan, Kaçak Nebi gibi şahsiyetlerden olan Alim Azamatoğlu, “aydamak” yani “haydut” lakabını buradan alıyor. Aydamak tabiri, bazı Balkan dillerinde ve lehçelerinde “haydamak” şeklinde geçmekte olup, “halletmek” anlamında günlük dilde de “aydamak”-“aydayamamak” şeklinde de kullanılmaktadır.

Yusuf Bolat’ın meşhur romanında Kırımlı talihsiz köylülerin savunucusu olan Alim Azamatoğlu’nun çocukluğu ve gençliği anlatılıyor. 19. yüzyılda gerçekten yaşamış olan ve yaşadığı belgelerle ispatlanan Alim Aydamak, Kırım tarihinde kahramanlıklarıyla anılan halk yanlısı bir eşkıya olarak yer alıyor. Akmescit’teki Kırım Arşivlerinde o zamanki Çarlık idaresinde Tavrida’nın Valisi Pastel adına Alim ile ilgili yazılan şikayetler içeren dosyaların mevcut olduğu, dört dosyadan günümüze kadar sadece bir tanesinin gelebildiği biliniyor. (Alim Aydamak’la ilgili bilgilerle alakalı olarak Kamelya Tekne’nin “Kırım’ın Sembol Şahsiyetlerinden: Gerçekle Kurgu Arasında Alim Azamatoğlu” adlı makalesi, Metin Özarslan’ın da “Cengiz Dağcının Romanlarında Alim Aydamak Efsanesinin Yansımaları Üzerine” adlı bir makalesi bulunuyor)

Alim Aydamak adına 22 Ocak 2005’te şu an Rus işgali altındaki Kırım’da, Karasupazar (Belogorsk) bölgesinde bir anıtın diktirildiği biliniyor. Aynı zamanda sessiz formatta çekilen ve ilk Kırım Tatar sinema filmi olarak tarihe geçen 1926 yapımı “Alim” filmi de bulunuyor. Film 1937’de Sovyet yönetimi tarafından yasaklanmıştı. Kırımlı “Köroğlu” Alim Aydamak’ın yırları halen Kırım Tatarları arasında yaşatılıyor.

1926 tarihli “Alim” filmi-Alim Aydamak rolünde ünlü Kırım Tatar sinema oyuncusu Hayri Emirzade

Farklı kaynaklara göre Alim 1815 ile 1819 yıllar arasında doğdu. Alim’in doğduğu zaman Çarlık Rusya’sı neredeyse yarım asırdır Kırım’ı işgal altında tutarak yerli halkı bambaşka bir yaşayışa sürüklemişti. Romanda da Kırım Tatarlarının yeni şartlara nasıl alıştıkları, Rusya’nın sömürgeci politikasından nasıl etkilendikleri ile ilgili geniş bilgiler, yorumlar yer alıyor.

Ayrıca, Rusya anlaşmalarını sözlü olarak yapmaya alışan ve daha önce tapu ile ilgili hiçbir bilgiye sahip olmayan Kırım Tatarlarına toprak tapusu belgelerini almaya başlamaları da romanda geçen anekdotlardan biri olarak ön plana çıkıyor.

Romanla ilgili yorumlarda bulunan kitabın çevirmeni Tamila Seityagyayeva, “Kırım’a Rusya İmparatorluğu geliyor ve sıradan insanların sıkıntıları başlıyor. Kendi halkını düşünmeyen ve yeni fırsatları değerlendirerek daha da zengin olmaya çalışan yerli beyler (mirzalar), Rusya yönetimine yardım etmeye başlıyor. İnsanlar, özellikle Kırım Tatarları çok yüksek vergilere tâbi tutuluyordu. Söylentilere göre bir köpeğin kuyruğu belli normlardan uzun olsa bile köpeğin sahibine vergi uygulanıyordu. 1830’da Kırım’da ikinci göç dalgası başlıyor. Tam bu sıralarda ailesi mirzaların elinden zulüm çeken halk kahramanı Alim, intikam almak için meydana çıkıyor. İnsanlar onun sözünü dinliyordu, uyumluydu, protesto etmiyor doğrudan hükûmetin eylemlerine karşı çıkıyordu.”

Hakkındaki anlatılara göre Alim, Çarlık güçleriyle karşı karşıya gelince insanlardan uzaklaşarak Kırım’ın mağaralarında yaşamaya başlıyor. Yollarda toprak beylerini, mirzaları, Çarlık bürokratlarını soyuyor. Soygunları çoğu zaman silahsız ve tek başına gerçekleştiriyor. Alim’i yakalamanın imkansızlığına dair söylenceler de romanda yer buluyor. Aynı günde yarımadanın farklı yerlerinde olabildiğine inanılıyor. Yine romanda da kendi onur kurallarının olması hususu yer alıyor. Söylencelere göre Alim her zengini değil, sadece adaletsiz ve cimri olanları soyuyordu. Çaldığı malları Taraktaş Dağında saklayarak daha sonra fakir ailelere dağıtıyordu.

Kırım Haber Ajansı’na(QHA) açıklama yapan romanın çevirmeni Tamila Seityagyayeva halk tarafından büyük destek gören Alim’in adının hem Kırım’da bir çok yere verildiğini hem de hala yeni doğan erkek çocuklarına verildiğini söyleyerek, “Kırım’da Alim’i herkes bilir. Alim halk kahramanıdır. Dedelerimiz ve ninelerimiz Alim ile ilgili hikayeleri kuşaktan kuşağa aktardı. Kırım’da dedelerin evinde Alim’in saklandığını anlatan bazı insanlar bile var. Alim birinci plana adaleti koyduğu için halk ona çok saygılı davranıyordu” diye kaydetti.

Alim’in yaşamının son bulmasında dair iki yorum bulunuyor. Yorumlardan ilkine göre yakalandıktan sonra ellerinde demir sopalar olan askerlerden oluşan bir koridordan geçirilip dövüldüğü söyleniyor. Dayaktan ölmemesi için Alim hastaneye götürüldüğünde Sibirya’ya sürgün edilmesine karar veriliyor. Bir yoruma göre Alim bu sürgün esnasında kaçıp kurtularak İstanbul’a geliyor. Bazı kaynaklarda Alim’in ölüm tarihi olarak 1849 geçiyor.

Tamila Seityagyayeva, QHA’ya yaptığı açıklamada Alim’in hastaneden kaçıp Türkiye’ye gittiğini orada 110 yıl yaşayıp dört çocuk babası ve bir kahvehane sahibi olduğunu anlatan bir versiyondan da bahsetti. Çevirmen bununla ilgili olarak, “Bir kişi hatıralarında Alim’in çocuklarının Türkiye’den Kırım’a mektup gönderdiklerini, mektuplarda babalarının yaşlandığını ve şu kadar yaşında olduğunu yazıyorlardı. Ben mektupları görmedim, bu yüzden hikayenin ne şekilde bittiğini söyleyemem. Ölüm tarihi belli değil. Sibirya’da da Alim ile ilgili herhangi bir bilgi yok. Ancak halkımız Alim’in Sibirya’da değil, Türkiye’de öldüğüne inanmak istiyor” dedi. Seityagyayeva Alim’in yaptığı kahramanlıkları anlatan “Alim Ata Bindi” kitabının üzerinde de çalışmaya başladığını bildirdi.

Bolat’ın romanının Ukraince basıldığı “Mayster Knıg” Yayınevinin Müdürü Pavlo Saçek de “Ukrayna Dilinde Kırım Tatar Nesri” dizisini devam ettirmeyi planladığını anlattı. Cengin Dağcı’nın romanları, Uriye Edemova’nın kadın romanları, Şamil Aladin’in “Teselli” hikayesi başta olmak üzere birçok eseri basmak istediklerini açıkladı.

YUSUF BOLAT KİMDİR?

Yusuf Bolat’ın kızı Zarema Mustafayeva babasının Aluşta’da fakir bir ailede Mart 1909’da doğduğunu söylüyor. Altı çocuklu ailenin tütün ve üzüm yetiştirerek geçinmeye çalıştığını aktaran Mustafayeva, Bolat’ın babası tarafından zengin bir aileye işçi olarak gönderildiğini ancak onun yine de köy okuluna gitmeye devam ettiğini aktarıyor.

Yaşam öyküsüne göre 1924’te Yusuf Bolat, Yalta Pedagoji Meslek Okuluna girdi. Daha sonra Kırım Pedagoji Enstitüsü Edebiyat fakültesine girdi. “Çanlar Çalarken” Yusuf Bolat’ın ilk eseri olarak tanındı. “1914 Savaşı ve Kahramanları” adlı eseri de ilk tiyatro oyunu olarak biliniyor.

Zarema Mustafayeva, babasının tiyatroya olan merakının ilk piyesinin prömiyerinden sonra arttığını söylüyor. Piyesin galasının Ayı Dağının eteğinde bulunan Partenit Açık Kırım Tatar tiyatrosunda yapıldığını hatırlatarak, “Bu köyün halkı hayatında bir gösteri izlemediği için sahnede olanlara çok inanmış. Sahnedeki oyuncular ölen çocuklarının arkasından ağlarken, seyirciler de ağlamaya başlamış. Salonda bir savaş sahnesi sergilenirken silahlı askerler çıkınca seyirciler korkarak salonu terk etmişler. Böylece gösteri iki perdeden oluştuğu halde birinci perdede bitmek zorunda kalmış. Bundan sonra babam tiyatro sanatının onun işi olduğunu anladı” diye kaydetti. Yusuf Bolat’ın şiir günlüklerinin 2. Dünya Savaşı’nda Kırım’ın işgali sırasında kaybolduğu düşünülüyor.

1941’de Yusuf Bolat “Kızıl Kırım” gazetesinin editör yardımcısı görevine atandı. Bir sene sonra Moskova radyo komitesinde Kırım Tatarca yayın yapan programlarının Baş Editörü olarak atandı.

Kırım Tatar sürgünü başladığında 1944’te Bolat’ın ailesi Özbekistan’ın Bulungur şehrine sürgün edildi. Orada da Bolat öğretmen ve gazeteci olarak çalıştı. Halkının sürgünü yüzünden endişeye kapılan Bolat ,Kırım Tatarlarının vatanlarına dönmesi için mücadele eden Kırım Tatar Milli Hareketine katıldı. Yusuf Bolat, Kırım’a dönemeden 1986’da Özbekistan’da vefat etti.