logo qha

Kırım Türklerinin dijital yayıncılığına imzasını atan Emelci: Özgür Karahan

19 Kasım 2020, 17:19

Aybala Polat
QHA Ankara

Kırım Tatarlarının göçler ve zorunlu sürgünler neticesinde birbirinden koparak geniş bir coğrafyaya yayılmaları her biri oldukça zorlu hayat şartlarını da beraberinde getirdi. Ancak sosyologların araştırma konusu olacak bir azim ve inanç ile bireysel hayatta kalabilme mücadelelerinin yanı sıra Kırım’ı unutmama, bağlarını koparmama ve geri dönme mücadelesini de vermekten geri durmadılar. Birbirleri ile iletişim kurmanın ve ideallerini yaşatmanın en önemli adımı “Emel Dergisi” oldu. Bu dergi farklı coğrafyalardaki Kırım Tatarlarını bir araya getirdi ve Vatan Kırım davasına inançlarını kuvvetlendirdi. Bu yıl Emel Dergisinin yayın hayatına başlamasının 90. yılı. Bu 90 yılda pek çok Emelci maddi manevi Kırım mücadelesine emek verdi.

Yeni dönemde gelişen teknoloji ve iletişimin başka kaynaklar sunması tüm insanların olduğu gibi Kırım Türklerinin de ilgisini çekti. İnternet bu kaynakların başında geliyordu. Türkiye’deki Kırım Tatar diasporası da bu yeni imkanlardan faydalanmak istiyordu. İdealist Kırım Tatarlarının dijital mecradaki bütünleşmelerinde yine Emel Dergisinin ve Emelcilerin önemli bir katkısı oldu. Kırım’a dair ilk online grupların kurulması, forumların oluşturulması ve internet sitelerinin yapılması diasporanın çalışma tekniğini ve hızını değiştirdi. Türkiye’deki Kırım Tatarlarına bu online dünyanın kapılarını açan en önemli isimlerden birisi de aileden Emelci yetişen Özgür Karahan. Kırım Haber Ajansı olarak diasporamızın değerlerini tanıttığımız bu çalışmamızda Özgür Bey’i ve Vatan Kırım’a dair çalışmalarını sizlerle paylaşıyoruz.

Özgür Karahan kimdir? Biraz ailenizden ve Kırım ile bağlarınızdan bahseder misiniz?

İstanbul’da Kırım Tatarlarının çokça yaşadığı Şehremini semtinde 1975 yılında doğdum. Babam Saim Osman Bey (1939-2015) Dobruca’nın Köstence şehrinde doğmuş bir Kırım Tatarı. Annem Nermin Hanım ise (1944) İstanbul doğumlu bir Anadolu Türküdür.

İlk, orta ve lise öğrenimimi Bakırköy’de tamamladım. 1992 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği bölümünü kazandım. Mezun olduktan sonra askerlik vazifemi yapana kadar 1.5 yıl kadar bir tekstil makineleri firmasında çalıştım. Sonra Türkiye’nin büyük teknoloji firmalarından birine elektronik mühendisi olarak girdim. 20 yıl çeşitli kademelerde çalıştım. Halen proje yöneticisi olarak çalışmaya devam ediyorum.

Zeynep – Dilek – Emel Karahan

Evliyim Emel ve Zeynep adında iki kızım var. Eşim Dilek de Eskişehir doğumlu bir Kırım Tatarı. Dilek ile Kırım Derneğinde tanıştık. Kendisi de hem dernek hem de Emel Kırım Vakfı’nın çalışmalarına aktif olarak katılıyordu. Yönetimlerde de görev aldı. İlk kızımızın adını ikimizin de ortak kararıyla EMEL koyduk. Zaten kızımız olacağını öğrendiğimizde ikimizin de ilk aklına gelen isim EMEL olmuştu…

“DEDELERİM KIRIM HARBİNDEN SONRA YAKLAŞIK 200 BİN KIRIM TATARI İLE BİRLİKTE KIRIM’DAN ZORUNLU OLARAK GÖÇ ETMİŞLER”

Babanızın ailesinin Kırım’dan Romanya’ya oradan da İstanbul’a uzanan göç hikayesini anlatır mısınız?

Babam Saim Osman Karahan, 5 Şubat 1939’da Romanya’nın Köstence şehrinin Koşu mahallesinde öğretmen ve din adamı bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmiş. Baba tarafından ataları 1853-1856 Kırım Harbinden evvel Kırım’da Orkapı’nın Qartqazaq (Tavriçeskoye) köyünde yaşıyorlarmış. Sülaleye Qoldaşlar (Koldaşlar) deniliyormuş ve güzel Kırım’ın kuzeyindeki düzlük topraklarda ailecek çiftçilikle uğraşıyorlarmış. 1860’ta zirveye çıkan ve bu dönemde 200.000’den fazla Kırım Tatarının göçüne neden olan büyük göç dalgasına kapılan Qoldaşlar da diğerleri gibi ata topraklarından ayrılmak mecburiyetinde kalmışlar. Ali Qoldaş ismindeki büyük atamız da harpten sonra elinde kalan malını mülkünü satarak o tarihlerde Osmanlı toprağı olan Dobruca’ya göç etmiş.

Sait Osman Bey – Raziye Hanım

Dedem Sait Osman Bey Köstence’de cemaat tarafından sevilen ve sayılan bir din adamı idi. Dobruca Müslümanlarının din adamı ve aydınlarının yetiştiği Mecidiye Medresesi’nden mezun olmuştu. Babaannem Raziye Hanım da Romen ve Türk mekteplerinde okumuş zeki ve becerikli bir ev hanımı idi. Raziye Hanım’ın 8 çocuğu oluyor fakat bunlardan 4’ü küçük yaşlarda vefat ediyorlar. Reyhan (1932), Saim (1939-2015), Nazmi (1945) ve Nihat (1947) hayatta kalanlar.

Babamın anne tarafı ise Kırım’ın güneyinden, bugün Karadeniz’in en önemli turizm merkezi olan, Yalta’dan Dobruca’daki Taşpınar Köyü’ne göç etmek zorunda bırakılmışlar.

Babanız ne zaman Türkiye’ye geliyor?

Babam Romanya’da büyümüş ve oranın köklü üniversitelerinden Bükreş Üniversitesinin Matematik – Fizik bölümünü derece ile kazanmış. Üçüncü sınıftayken geçirdiği rahatsızlık sebebiyle öğrenimine ara vermek zorunda kalmış. Sonrasında ise dedemin din adamı olması sebebiyle karşılaştığı ayrımcılık nedeniyle ailesini ardında bırakıp tek başına Türkiye’ye göç etmeye karar vermiş. Uzun ve zorlu geçen göçmenlik sürecini tamamlayıp nihayet 1964’te elinde bir bavul bir döşek ile bir gemiye binerek İstanbul’a gelmiş. Ankara’da Elektrik kurumunda işe başladıktan sonra İstanbul Teknik Üniversitesinin Elektroteknik bölümünü kazanmış. Ancak bu sefer de maddi sorunlar nedeniyle okulu bırakmış. Ankara’ya dönünce hem çalışıp hem okuyabileceği Ankara üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Fransız Dili bölümüne girmiş.

“KIRIM TATARLARI HEP BİR GÜN KIRIM’A DÖNERİZ UMUDUYLA YAŞADILAR”

Ailenizin de yaşadığı zorunlu göçler sizce Kırım Tatarlarını nasıl etkiledi?

Bu büyük göç dalgalarından sonra Kırım’dan göç etmeyerek geride kalanlar tarihlerinde ilk defa vatanları Kırım’da azınlık durumuna düştüler. Gidenlerden bu zorlu yolculukta hayatta kalanlar da göç ettikleri yerlere Aktopraklara dişleriyle tırnaklarıyla tutunup hayata sıfırdan başladılar. Giden için de kalan için de vaziyet maddi manevi perişanlık oldu. Muhacirler hep Kırım’a geri döneriz ümidiyle evlerinden od bastırıp çıkmışlar, nesiller boyunca vatanlarını hiç unutmayıp, bağlarını koparmamışlar.

Babanız Saim Osman Karahan’ın Türkiye’deki hayatı nasıl devam etmiş?

Babam ve annem 1974 yılında evlenmişler. Ben ve kardeşim Haluk İstanbul’da doğduk. Babam dile çok yatkın bir insandı. İyi derecede Kırım Tatarca, Türkçe, Romence, Rusça, Fransızca ve Latince biliyordu. Latin, Kiril, Arap, Yunan ve hatta Moğol alfabeleri ile yazılmış metinleri diğer Türk lehçelerinden bu “iyi bildiği” dillere aktarım yapabilecek kadar tüm Türk Dili ailesine hâkimdi. İspanyolca, Portekizce, İtalyanca gibi Latin dillerindeki metinleri orijinal kaynaklarından okuyup anlayarak takip edebiliyordu. Bu yeteneğini emelleri ile birleştirince hayatının neredeyse 60 senesini adadığı Dobruca Kırım Tatar Ağzı üzerine sözlük için çalışmasına şaşmamak lazım.

Nermin – Saim Osman Karahan 1974

“EMEL DERGİSİ” BABAM SAYESİNDE HAYATIMIZ İÇİN ÖNEMLİ HALE GELDİ

Evinizde günlük hayatta Kırım Tatarca konuşulur muydu?

Çocukken evimizde günlük hayatta Kırım Tatarca aktif konuşulmazdı. Sadece Romanya’dan akrabalarımız gelince evin içinde Kırım Tatarcayı duyardık. Ancak babamın çoğunluğu dil kitaplarından oluşan zengin kütüphanesinde Emel Dergisi koleksiyonu başta olmak üzere Kırım ile ilgili her türlü yayın olurdu. Biz de hayatımızın doğal bir parçası olarak bu kitaplarla iç içe yaşar, okurduk. Kiril alfabesini ne zaman öğrendik hatırlamıyorum bile. Öylesine tabii bir durumdu. Sadece Kırım değil, tüm Türk Dünyasına ait kitap ve dergiler olurdu elimizin altında.
Babam Emel dergisinin abonelik parasını bize verir postaneye yatırmamızı isterdi. Kendisi pekâlâ yapabileceği basit bir işi bize vermişti. Dergi geldiğinde de posta kutusundan almaz bizim alıp getirmemizi beklerdi. Bize fark ettirmeden aşinalık yaratmaya çalışıyordu. Öyle de oldu. Hayatımızın sonraki dönemlerinde Emel Dergisi bizim için daha da önemli hale geldi.

KIRIM’A DAİR PEK ÇOK ŞEYİ CENGİZ DAĞCI’NIN ROMANLARINDAN ÖĞRENDİK

Kırım’a daha çok ilgi duymanıza ne sebep oldu?

Babamın kurnaz telkinleri ve dil kitaplarını bir kenara bırakacak olursak Kırım’ı asıl hissetmeye başladığım kitaplar Cengiz Dağcı’nın romanları olmuştu. Büyük yazarın akıcı kalemi sayesinde sanki Kırım’ı adım adım biliyormuşum gibi hissediyordum. Gelinkaya’sı, bayırları, yokuşları, saçaklara yuva yapan serçeleri, kedi başı gibi yol taşları… hepsini biliyordum. 90’ların ortasında Kırım Derneği İstanbul şubesine uğramaya başladım. Cengiz Dağcı’nın yeni çıkan kitaplarını takip ederek onları satın almak için gidiyordum.

Kırım Tatar Gençlik Kurultayı – Ankara

Emel Dergisi ile ilgili çalışmalarınız ne zaman başladı?

Babamın sözlük çalışmaları için yardımcı olmak maksadıyla kelimeleri alfabetik olarak dizen basit bir bilgisayar programı hazırlamaya başlamıştım. Sonrasında da Emel dergisinin eski sayılarını dijital ortama aktarma işi ile uğraştım. İnternetin Türkiye’deki emekleme dönemiydi. 1998 sonunda Kırım ile ilgili ilk Türkçe internet sitesi olan Vatan Kırım’ı hazırladım. Bir gün Zafer Karatay telefon açtı. Gel de dernekte Emel Vakfı’nın internet sitesini hazırlama meselesini bir konuşalım, dedi. Celal İçten ve Zafer Karatay’ın ağabeylik yapması ve yönlendirmesi ile dernekteki pek Emelciler içinde buldum kendimi. Onların teşvik ve desteği ile dernek yönetiminde yer aldım.
Kırım Derneği İstanbul Şubesi’nin yayın organı Bahçesaray’ı düzenli ve dolu dolu çıkan bir dergi haline getirdik. Uzun süre derginin yazı işleri müdürlüğünü yürüttüm. Maddi yükünü büyük ölçüde Celal İçten’in sırtlandığı derginin tirajı zaman içinde on bini buldu. 30’dan fazla ülkeye ücretsiz olarak postalanıyordu.

İnternetin önemini erken kavramanız ve bu alanda kendinizi geliştirmeniz Türkiye’deki Kırım Tatar diasporası için oldukça faydalı bir gelişme olmuş. Kırım Tatarlarının dijital dünyasına başka ne tür çalışmalarla katkıda bulundunuz?

Emel Kırım Vakfı bünyesinde emelvakfi.org, kirim.net, ismailgaspirali.org, surgun.org, kirimhaber.com, kirimorglu.org, ozu-turk.com, gamalihac-kizilyidiz.com sitelerini ve Kırım Derneği şubelerinin internet sitesi olan kirimdernegi.org’u hazırladım. Tüm bu içeriklerin görselleştirilmesi ve albenili hale gelmesinde, tüm grafiklerinin hazırlanmasında kardeşim Haluk’un emeği ve tavsiyeleri büyüktür. Ayrıca Kırım Tatar Millî Meclisi’nin ilk internet sitesi olan Qurultay.org’u hazırladım. Aynı şekilde Kırım Haber Ajansı’nın kuruluş aşamasında ve internet sitesinin hazırlanmasında; benzer şekilde Fikirde Birlik sitemizin kurulması ve teknik destek sağlanmasında da katkılarım oldu.
Crimea-L, KIRIM Haber gibi elektronik haberleşme grupları başta olmak üzere internet çalışmalarını uyumlu bir şekilde yürütmek isteyen gönüllülerin bir araya gelerek oluşturduğu uluslararası bir oluşum olan ICC (International Committee for Crimea)’nin aktif bir üyesi oldum. 1998’de başlayan Crimea-L’in yöneticiliğini yaptım. 2003’te başlattığımız Kırım Haber grubunun kurucusu oldum ve yöneticiliğini yaptım. İccrimea.org sitemizin hazırlanmasında da İnci Bowman’a yardımcı oldum.

“KIRIM’DA BİR ÇOCUK OKUT” KIRIM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR PROJEYDİ

Dijital mecra dışında Kırım ile ilgili hangi sivil toplum projeleriyle ilgilendiniz?

Benim için çok önemli projelerden biri de Kırım’da Bir Çocuk Okut Kampanyası oldu. Pek çok çocuğumuzun yaşamına dokunduğumuz ve İsmet Yüksel’in öncülüğü ve idaresi ile Celal İçten’in fedakarlıklarıyla işgale kadar 14 sene kesintisiz devam etti. Kampanyanın internet sitesinin programlanması ve iletişim sorumluluğunu yürüttüm. Burs verenler için küçük denebilecek miktarların Kırım’da çocuklarımız üstünde nasıl olumlu bir etki yarattığına şahit olduk.

Celal İçten – Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu – Özgür Karahan

İLK KEZ YALTA’DAN KARADENİZ’İ GÖRDÜĞÜMÜZDE GÖZLERİMİZ DOLDU, “ÇIRPINIRDI KARADENİZ” TÜRKÜSÜNÜ SÖYLEDİK

Peki, tüm bu işlerle uğraşırken Kırım’ı ilk kez ne zaman görme imkanı buldunuz?

Rahmetli Akif Albayrak’ın düzenlediği gezilerden birine 2002 yılında katılarak ilk defa Kırım’a gittim. İstanbul Akmescit arası kuş uçuşu 1 saatlik yol. Karadeniz bitip de Yeşil Ada göründüğünde heyecandan titremeye başladığımı hatırlıyorum. Kaf Dağının ardındaki masallar ülkesine gelmiş gibi hissediyordum. Grupta rahmetli Kemal (Çapraz) abi de vardı. Uçtan uca Kırım’ı dolaştık.

Özgür Karahan – Kemal Çapraz

İlk Kırım gezinize dair özel bir hatıra var mı unutamadığınız?

Akmescit’ten Yalta’ya minibüs ile iniyoruz, 10-12 kişi varız. Uzaktan Karadeniz göründü. Her zamanki Karadeniz… Çırpınıyor. Kemal abi ile bakıştık. Karadeniz’i gösterdim gözümün ucuyla. Sözsüz anlaşmıştık. Dudaklarımızdan kendiliğinden ve aynı anda dökülmeye başladı :
Çırpınırdın Karadeniz
Bakıp Türk’ün bayrağına
Ah ölmeden bir görseydim
Düşebilsem toprağına
Kafiledeki TRT ses sanatçısı İclal Akkaplan hanımefendi de hemen eşlik etmeye başladı:
Sırmalar sarsam koluna
İnciler dizsem yoluna
Fırtınalar dursun yana
Yol ver Türk’ün bayrağına

Hepimizin gözleri doldu… Babamın da çok sevdiği bu türküyü ne zaman dinlesem aklıma bu sahne gelir. Zamansız, aniden, genç yaşta aramızdan ayrılan Kırım’ın öz evladı Kemal abim aklıma gelir, hüzünlenirim. Allah rahmet eylesin…

Kırım’a tekrar gidebilme imkanı buldunuz mu?

Daha sonra Kırım’a 4 defa daha gitmek ve köşe bucak gezmek, röportajlar yapmak imkânım oldu. Kırım’da Bir Çocuk Okut kampanyamızın burs alan öğrencileriyle tanışma fırsatım oldu. Pek çok dost edindik; samimi, fedakâr insanlarımızla tanıştık. Cengiz Dağcı’nın dediği gibi: en büyük kahramanlar Kırım’a ne pahasına olursa olsun dönen cefakâr halkımızdır. Dişleriyle tırnaklarıyla Vatan’ı yeniden Vatan yapan insanlarımızdır.

Özgür – Emel – Zeynep Karahan – Veciye Kaşka

AĞAÇ YEŞİL ADAMIZDA YENİDEN YEŞERECEK, BAYRAK YENİDEN YÜKSELECEK. EMELİMİZ BUDUR!

2009’daki ilk Dünya Kırım Tatar Kongresi’ne delege olarak katıldım. Yazık ki bir daha kısmet olmadı ve Vatan Kırım işgale uğradı. Bu elbette böyle kalmayacak. Yansılar-3 kitabında ne diyordu büyük yazar Cengiz Dağcı;
“Yeniden yeşereceği, gövdesinden filizler fışkıracağı, sona erdi sanılan bir ağaç değil mi Kırımlılar?
Ulusça bağımsızlıklarını yitirdikleri günden başlayarak, ağacın dalı budağı kesilmedik bir devre geçmedi. Gene de taze filizler fışkırdı gövdesinden. Filizler kalınlaşıp dal budak olmasına zaman kalmadan, tekrar kesildiler. Gövde yeniden filizlendi. Sonunda kökünden kesilip uzak, ıssız ve kısır bir toprağa atıldı Orda da yeni filizler fışkırdı gövdeden; filizler dal oldu; dallar uzadı uzadı, ağacın bin yıl önce dikildiği toprağa ulaştılar.” Ağaç Yeşil Adamızda yeniden yeşerecek, bayrak yeniden yükselecek. Emelimiz budur.

Emel Dergisi’nin haricinde de yayınlanan bazı eserlerde emeğiniz var biraz da onlardan bahseder misiniz?

Babamın Kırım ve Dobruca’daki Kırım Tatarları ile ilgili hazırladığı 17 ciltlik kitabın ve 3 ciltlik büyük Dobruca Kırım Tatar Ağzı Sözlüğü’nün bilgisayardaki bütün dizgi ve editörlük işlerini üstlendim. Sözlüğün sadece dizgisi ve gözden geçirme işi 3 yıl sürdü. Kendisinin gerçekleştirmek istediği pek çok kitap projesi ise maalesef yarım kaldı.

Emel Dergisinden bahsedelim, nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?

1998’de yayınına ara veren Emel dergimizi 2009’da Zafer Karatay’ın öncülüğünde, Saim Osman Karahan’ın yazı işleri müdürlüğü ve Bülent Tanatar’ın titiz editörlüğüyle yeniden çıkarmaya başlamıştık. O günün hızlı internet çağında şartlarında artık Emel’in haber ulaştırma misyonu çok geri plana düşmüş, gündemin yorumlanmasına ve Kırım Tatar kültürü ve tarihi üzerine yapılan çalışmalara öncelikle yer veren bir içeriğin oluşturulması önem kazanmıştı. Ne var ki 2014’teki işgal Emel’in içeriğinin yeniden milli mücadele odaklı olmasına sebep oldu. 2015 yılında babamın vefatı sonrasında Emel Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğü vazifesine getirildim. Zafer Karatay ve Bülent Tanatar ile birlikte Emel’in yeniden düzenli bir şekilde ve zamanında çıkabilmesi için çalışmaya başladık. 2020 başındaki salgın düzenli baskı ve postalama işlerimizi sekteye uğratsa da içeriğimizin gecikmeden okurlara ulaşabilmesi için internet sitemiz üzerinden herkesin erişimine açtık. 1930’dan günümüze kadar Kırım Türklerinin sesi olan Emel Dergisi’nin arşivini dijitalleştirip okurlarımızın istifadesine sunuyoruz. Arşivimizde, Ertuğrul Karaş tarafından hazırlanan PDF dosyalarını okumak mümkün.

EMEL KIRIM BİLGİ BELGE MERKEZİNİ KURMAK İÇİN ÇALIŞIYORUZ

Kırım’a dair yeni çalışmalarınız var mı?

Şu anda en önemli projemiz Emel Kırım Bilgi-Belge Merkezi’ni kurabilmek. Vatan Kırım’ın Rusya tarafından işgalinden sonra, bilim adamları, araştırmacılar ve gazetecilerin artan bilgi ve belge ihtiyacını karşılamak ve Rusya’nın milyarlarca dolar para harcayarak yaptığı propagandaya karşı daha etkili mücadele edebilmek, Türkiye’deki ve Dünya üzerindeki Kırım Tatar sivil toplum örgütlerinin ihtiyaç duydukları bilgi, fotoğraf, belge, tanıtım filmleri, vb ihtiyaçlarını karşılayabilmek için İstanbul’da böyle bir merkez kurmak zaruri hale geldi.
Kültür merkezi çatısı altında bir ihtisas kütüphanesi; arşiv; müze ve sergi alanı; konferans, seminer, atölye çalışmaları yürütülebilecek eğitim salonları olması planlanmakta.
Ne var ki hem ülkemizde hem de dünyadaki ekonomik koşulların verdiği ağırlığa bir de salgın belası eklendi. Önceliğimiz 15.000’den fazla eseri barındıran ama mekân problemi nedeniyle araştırmacıların istifadesine sunamadığımız kütüphanemize ve arşivimize acil olarak uygun bir yer temin edebilmek. Kolay olmayacak ama bunu başarmak zorundayız.

Emel dergisi
Kırım Tatar diasporası
Özgür Karahan
Saim Osman Karahan
Bunlara da bakın: