Kırım Tatarı ressamdan anlamlı sergi projesi

06 Eylül 2020, 11:12

Ayyıldız Huri KAPTAN / QHA Ankara

Toplumsal meseleleri, kendi üslubuyla tuvale işlemesiyle tanınan Kırım Tatarı ressam Tülin Taylan Sezer, şimdi de işgal altındaki Kırım’a ve soydaşlarına ses olma düşüncesinde. Sanatıyla ve çalışmalarıyla Kırım Tatar davasına katkı sağlamak isteyen Kırım Tatarı ressam, Çatalca’da yaşıyor. Ressam Sezer’in hayali, bir sosyal etkinlik kapsamında, Kırım’ın işgal edilmesi ve yaşanan baskıların işlendiği resim sergisi kampanyası düzenlemek.

Sergi ile gerçekleştirilmesi planlanan kampanyada, Kırım Derneği Çatalca Şubesi’ne bağış olarak belli bir miktar para yatırıp makbuzunu getirenler Tülin Sezer imzalı yağlı boya tablosuna sahip olacak. Ressam Sezer, aynı zamanda Kırım Derneği Çatalca Şubesi Dernek Başkanı Erol Taylan’ın kardeşi. Sezer, Kırım’da da sergi yapmanın hayalini kuruyor.

Kırım Tatarı ressam Tülin Taylan Sezer ile hem kendisi hakkında, hem de Kırım’ın işgaline karşı eserleriyle tepkisini ortaya koymayı istediği hayalindeki kampanya hakkında konuştuk.

Ressam Sezer, Kırım mücadelesi ile ilgili daha önce bir karma sergiye katılarak katkı sağlamış ve aynı eser ile yarışmaya katılmıştı.

“Kırım Türkü olmamdan dolayı, Kırım’da da sergi yapmayı hayal ediyorum. Kırım işgal altında ve tepkimi resimlerimde göstermek ve Kırım için, soydaşlarımız için katkıda bulunabilmek, ayrıca Kırım’daki zor durumdaki soydaşlarımız için kampanya yapmak istiyorum. Çatalca Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği’ne bağış olarak belli bir miktar para yatırıp makbuzunu getirenler Ressam Tülin Sezer imzalı yağlı boya tabloya sahip olacak.”

KIRIM TATAR RESSAM TÜLİN SEZER TAYLAN

Kırım Türkü ressam Tülin Taylan Sezer, 24.02.1971 yılında İstanbul’un Çatalca ilçesinde dünyaya geldi. Dedeleri Kırım’dan göç ile gelip Çatalca’nın İzzettin köyüne yerleşti. Bu köyde doğup büyüdü. İstanbul’un şirin ilçesi Çatalca’da yaşamakta. Evli ve iki çocuk annesi. Evlendikten sonra dışarıdan devam etmekte olduğu Fatih Kız Lisesi Matematik Bölümünü tamamladı. Çatalca Lisesi birinci sınıfında matematik dersinden kaldığı edebiyat bölümünü bırakıp sosyal bilimlerden devam ederek diplomasını aldı. Sayısız resim ve çeşitli kurslara devam etti. Daha sonra iki üniversite bitirdi, halkla ilişkiler medya okur yazarlığı ve işletme fakültesini açıktan bitirdikten sonra okumanın yaşı yoktur düşüncesiyle en son İstanbul Rumeli Üniversite’sinde Siyaset bilimi ve ekonomi bölümde yüksek lisans yaptı. Güzel sanatlara ilgisinden dolayı tez araştırmalarında yerel yönetimler konusuna ağırlık vererek “Yerel yönetimlerde kültür ve sanat” konusunda tez yazdı. Yüksek lisans eğitiminde kültür ve sanat konulu tezini hazırlamasında ve sadece resim yapmak değil resim sanatı konusunda bilgilenmek ve bilinçlenme konusunda kendisini motive eden hocalarına minnettar.

QHA’ya mülakat veren Sezer, çalışmalarını nasıl planladığına ve bu zamana kadar yaptığı iş ve etkinliklere dair bilgiler paylaştı. Sezer iki yıl önce kendi atölyesini açtığını ve resim çalışmalarını orada sürdürmekte olduğunu, ayrıca arzu edenlere resim dersi verdiğini aktardı.

Aynı zamanda yağlı boya resim sanatçısı olan Tülin Taylan Sezer, soyut resim çalışmaları da yaptığını kaydetti. Sezer, ifade ettiğine göre yaklaşık 15 yıldır çeşitli resim kurslarına giderek ve özel ders alarak kendisini geliştirdi. Ayrıca yerel bir gazetede köşe yazarı.

ESERLERİN ESİN KAYNAĞI

QHA: Sanatınızı ortaya koyarken nelerden esinleniyorsunuz?

Tülin Taylan Sezer: “Eserlerimde kendi dünyamı fantastik üslupla renk boyutunda renkli bir anlayışla ifade ederken aynı zamanda günümüz toplumsal sorunlarına duyarlı kalmaya çalışıyorum.” 

RESSAMIN KIRIM TATAR DAVASINA BAKIŞ AÇIŞI

QHA: Kırım Tatar millî mücadelesini bakış açınız nedir?

Tülin Taylan Sezer:“İnsan hak ve özgürlüklerine aykırı her türlü insanlık ve ahlâk dışı yöntemi kullanan bir devlete (Rusya) ve yönetimine karşı, korkusuzca vatanlarına ve haklarına sahip çıkan Kırım halkının bu direnişi silahsız, sivil bir direniştir. Teröre başvurmanın akıllardan dahi geçmediği tarihî bir direniştir. Bu direniş, 18 Mayıs 1944’de vatanlarından sökülüp atılan bir halkın direnişidir. Bu direniş, işgalden sonra şehit edilen, Reşat Ametov’un öksüz kalan üç çocuğunun, babaları halen hapiste olan 166 çocuğun, işgalden sonra sabaha karşı basılan yüzlerce evde korkuyla ve ağlayarak uyanan çocukların direnişidir. Bu direniş Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve Kırım Tatar Millî Meclisi ile yürüttükleri bir hak mücadelesidir.”

“RESİMLER, TOPLUMSAL SORUNLARA KARŞI BİR TEPKİNİN DIŞAVURUMU”

QHA: Sanatınızla ve çalışmalarınızla Kırım Tatar davasına katkı ve hedefleriniz nelerdir? Eserlerinize yansımaları nasıl oluyor?

Tülin Taylan Sezer: Çalışmalarımda yaptığım resimler, toplumsal sorunlara karşı bir tepkinin dışa vurumudur. Ben içimdeki, belki de dile getiremediklerimi, anlayıp, farkına varıp, söylemediklerimi resim aracılığı ile dile getirmeye çalıştım ve yorumu izleyiciye bıraktım. Bana göre; resim yapılana dek yorum sanatçısınındır, sergilendikten sonra izleyicinindir.”

QHA: Resimlerinizi nasıl yapıyorsunuz?

Tülin Taylan Sezer: “Resimlerimi yağlı boya kullanarak yapıyorum. Soyut resim yapıyorum. Çalışırken zaman kavramım yoktur ve gece gündüz canımın istediği vakit bazen fırça ile bazen ıspatula ile bazen ellerim ve parmaklarımla resim yapıyorum.

KIRIM’IN İŞGALİNİ RESMEDEN ESERLERLE SERGİ KAMPANYASI

QHA: Resim sergisi ile nasıl bir kampanya hedefleniyor? Kampanya fikri nasıl oluştu?

Tülin Taylan Sezer: “Kırım Türkü olmamdan dolayı… Kırım işgal altında ve tepkimi resimlerimde göstermek ve Kırım için, soydaşlarımız için katkıda bulunabilmek, ayrıca Kırım’daki zor durumdaki soydaşlarımız için kampanya yapmak istiyorum.” Kırım’da da sergi yapmayı hayal ediyorum.
Çatalca Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği’ne bağış olarak belli bir miktar para yatırıp makbuzunu getirenler Ressam Tülin Sezer imzalı yağlı boya tabloya sahip olacak.”


QHA: Bugüne kadar hangi sergilere katıldınız? Gelecekte ne tür çalışmalar yapmayı istiyorsunuz?

Tülin Taylan Sezer: “İlk olarak Beylikdüzü’nde bir karikatürist ve bir ressam arkadaşla sokak sergimizi gerçekleştirdik. Çeşitli karma sergilere katıldım. Ankara’da ‘Kırım Sürgünü’ konulu uluslararası resim sergisi ve yarışmasına katıldım. İstanbul, Manisa ve Bodrum’da çeşitli karma sergilere katıldım ve katılmaya devam ediyorum. En son şuan gerçekleştirmiş olduğum solo sergimi açtım. Pandemi dönemi sergi açmaktaki amacım hissettiklerimiz ile gördüklerimiz karşısında keşfedeceğimiz yeni anlamların gelecek kuşaklar için önemli ve anlamlı bir kültürel miras olacağına inanmamdı.

Amacım, Türkiye’deki adalet sisteminin doğru ve adil uygulanmadığına dikkatleri çekmekti. Adalet sergisi yapmaktaki amacım; kızımın avukat olması ve sürekli hukuk konularıyla iç içe olmamdan kaynaklanıyor.

Tam anlamıyla yaşadığımız dönemi ve kadının doğasını yansıtan ve kadın figürüyle gündemdeki ‘İstanbul sözleşmesi’ tartışmalarına da tepki olarak ‘adalet’ konulu seriye başladım. Karantina ve pandemi sürecinde çalışmalarıma devam ettim. Bodrum Turgutreis‘te sanatçıların ve sanatseverlerin buluşma noktası olan D-Marin Yacht Clup 71 Derecede sergiledim. Eserlerimle ilgi odağı oldum, Kırım kökenli oluşum ve etnik kimliğimle de sergide dikkatleri üzerine çektim.”

“KIRIM TATARLARI VATANLARINDAN VAZGEÇMEYECEK”

QHA: Kırım Tatarı bir sanatçı olarak, vermek istediğiniz mesaj nedir?

Tülin Taylan Sezer: “Ben bir Kırım Tatarı ressam olarak, Kırım halkına sistemli bir şekilde uygulanan baskıları milli kimliğimizin sinsice yok edilmeye çalışılmasını içime sindiremiyorum. Bu yaşananların ışığı altında, Kırım’ın geri dönüşünün yakın olduğuna inancım tam. Bununla birlikte ne olursa olsun, ne kadar sürerse sürsün Kırım Tatarları vatanlarından asla vazgeçmeyecek vazgeçmemeli.”

Aynı zamanda yerel bir gazetede köşe yazarı olan Kırım Türkü ressam Tülin Taylan Sezer’in 04 Eylül 2020 yayımlanan yazısı ise şöyle:

ZÜMRÜDÜANKA
Tüm dünya, hareket ve etkileşimin kısıtlama altında olduğu günlerden geçiyor.
Kolay tarif edilemeyen, belirsiz ve tekinsiz bir zamanın içinde varoluşu anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyoruz. Bu dönem bazılarımız için yeni keşiflere vesile olurken bazılarımız için de geçmiş pratiklerini gözden geçirme ve onlara yeni anlamlar kazandırma süreci oldu. Çalışmalarımda yaptığım resimler, toplumsal sorunlara karşı bir tepkinin dışavurumudur. Ben içimdeki, belki de dile getiremediklerimi, anlayıp, farkına varıp, söylemediklerimi resim aracılığı ile dile getirmeye çalıştım ve yorumu izleyiciye bıraktım. Bana göre; resim yapılana dek yorum sanatçısınındır, sergilendikten sonra izleyicinindir. İmzamı atmadan önce çok fazla yorum ve eleştiriyi dinlemeyenlerdenim…
Bu pandemi döneminde sergi yapmaktaki amaç “şimdiye” tanıklığının ötesinde gelecekle olan güçlü ve sarsılmaz bağını hatırlatmak istiyor olmaktır. Hissettiklerimiz ile gördüklerimiz karşısında keşfedeceğimiz yeni anlamların gelecek kuşaklar için önemli ve anlamlı bir kültürel miras olacağına inanarak sergimi açtım.
Amacım, Türkiye’deki adalet sisteminin doğru ve adil uygulanmadığına dikkatleri çekmekti. Tam anlamıyla yaşadığımız dönemi ve kadının doğasını yansıtan ve kadın figürüyle gündemdeki “İstanbul Sözleşmesi” tartışmalarına da tepki olarak “adalet” konulu seriye başladım. Karantina ve pandemi sürecinde çalışmalarıma devam ettim. Zaman kavramın yoktu ve gece gündüz canımın istediği vakit bazen fırça ile bazen Ispatula ile bazen ellerim ve parmaklarımla resim yaptım. Resimlerimi sanatçı dostlarımla paylaştığımda “boyut atladığımı” söylemeleri hoşuma gitti, motivasyonum arttı.
Pandemi dönemi kendimle baş başa kalıp kendimi dinlemem, kendi iç sesimle hareket etmem güzel eserler yaratmama vesile oldu. Ayrıca kendi beğendiğim bir şeyi kimsenin beğenmesini beklemem. Önce kendim beğenmeliyim.
Renklerin de psikolojisi olduğuna inananlardanım. Seçimlerimizi, bizi en iyi tanımlayan renklerin kollarına bırakıyoruz. Kendimizi ifade ederken aslında aynadan yansıyan renklerin ruhu Mavi-Yeşil-Kırmızı-Sarı dizilimi, duygu dünyamda Zümrüdüanka kuşunu hatırlatır bana. Hikaye şöyle: Zümrüdüanka Kuşu ortadan kaybolmuş. Bunun üzerine diğer kuşlar onu bulabilmek için yola çıkmışlar. Kaf Dağı’nın tepesinde olduğu için ona ulaşmak çok zorluymuş ki yedi dipsiz vadiyi aşmaları gerekliymiş. Bütün kuşlar umutlarını yitirmiş. Kaf Dağı’na vardıklarında geriye sadece otuz kuş kalmış. Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki “Simurg – otuz kuş” demekmiş. Onların her biri birer Simurg’muş. Otuz kuş anlar ki aradıkları kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur. Anka kuşu, ölümünün yaklaştığını hissetmeye başladığı an kendisine kuru dallardan bir yuva inşa etmeye başlar ve bunu ne olduğu bilinmeyen bir zamkla sıvar. Daha sonra yuvanın içinde güneş ışınlarının kuru dalları yakarak yuva içinde ölmeyi bekler. Yanarak ölür ve sonrasında küllerinden doğar. Bir çoğumuz biliriz hikayeyi.
Efsaneye göre Anka’yı uzaktan aramak yanlıştır. Sabreden ve emek veren herkes inanışa göre kendi Anka kuşunu yaratabilmektedir. Yukarıda da ifade ettiğim gibi küllerinden doğan Anka kuşu temelde kendi şansını yaratmaktır. Bunun için sabırlı olmak, çaba sarf etmek çok önemlidir. İşte Anka Kuşu içsel yolculuğu ve aslında aradığımız en önemli şeyi sadece kendi içimizde bulabileceğimizi sembolize eder.
Düşünceleri hayata geçirmek için ilk adımı atmak gerek. Hayatı anlamsız yapan en anlamlı şey ölümdür. Ve buldum…
Küllerinden bir Anka kuşu gibi yeniden doğmak. Yeniden var olmak gerek.
Siz hiç yanıp yanıp tükenip, sonra küllerinizden yeniden doğmadınız mi? Çaresiz kaldığınız, bittiğinizi hissettiğiniz ve sonra birden tekrar dirildiğiniz olmadı mı? Yaşamı bırakıp köşenize çekilerek, duygularınızı hissedemeden dünyaya bakmadınız mi? Umudu tüketip umutsuzluğun esiri olmadınız mı? Sonra şöyle bir silkelenip gözyaşlarınızdan şifa bulup, sarılmadınız mı hayata? Eğer kendinizi siz de çaresiz hissedip bir gün bu çaresizliğinizi kırmayı başardıysanız! Zümrüd-ü Anka’nızı dışarıda bir güç olarak aramayın. Tüm güç ayrı ayrı özelliklerinizin bir araya gelerek, iç savaşınızı kazanması sonucunda elde edilmekte. Tekrar ayağa kalkıp yürümek gerek, özgürce.
Tüm dünyanın virüs ile sınavdan geçtiği bir dönemdeyiz. Bu zor günler de geçecek elbet. Asıl sorun ondan sonra nasıl bir toplumla karşılaşacağız.
Tüm dengelerimiz ile yaşam için en uygun olan neyse o olsun ve sağlık geri gelsin. Adaletli, hukukun üstünlüğüne saygı duyulan, eşitlikçi, sevgi dolu bir dünya mı bizi bekliyor…
Sağlığımız elverirse bekleyip göreceğiz.
Olanı kabullenip güzel, iyi, pozitif düşüncelerimizle tekrar sağlıklı ve huzurlu günlerimize geri dönelim.

Kırım Tatarı
ressam
sergi
Tülin Taylan Sezer