Kırım Tatar Sürgününün tanığı Fikret Smaylov'un hikayesi

23 Ekim 2019, 13:58

Kırım Tatar halkının ana vatanı Kırım’dan Sovyet yönetimince koparıldığı tarih olan 18 Mayıs 1944’te, yarımadadan sürülen ve soykırıma uğrayan Kırım Tatarları, Orta Asya, Sibirya ve Ural bölgelerine zorunlu göçe maruz bırakılmışlardı.

Kırım Tatar Milli Kurultayı tarafından kurulan Özel Komisyon, sürgüne maruz kalan 950 Kırım Tatarının hatıralarını birleştirerek “Unutma” isimli bir organizasyona imza attı.

Arşivler arasında, Kırım Tatarı Fikret Smaylov’un da hikayesi var. 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımının tanığı Smaylov’un anlattıkları acı sürgünün boyutlarını aktarır nitelikte.

“BİZE KIRIM’A GİDECEĞİMİZİ SÖYLEMİŞLERDİ…”

“Ben Fikret Smaylov. Kırım Tatarıyım. 24 Şubat 1940 yılında Kırım’ın İçki bölgesi Saurçi köyünde doğdum. 

İkinci Dünya Savaşı’nda ailemiz Bayraç köyünde yaşıyordu. Bizim yaşadığımız köy, Almanlar ve onların müttefikleri Rumenler tarafından işgal edildi. Biz de o yüzden kendimizi tamamen aşağılanmış ve güçsüz hissettik.

O zamanlar da yaşadığımız topraklarda partizanlar yoğundu. Çoğu köy sakinleri de onları destekliyordu. Bu yüzden, köyümüzün bir kısmını işgalciler başka yerlere gönderdi. Kalanlar da Almanya’ya götürüldü. Onlar arasında biz de vardık. 1943 yılının Şubat ayından itibaren Almanya’nın Deliksen köyü yakınlarında toplama kampında bulunduk. 

Aralık 1945’te Almanya’dan geri döndükten sonra ailemle birlikte zorla Orta Asya’ya gönderildim. Geldiğimizde, 18 Mayıs 1944 tarihinde tüm Kırım Tatar milletinin oraya sürgün edildiğini öğrendik. Ancak müttefik kuvvetler, işgal bölgesinden çıktığımızda bize vatanımıza, Kırım’a gideceğimizi söylemişlerdi.

HAYVAN VAGONLARINDA BUHARA’YA UZUN YOLCULUK…

Hayvan vagonlarında, bizi üç aydan fazla bir süre boyunca Taşkent şehrine, oradan da daimi ikamet yeri olarak Buhara şehrine getirdiler.

Yolda vagonlarda bir sürü yaşlı ve hasta insan öldü. Onları gömmemize bile izin verilmedi. Cesetleri demir yolu yakınındaki alanlarda kalıyordu. Yolda temel sağlık koşulları bile yoktu, yiyecek ve içecekler hijyenik değildi. O günleri çoğu kaldıramadı. Daha güçlüler hayatta kaldı.

Buhara’da ipek fabrikası bölgesine yerleştik. Oralarda 1944’te sürgün edilen vatandaşlarımız yaşıyordu. Yaşadığımız evin ne penceresi, ne de kapısı vardı, tavandan her zaman kum dökülüyordu, evin çatısı sızdırıyordu, elektriğin lafı bile edilemezdi. Suyu kuyulardan taşıdık, evi gübre ile ısıttık. Evimiz Buhara’nın dışında bulunuyordu, bazen geceleri evlerimizin yakınlarına çakallar geliyordu. İnsanlara ve evcil hayvanlara saldırdıkları bile oldu. 

“İNSANLARIN ÖZEL HAYATI ADIM ADIM KONTROL EDİLİYORDU”

Annem ve babam geldiğimizin ikinci gününde ipek fabrikasında çalışmaya başladılar. İki ablam da aynı fabrikada çalıştı. Düşük maaşlar ve ağır iş yükü olduğundan fabrikada çalışanlar bunlara yetişemiyordu, bu yüzden işçiler 3 vardiya halinde çalışıyordu.

İzin almadan hiçbir Kırım Tatarı çalışma veya yerleşim yerini değiştiremiyordu. İnsanların özel hayatları adım adım kontrol ediliyordu.  

PASAPORTLARDAN “KIRIM” İFADESİ SİLİNİYOR…

Milletimizin hatırasını ebediyen yok etmek için pasaportlarının ‘millet’ sütununda ‘Kırım Tatarı’ yazısı silinip, ‘Tatar’ yazılmaya başladı.

Hayatımızın o günleri aklıma gelince, çok kötü oluyorum. Ailemizde her birimiz, yemek, su, tıbbi bakım ve ilaç bulamamaktan sıtma ve bağırsak hastalıklarını geçirdi. 

1958 yılından 1963 yılına kadar Semerkand Ziraat Enstitüsü’nde okudum. Onu bitirdikten sonra Buhara’ya işe gönderildim. Resmi hükûmet ve özel hizmetleri, ‘sayesinde’ başka milletler arasında kendimi çok dışlanmış hissediyordum. “

Kırım Tatar sürgünü ve soykırımı
Bunlara da bakın: