Kalmuk halkının temsilcisi Arkadiy Goryayev: Rusya'da büyük bir hapishanede yaşıyoruz

Haberler
_QHA Ankara
12 Ekim 2021, 19:00
_QHA Ankara
12 Ekim 2021, 19:00

Kafkasya’nın kuzeyinde, Hazar Denizi’nin kıyısında yer alan Kalmukya Cumhuriyeti’nde yaşayan Kalmuklar, Rusya Federasyonu içerisinde baskılara maruz kalan milletler arasında yer alıyor. Bölgede Budizm’i benimseyen tek halk olarak bilinen Kalmuklar, bugün Rusya Federasyonu içerisinde dili, kültürü ve etnik kimliğiyle var olmaya çalışıyor. Kalmuk halkını temsilen kurulan Oyrat Kalmuk Halk Kurultayı Üyesi Arkadiy Goryayev, Rusya’da baskıya uğrayan halklar adına mücadele eden aktivistlerden birisi. Arkadiy Goryayev, Rusya Federasyonu’nda Rus olmayan yerli halklara yönelik baskıları ve özellikle Sovyetler Birliğinden bu yana ortaya konulan asimilasyon ve soykırım faaliyetlerine karşı mücadelesini Kırım Haber Ajansına değerlendirdi. Sovyetler Birliğinin işlediği tüm suçların uluslararası mahkemelerde yargılanmasını isteyen Goryayev, Kırım’ın Rusya tarafından işgaliyle ilgili de, “Kırım’da baskı mekanizması tam gaz devam ediyor… Rusya Federasyonu, SSCB’nin zayıf bir yansımasıdır. SSCB’de bir ideoloji vardı Rusya’da ise hiçbir şey yok. Sadece çal, tecavüz et… Baskıya uğrayan halkların hakları ihlal edilmeye devam ederse Rusya Federasyonu yok olur” ifadelerini kullandı.

Kalmuk kökenli Arkadiy Goryayev, Sovyetler Birliği’nden bu yana yerli halklara yaşatılan sürgün başta olmak üzere tüm suçların, uluslararası mahkemelerde yargılanması ve cezalandırılması adına mücadele veriyor. Oyrat Kalmuk Halk Kurultayı adına, tüm uluslararası kuruluşlara gönderilen mektubu Kırım Haber Ajansıyla paylaşan Goryayev, “Rusya’ya bağlı tüm cumhuriyetler aslında birer sömürgedir. Onların doğal, ekonomik, insani kaynakları sömürülüyor. Yerel halkların durumu ise her açıdan git gide kötüleşiyor. Şu an Rusya’daki hiçbir yerel halk refah içinde yaşamıyor, bu onların sürdürdüğü politikanın sonucudur.” değerlendirmesini yaptı.

Oyrat Kalmuk Halk Kurultayı Üyesi Arkadiy Goryayev, Rusya Baskıya Uğrayan Halklar Birliği olarak ne gibi çalışmalar yapmayı planlıyordunuz? Bu planlarınız nasıl engellendi?

2013 yılında Akmescit’te (Simferopol) kongre düzenleyecektik. Kongreye Rusya’daki ve eski Sovyetler Birliği Cumhuriyetleri’ndeki baskıya uğrayan halkların temsilcilerinin katılması gerekiyordu. Ciddi raporlar hazırladık. Bir raporda sürgün edilen kişilerin fizyolojik durumu; açlık, hastalık, ölüm durumları ele alınıyordu. Başka bir raporda sürgün edilen kişilerin psikolojik durumu; hak ihlalleri, onurunun aşağılanması ve benzer durumlar değerlendiriyordu. Tüm bu raporlarda ele alınan bilgiler daha sonra sürgün edilen halkların haklarını korumak için oluşturulacak yasaların bir temelini oluşturacaktı.

O dönemde Rusya Baskıya Uğrayan Halklar Birliği Başkanıydım ve her halktan 10 kişilik heyetin kongreye gönderilmesi ve milli heyetlerindeki en az 5 kişinin milli kıyafetleri giymesi konusunda ısrar ettim. Dünya sürgün edilen halkların sayısını görebilsin diye heyetlerin milli kıyafetleri giymesi öngörülüyordu. Ayrıca Kongre’nin masraflarını karşılamak için her halktan temsilcilerin iki bin dolar toplamasını istedik. Yani her şeyi ince ayrıntısına kadar düşündük ama kongre bilemediğimiz sebeplerden dolayı gerçekleşemedi. Kongre’de sürgün edilen halklar iddialı siyasi açıklamalarda bulunarak komünizm rejimine karşı bir nevi Nürnberg davası açma fikrini başlattığımızı ilan edecektik. 2009’da Rusya Baskıya Uğrayan Halkları Birliği oluşturulurken ana fikirlerimizden biri bir nevi Nürnberg Mahkemesine benzeyen uluslararası bir mahkemenin başlatılmasıydı. Ama planımız hayata geçirilemedi. Bilmiyorum belki tüm bunlar gizli servislerin işidir.

“HALKLAR HAPİSHANESİ RUSYA…”

2015 yılında ben Rusya Baskıya Uğrayan Halkları Birliği başkanlığı görevinden alındım. Tabii kimin talebiyle görevden alındığımı tahmin ediyorum. Şimdi yeniden bu konuda çalışmalara başladık. Bize göre şu an bu konunun gündeme getirilmesi ve en azından Avrupa halklarına duyurulması için uygun bir zaman. Komünist rejimden birçok ülke zarar gördü; Batı Avrupa, Baltık ülkeleri, Ukrayna, Kazakistan, Gürcistan gibi eski Sovyetler Birliği Cumhuriyetleri ve tabii ki halklar hapishanesinde (Rusya) yaşayan ve hala zamanla daha da çirkinleşen bu soykırımı üzerlerinde hisseden yerli halklar… Şu an tamamen faşizm devletinde yaşadığımızı söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu tür açıklamaları Rusya’da yapmak tehlikelidir. Bu yüzden söz konusu bilgileri yaymak için Rusya’dan uzaklaştık.

Estonyalı yetkililer ile de görüşme yapmayı planladığınızı biliyoruz. Neden Estonya?

İlk olarak Estonya, Litvanya ve Letonya, baskıcı devletten kopabilen ayrıca zulmü yaşayarak gören ülkelerdir. Onlara bunu birkaç kere anlatmaya gerek yok. Bu konuyu anlıyorlar. Bu yüzden söz konusu ülkeler daha cazip geliyor. Onlara tarihi tekrardan anlatmak gerekmiyor zaten bunları biliyorlar. Bildiğim kadarıyla Baltık ülkeleri ve Ukrayna ulusal seviyelerde komünizm karşıtı yasaları kabul etti. Şu an ana amacımız, başlattığımız projeyi uluslararası topluma duyurmak ayrıca yabancı devletlere, uluslararası örgütlere katılma çağrısında bulunmak istiyoruz.

Şu an nerede ikamet ediyorsunuz?

Ben Kalmuk Cumhuriyeti’nde yaşıyorum.

“YAPTIĞIMIZ SİYASİ AÇIKLAMA İÇİN HAPSE ATILABİLİRİZ”

Size karşı bir baskı uygulanıyor mu? Şu an mesela bizimle rahatça sohbet ediyorsunuz bunun sonuçları ne olabilir?…

Evet, burada konuşuyoruz, ama ülkemize geri dönerken tutuklanma ihtimalimiz çok yüksek. Biliyorsunuz Rusya’da sosyal medyada yapılan bir paylaşım için insanlar hapse atılıyor. Yani yaptığımız siyasi açıklama için de hapse atılabiliriz.

“BASKIYA UĞRAYAN HALKLAR OLARAK BU GİRİŞİMDE BULUNUYORUZ”

Şu an bir örgüt temsilcisi olarak konuşuyorsunuz. Bu örgüt hakkında bilgi verir misiniz?

29 Mayıs’ta Oyrat-Kalmuk Halk Kongresi düzenlendi. Kongrede halkımızın durumu ve geleceği ele alındı. Kongre sırasında 17 kişilik kurultay seçildi. Bu kurultay adına hazırlanan belgeleri size getirdim. Baskıya uğrayan halklarla bu şekilde çalışıyoruz… Bugün böyle bir girişimde bulunduk. Yarın öbür gün diğer halklar da katılır. İnguşlar, Karaçaylar, Balkarlar ve diğer halklar. Ben her zaman, bu ceza mahkemesinin baskıya uğrayan halklar girişimiyle başlatılması gerektiğini söylüyordum ve söylemeye devam edeceğim. Çünkü Moskova’nın “mahkemeyi neden başlatıyorsunuz?” sorusuna Batı “sizin devletinizde yaşayan halklar bunu istedi” cevabını verebilir. Bu yüzden Rusya’da bir nevi dikenli tel arkasında tutulan baskıya uğrayan halk olarak böyle bir girişimde bulunuyoruz.

Eylem planınız ne? Hangi adımları atmayı planlıyorsunuz?

Bir dizi mektup hazırladık. Size bırakacağım mektup halkımızın temsilci organı Oyrat-Kalmuk Halk Kurultayı açıklaması. Yetkiyi elimize alarak Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve yabancı devletlerin yönetimleri adına mektuplar hazırladık. Bir iki gün içinde söz konusu mektupları yollayacağız. Bu mektubu verdiğimiz ilk kişi sizler oluyorsunuz.

Halkınızın temsilci organı Rusya’da şu an hangi statüde bulunuyor? Bildiğiniz gibi birçok milli temsilci organı Rusya’da yasaklı konumda

Gerçekleştirdiğimiz kongrede kurultayı seçtik. Yasal olarak hiç bir statüye sahip değiliz çünkü Rusya Adalet Bakanlığına bu tür bir başvuruda bulunmak hiçbir işe yaramıyor. Rusya Baskıya Uğrayan Halkları Birliğini resmi olarak tescil etmek için 2009 yılında iki kere başvuruda bulunmuştuk, ikisinde de çeşitli bahanelerle başvurularımız reddedildi. İlk kez biz, dört yasal olarak tescillenmiş teşkilat olarak; Balkar Aksakallılar Konseyi, “Bastırılmış Halkların ve Siyasi Baskı Mağdurlarının Tam Rehabilitasyonuna Yardım” Kalmuk Bölgesel Sivil Vakfı, Çeçen ve İnguş halkları temsil eden Kazakistan Çocukları Sivil Örgütü, Karaçay Halk Konseyi başvuru yaptık.

Balkar Aksakallılar Konseyi’nin Rusya Adalet Bakanlığı listesinde aşırıcı örgüt olarak işaretlendiği bahanesiyle başvurumuz reddedilmişti. Rusya Yüksek Mahkemesinin Balkar Aksakallılar Konseyi’nin aşırıcı bir örgüt olmadığını belirten kararını gösterdik ama bu karar da dikkate alınmadı. Bundan sonra Rusya Baskıya Uğrayan Halkları Birliği toplantısı yaptık. Birliği tescil edene kadar Balkar Aksakallılar Konseyi’nden geçici olarak kurucu örgütler listesinden ayrılmasını istedim. Onlar kabul etti. Yine başvuru yaptık. Bu sefer başvurumuz, Rusya Baskıya Uğrayan Halkları Birliği isminde “Rusya” kelimesini kullandığımız için başvurumuz reddedildi.

“Rusya” kelimesini kullanmak için Rusya Federasyonu Hükümetinin izni gerekiyor. İzin almak için ise 50 bin ruble vergi ödemek gerekiyor. 50 bin ruble ödedikten sonra bile başvurumuzun reddedileceğinin farkında olduğumuz için bu aşamada örgütümüzü tescil etme denemelerimize son verdik. Diğer taraftan Rus mevzuatına göre tüzel kişi olsan da olmasan da hakların ve yükümlülüklerin aynı. Bu yüzden kurultayımızı de tescillemenin bir anlamı yok. Başvurumuzu zaten reddederler. Boşuna kürek çekmek de istemiyoruz. Dolayısıyla bu ülkede bir şey beklemeden girişimde bulunmak gerekiyor.

Baskıya uğrayan halklara hak ihlalleri işgale yol açtı. Bu devam ederse Rusya Federasyonu yok olur.

Arkadiy Goryayev

“ÖLÜME TERK EDİLEN SOYDAŞLARIMIZ İÇİN ADALETİN YERİNİ BULMASINI SAĞLAMALIYIZ”

Kongre, 29 Mayıs 2021 tarihinde kurultayı kurdu. Daha önce Yürütme Komitesi toplantıları yapıyorduk. Karşımıza çıkan görevlilere göre her 2-3 senede bir kongre toplanıyordu. Uluslararası mahkeme oluşturma fikri üzerinde uzun zamandır çalışıyoruz. Neye dayanarak böyle bir mahkeme kurulacak diyerek bu konu üzerinde düşündük. Sonuç olarak bu mektupları hazırladık. Bu mahkemeye mutlaka davet edilmesi gereken ülkelerin listesini hazırladık. Çünkü sivil, ulusal ve benzeri güçler olmadan mahkemenin yapılması imkansız. İşlenen suçları tespit etme konusunda büyük bir çalışma yapıldı. İşimize yarayan şey bu suçların savaş döneminde işlenmesi. Savaş sırasında işlenen suçlar ise zaman aşımına uğramıyor. Hiçbir suçu olmamasına rağmen Orta Asya’da, Sibirya’da sürülen ve orada ölüme terk edilen soydaşlarımız için, bizim neslimiz adaletin yerini bulmasını sağlamalıdır.

Bildiğimiz üzere Rusya’da baskıya uğrayan halkların rehabilitasyonuna ilişkin yasa da kabul edilmişti. Ama görüyoruz ki halkların hiçbir hakkı iade edilmediği gibi ihlal edilmeye devam ediyor…

26 Nisan 1991 tarihinde böyle bir yasa kabul edildi. Yasa, 13 maddeden oluşuyor. Fakat yasada yer alan hiçbir madde hayata geçirilmedi. Halklarımıza ait topraklara el konuldu. Zengin petrol sahalarına, doğal gaz kaynakları, tatlı su kaynakları bunların hepsi elimizden alındı ve hala bize geri verilmedi. Öte yandan yasada “Baskıya uğrayan halkların rehabilitasyonu, sınırların zorla yeniden çizilmesine yönelik anayasaya aykırı politikadan önce var olan toprak bütünlüğünü yeniden kurma, ortadan kaldırılmadan önce var olan ulusal devlet oluşumlarını restore etme ve devletin verdiği zararı tazmin etme haklarının tanınmasını öngörüyor” ifadesi kullanılıyor. Bu sadece 3. madde. Kültürel rehabilitasyondan (hakların iade edilmesi) bahsetmiyorum bile.

Bildiğiniz gibi, sürgün sırasında biz tüm maddi ve manevi varlıklarımızı kaybettik. Bu varlıklarımız şu an Ermitaj ve Rusya’daki diğer müzelerin arşivlerinde tutuluyor. Bu varlıklara ihtiyaç duymuyorlar ancak bizim halklarımız bunlara ihtiyaç duyuyor. Nesillerin devamlılığı diye bir kavram var. Nesiller söz konusu kültür ve manevi varlıkları görerek yetiştirilmeli. Fakat bunları geri vermeyi düşünmüyorlar bile…

Aynı şekilde sosyal rehabilitasyon… Birim halkımız “şanslı” idi diyebiliriz, bu çirkin baskı makinesi bize vatanımıza dönmeye izin verdi. Kırım Tatar halkının ise bu hakkı elinden alınmıştı. Kırım Tatar halkı en çok zorluk çeken halk oldu. Ana vatanınızdan sürüldünüz. Ukrayna bile gereken yasayı işgalden sonra kabul etti. Kırım Tatar halkının hakları daha önce geri verilseydi, milli özerklik olsaydı şu an işgal söz konusu olmazdı. Daha önce bir makalede bunu yazmıştım; baskıya uğrayan halkların haklarının ihlali işgale yol açtı. Baskıya uğrayan halkların hakları ihlal edilmeye devam ederse Rusya Federasyonu yok olur.

Ben bu sistem içinde büyüdüm, Rus ordusunda zorunlu hizmet yaptım. O zamanlarda rüyamda bile Sovyetler Birliği’nin dağılmasını hayal edemiyordum. Ama Rusya Federasyonu SSCB’nin zayıf bir yansımasıdır. SSCB’de bir ideoloji vardı, Rusya’da ise hiçbir şey yok. Sadece çal, tecavüz et ve benzer ideolojiler var.

Sizce Rusya Federasyonu’nun yok olmasının, dağılmasının ihtimali ne kadar yüksek?

Doğruyu söylemek gerekirse çok yüksek. Ben sürgün edilen kişi statüsünde Altay Bölgesinde özel yerleşim yerinde doğdum. Doğumumdan 22 gün sonra halkım sürgünden geri dönmeye başladı. Ama 22 gün böyle bir statüyü almam için yeterliydi. Ben bu sistem içinde büyüdüm, Rus ordusunda zorunlu hizmet yaptım. O zamanlarda en kötü rüyamda bile Sovyetler Birliği’nin dağılmasını hayal edemiyordum. Ama Rusya Federasyonu SSCB’nin zayıf bir yansımasıdır. SSCB’de bir ideoloji vardı, Rusya’da ise hiçbir şey yok. Sadece çal, tecavüz et ve benzer ideolojiler var. Bir gün bizim üniversitemizdeki Tarih Fakültesine uğrayıp, “Çocuklarımıza ne öğretiyorsunuz? Rusya Federasyonu şu an hangi sosyal politik sisteme sahip?” diye sormuştum. Profesörler bile bana bu soruya cevap veremedi. Yani durumun saçmalığını görebiliyoruz. Bu yüzden Rusya Federasyonu geçici bir şeydir. Var olma hakkı yor.

“KIRIM’DA BASKI MEKANİZMASI TAM GAZ ÇALIŞIYOR”

Rusya’daki halklara yapılan bu baskılara karşı seslerin yükselmesi gerekiyor. Ama Rusya’da bunu yapmak imkansız. İnsanlar bu konuları aralarında bile tartışmaya korkuyor. Yönetim devamlı baskı uyguluyor. Yani direniş göstermek ne kadar mümkün?

Ne kadar zor olursa olsun, şu an Rusya Federasyonu halkları arasında milli öz farkındalığın yeniden canlanma süreci başladı. Onlar istesin ya da istemesin insanlar kendi milletinin farkına varmaya başladılar, insanlar ana dilinin, kültürünün önemini anlamaya başladılar. Ben Rusya’da çok seyahat ediyorum, milli kimlik arama, milli öz farkındalığının canlanma süreçlerini gözlemliyorum. İnsanlar kim olduklarını anlamaya başlıyor. Rusya İmparatorluğu’nda yaşadığımızı, federasyon gibi bir şeyin var olmadığını göz önünde bulundurursak Rusya’ya bağlı tüm cumhuriyetler aslında birer sömürgedir. Onların doğal, ekonomik, insani kaynakları sömürülüyor. Yerel halkların durumu ise her açıdan git gide kötüleşiyor. Şu an Rusya’daki hiçbir yerel halk refah içinde yaşamıyor, bu onların sürdürdüğü politikasının sonucudur. İnguş, Kalmuk, Çeçenistan Cumhuriyetlerine veya başka bir bölgeye bakın sadece çöküş gözlemleniyor. Bundan dolayı nüfusun morali çok düşük. Örneğin Kırım Yarımadası’na bakarsak baskı mekanizması tam gaz çalışıyor. İfade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü kavramları yok. 1990’larda en azından bu kavramlardan bahsediliyordu. Şu an ise durum tamamen saçma. Kolluk kuvvetleriyle konuştuğun zaman da durumun saçmalığı daha çok ortaya çıkıyor. Ayrıca şu an bazı kolluk kuvvetleri görevlilerin bile bu sistemden bıktığını, sistem altında ezildiğini görüyorum. Yani bu sistemde yaşamanın imkanı yok.

İlgili haber: İşgalci güçler tarafından kaçırılan Kırım Tatarlarından hala haber alınamıyor: Açıklama talep eden onlarca Kırım Tatarı alıkonuldu!

Bu sistemi değiştirmek mümkün mü?

Sistem kendi kendine patlayacaktır. Farklı makalelerde ihtilal, kalkışma olasılıklarından bahsediliyor. Bana göre, bu kendiliğinden olacaktır. Direniş gösterebilecek insanlar ya hapse atıldı ya da ülkenin dışına itildi. KGB uyumuyor, sivil örgütler oluşturmaya devam ederek, aktivistleri onlara dahil etmeye çalışıyorlar. Daha sonra aktivistler hapislere atılıyor, özel servis görevlileri ise madalya kazanıyorlar. Bir süre önce arkadaşım Ayrat Dilmuhametov, Başkurdistan Cumhurbaşkanı adayıydı. 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Neden? Yeni Başkurdistan Cumhuriyeti projesi için. O çok yetenekli bir insandır, projelerinde yerli halkın artık kendi topraklarda yaşaması, kendi kaynakları kullanması gerektiğini yazıyor. Yönetimin hep değişmesi gerektiğini vs. Yani Batılı ülkelerde normal olan şeylerden bahsediyor, ama bizim ülkede biz bunları ancak hayal ediyoruz. Ayrat benden 9 yaş küçük de olsa ben ondan ilham alıyorum çünkü çok yetenekli bir insan. Kendi makalemde ben onu “sömürge Rusya’nın siyasi yaşamındaki fenomen” diye adlandırdım. Hiç bir Rus siyasetçi Ayrat’ın seviyesine yaklaşamadı bile. Onlar, “Rusya’yı şu an girdiğimiz ‘Rus çıkmazından’ nasıl çıkarabiliriz?” sorusuna cevap veremiyorlar. Ama Ayrat bunu biliyor… Yani bu insandan çok şey öğreniyorum. O daha önce de siyasi bir dava çerçevesinde 6 yıl hapis cezası çekmişti. Memorial ve diğer örgütler tarafından siyasi tutsak olarak kabul ediliyor. Yani bu insan Başkurdistan halkının ve Rusya’daki diğer azınlıkların haklarını savunmak için bilinçli olarak hapse giriyor. Hapiste bulunurken de bize arkadaşlar siyasi açıdan kendinizi geliştirin diyor. Şu an bunu yapıyorum. Bazı konuları daha iyi anlamaya başladığımı anlıyorum. Federalizm, milli haklar konusunda. Aslında bize bir hak verilmiyor. Ama bu uluslararası hukukun temel yasalarından biridir. Bir milletin kendi kaderini tayin etme hakkı saklıdır. Bu hak ne sağlıyor; ilk önce siyasi statümüzü özgürce seçebilme hakkı. Sosyal, ekonomik, manevi gelişimini özgürce belirleme hakkı sağlıyor. Yolunuzu kendiniz seçiyorsunuz. İstersen bir devlete entegre oluyorsun istemezsen olmuyorsun. Bu hak Rusya’da bizim elimizden alındı.

“DİL OLMADAN HALK VAR OLAMAZ”

Kanayan yaralardan bir başkası da anadili konusu. Kalmuk dili şu an ne durumda?

Dil konusu da siyasete bağlı. Ekonomi, ekoloji vs. tüm konular siyasi duruma bağlı. Haftada bir kere anadilin okullarda öğretilmesi ne demek?.. Tüm diller dünyamızın güzelliğini, renkliliğini yansıtıyor. Bir dilin kaybolması büyük bir trajedidir. Dünya çapında bir trajedi. İnsanlar bunun farkında değil. Bir dil olmadan halk da var olmaz. Rus imparatorluğu ise kendi kültürüne, örf adetlerine sahip halkların var olduğunu anlamıyor. Çünkü bu işine yaramıyor. O sadece itaatkar kölelere ihtiyaç duyuyor. Onların doğal kaynaklarını çalmaya devam etmek için. 165 metrelik yatlar, at ahırları, Fransa’daki eski şatolar hangi parayla satın alınıyor? Bilindiği gibi fizik kuralları çok basit; hiçbir  şey sıfırdan var olmaz ve durduk yerde kaybolmaz. Yani onlar zenginleştikçe biz fakirleşiyoruz. Her şey bu kadar basit ve mantıklı. Dolayısıyla biz ana dilimizi, kültürümüzü koruyarak milliyetçilik yapıyoruz. Milliyetçi millet kelimesinden geliyor. Irkçı, şovenist değiliz sadece milletimizi savunuyoruz. Birçok İnguş, Çeçenler, Balkar arkadaşım var, ben onlardan çok şey öğreniyorum, onlar benden bazı şeyleri öğreniyor. Kültür deneyimlerimizi paylaşıyoruz, bu çok güzel bir olay. Yani egemenlik sorunu çözüldükten sonra ana dili konusu da çözülecektir. Bunun için uygun devlet politikası gerekiyor hepsi bu kadar.

2019 yılında Udmurt bilim adamı Albert Razin’in ana dili konusuna dikkat çekmek için kendisini yakmıştı…

Bu bir protesto eylemiydi, Razin yasal yollarla hiçbir şeyi elde edemeyeceğini, sistemin buna izin vermeyeceğine anlıyordu. Öne sürülen tüm mantıklı seçenekler derhal engelleniyor. Bazen Rusya Devlet Dumasının kabul ettiği yasalara bakıyorum. Her seferinde daha da korkunç yasaları kabul ediyorlar. Rusya’da yaşayan halklar için hiçbir içerik taşımayan saçma yasalar. Yani kendi mezarını kendileri kazıyorlar. Ben her gittiğim yerde “Arkadaşlar bu sistemin yıkılmasına ve olanakların karşımıza çıkmasına hazır olun” diyorum. Çünkü bu olanaklar uzun sürmez fırsat önümüze çıkar çıkmaz onu yakalamalıyız. Bu yüzden halkının kaderini belirleyecek insanların yetiştirilmesi gerekiyor. Bu insanların sayısı çok az.

“BİZ BÜYÜK BİR HAPİSHANEDE YAŞIYORUZ”

Yani sizin nihai hedefiniz özgürlük?

Evet, özgürlük. Özgürlük bize birçok olanak sağlıyor. Özgür insan yaratıcı olur. Biz ise şu an büyük bir hapishanede yaşıyoruz.

Rusya’daki basın, medya durumunu değerlendirir misiniz?

Rusya’da özgür basın diye bir şey kalmadı. Her şeyi temizlediler. İnternetteki kaynakları bile. Yarın öbür gün her şeyi engellerlerse hiç şaşırmam.

“KIRIM’IN YERLİ HALKI VAR. YARIMADANIN KADERİNİ TAYİN ETMEK ONUN HAKKIDIR”

Kırım’ın işgalini nasıl değerlendirirsiniz?

Bana birisi “Kırım Rusya” dediğinde hep bu şekilde anlatıyorum; senin 3 odalı bir dairen var. Bir düşün bu evde yaşıyorsun ama bir haydut evine girip bir odana el koydu, kaba davranıyor, kendi kuralları koyuyor. Hoşuna gider miydi? Rusya’da aynı şeyi yaptı, başkasının evine girdi. Sıradan bir insana bu şekilde anlatılmalıdır. Jeopolitik konulardan bahsetmeye başladığında çoğu insan bu konuları anlamıyor. Ama bu basit örnekte her şey anlaşılıyor. İşte Rusya küstahça, alay ederek Kırım’ı kendine aldı. Kırım’ın kendi yerli halkı var. Yarımadanın kaderini tayin etmek onun hakkıdır.

Kalmuk Türkleri Tarihçesi – Porsuk Kultur

OYRAT-KALMUK HALK KURULTAYI ADINA ULUSLARARASI KURUMLARA GÖNDERİLEN MEKTUP

Oyrat-Kalmuk Halk Kurultayı’nın; Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden, Avrupa Birliği vb. uluslararası organizasyonlar, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Romanya, Macaristan, Bulgaristan, Hırvatistan, Slovenya, Almanya, Fransa, Birleşik Krallık (İngiltere), Baltık Devletleri (Letonya, Litvanya, Estonya), Ukrayna ve Moldova, eski SSCB’ye dahil olan ülkeler ve Rusya’daki halklara gönderilen mektup şöyle:

“Kalmuk halkının temsilci kuruluşu Oyrat-Kalmuk Halk Kurultayı üyeleri olarak size hitap ediyoruz. Biz, kriminal suçlu komünist, totaliter ve otoriter rejimlerin her türlüsünün tüm insanlık adına kınanmasını son derece önemli buluyoruz. Uluslararası kurum/enstitü ve dernekleri, devletleri, bilim ve kamu kuruluşlarını bir araya getiren bir Komite oluşturulması ve (eski) SSCB komünist rejimine karşı Uluslararası Mahkeme başlatılması çağrısında bulunuyoruz. Sosyalist (komünist) devletlerin askeri yönden saldırgan ve baskıcı politikalarından etkilenen tüm ulusların ve halkların temsilcilerini davet etmeyi planlıyoruz. 20. yüzyılda Avrupa’nın geniş coğrafyasında eski SSCB, Doğu ve Batı Avrupa ülkelerinde, insanlık dışı ve merhametsiz iki otoriter-totaliter rejim vardı.

Bu ülkeler özellikle, kendi menfaatleri için sayısız savaşı, bölgesel baskınlığı ve uluslararası çatışmaları çıkarttı. Ayrıca, ulusal düzeyde kasıtlı ve düzenli olarak kendi ve yabancı vatandaşlarına; politik, etnik ve dini örgütleri yok etmeye çalıştılar. Ülkelerin kültürünü, kimliğini ve dilini kökünden kesmeye yönelik teşebbüste bulundular. Ekseriyetle, bu suçların neticesi olarak toplumdaki grupları tamamen ortadan yok etmek amaçlanıyordu. Bu iki rejim,  insanlık tarihinin en kanlı savaşı olan İkinci Dünya Savaşı’nı başlattı. Bildiğiniz üzere Nazi rejimi, Nazi devleti, liderleri, örgütleri ve siyaseti Nürnberg Mahkemesi’nde yargılandı. Bu mahkemenin birçok kararı, yaklaşımı ve değerlendirmesi, uluslararası hukuk sisteminin bir parçası haline gelmiştir. Nazi devleti ve iktidarı suçlu olarak kabul edildi ve liderleri de suçlu olarak yargılandı. Ama buna rağmen, Sovyet siyaseti, iktidarı ve hükumeti, bariz gerçeklerin aksine, suçlu olarak kabul edilmiyor. Tüm suçu komünist partilerin ve devletlerin yıllar önce ölen liderlerine yüklüyor veya eylemleri haklı çıkıyor. Burada belirtilmelidir ki, Komünist totaliter rejimler, 20. yüzyılda Almanya, İspanya, İtalya, Latin Amerika ve Doğu Avrupa’daki politikaların, faşist ve Nazi diktatörlükleri önemli ölçüde daha fazladır. Komünist rejimler, insanlık tarihinde kaydedilen savaşlardan ve diğer felaketlerden daha fazla insanı öldürdü.

İnfazlar, açlık, asgarî yaşam standartları, toplama kampları, soykırım, baskı ve komünist politikanın diğer acımasız muamelesi, Çin’deki Maoist rejimi hesaba kattığımızda ve Kamboçya’daki Kızıl Kimerler ve diğer komünist rejimlerde, toplamda 100 milyondan fazla kişi hayatını kaybetti. 20. yüzyılda eski SSCB ülkelerinde, bazı halkların nüfusunun yarısı hatta daha fazlası kaybedildi. Burada Kalmuklar olarak bilinen Oyrat-Kalmukların sayısı, SSCB’nin Bolşevik-komünist politikası nedeniyle nüfusu kısa sürede neredeyse iki kat azaldı. SSCB’nin yönetimi altında kalan bazı halklar kendi topraklarından uzaklaştırıldı, sürgüne gönderildi. SSCB’nin merkezi yönetimi tarafından kontrol altına alınmıştı. Komünist rejimlerin bireysel eylemleri henüz gerekli uluslararası yasal nitelikleri kazanmamıştır. Literatürde yer alırlar ancak yasaların ve siyasi kararların dışında kalırlar. Bunlar; etnik soykırım, siyasi cinayetler, sosyokültürel ve dil soykırımları, asimilasyon, şovenizm, ırkçılık, ayrımcılık ve benzeri uygulamalardır. Uzun bir süre boyunca, komünist rejimlerin sayısız bir şekilde işlediği suçlar, uluslararası mahkemelerin yargı yetkisinin dışındaydı ve olmaya da devam ediyor. Uluslararası düzeyde evrensel olarak tanınan yasal normların eksikliği, adalet, tazminat, gerçek eşitliğin sağlanması, en aza indirilmesi ve totaliter geçmişin mirasının tamamen ortadan kaldırılmasının etkin ve tam olarak izlenmesini engellemektedir.

Bolşevizm, Stalinizm ve Komünizm, yalnızca dünya tarihini etkilemekle kalmayıp, Sovyetler Birliği sınırlarının çok ötesinde terörist ve yıkıcı faaliyetler yürüten uluslararası bir olgudur. Bu nedenle, sadece Avrupa’da değil, dünyanın diğer ülkelerinde de kınanmalıdır ve en büyük demokratik güç olan ABD’nin ve diğer bazı Avrupa dışı devletlerin örgütlenmenin tüm aşamalarına katılabileceklerine ve katılması gerektiğine inanıyoruz. Bu ülkeler, komünizme karşı Uluslararası Mahkeme’nin teşkilatlanması ve yürütülmesinin tüm aşamalarına katılmalıdır. İnsanlığa karşı suçlar ve savaş suçları da dahil olmak üzere genel ve özel nitelikli uluslararası suçları işleyen siyasi ve ideolojik sistem hakkında net bir hukuki değerlendirmeye ve uluslararası bir yargıya ihtiyaç vardır.
Ulusal ve Avrupa düzeyinde komünizmi mahkûm etme girişimleri önemlidir. Ukrayna ve Baltık Devletleri de dahil olmak üzere birçok komünizm sonrası ülkede, suçlu komünist rejimleri kınayan anti-komünist yasalar, Avrupa Topluluğu’nun aşağıdakiler gibi girişimleri kabul edildi: Stalinizm Kurbanlarını Anma Günü’nün kurulması, Nazizm ve Stalinizm’i kınayan “Dağınık Avrupa’nın birleşmesi üzerine” kararın kabulü. Ama bunlar yeterli değil! Birleşmiş Milletler çerçevesinde komünizmi mahkûm edecek hiçbir uluslararası girişim yoktu.

Avrupa topraklarında bir başlangıç ​​için, eylemlerin ve siyasi ve yasal eylemlerin daha etkili ve kapsayıcı pratik ve yasal sonuçlarına ihtiyacımız olduğuna inanıyoruz. Komünizm suçlarını araştırmak, bir mahkemenin hazırlanması ve örgütlenmesi için uluslararası bir komitenin oluşturulmasına ilişkin çok taraflı uluslararası anlaşmanın imzalanması (sonuca kavuşturulması) ihtiyacının farkına varılmasının zamanı çoktan geldi. Komünist rejimler üzerine bir Uluslararası Mahkemenin kurulmasına ilişkin temel karar, önümüzdeki yıllarda verilebilir.

Biz bu mahkemenin kararlarının ve sonuçlarının, uluslararası kabul görmüş hukuk normları haline geleceğinden eminiz!