21. yüzyılda Rus yayılmacılığının korkutan yükselişi

Güvenlik
Aybala Polat
13 Ocak 2021, 18:24
Aybala Polat
13 Ocak 2021, 18:24

Aybala Polat/ QHA Ankara

Rus devletinin 20. yüzyılın sonunda geçirdiği sarsıntı, emperyal devletin kısmen dağılması ile sonuçlanmış ve zihinlerde uzun süre eski yayılmacı günlerine kavuşamayacağı algısı oluşmuştur. Ancak geçen birkaç senede devlet beklenmedik bir hızla toparlanarak ülke içinde birliği sağlamak ve eski hâkimiyet coğrafyasında varlığını göstermek adına önemli adımlar atmıştır. Böylece dünya siyasetindeki eski etkin konumuna yeniden dönmeye ve yayılmacı bir büyük güç olma yolunda ilerlemeye başlamıştır.

Rusya girdiğimiz bu yeni yüzyılda kaybettiği eski topraklarına kavuşmak ve sömürgelerine yeniden sahip olabilmek için her tür siyasi ve askeri argümanı kullanmaktan da çekinmeyeceğinin örneklerini sergilemiştir. Kırım’ın hukuksuz işgali ve Ukrayna’nın Donbas bölgesindeki ayrılıkçılara verilen aleni destek tüm dünyanın önünde cereyan ederken öte yandan da Rus parlamenterlerce Kazakistan’ın kuzey bölgesinin Rus toprağı olduğu ve geri alınması gerektiğine dair beyanatlar verilmeye başlanmıştır. Henüz Rus devletine verilen nota dışında resmi bir beyanat olmasa da bazı Kazak askeri uzmanlarca Rusya’nın “Hibrit Savaş” başlattığına dair ile açıklamalar yapılmıştır.

Ukrayna’nın doğusu ve Kırım’daki işgal devam ederken; son dönemde ateşkes süreci bağlamında Karabağ ve Kuzey Kazakistan üzerindeki hak iddialarını yeniden dillendiren Rusya, yayılmacı politikalarına devam ediyor. Bu analizde yaşanan son gelişmeler ışığında, 21. yüzyılın ilk yirmi yılının sonunda Rus yayılmacı politikasının Karadeniz, Hazar denizi ve Baltık denizindeki askeri izlerini takip ederek, bölgeyi hangi gelişmelerin beklediğini genel hatları ile anlatmaya çalışacağız.

RUS YAYILMACILIĞININ TEMEL İLKESİ: SÖMÜRÜ İÇİN GENİŞLE!

Rusya’nın güçlü bir devlet olmaya başladığı ilk dönemlerden itibaren yani yaklaşık 500 yıldır en önemli politikası açık denizlere ulaşma ve çevre denizlerinde hâkim olma argümanı üzerine kuruludur. Rus devletinin ekonomik ve stratejik ihtiyaçları kendi temel anakarası tarafından yeterince karşılanamadığından arzuladığı emperyal devlet yapısına ulaşabilmek için “sömürü için genişle” ilkesini devlet politikası olarak benimser. Güvenlik stratejilerini belirlerken; batıda Kafkaslar, Urallar, Baltık ülkeleri istikametinden devam ederek Balkanlara ve Avrupa içlerine uzanan sahayı doğal genişleme alanı, güneyde de Hazar havzası ve Afganistan’a kadarki geniş Türkistan topraklarını egemenlik alanı olarak tanımlar. Rus devlet geleneğinin temelini oluşturan bu bakış açısı Rus Çarlığı yıkılıp yerine Sovyet Rusya’nın kurulması esnasında da, Sovyetler Birliği yıkılıp Rusya Federasyonu kurulduğunda da hiç değişmemiştir. Kendi sahip olduğu kuzey limanları coğrafi olarak uluslararası ticarete uygun olmayan Rusya için erişebileceği tüm deniz yollarına politik, ekonomik ve askeri gücünü kullanarak yol açmak bir açıdan da hayati bir ihtiyaçtır. Bu nedenle Karadeniz, Hazar Denizi, Basra Körfezi, Baltık Denizi ve Akdeniz Rusya’nın yayılmacı politikasının gündeminden düşmeyen en önemli havzalardır.

PUTİN, ESKİ SSCB ÜLKELERİNİN TOPRAKLARINA GÖZ DİKTİ

2014 yılında Ukrayna’ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti’ni işgal eden ve Ukrayna’nın ana kısmındaki Donbas bölgesine saldıran Rusya’nın devlet başkanı Vladimir Putin, Haziran 2020’de verdiği bir röportajda son derece küstah açıklamalarda bulundu. Kırım’ın ardından şimdi de diğer eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ülkelerinin topraklarına göz diken Putin, SSCB’den ayrılan cumhuriyetlerin, “çok sayıda Rus toprağını aldığını” ileri sürmüştü. Putin, aynı röportajda Kırım’ın işgalini gizlemek için tarihi çarpıtma ve provokasyon yoluna gitmişti. Putin’in açıklaması ile, Karabağ’da ateşkesi sağlama görevi olan Rus güçlerinin bölgeye yerleşmesi ve Rus milletvekillerinin Kuzey Kazakistan topraklarına yönelik iddiaları birleştirildiğinde Putin Rusya’sının yayılmacı politikalarının boyutları ortaya çıkıyor. İşte Putin’in o açıklamaları:

RUSYA ÇEÇENİSTAN SAVAŞI İLE TATARİSTAN’IN BAĞIMSIZLIĞINI ENGELLEDİ

Sovyet Rusya 1991 yılı sonunda dağılmasının hemen ardından ideolojik ağırlıklarından kurtulma yoluna gitmiştir. Kısa bir süre sonra da gücünü ve etkinliğini yeniden kazanmak ve eski hakimiyet alanlarında söz sahibi olmak için çalışmaya başlamıştır. Sadece birkaç yıl sürdürdüğü uzlaşmacı politikası federasyondan ayrılmaya hazırlanan Tataristan’ın bu arzusunu gerçekleştirmeye yönelik adımlar atmaya başlaması ile sona ermiş ve baskıcı- bağlayıcı-agresif politikalarına geri dönmüştür. 1994 yılında Çeçenistan ile girdiği askeri mücadelenin temel amacının, etki alanından kurtulmaya hazırlanan Tataristan ve diğer Kafkas ülkelerini baskılamak ve caydırmak olduğu uzmanlarca pek çok kez dile getirilmiştir. Sonraki yıllarda yaşanan Gürcistan operasyonu ile; Kafkaslar ve Karadeniz, Suriye operasyonu ile de Ortadoğu ve Akdeniz’deki varlığını kuvvetli bir şekilde göstereceğinin mesajlarını vermiştir.

Cahar Dudayev

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN BARIŞ İÇİN ORTAKLIK PROJESİ POST SOVYET ÜLKELERİ İLE ENTEGRASYON İÇİN HAZIRLANDI

Bu süreçte ABD, NATO ve Avrupa Birliği, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığına kavuşan devletlerle yakın ilişkiler kurmaya başlamışlardır. Bu amaçla Rusya’nın kendi doğal etki alanı olarak gördüğü bölgelerde siyasi etkinliklerini arttırmak adına çeşitli siyasi devrimler organize ederek Rus etkisindeki ülke yönetimlerinden kurtulmak istemişlerdir. Uluslar üstü şirketler adına adeta açık pazar niteliğinde olan bu ülkeler aynı zamanda doğal kaynakları açısından da zengin ham madde ve enerji yataklarına sahiptirler. Bahsi geçen Post Sovyet ülkeleri de hem Rus hegemonyal gücüne karşı denge oluşturmak hem de demokrasi ve bolluk beklentisi ile karşı bloğun siyasi ve askeri ittifaklarına sıcak bakmaktan çekinmemişlerdir. Başta Balkan ülkeleri, Gürcistan, Ermenistan Kırgızistan, Azerbaycan, Ukrayna ve belli düzeyde Kazakistan da Avrupa Birliği anlaşmalarına ve Barış İçin Ortaklık projelerine dâhil olmuşlardır.
Bu mücadele ortamında iki kutuplu dünya düzeni geri gelmese de yeniden güçlenen ve hâkimiyet alanını en az eski çizgisine kadar genişletmek isteyen yeni Rus devleti, Çeçenistan, Gürcistan ve Suriye operasyonlarındaki başarıları ile de kendisine olan güvenini geri kazanarak “sömürü için genişle” politikasını uygulamaya geri dönmüştür.

KIRIM YARIMADASI RUS YAYILMACILIĞI İÇİN STRATEJİK ÖNEME SAHİP

Dağılma sürecinde hem batıya hem de güneye açılma stratejisinin en önemli deniz ve kara dayanağı olan Kırım yarımadası, Ukrayna sınırları içerisinde kalmış bu da ülke Rus devleti için oldukça büyük bir kayıp olmuştur. Akyar (Sivastopol) limanının askeri kullanım anlaşması bu kaybı bir nebze telafi etse de; Ukrayna’nın tüm siyasi baskılara rağmen AB ile bağlayıcı anlaşmalar yapması ve Rusya’yı Karadeniz’de saf dışı etme planının ortağı olarak kendi bağımsızlığını pekiştirmeye çalışması bu limandaki hâkimiyetini de tehlikeye sokmuştur. Bu yeni gelişme ile yayılmacı politikalarının sekteye uğraması Rusya için uzun vadede telafisi zor bir kayıp olacak ve batıdaki ilerleyişi son bularak Ukrayna’ya dayanan sınırı ile iktifa etmek durumunda kalacaktır. Baltık ülkelerinden Balkanlara kadar pek çok ülkede yeni oyunlar kurgulayan Rusya için önüne çekilen bu engelden kurtulmanın yolu agresif politikalar uygulamak olacak ve yeri geldiğinde taleplerinin yerine getirilmesi için ekonomik ve siyasi baskılarını her daim askeri gücü ile tamamlamaktan çekinmeyecektir.

Ukrayna’nın başkenti Kıyiv’de yaşanan Euromeydan olayları ile beraber Rusya ve NATO ittifakı arasında daha çetin bir mücadelenin yaşanacağı ve yalnızca ülkelerinin geleceğini düşünen sınır devletlerinin iki tarafın kıskacında sıcak müdahalelere açık olacağı açığa çıkmıştır. Rusya’nın yayılmacı politikasından geri adım atmayacağının en önemli göstergesi ise 26 Şubat 2014 tarihinde uygulamaya koyduğu ve tarihin en ilginç işgal yöntemlerinden birisini kullandığı Kırım’ın işgal edilmesi olayıdır. Çoğunluğu Rus nüfusa sahip olsa da Ukraynalıların ve Kırım Tatarlarının itirazı ile Kırım Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu’ndan Ukrayna’dan ayrılma kararı çıkaramayacağını anlayan Rusya, bir gecede kimlikleri belirsiz silahlı “yeşil adamlarca” Kırım’ı işgal etmiştir.

İşgal ettiği Kırım topraklarının ardından Karadeniz’de daha güçlü bir hale gelen Rus devleti, hükmettiği tüm topraklarda olduğu gibi burada da ilk günden itibaren baskıcı politikası, insan hakları ihlalleri ve politik yalanları ile anılmaya başlamıştır. Rusya’nın Ukrayna toprakları üzerindeki talepleri bununla da sınırlı kalmamış, Ukrayna içerisindeki Rus nüfusu kullanarak aynı yılın Nisan ayında Doğu Ukrayna’da başlayan ayrılıkçı hareketleri açıkça destekleyerek ülkeyi kaosa sürüklemiştir. Birleşmiş Milletlerin (BM) verilerine göre; Donbas’taki çatışmalarda 2014-2019 yılları arasında yaklaşık 13 bin 200 kişi hayatını kaybetmiştir. Rusya’nın bölgedeki ayrılıkçılara para ve mühimmat desteği sağladığına dair pek çok kanıt uluslararası kamuoyunda paylaşılmıştır.

PUTİN, YASA DIŞI KERÇ KÖPRÜSÜ DESTEKÇİLERİNİ VE ÇALIŞANLARINI ÖDÜLLENDİRDİ

Kırım’ın işgalinin ardından ülke askeri bir üs olarak dizayn edilmeye başlanmış ve 30 binden fazla asker bölgede konuşlandırılmıştır. Ayrıca çok sayıda savaş gemisi ve uçağın başta Akyar’daki üs (Sivastopol) olmak üzere ülkeye getirilip yerleştirildiği bilinmektedir. Rusya’nın Kırım’ı yasadışı ilhakı dünya kamuoyu tarafından halen tepki görmekte ve tanınmamaktadır. Rusya ise bu durumdan ve yaptırımlardan etkilenmeyerek buradaki varlığını sağlamlaştırmak için adımlar atmaya devam etmektedir. 2017 yılında uluslararası hukuk kurallarını ihlal ederek yapımına başladığı Kerç Boğazı köprüsünün otoyol kısmı 15 Mayıs 2019 tarihinde Rusya Devlet başkanı Vladimir Putin tarafından açılmıştır. Köprü yapımına gelen tepkiler ve Avrupa’nın bu inşaata destek veren şirketlere uyguladığı yaptırımlar, ülkede herhangi bir karşılık bulmazken tam aksine Kerç Köprüsü inşaatında çalışanlara 20 Kasım 2020 tarihinde Rusya Devlet Başkanı tarafından madalyalar dağıtılmıştır.

Severomorsk Akyar (Sivastopol)

ROMANYA SINIRINA GELEN RUS SAVAŞ UÇAKLARINI TÜRKİYE VE BULGARİSTAN HAVA KUVVETLERİ DURDURDU

Suriye’de Lazkiye limanı sayesinde Akdeniz deniz ve hava etkinliğini arttıran Rusya, Karadeniz’de de Kırım’a hâkim olmak sureti ile etkinliğini arttırmaktadır. Gücünü kaybettiği dönemde hâkimiyetinden çıkan ve AB-NATO yörüngesine giren eski sömürgelerine doğru gün geçtikçe daha net hamleler yapmakta ve üzerlerindeki varlığını hissettirmektedir. 21 Mayıs 2020’de, Rus savaş uçakları Romanya sınırına kadar gelmiş ancak Türk ve Bulgar hava kuvvetlerinin de desteği ile Romanya sonucu belirsiz bu ataktan kurtarılmıştır.

UKRAYNA CUMHURBAŞKANI ZELENSKIY: RUSYA, BİZE KIRIM ÜZERİNDEN SALDIRIRSA ERKEK KADIN HEP BERABER SAVAŞACAĞIZ

Ukrayna, Kırım’ı Rusya’nın hukuksuz işgalinden kurtarma mücadelesi verirken bir yandan da Donbas’ta halen sıcak temas halindedir. 9 Kasım 2020’de Ukrayna Savunma Bakanı Zagorodnyuk katıldığı bir programda şu uyarılarda bulunmuştur, “Rusya, bölgeye hâkim olmaya çalışıyor. Belarus’ta ve Gürcistan’daki durumu net bir şekilde görüyoruz, Rusya’nın Kırım’ı Atlantik’te ve Ortadoğu’da genişleme platformu olarak kullandığı Karadeniz’deki gelişmeleri görüyoruz. Filolarını ve Kırım’daki silahlı kuvvetlerini her geçen gün güçlendiriyorlar.”

Sonrasında 3 Aralık 2020’de düzenlenen AGİT Bakanlar Konseyi toplantısında konuşan Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmıtro Kuleba, AGİT gözlemcilerinin işgal altındaki Donbas’ta Rus silahlarının kullanıldığını ve bu silahların Rusya’dan sevkiyatının tespit edildiğini ifade eden bir konuşma yapmıştır. Ayrıca NATO’nun Karadeniz bölgesini Rusya’nın tehditlerden koruması gerektiğini, Rusya’nın Kırım’a nükleer başlıklar yerleştirmesi olasılığının Karadeniz çevresindeki ülkeler ve Avrupa için büyük tehlike oluşturabileceği yönündeki endişesini de paylaşmıştır. Ukrayna Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Sergiy Drozdov da yaptığı bir açıklamada, 2014 yılının başından bu yana Kırım üzerinde 225 bin Ukrayna devlet sınırı ihlali vakası kaydedildiğini ifade etmiştir.

Rusya’nın yayılmacı politikası için askeri bir müdahalede bulunabileceği uyarısını yapan bir başka Ukraynalı yetkili de Ukrayna Dış İstihbarat Servisi Başkanı Valeriy Kondratyuk olmuştur. Kondratyuk 30 Aralık 2020 tarihinde yayımladığı makalede, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik stratejik hedeflerinin değişmediğini belirterek, Rus silahlı kuvvetlerinin uydurma bir bahane kullanarak, Kuzey Kırım Kanalı barajı üzerinde kontrol sağlamak amacıyla Herson bölgesine saldırabileceğini iddia etmiştir. Ukrayna Devleti’nin Rusya’nın saldırgan politikalarının gelebileceği noktayı egemenliklerine karşı yapılacak askeri bir operasyon olarak gördüğünü Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy’nin yaptığı bir açıklamadaki ifadelerinden net olarak görmemiz mümkün:

“Eğer Rusya Kırım üzerinden bize savaş açarsa hepimiz savaşacağız; hem erkekler hem de kadınlar seferber edilecek”

Haberin devamı için: Zelenskıy: Rusya, Ukrayna’ya Kırım’dan saldırırsa hepimiz savaşacağız

RUSYA, ORDU HARCAMALARINI 24 MİLYAR DOLARA ÇIKARDI!

Sergey Şoygu – Vladimir Putin


Buna karşılık Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Rus ordusunun için bu yıl 1 trilyon 500 milyar ruble (yaklaşık 24 milyar dolar) harcanacağını ve bu meblağın yüzde 68’inin modern silah sistemlerinin alımı için ayrıldığını açıklamıştır. Ayrıca Şoygu, Ukraynalı yetkililerin endişelerini arttıran bir açıklama da yaparak, Kırım’ın Akyar (Sivastopol) kentinde 2021 yılında radar istasyonu inşaatına başlamaya planladıklarını açıklamıştır.

RUSYA, FRANSA’NIN GÜDÜMÜNDEKİ ERMENİSTAN’I CEZALANDIRDI

Kuzey Karadeniz’de yaşananların yanında 2020 yılı içerisinde Güney Kafkasya’da da Rusya’nın genişleme politikasını destekleyecek gelişmeler yaşanmış, Azerbaycan ve Ermenistan arasında İkinci Dağlık Karabağ savaşı çıkmıştır. Rusya bu sefer şaşırtıcı bir biçimde savaşın Azerbaycan tarafından domine edilmesine itiraz etmemiş ve Karabağ’ın el değiştirmesine uzun süre sessiz kalmıştır. Uluslararası ilişkiler uzmanları Rusya’nın kendi egemenlik alanı olarak gördüğü bölgede daha önce oldukça aktif bir politika ile Ermenistan’ı desteklerken son yıllarda Fransa’nın etki alnına girerek ülkesini Avrupa’ya açan Ermenistan’a bu şekilde ders vermek istediği yorumunu yapmışlardır. Rusya’nın bu siyasetinin NATO ve AB ile yakın ilişkiler içerisindeki diğer ülkelere de bir mesaj niteliği taşıdığı düşünülmektedir.

İkinci Karabağ Savaşı’nın Rusya için asıl kazanımı ise Azerbaycan ile Ermenistan arasında varılan anlaşma gereği Dağlık Karabağ’a yerleştirilen sözde Rus barış gücü birlikleridir. Hemen anlaşmanın ilan edildiği gece yola çıkan birlikleri ile Rusya, uzun yıllar önce çıkarıldığı bu bölgeye askeri gücü ile yeniden giriş yapmıştır. İlginçtir ki bazı sivil kaynaklar Karabağ’a gönderilen 15. Motorize Tugayının daha önce Abhazya olaylarında, Kırım’ı işgalinde ve Donbas’taki çatışmalarda bulunan özel askerlerden oluştuğunu açıklamışlardır. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bu özel askerlerine Kırım’ın işgali ve Suriye’deki askeri operasyonlar için teşekkür etmiş olduğu da kenara not edilmesi gereken bilgilerden bir tanesidir.

Rusya’nın Karabağ’daki yayılmacı faaliyetleri konulu haberin tamamı için:
Rusya, Azerbaycan’ı 3. Karabağ Savaşı’na mı sürüklüyor?

RUS GÜÇLERİ, AZERBAYCAN VE ERMENİSTAN ARASINDA ÜÇÜNCÜ KARABAĞ SAVAŞINI MI İSTİYOR?

Rusya’nın barış gücü sıfatıyla askeri varlığını bölgeye yerleştirmesinin ardından beklenenin aksine bölgede sıcak gelişmeler yaşanmaya devam etmiş, Rusya’nın Ermenistan’ın anlaşma ihlallerini görmezden gelerek çatışmaları körüklediği ve Azerbaycan’ı Üçüncü Karabağ Savaşı’na sürüklediği konuşulmaya başlanmıştır. Hatta bu sürecin Rus işgali ile sonuçlanmasından tedirgin olan Azerbaycanlı siyasetçiler, bölgede Donbas politikasının uygulandığına dair demeçler vermeye başlamışlardır. Yaşanan bu gelişmeler Rusya’nın Hazar havzasında bundan böyle askeri olarak daha da etkin olacağının işaretleridir.
Yeni yüzyılda Rus yayılmacılığına yeni bir terim olarak “Donbas Politikası” ifadesinin eklendiğini görüyoruz. Bu ifadenin son günlerde Azerbaycan’ın ardından Kazakistan’da da dillendirilmeye başlanması ilgi çekicidir. Rusya ve Kazakistan arasındaki sözlü kriz uluslararası politikada dikkatlerin Kazakistan’a çevrilmesine sebep olmuştur.

RUSYA KAZAKİSTAN’A DONBAS POLİTİKASI MI UYGULUYOR?

Vyaçeslav Nikonov

Stalin dönemi Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı Vyaçeslav Molotov’un torunu, Rusya Devlet Duması Milletvekili Vyaçeslav Nikonov, 11 Aralık 2020’de Rus devlet televizyonunda bir demeç vererek “Önceden Kazakistan yoktu ve Kuzey Kazakistan toprakları boştu. O topraklar Rusya ve Sovyetler Birliği’nden Kazaklara büyük bir armağandır.” İfadelerini kullanarak Rusya ile Kazakistan arasında süregelen Kuzey Kazakistan topraklarının egemenlik hakları sorununu yeniden gündeme taşıdı. Ardından Rus Milletvekili Yevgeny Fedorov da Kazakistan’ın Rusya’ya ait olan toprakları geri vermesi gerektiğini ifade eden bir açıklama yaparak durumu münferit bir olay olmaktan çıkardı. Kazakistan Dışişleri Bakanlığı bu ifadelere karşılık şimdilik Rusya’ya nota vermekle yetinirken resmi olmayan ağızlardan Rusya’nın Kazakistan’a karşı Donbas politikası izlediği ve hibrit savaş yürüttüğü dile getirildi. Bu konuda açıklamalar yapan bir isim de Askeri İlimler Akademisi Başkanı Emekli Albay Muhtar Serkpayev oldu. Serkpayev, Kazakistan’ın Rus ahalisi ile Kazak ahalisinin arasının açılmaya çalışıldığını söyleyerek Rusya’nın Kazakistan’a karşı hibrit savaş başlattığını ve devlet güvenliğinden sorumlu yetkili organların duruma acilen müdahale etmesi gerektiğini vurguladı.

Rusya, Ukrayna’nın doğusundaki senaryoyu şimdi de Kazakistan’ın kuzeyinde mi uygulayacak? Haberin devamı:
“Rusya, Kazakistan’a karşı daha önce Ukrayna’da denenen senaryoya göre hibrit savaş başlattı”

RUSYA DIŞİŞLERİ BAKANI SERGEY LAVROV, SIRBİSTAN’DA BOŞNAK KATİLİ SIRP ÇETNİKLERİN İŞARETİNİ NEDEN YAPTI?


Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 2020’nin son ayında Rusya için yeni bir atak daha yaparak Bosna Hersek ve Sırbistan’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Lavrov’un ziyaretine Sırp bölgesi olan Doğu Saraybosna’dan başlaması ve ilk olarak Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyinin ayrılıkçı Sırp üyeleri ile görüşmesi dikkat çekiciydi. Görüşmede Bosna Hersek bayrağının bulunmaması nedeniyle Boşnak liderler Lavrov ile görüşmeyi reddettiler. Üstelik Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un Sırbistan’ın başkenti Belgrad’dan ayrılırken Bosna katliamlarının sorumluları olarak tanınan Sırp çetnikleri gibi “üç parmak selamı” ile vedalaşması da Rusya’nın Balkanlarda yeni bir kaos yaratarak bölgeye askeri güç sokmak istediği şeklinde yorumlara sebep oldu.

İSVEÇ, RUSYA TEHDİDİNE KARŞI GÜVENLİK SORUNU YAŞADI VE SAVUNMA BÜTÇESİNİ YÜZDE 40 ARTIRDI

İsveç Savunma Bakanı Peter Hultqvist

Ukrayna, Kazakistan, Karabağ ve Balkanlar gündeminin ardından 2020 yılı biterken Rus yayılmacılığının izleri Baltık Denizinde kendisini göstermeye başlamıştır. İsveç Parlamentosu, 15 Aralık 2020’de 2025 yılına kadar olan yıllık savunma bütçesini yüzde 40 oranında arttırarak 89 milyar krona (10.6 milyar dolar) çıkarmıştır. Konu hakkında açıklama yapan İsveç Savunma Bakanı Peter Hultqvist, “Yeni bir güvenlik sorunu görüyoruz ve onların (Moskova) siyasi hedeflerine ulaşmak için askeri gücü kullanmaya hazır olduklarının farkındayız. Rusya’nın Gürcistan’a yönelik saldırganlığı, Kırım’ın hukuksuz ilhakı, Ukrayna’daki çatışmalar, Beyaz Rusya’daki faaliyetler, Rusya’nın askeri potansiyelinin artırılması, kapsamlı tatbikatlar, Kuzey Kutbu’ndaki ve Baltık Denizi’ndeki faaliyetler ile yeni güvenlik tehlikesi durumu nedeniyle…” ifadelerini kullanarak Rusya’nın bölgedeki yayılmacı politikasına karşı önlem almak durumunda kaldıklarını ifade etmiştir.

RUSYA’NIN AVRASYACILIK POLİTİKASI DİKKATLE TAKİP EDİLMELİ

Tüm bu gelişmeler, Rus devletinin dünya politikası içerisinde yeniden baskın güç olmayı arzuladığını ve ister maddi gücü isterse moral değerleri açısından bu arzusuna ulaşabilmek adına ciddi yatırımlar yaptığını göstermektedir. Analizin dışında tuttuğumuz siyasi, ideolojik ve enformasyon çalışmaları ise en az askeri yatırımları kadar ciddi bütçeleri olan büyük potansiyelli çalışmalardır. Rus yayılmacılığının siyasi izlerini arayanların özellikle Avrasyacılık misyonu altında yürüttüğü politikaları dikkatle takip ederek önemli verilere sahip olabileceklerini ifade edebiliriz. Asya-Avrupa büyük kıtası ülkeleri, 21. Yüzyılda da Rus devletinin acımasız yayılmacı politikalarının yol açacağı ve daha önce defalarca deneyimlenmiş sancılı günlere hazırlıklı olmalıdır.

KIRIM’IN RUSYA TARAFINDAN İŞGALİ DEVAM EDİYOR

Hatırlanacağı üzere 26 Şubat 2014 tarihinde, 15 bine yakın Kırım Tatarı, binlerce Ukrain ve Kırım’da yaşayan diğer millet temsilcileri, Kırım Tatar Milli Meclisinin çağrısı üzerine Kırım Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu önünde toplanarak Rusya yanlısı hain Kırımlı milletvekillerinin Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılmasına ilişkin Anayasaya aykırı kararları kabul etmesini engelledi.

26 Şubat 2014 tarihinde Kırım’ın sivil toplumu, Rusya’nın ve Kırım’daki ajanlarının, güya Kırım’ın gönüllü olarak Rusya’ya “geçişinin” taklidini yapmayı planladığı parlamento toplantısının düzenlenmesini engelleyerek barışçıl şekilde Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savundu. Ancak 27 Şubat 2014 sabah saatlerinde Putin, Kırım’ın şiddet kullanılarak işgal edilmesi senaryosunu uygulamaya başladı. Bunun sonucunda yarımadadaki şehirlerin tüm caddeleri ve büyük kara yollarını Rus askerler doldurdu. Rus askerler idari binaları işgal etti, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin üslerini kuşattı, deniz limanlarını ve hava alanlarını ele geçirdi.

Kırımlıların şiddete dayanmayan toplu direnişi maalesef, artık 6 yıldır devam eden Kırım’ın geçici işgalini önleyemedi. Kırım’ın yerli halkı Kırım Tatarları, yüz binlerce Ukrain ve Ukrayna’ya sadık kalan Kırım’da yaşayan diğer milletlerin temsilcileri, Rus işgalcilerin elinde esir kalmaya devam ediyor.

SİLAHLARIN GÖLGESİNDE SÖZDE REFERANDUM

Rus işgalinin akabinde 2014 yılının Mart ayında düzenlenen sözde referandumda Kırım sakinlerinin yarımadanın Rusya’ya bağlanması konusunda iradesini “özgürce” tecelli ettiği ileri sürüldü. Avrupa Birliği ülkeleri, ABD ve dünyanın birçok ülkesi, Kırım’da yapılan sözde “kendi kaderini belirleme referandumunun” sonuçlarını kabul etmeyi reddetti. Ukrayna, Kırım’ı geçici olarak işgal edilen bölgesi olarak kabul ediyor.

Ukrayna Parlamentosu resmi düzeyde, 20 Şubat 2014 tarihini Kırım ve Sivastopol’ün (Akyar) Rusya tarafından işgalinin başlangıç tarihi olarak kabul etti. Dönemin Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko, ilgili yasayı 7 Ekim 2015 tarihinde imzaladı.

Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesi ve Ukrayna’ya yönelik politikası dolayısıyla Rusya Federasyonu’na karşı yaptırımlar uyguladı. Kırım’ın işgalinden sonra Ukrayna’nın Donbas bölgesinde Rusya tarafından desteklenen teröristler ile Ukrayna askerleri arasında çatışmalar başladı.

KIRIM TATAR MİLLİ MECLİSİ: KIRIM’IN İŞGALİ, KIRIM TATAR HALKININ İRADESİNİ KIRAMADI

Kırım Tatar Milli Meclisinin 26 Şubat 2020 tarihinde Kırım Tatar halkının ana vatanı Kırım’ın Rusya tarafından işgal edilmesine yönelik basın açıklamasını getirdi. Söz konusu basın açıklaması şu şekildeydi:

“Altı yıl önce, 26 Şubat 2014 tarihinde, yaklaşık 20 bin Kırım sakini, Kırım Tatar Milli Meclisinin çağrısıyla Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunmasına destek ve Kırım Özerk Cumhuriyeti Meclisinin Kırım’da sosyo-politik durumu istikrarsızlaştırabilecek kararlar almasını engellemek amacıyla barışçıl bir eylem düzenledi.

26 Şubat 2014’te, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne destek amacıyla yapılan barışçıl mitinge katılanlar, kararlılıkları ve cesaretleriyle, Kırım sakinlerinin çoğunluğunun Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılmasına ilişkin herhangi bir fikri kabul etmediğini gösterdi ve Kırım Özerk Cumhuriyeti Verhovna Rada’sının (Parlamentosunun) Rusya yanlısı kısmının, Moskova’nın beklediği ve Rusya’nın önceden planladığı Kırım’ın ele geçirilmesini haklı çıkarmak için kullanacağı eylemleri kurgulamasına izin vermedi. Kırım’ın sivil toplumu, 26 Şubat 2014’te Rus yanlısı siyasetçilerin Kırım’ı kaosa ve sivil çatışmaya sokmasına izin vermeyerek, Ukrayna’nın kolluk kuvvetleri ve özel organları tarafından ayrılıkçılığa karşı kararlı eylemlerde bulunulmasını bekledi. Devlet yetkilileri ve Ukrayna yönetimi, siyasi güçlerin ve liderlerinin dış saldırı tehdidi karşısında kabul edilemez olan görev ve bakanlıkları paylaşım kavgasından kaynaklanan eylemsizliği, Rus özel servislerinin 2014 yılında 26 Şubat’ı 27 Şubat’a bağlayan gece, yarımadada konuşlanan Rusya Karadeniz Filosu güçlerini kullanarak; Kırım’ın stratejik yapılarını ele geçirmeye yönelik doğrudan eylemlere girişmesine ve aynı zamanda Rusya topraklarından ek birlik aktarmaya başlamasına izin verdi. Altı yıldır devam eden Kırım’ın geçici işgali ve ilhakı girişimi, Rusya Federasyonu tarafından uluslararası hukuk kuralları ve ilkeleri ile Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğünün açık bir ihlalidir.