"Güney Kafkasya'da Rusya-İran Nüfuz Mücadelesi (1779-1813)" okuyucuyla buluştu

19 Mayıs 2020, 15:56


Hazırlayan: Mehmet Berk Yaltırık

Dr. Özgür Türker’in “Güney Kafkasya’da Rusya-İran Mücadelesi (1779-1813)” başlıklı araştırması raflarda okuyucuyla buluştu. Türk Tarih Kurumu’ndan basılan 309 sayfalık araştırma, Rus İmparatorluğu’nun Kafkasya’daki yayılmacılığına ve günümüzde devam eden etkilerine ışık tutuyor.

Güney Kafkasya’nın Rus İmparatorluğu tarafından ele geçirilmesini farklı bir perspektiften ele alan çalışmada, bölgenin politik önemi, Osmanlı ve İran’la ilişkiler ekseninde yaşananlar, 18. yüzyılın sonlarından itibaren meydana gelen hegemonik çatışmalar inceleniyor.

Kafkasya’da bölgesel sınırlar üzerinde günümüzde dahi konsensüs sağlanamaması ve Rusya’nın Güney Kafkasya’yı işgalinin yakın dönemde sebep olduğu travmalar bağlamında, yazar Rus, İran ve Osmanlı arşiv belgeleriyle modern kaynakları sentezlediği bir analiz ortaya koyuyor.

“BU ÇALIŞMANIN SEÇİLİŞ AMACI, KIRIM’I İÇİNE ALACAK ŞEKİLDE RUS İŞGAL SİYASETİNİ ORTAYA KOYMAKTI…”

Çalışmasıyla ilgili olarak Kırım Haber Ajansı’nı (QHA) bilgilendiren Özgür Türker, bu konuyu seçmesinin nedenini, “Aslında bu çalışmanın seçiliş amacı sadece Güney Kafkasya özelinde değil, Kırım’ı içine alacak şekilde Karadeniz ve Hazar Denizi hinterlandında yaşanan Rus işgal siyasetini ortaya koymaktı. Rusların 18. asrın sonlarından itibaren Osmanlı ve İran’ın geleneksel nüfuz bölgelerine doğru bir yayılım gösterdiğini ve bunun sonucunda çok önemli değişimlerin ve kırılmaların yaşandığını biliyoruz. Bu çalışmanın odaklandığı asıl nokta işte bu dönüşüm sürecinin hangi şartlarda başladığını ve nasıl seyrettiği ortaya koymaktı.” sözleriyle ifade etti.

“KIRIM’IN OSMANLI DEVLETİ’NDEN KOPARILMASI BAŞLI BAŞINA BİR TRAJEDİDİR”

Türker, ayrıca Kırım’ın 18. yüzyılda gerçekleşen ilk işgaliyle, Kafkasya’ya yönelik politikalarının paralel bir şekilde geliştiğini belirterek şu açıklamada bulundu: “Kırım’ın Osmanlı Devleti’nden koparılması ve Rusya’ya bağlanması aslında başlı başına bir trajedidir. Osmanlı Devleti açısından bakacak olursak bu durum imparatorluğun Türkistan ve Kafkasya ile olan irtibatının kopmasına neden olmuştur. Osmanlı Devleti Kafkas toplumları ve Türkistan hanlıklarıyla olan diplomasi trafiğini Kırım Hanlığı kanalı ile yürütmekteydi. Bu kanal böylelikle tıkanmış oldu. Olaya Rusya nazarından bakacak olursak da Kırım bir nevi Kafkasya’nın anahtarı konumundaydı. Son derece stratejik bir köşe başı olan Kırım’ın kazanılmasıyla Ruslar hem Karadeniz’in kontrolü için, hem de Kafkasya’ya geçiş için son derece önemli bir üs elde etmiş oldular.”

Yazar, çalışma bağlamında “Kafkasya’da Rusya, İran ve Osmanlı Devleti’nin çıkarları çatışıyordu. İran ve Türkiye’nin Kafkaslarda zayıflaması ile gerçekleşen Rus harekâtı sonucu neler yaşanmıştır?” şeklindeki soruya ise şu cevabı veriyor:

“İŞGAL, KOLONİZASYON VE SÜRGÜN, RUS EMPERYAL SİYASETİNİN 19. ve 20. ASIRLARDAKİ EN BELİRGİN ARGÜMANLARI OLARAK DİKKAT ÇEKMEKTEDİR”

“19. asır tam anlamıyla bir Rus çağıydı. Maalesef bu durum Osmanlı ve bir başka Türk hanedanı olan Kaçarların iktidarda olduğu İran için çok büyük krizlere sebep oldu. Rusların bölgeye gelişi ardından Gürcü ve Ermenileri kullanarak bir Ortodoks koalisyonu oluşturması ve bölgenin eski hegemonik güçleri durumundaki Osmanlı ve İran’ı Güney Kafkasya’nın dışına itmesi, etkilerine bugün de yakından şahit olduğumuz sonuçlar doğurdu. Öncelikle Osmanlı Devleti Balkanlardan sonra bu defa Kafkasya üzerinde ikinci bir kıskaca daha alınmış oluyordu. Diğer yandan bu süreç İran’ın eski toprakları durumundaki müstakil hanlıkların sadakatinin sıkı bir teste tabi tutulmasına sebep oldu. Maalesef Güney Kafkasya’nın yerel yöneticileri durumundaki bazı hanlar bu sadakat testini başarıyla geçemediler. Buna İran ve Osmanlı arasında yüzyıllardır bir kangrene dönüşen mezhep odaklı çatışmalar da eklenince Rusların bölgeyi işgal etmesi daha da kolay hâle geldi. Rusların hem Osmanlı hem de İran’ı Kafkasya’dan çıkartarak yapmış olduğu işgaller ve demografik dönüşümler neticesinde bugün bölgede Türk halklarının birbirinden izole edilmesi amacına hizmet eden suni bir Ermenistan yaratma projesinin temelleri atıldı. Buna Türklerin yoğunlukta olduğu stratejik köşe başlarındaki sürgünleri de eklediğimiz zaman ortaya daha büyük bir resim çıkmaktadır. Türk topluluklarının birbirinden izole edilmesi ve tarihi bağlarının zayıflatılması. İşgal, kolonizasyon ve sürgün Rus emperyal siyasetinin 19. ve 20. asırlardaki en belirgin argümanları olarak dikkat çekmektedir. Bu anlamda Çarlık ve Sovyet Rusya’nın Türk soylu halklara karşı benzer bir politika uyguladığını söylememiz gerekir.”  

Kitabın Tanıtım Yazısından:  

Türk Tarih Kurumu yayınları arasında Mayıs 2020’de Dr. Özgür Türker tarafından yayınlanan “Güney Kafkasya’da Rusya-İran Nüfuz Mücadelesi (1779-1813)” başlık eser  Güney Kafkasya gibi stratejik önemi her daim yüksek bir bölgedeki üç büyük imparatorluğun –Rusya, İran ve Osmanlı- çatışmasını ele alıyor. Eser dört ana bölümden oluşuyor, ilk bölümde on sekizinci yüzyılın sonunda Rusya’nın ve İran’ın hangi saiklerle Güney Kafkas’ya ilerlediği ve bu süreçte iki ülke arasında yaşanan çatışmalar ele alınmış, ikinci bölüm ise on dokuzuncu yüzyılın ilk çeyreğinde Rusya’nın Güney Kafkasya’da Gence’yi işgaline kadar olan süreçteki yayılmacı siyaseti incelenmiştir. “Kura ve Aras Nehirleri Arsında Rus Hakimiyetinin Tesis” adlı dördüncü ve son bölümde ise Rus İmparatorluğunun bölgedeki nüfuzunun kurulması ayrıntılarıyla ele alınmıştır. Kitabın sonunda ise “portreler” başlığı altında dönemin Rus ve İran liderlerinin on dokuz adet portresine yer verilmiştir. Kitabın içinde yer alan harita ve resimlerde konuyla ilgili görsellere ayrıca yer verilmiştir.

(Çalışmadan) “Rusların XVIII. Asrın sonlarından başlayarak, XIX. Asrın ilk çeyreğine kadar Güney Kafkasya’da yayılım göstermeleri, birçok cephede mücadele vermeyi gerektiren tarihsel bir süreç yaratmıştır. Savaş ve diplomasi ile şekillenen bu oluşum sürecinin sancıları bugün dahil hissedilmekle birlikte, söz konusu dönemde Rus işgaline karşı takınılan tutumların yaratmış olduğu husumetlerin de henüz aşılamadığı gerçeği ile yüz yüze kalınmaktadır. Çariçe II. Katerina (1762-1796) döneminde Kafkasya’ya adım atan Rusya, bölgede kalıcı olmak adına büyük bir mücadele vermiştir. Doğa şartları, Osmanlı ve İran’ın bölgesel nüfuzu, feodal güç odaklarının çetrefilli politikaları ve en nihayetinde Rus idaresine girme konusunda direnç gösteren Kafkas halklarının haklı direnişleri, bu süreci oldukça sancılı hale getiren faktörler olmuştur. bu çalışma, Güney Kafkasya’nın Rusya sınırlarına dahil edilmesini, belli başlı olaylar üzerinden irdelemekte ve sürecin tüm bileşenleri ile birlikte ne şekilde vuku bulduğu konusu üzerine yoğunlaşmaktadır.”

Güney Kafkasya
İran
işgal
kitap
Kırım
Osmanlı İmparatorluğu
Rus yayılmacılığı
Rusya
Bunlara da bakın: