12 Mart 1921: İstiklal Marşı’nın TBMM'de Türkiye’nin milli marşı kabul edilmesinin yıl dönümü

Güncel
Ayyıldız Huri Kaptan
12 Mart 2022, 11:03
Ayyıldız Huri Kaptan
12 Mart 2022, 11:03

İstiklâl Marşı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) tam 101 yıl önce Türkiye’nin ulusal marşı olarak kabul edildi. İstiklal Marşı’nın Türkiye’nin milli marşı olarak kabul edilmesinin 101’inci yıl dönümü kutlanıyor. İstiklâl Marşı’nın kabulünün 100’üncü yılı olan 2021, Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle “Mehmet Akif ve İstiklâl Marşı Yılı” ilan edildi. ”Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” cümlesiyle başlayan İstiklâl Marşı, Mehmet Akif Ersoy’un bir rica sonucu Ulusal Marş Yarışması’na katılmasıyla Türkiye’nin ulusal marşı seçildi. O ricada bulunulmasaydı Türkiye’nin ulusal marşı, Ulusal Marş Yarışması’nda finale kalan 6 şiirden biri olacaktı…

Türk milletinin kurtuluşunun ve Türk devletinin bağımsızlığının destanı, moral değerlerinin inşası ve bu değerler sisteminin sembolü olan ve milli şair Mehmet Akif Ersoy tarafından “Kahraman Ordumuza” hitabıyla yazılan İstiklal Marşı’nın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) milli marş olarak kabul edilişinin bugün 101’inci yılı. İstiklal Marşı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM), 12 Mart 1921’de yapılan oturumda Türkiye’nin milli marşı olarak kabul edilmesinin 101’inci yıl dönümü kutlu olsun.

MİLLİ MÜCADELEYE MANEVİ DESTEK

Anadolu’da, Milli Mücadele esnasında Ankara Hükumetine karşı işgalci kuvvetlerin desteği ile çıkartılan isyanlar, halkın Büyük Millet Meclisi ve faaliyetleri hakkında doğru bilgilendirilmesine ihtiyaç olduğunu gösterdi. Yapılan çalışmaların yanı sıra yazılacak ve bestelenecek bir milli marşın da Milli Mücadeleye manevi destek vereceği, Ankara Hükumetinin yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerinde itibarını arttıracağı İrşat Heyetince öngörüldü.

İSTİKLAL MARŞI’NIN BÜYÜK MİLLET MECLİSİNCE SEÇİLMESİ

Anadolu’da şehirlerde ve cephelerde mücadele veren özellikle de askerlere moral vermek için halkın ve askerlerin maneviyatını güçlendirecek bir milli marşın yazılması konusunda görüş birliği sağlandı. Aynı zamanda, yeni kurulan Ankara Hükumetinin de gelişen dış temasları ve diplomatik ilişkileri de bir milli marşa duyulan ihtiyacı güçlendirmekteydi.

ORDU ADINA HÜKUMETTEN TALEP EDİLDİ

Hükumet üyelerini ziyaret eden Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa, İrşat Heyetinin bu talebini iletir, milli heyecanı canlandıracak, Fransızların Marseyez Marşına benzer bir milli marş yazılmasını, ordu adına hükumetten talep eder. Bu talebi ve genel ihtiyacı değerlendiren Eğitim Bakanlığı da İstiklal Marşı’nın yazılması için yarışmayı açar.
Kurtuluş Savaşı yıllarında ordudan bir istiklal marşı yazılması isteği gelmesi üzerine Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı), 500 lira ödüllü yarışmaya gönderilen 724 şiirden 6’sını seçip bastırdıktan sonra milletvekillerine dağıtır. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi (Tanrıöver), bu şiirleri yeterli bulmayarak yarışmaya para ödülü olduğu için katılmadığını öğrendiği Burdur Milletvekili Mehmet Akif’e (Ersoy) bir mektup yazarak kendisinden yarışmaya katılmasını ister.

ERSOY, ŞİİR YARIŞMASINA KATILMAK İSTEMEZ

İstiklal Marşı için bir yarışma ve ödül olması fikrinden hoşlanmayan Mehmet Akif müsabakaya katılmak istemez. Mehmet Akif’in yarışmaya neden katılmak istemediğini, dostu Karesi Milletvekili Hasan Basri Bey şöyle aktarır:

“İstiklal Marşı’nın İstiklal Mücadelesi’nin içinde Büyük Millet Meclisi’nde görev yapan Mehmet Akif tarafından yazılmasını kendisine söylediğimizde zaman o ‘ben ne müsabakaya girerim ne de caize alırım!’ demişti. Ben ricalarımı tekrar ettikçe o da aynı sözü söylemiş ve ‘bırak yazsınlar. Ben bu yaştan sonra yarışa mı gireceğim ayıp değil mi?’ demişti. Bir gün Hamdullah Suphi Bey beni mecliste gördü ve dedi ki ‘şimdiye kadar 500’den fazla marş geldi. Ben hiç birisini beğenmedim üstadı ikna edemez misin?’ ben Akif Bey müsabaka şeklini ve ikramiyeyi kabul etmiyor; eğer buna bir çare ve bir şekil bulursanız yazdırmaya çalışırım.’ Düşündü dedi ki ‘ben kendisine bir tezkire yazayım. Arzusuna tabi olacağımızı bildireyim.”

NEREDE YAZILDI?

Hasan Basri Bey yine çalışmanın başında zikredilen davet mektubunu 5 Şubat 1921’de Mehmet Akif’e iletir. Hasan Basri Bey, şair Mehmet Akif’i ikna edebilmek için şiiri kendisinin yazacağını söyler; şairden yardım talep eder. Mehmet Akif, birlikte yazalım der; ancak ikramiyeyi almayacağını söyler. Hasan Basri Bey, yarışma koşullarının şairin istediği gibi düzenleneceğini, ikramiyeyi ise bir hayır kurumuna vereceklerini söyleyince Mehmet Akif İstiklal Marşı’nı yazmaya ikna olur. Mehmet Akif, İstiklal Marşı’nı Ankara’da Tacettin Dergâhı’nda yazmıştır.

İSTİKLAL MARŞI SEÇİLİYOR

1 Mart 1921 günü başkanlığını Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı Meclis görüşmelerinde İstiklal Marşı tafsilatlı olarak tartışılır. Verilen teklifin oylama ile kabulü üzerine, Hamdullah Suphi Bey İstiklal Marşı’nı okumak üzere kürsüye çıkar:
Mehmet Akif’ten şiiri yazmasını kendisinin istediğini, şairin ikramiye nedeniyle yarışmaya katılmayı uygun görmediğini, ancak görüşmeler neticesinde Mehmet Akif’i ikna ettiklerini, elemelerden kalan son altı şiirle birlikte Mehmet Akif’in şiirini Meclis’in seçimine sunduklarını söyler. Ardından, İstiklal Marşı’nı kürsüden okur.

12 GÜN SÜREN TARTIŞMALAR SONUCUNDA KABUL EDİLDİ

Mehmet Akif’in yazdığı İstiklal Marşı bu görüşmeden on iki gün sonra Meclis’te yapılan türlü tartışmalardan sonra kabul edilir. Bazı vekiller marşın seçimini Meclis’in mi, ilgili komisyonun mu yapması gerektiği konusunda tartışsalar da görüşmelerdeki çoğunluk Mehmet Akif’in şiirinin seçilmesi konusunda kararlı davranır.
Meclis’te yapılan türlü tartışmalardan sonra 1 Mart 1921 günü başkanlığını Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı Meclis görüşmelerinde İstiklal Marşı tafsilatlı olarak tartışılır ve verilen teklifin oylama ile kabulü üzerine kabul edilir.
Mehmet Akif ise para ödülünü almak istemez ve yarışmanın şartnamesi uyarınca almak zorunda olduğu belirtilince, Mehmet Akif, parayı “Darül Mesai” adlı bir yardım kurumuna bağışlar.

ATATÜRK: BU MARŞ BİZİM İNKILABIMIZIN RUHUNU ANLATIR

Marşı, en ön sıra ayakta, alkışlayarak dinleyenlerden biri de Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Paşa’dır. Marşın kabulünden sonra, İstiklal Marşı’nın önemini şu sözlerle anlatır:

“Bu marş, bizim inkılabımızın ruhunu anlatır… İstiklal Marşı’nda davamızı anlatması bakımından büyük manası olan mısralar vardır. En beğendiğim yeri şu mısralardır: ‘Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet, hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal.’ Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar işte bunlardır… Bu demektir ki efendiler Türk’ün hürriyetine dokunulamaz!”

BESTE YARIŞMASI

Marşın kabulünden sonra Maarif Vekaleti bu kez beste yarışması açar. 24 müzisyenin katıldığı yarışmanın sonuçlanması savaş yüzünden gecikir ve Bakanlık, 1924 yılında oluşturulan özel bir komisyonun, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini “İstiklal Marşı” olarak belirlediğini duyurur. Ancak Çağatay’ın bestesinin Türk müziğinin etkisi altında olduğu gerekçesiyle 1930 yılında alınan karar uyarınca Osman Zeki Üngör’ün bestesi, “İstiklal Marşı” olarak benimsenir.

AKİF: MUSTAFA KEMAL PAŞA OLMASAYDI BU ZAFER KAZANILMAZDI

Büyük Taaruz’un zaferle kazanılmasından sonra, Mehmet Akif de kendisinden Mustafa Kemal Paşa hakkında bilgi isteyen Hakkı Tarık (Us) Bey’e “Ben yemin etmem; fakat işte yemin ediyorum. Milli Mücadele’de onun yanında bulundum; yakından tanıdım. Vallahil’azim, eğer Mustafa Kemal Paşa olmasaydı bu zafer kazanılmazdı.” diyerek Atatürk hakkındaki görüşlerini bildirmiştir.

ALLAH BU MİLLETE BİR DAHA İSTİKLAL MARŞI YAZDIRMASIN!

Akif, hasta yatağında kendisini ziyaret eden, İstiklal Marşı ile ilgili sorular soran arkadaşlarına şöyle der:
“İstiklal Marşı… O günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi. O şiir, milletin o günkü heyecanının ifadesidir. Bin bir fecayi karşısında bunalan ruhların, ıstıraplar içinde halas dakikaları beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir. O milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur.”

Akif’e göre: “Türklerin yirmi beş asırdan beri özgürlüğünü muhafaza etmiş bir millet olduğu hakikattir. Hâlbuki Avrupa’da bile özgürlüğünün kaynağı bu kadar eskiye dayanan bir millet yoktur. Tarih de göstermiştir ki Türkler özgürlüksüz yaşayamaz.”

MEHMET AKİF ERSOY’UN HAYATI

“Vatan Şairi” ve “Millî Şair” unvanları ile anılan, İstiklal Marşı’mızın yazarı Mehmet Akif Ersoy, Aralık 1873’te Fatih Sarıgüzel’de dünyaya geldi. İstiklal Marşı yazarı ve aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk milletvekilleri arasında yer alan Mehmet Akif Ersoy, annesi Buhara’dan Anadolu’ya göç etmiş bir ailenin kızı olan Emine Şerif Hanım, babası ise bugün Kosova topraklarında bulunan Şuşisa (İpek) köyü doğumlu, Fatih Camii medrese hocalarından Mehmet Tahir Efendi’dir. Eğitim hayatı boyunca Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenen Ersoy, bir yandan edebiyatla, özellikle şiirle ilgilendi, çeşitli dergilerde şiirleri yayımlandı.

Ersoy, rüştiyeyi bitirdikten sonra 1885’te dönemin gözde okullarından Mülkiye İdadisi’ne kaydoldu. Babasını 1888’de kaybeden Ersoy’un ailesi, ertesi yıl büyük Fatih yangınında evlerinin yanmasıyla yoksulluğa düştü.
Şair, öncelikle meslek sahibi olmak ve yatılı okulda okumak istediği için Mülkiye İdadisi’ni bıraktı. Yeni açılan veteriner yüksekokulunda “Ziraat ve Baytar Mektebi”ne başlayan Ersoy, 1893’te mektebin baytarlık bölümünü birincilikle bitirdi.
Okul yıllarında spora da ilgi gösteren Ersoy, başta güreş ve yüzücülük olmak üzere uzun yürüyüş, koşma ve gülle atma yarışlarına katıldı.

Şiirlerini 7 kitaptan oluşan “Safahat” adlı eserinde toplayan Ersoy, 1911’de yazdığı ilk bölümde Osmanlı toplumunun meşrutiyet dönemini, 1912’de yazdığı “Süleymaniye Kürsüsünde” adlı ikinci kitapta da Osmanlı aydınlarını anlattı. “Halkın Sesleri” adlı üçüncü bölümü 1913’te kaleme alan Ersoy, “Fatih Kürsüsünde”yi ise 1914’te yazdı.
Yazar ve şair Ersoy, 1917 tarihli “Hatıralar” ile I. Dünya Savaşı hakkında görüşlerinin yer aldığı 1924 tarihli “Asım”ın ardından 7. bölüm olan “Gölgeler”i 1933’te tamamladı.

Yoğun ısrarlar sonucu Kur’an-ı Kerim’i Türkçe’ye tercüme etmeyi kabul eden Ersoy, 6-7 sene üzerinde çalışmasına rağmen sonuçtan memnun kalmayarak imzaladığı anlaşmayı feshetti.

Mehmet Akif Ersoy, “İstiklal Marşı”nı Türk milletine armağan ettiği için Safahat eserine koymadı. Şiirleri yedi kitap halinde Safahat’ta toplandı.
Kurtuluş Savaşı ve zafer sonrası uzunca bir süre Mısır’da yaşayan Milli Şâirimiz, oradan hasta ve yorgun olarak 17 Haziran 1936’da tedavi için İstanbul’a döndü. İstiklal Marşı ve Safahat’ın şairi olarak tarihe geçen yazar ve çevirmen Ersoy, 27 Aralık 1936’da İstanbul, Beyoğlu’nda bulunan Mısır Apartmanı’ndaki dairesinde hayatını kaybetti. Edirnekapı Şehitliğine defnedildi.