Gülnara ve okul sınıfı: sürgün edilen çocukların hayalleri

21 Mayıs 2019, 18:56

Kırım Haber Ajansı (QHA) için hazırlayan: İbraim Kaymançi

Ayşem da çıgar parahodın da karışına, karışina

Bir danem Ayşem

Kuneş te urar yuzugunı de daşına, daşına

Birdanem Ayşem.

Babası da keter buzlı da buza suzmege suzmege

Birdanem Ayşem

Anası da keter telli kumaç piçmege, piçmege

Birdanem Ayşem

Ayşeni de kıznı su tubunden aldılar, aldılar

Birdanem Ayşem

Siya da saçı kum tubunde bir kılaç bir kılaç

Birdanem Ayşem

Dalgıçılar uç kun de uç gece daldılar, daldılar

Birdanem Ayşem.

Ayşem çıkar geminin karşısına, karşısına

Bir tanem Ayşem

Güneş vurur yüzüğündeki taşına, taşına

Bir tanem Ayşem

Babası gider buzlu boza süzmeye, süzmeye

Bir tanem Ayşem

Annesi gider çeğize kumaş kesmeye, kesmeye

Bir tanem Ayşem

Ayşeyi suyun dibinden çıkardılar, çıkardılar

Bir tanem Ayşem

Siyah saçı kum dibinde bir kulaç, bir kulaç

Bir tanem Ayşem

Dalgıçlar üç gün üç gece daldılar, daldılar

Bir tane Ayşem

Bu şarkıyı Gülnara Yusuf kızı Ziyatdinova’nın büyükannesi Leyla söylüyordu. Büyükannesi torunuyla Kezlev’de sahilde gezerken limanda bir beyaz gemi görmüşler. Kadın gemi hakkında bir şarkının olduğunu anlatmış ve şarkıyı söylemiş. Şarkının sonu üzücü olsa da Gülnara bu şarkıyı çok sevdi.

Kırım Tatar sürgününün acı hatıraları, yetmiş beş yıl sonra da ilk günkü gibi elemle hatırlanıyor ve işgal altındaki Kırım’da yaşanan acılar başta olmak üzere tarihte izler bırakıyor. Kırım Haber Ajansı (QHA) bu hatıralardan birini daha okuyucuyla buluşturuyor.

Gülnara Yusuf kızı Ziyatdinova 1932 yılında Sak bölgesinin Colçak  köyünde doğdu. Şu an bu köy yok oldu. Ayşe hakkındaki şarkı onun en sevdiği şarkısıydı.

Büyükannesi Leyla’nın hayatı çok zordu. Onun babası din öğretmeniydi. Sovyet yönetimi dini adamlara baskı uygulamaya başladığı zaman o Türkiye’ye göç etti. Leyla 13 yaşındayken ailesi Türkiye’den Kırım’a geri döndü. Leyla Kangıl köyünde ebe oldu. Herkes onu çok seviyor ve saygı duyuyordu. Küçük Gülnara büyükdedesi ve büyükannesine hayranlık duyuyordu ve büyüdükçe onlara benzemek istiyordu.

Gülnara’nın babasını o doğmadan önce kulak (mülk sahibi köylü) olduğu için mülküne el koyarak Ural’a sürgüne göndermişlerdi. Babası Ural’dan Murmansk’a kaçtı ancak yine yakalandı ve Harkov’daki cezaevine gönderildi ve orada hayatını kaybetti. Doğan kıza ise dedesinin soyadını vermişler ve çocuğu “kulak’ın kızı” olarak annesinden ayırmasınlar diye doğum yılı 1932 yerine 1934 yazmışlar. Annesi yeniden iki kızı olan bir adamla evlenmiş. Bu yüzden Gülnara dedesi ile büyükannesi ve Memet amcanın yanına Kangıl köyüne gönderilmiş. Memet, Orta Mamay köyünde muhasebeci olarak çalışıyormuş.

“Savaş başladığı zaman eve geldi, dedeme sarıldı, ağladı ve “Baba savaş başladı!” diyerek cepheye gitti. Çok özlediğim zaman annemin yanına gidiyordum ama onunla birlikte yaşamıyordum. Ziyatdin dede ve Leyla büyükanne beni büyüttü. Onlarla birlikte 1944’te sürgüne gönderildim”

Sürgün sırasında Gülnara 12 yaşındaydı. Mayıs 1943’te köylerine askerler geldi. Subaylardan biri Kazan Tatarıydı. Ziyatdin dede onu oğlu Memet’in boş evine yerleştirdi. Aynı yıl Memet’in savaşta öldüğünü bildiren mektup geldi. Ziyatdin o mektubu subaya gösterip ağlıyordu, tek oğlu Memet vefat etmişti.

Subayla birlikte iki asker daha gelmişti. Onlardan biri Kostya’yı Gülnara iyi kalpli bir adam olarak hatırlıyor. Onlar dedesiyle akşamları sohbet ediyordu. Ve ona “Babay” (Baba) diyorlardı.

“Bir gece askerler kapımızı çaldı: “Babay! Babay, kalk! Yol çıkacağız.” Dedem anlamadı ve onlara güle güle dedi. Ama Kostya: “Babay bir ip ve muşamba ver!” dedi. Nevresimlerimizi ve başka eşyalarımızı muşambaya koydu. “Babay siz uzaklara gideceksiniz. Yanınıza yemek alın.” dediler. Yaşlılar şaşırdı, büyükannem ağlamaya başladı, kurşuna dizileceğimizi sandı. Sacede Kur-an’ı eşarbına sardı başka hiçbir şeye gücü yoktu. Tüm eşya ve yiyecekleri onlar için askerler toplamıştı. Evde yiyecek ne var diye sordular. Büyükannem bir büyük kavanoz tereyağı ve fıçıda tuzlu süzme katığın olduğunu söyledi.

Sabaha karşı atlı askerler geldi. Bizi evden çıkardılar ve eve kilit astılar. Ben bahçede koşuşturuyordum ne olduğunu anlamıyordum. O gece civcivler yumurtadan çıkmıştı büyükannem onları tavukla birlikte bahçeye bırakmıştı. Bizi ve eşyalarımızı at arabasına yüklediler. Hayvanlar aç olduğu için çok gürültü vardı. O zaman büyükannem geri gitti, bahçeye biraz buğday döktü, hayvanlar bir süre yiyecek bir şeyler bulabilsin diye.

Vagonlarda çocuklar açlıktan ağladığı zaman dedem onlara kaşıkla katık veriyordu. Arpa ve diğer tahılları insanlar yolda balıkla değiştiriyordu. Yol boyunca farklı askerler denk geliyordu; bazıları nazik davranıyordu, bazıları tekme atıyordu, tüfek dipçiğiyle ittiriyorlardı.

Sürgünde Ziyatdin dede sadece 4 ay yaşadı.”

SÜRGÜNDE

Gülnara’nın üvey babası ünlü bir biçerdöver operatörüydü, bu yüzden Özbekistan’da ailenin dağılmamasını ve birbirine yakın yerleştirilmesini sağlamayı başarmıştı. Erkeklerin sayısı çok azdı. İnsanlar yerleri çimentolu barakalarda yaşıyorlardı.Bir odada 3 aile, bir yatakta 3-4 çocuk yatıyordu. İnsanlar açlık çekiyordu.

Ekmek fişlerle dağıtılıyordu. Leyla büyükanne çalıştığı için Gülnara kendisi mağazaya ekmek almaya gidiyordu.

Gülnara erkenden sıra tutmak için mağazaya geldiğini fakat bazen birinin onu sıradan çekip çıkardığını, ona hain diyerek sırasını aldığını aktarıyor.

“Yanımızda ismi Hatice olan bir kız yaşıyordu, 8 yaşındaydı. Onunla arkadaştık. Onu çok seviyordum. Bu çocuk zayıf neredeyse şeffaf ellerine geçen yılın donmuş çocuk dışkısındaki erik ve kayısı çekirdeklerini topluyordu. Açlıktan kurtulmak için onları kırıp içindekilerini yiyordu.”

Gülnara ve büyükannesinin durumu biraz daha iyiydi. Savaşta öldüğünü bildirilen Memet amcası, aslında ölmemişti ve savaştan sonra Kazakistan’daki bir petrol fabrikasında çalışmaya başlamıştı. Her ay o bir küçük kargo gönderiyordu. Bu kargolar sayesinde hayatta kalmışlardı.

Sarışın lüleli Hatice ise 1945’te ilk baharda vefat etmişti.

HAYAL

Gülnara öğretmen olmaya hayal ediyordu.

1941’de Kırım’ı işgal ettikten sonra Almanlar köyde kendi okulunu açmıştı ve çocuklara Almanca okuma ve yazma öğretmeye başlamışlardı.

“Okula gitmeyi çok seviyordum. Hala Almanca ekmeğe Brot; ata-Pferd denildiğini hatırlıyorum. Latin harfleriyle çok güzel yazıyordum. Bir gün komutan geldi tüm defterlere baktı. Benim özenli yazım onun çok hoşuna gitmişti. Biz ise ondan çok korkmuştuk.”

Öğretmenlerinin adı Rebiya idi. O çok güzel bir öğretmendi çocuklarla nasıl konuşulacağını biliyordu. Soyet yönetimi geri geldiğinde Rebiya işgalcilerle iş birliği yaptığı gerekçesiyle 25 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Sürgünde Gülnara yine okula gitmeye başlamıştı. Sınıfta farklı yaşlardaki çocuklar vardı. Okula giden herkese bir parça ekmek ve iki küp şeker veriliyordu. Çoğu çocuk sırf bu ekmek için okula gidiyordu. Şekerleri Gülnara yemiyordu. Cebinde saklıyor ve annesini yanına gittiği zaman küçük kardeşine götürüyordu.

“Fazla bir şey öğretmiyorlardı bize. Bizim Kırım Tatar sınıfımızı başakları toplamaya gönderiyorlardı. Diğer sınıfları göndermiyorlardı. Sadece bizi. O zaman biz nedenini anlamıyorduk. Belki “hainlerin” eğitime ihtiyacı yok diye düşünüyorlardı.”

1950’de Gülnara Çirçik’teki konfeksyon fabrikasında çalışmaya başlamıştı ve akşam okulunu bitirmişti. Daha sonra modelist kursuna gitmişti ve modelist olarak çalışmıştı.

“1953’te Stalin öldü, Komsomollar ağladı, biz ise sessizce seviniyorduk. Ondan sonra biraz da olsa daha rahat olmuştuk.”

Şehir parkında düzenlenen dans gecelerinde Gülnara trompet çalan Kazimle tanışmış. Kazim Gülnara peşinde çok dolaşmış ve başkasıyla evlenmeyi düşündüğünü öğrendiği zaman: “Benimle evlenmezsen öldürürüm!” demiş. Gülnara gülerek: “Ben de kabul ettim.” diye anlatıyor.

Kazim ve Gülnara 1954 yılında evlendiler 61 yıl birlikte yaşadılar. Hem iyi hem kötü şeylerden geçtiler. İki ev inşa ettiler, dört çocuk yetiştirdiler. 20 seneden daha uzun bir süre Kırım’da yaşıyorlar.

“Ben eğitim almayı çok istedim! Öğretmen olmayı hayal ediyordum ve bildiklerimi çocuklara aktarmayı istiyordum. Hala bunu yapamadığım için pişmanlık duyuyorum.”

Gülnara kimseye çocukluk hayallerini anlatmamıştı… Oğlu Smail anne babasının Sürgünle ilgili hikayeleri sık sık duymuştu, ama 62 yaşında ilk kez annesinin çocukken öğretmen olmayı hayal ettiğini öğrenmişti.

Gülnara ise torunlarının üniversite mezunu olduğu, onlardan biri de öğretmen olduğu için seviniyor.

Ve şarkısını söylemeye devam ediyor:


Ayşem da çıgar parahodın da karışına, karışina 
Bir danem Ayşem
Kuneş te urar yuzugunı de daşına, daşına
Birdanem Ayşem.

KIRIM TATAR SÜRGÜNÜ
Kırım Tatarları
Bunlara da bakın: