Esed rejimini destekleyen Rusya'nın Suriye çatışmasındaki rolü ne?

18 Mart 2020, 20:52

Son günlerin en önemli gündem maddesi olan koronavirüs salgını öncesi, dünyanın konuştuğu en önemli bölge şüphesiz Suriye’nin İdlip kentiydi. İdlip’te, Rusya ve İran destekli Esed rejiminin Türkiye’nin gözlem noktalarına saldırması ve uluslararası anlaşmalarda öngörülen sözde gerginliği azaltma bölgesindeki saldırılar dünya gündemini meşgul ediyordu. QHA, Suriye’de denkleme dahil olan Rusya’nın konumunu, İdlip’teki çatışmaları ve daha bir çok konuyu Uluslararası İlişkiler Uzmanı, TASAV Danışmanı Dr. Cemil Doğaç İpek’e sordu.

-Hocam malumunuz Suriye Krizi Türkiye’nin, bölgenin ve uluslararası kamuoyunun gündeminde. Bilhassa İdlip.

-Vurguladığınız gibi bugün Suriye Krizi; içerisinde barındırdığı riskler ve müdahil olan çeşitli aktörler nedeniyle bölgesel hatta küresel fay hatlarını tetikleyebilecek konumda bulunuyor. İlerleyen süreçte Suriye kara yahut hava sahasında her an, bilerek ya da bilmeyerek, kontrolden çıkacak bölgesel hatta küresel bir çatışmanın fitili ateşlenebilir. Özellikle İdlip bu anlamda dikkate alınması gereken başlıca lokasyondur.

-İdlip’te neler oldu/ oluyor?

-Hatırlanacağı üzere 2018 Eylül ayında imzalanan Soçi Mutabakatı’na rağmen Esed Rejimi’nin İdlip’e yönelik saldırıları aralıklarla sürdü. Daha sonraları ise Rusya Federasyonu’nun hava saldırılarına başlaması ile birlikte İdlip yeniden çatışmaların odağında oldu. Esed Rejimi, 2019 yılının Nisan ayında başlattığı saldırıların ardından Hama’nın kuzeyinde ilerleme sağladı. Bu ilerleme Morek’teki TSK’nın üssünün kuşatma altında kalması Han Şeyhun ve Serakib’in Rejim tarafından ele geçirilmesiyle sonuçlandı. Devam eden süreçte Rejim’in aralıklarla devam eden taarruzları ve Rusya’nın hava saldırıları neticesinde İdlip’te büyük miktarlarda sivil yerlerinden edildi. İdlip havzasında bahsi geçen saldırılarla yerlerinden edilen sivil sayısının 2 milyona yaklaştığı tahmin ediliyor.

-Esed rejiminin ve müttefikleri Rusya ile İran’ın temel amacı nedir?

-Esed rejimi ve müttefikleri, İdlip’in güneydoğusuna ve Halep’in batısına yönelik gerçekleştirdiği son ilerlemeler ve saldırılarla M4 ve M5 yollarını kontrol ederek, İdlip şehir merkezini de karadan ateş menziline alabileceği noktaya gelmeyi hedefliyor.

-İdlip neden hedefte?

-Rusya ve Esed Rejimi İdlip’de sivil yerleşim alanlarını imha ederek, Suriye Muhalefeti’nin elindeki en büyük yerleşik devrimci/Sünni nüfusu da tasfiye etmek istiyor. Bu anlamda İdlip, Halep batısı ve çevre yerleşim yerlerinin yoğun bombardımanlar neticesinde yaşanmaz hale getirilerek, söz konusu nüfusun da ülke dışına zorla göç ettirilmek istendiği böylece Rejim açısından yönetilebilir nüfusun ülkede kalmasının amaçlandığı görülüyor.

-Bu taktiğin Rusya tarafından tasarlandığı söyleniyor?

-Bu büyük ihtimalle doğru. Zira bu yıkıcı tutumu, yakın dönemde Çeçenistan’ın başkenti Caharkale’ye (Grozni) yönelik yoğun Rus bombardımanı sırasında da müşahede etmiştik. Neredeyse tamamen yıkılan şehirde yüzbinlerce insan hayatını kaybetmiş veya göç etmek durumunda kalmıştı. Rusya’nın aynı tutumu, İdlip’te de gösterdiğini ek olarak bu minvalde Sünni nüfusun gücünün kırılmasına İran’ın da ciddi bir şekilde destek olduğunu belirtmekte yarar var.

-Rusya burada nasıl bir strateji izliyor?

-Rusya gerek Türkiye ile ilişkileri gerekse Rejim’in kapasitesini dikkate alarak İdlip’i topyekün olarak ele geçirmektense aşamalı bir strateji izlemektedir. Operasyonun temel stratejik hedeflerinin önce M5’i sonra M4’ü etki altına almak; kısa sürede önemli yerleşim birimlerini kontrol etmek; sivilleri İdlip’in iç bölgeleri ve Türkiye sınırına doğru sürerek bölgeyi Şam’a mecbur hale getirmek ve çatışma cephelerini en aza indirerek uzun vadede kesin bir askeri galibiyet elde etmek olduğu görülmektedir.

-İdlip neden önemli ve Türkiye ile Rusya ilişkileri açısından ne anlama geliyor?

-İdlip; Suriye’deki iç çatışmalar açısından herhangi bir düğümün çözülmesi değil, sonrasında düzenin sağlanabilmesi açısından bir dönüm noktasıdır. Dolayısıyla operasyonun ne aşamaya evrileceğini asıl belirleyecek olan Rusya ile Türkiye arasında İdlip’teki durum ve sonrası için nasıl bir uzlaşıya varılacağıdır. Çünkü iki ülke arasındaki ilişkiler her ne kadar stratejik başlıklar içeriyor ve özellikle Suriye’de son iki yıldır iki ülkenin işbirliği önemli bir denge aracı haline gelmiş olsa da, henüz İdlip konusunda taraflar arasındaki fikir ayrılıkları tam olarak aşılmadı.

-Türkiye İdlip’te yaşananlara nasıl bakıyor?

-Türkiye’nin İdlip’te yaşanan çatışmalara temelde iki perspektiften baktığı görülüyor. Bunlardan birincisi operasyonun Türkiye açısından yarattığı/ yaratacağı kısa vadeli güvenlik riskleri iken, ikincisi de Suriye’de uzun vadede Türkiye’ye yönelik bir tehdit arz etmeyecek bir düzenin oluşmasıdır. Operasyonun kısa vadede Türkiye’ye yönelik ortaya çıkardığı ilk tehdit, sayıları milyona varan Suriyelinin çatışmalardan kaçarak Türkiye sınırlarına yığılması oldu.

-Sürecin devamına dair öngörüleriniz neler? Bu kriz nereye evrilir?

-İlerleyen süreçte Esed Rejimi, hem İdlip’te kontrol alanını genişlettikçe hem de Fırat’ın doğusunda PYD/YPG’nin kontrolündeki alanlara yerleştikçe Türkiye’nin Fırat Kalkanı, Barış Pınarı ve Zeytin Dalı bölgelerinden geri çekilmesine yönelik söylem ve eylem girişimleri içerisine girebilir. Bu sürpriz olmaz. Ek olarak İdlip bölgesinde de Rusya, İran ve rejim, Türkiye’nin kararlılığını ölçmeye de devam edecekler. Esed’in Soçi’deki görüşmeler sırasında İdlip’i ziyareti tesadüf yahut Rusya’nın bilgisi dışında değildir. Bu durum Rusya’nın bir mesajı olarak da değerlendirebilir. Soçi Mutabakat Muhtırası’na İdlip konusuna bir referans konmamasını ve Erdoğan ile Putin arasındaki ortak basın açıklamasında Putin’in İdlip’in istikrarı konusunda herhangi bir açıklamada bulunmamasını da bu yönde okuyabiliriz.

-Türkiye bu noktada neler yapmalı ya da neler yapabilir?

-2011 yılından itibaren Türk Dış Politikasının temelini oluşturan Suriye sorunu, gelinen noktada Türkiye’nin yalnızca dış siyasetini değil, iç siyasetini belirler pozisyona erişti. 4 milyona yakın Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye’nin yeni bir göç dalgasını kaldırabilmesi mümkün değil. Bu nedenle Türkiye’nin İdlip kaynaklı tehditleri önlemek adına askeri tedbirleri ciddiyetle tartışması gerekiyor. Nitekim Rusya, İran ve rejim, diplomatik anlaşmalara riayet etmiyor, aksine askeri çözümü önceliyor. Bu noktada Türkiye’nin de elinin güçlü olduğu ve gerektiğinde savaşı başka noktalara taşıyabileceği muhataplara hatırlatılmalı ve hatta fiiliyata dökülmeli. Türkiye’nin kendi ordusu TSK’nın yanında sayıları 100 bine yaklaşan ÖSO/Suriye Milli Ordusu’nu harekete geçirebilme imkanının olduğu, bu kapsamda Halep’e, Tel Rıfat’a, Lazkiye’ye ve tabii olarak İdlip’e yönelik yeni cephelerin açılabileceği başta Rusya olmak üzere tüm karşı bloka izah edilmeli. Alınacak tedbirler, Rusya’ya bu savaşın maliyetlerinin hesapladıklarının çok ötesinde olduğunu ve hatta başta anayasa süreci başta olmak üzere siyasi süreci de tehlikeye attığını gösterecek bir biçimde, askeri tarzda olmalı. Bu kapsamda atılacak askeri adımlara, başta NATO ve ABD olmak üzere Batı dünyasının diplomatik hatta askeri desteği alınmalı.

-Avrupa Birliğinin ciddi bir göçmen korkusu olduğu da biliniyor

-Elbette. Konunun ciddiyetinin anlaşılması bakımından da İdlip’ten doğabilecek yeni bir göç dalgasında AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması’nın işlevsiz hale geleceği açıkça deklare edilmeli. Nihai manada çözümü askeri tedbirlerde gören Rusya’ya karşı, Türkiye de çözümü askeri tedbirlerde aramalı ve İdlip’i; (Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı veya Barış Pınarı Bölgelerinde olduğu gibi) tam manasıyla TSK kontrolüne alacak, bu kapsamda da rejimin ilerleyişini durduracak hatta geriletecek askeri tedbirleri ivedilikle aksiyona dökmelidir.

çatışma
Rusya
Suriye
uluslararası ilişkiler
Bunlara da bakın: