Emete Gözügüzelli: Türk tarafı, Cenevre'de egemen eşitliği güçlü bir şekilde ortaya koydu

Güncel
Ömer Kaya
05 Mayıs 2021, 02:32
Ömer Kaya
05 Mayıs 2021, 02:32

Ömer Cihad KAYA
QHA ANKARA

Kıbrıs’ta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında yaklaşık 50 yıllık müzakere sürecinde, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın deyimiyle “tarihi bir dönüm noktası” yaşandı. Kıbrıs Türk halkının adadaki egemen eşitliği ve iki devletli çözüm noktasındaki kararlılığı, Birleşmiş Milletler ve garantör ülkelere açıkça ilan edildi. Elbette, Rum tarafı, “federasyon” konusundaki ısrarını yineledi ve uzlaşmaz tavrını sürdürdü. Türkiye, KKTC, Birleşik Krallık, Yunanistan, GKRY’nin katıldığı toplantıda, en dikkat çeken nokta Ersin Tatar’ın 6 maddelik öneri dizisi oldu. Türk tarafının kalıcı çözüm için öngördüğü maddeler, BM’ye ve konunun paydaşı ülkelere sunuldu. Kıbrıs Türkü akademisyen Emete Gözügüzelli, Kıbrıs Türkünün eşitlik mücadelesini ve Cenevre konferansını değerlendirdi.

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Kıbrıs Akademik Birimi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı, Uluslararası Hukuk Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Emete Gözügüzelli, 50 yıla yaklaşan Kıbrıs müzakerelerinde önemli bir dönemeci teşkil eden Birleşmiş Milletlerin Cenevre’deki gayrıresmi Kıbrıs Konferansı hakkında Kırım Haber Ajansının (QHA) sorularını cevapladı. İsviçre’nin Cenevre kentinde 27-29 Nisan 2021 tarihleri arasında yapılan gayrıresmi Kıbrıs Konferansına, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Guterres başkanlık etti. Toplantı, gayrıresmi statüde gerçekleşti. BM ve garantör ülkeler nezaretinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Rum Kesimi arasında yapılan Kıbrıs görüşmeleri, gayrıresmi statüden resmi müzakereye dönüşemedi ancak Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitlik mücadelesinde gelecek açısından önemli ipuçları barındırdı. Dr. Öğretim Üyesi Gözügüzelli, “Rum tarafının uzlaşmaz tutumuna rağmen Türk tarafı, egemen eşitlik temelinde müzakere sürecine kararlılıkla devam edecektir” ifadelerini kullandı.

“SÜREÇ KIBRIS TÜRKLERİNİN LEHİNE GELİŞECEKTİR”

Türk tarafının Cenevre görüşmelerindeki kırmızı çizgisi olan “iki devletli çözüm” doktrini, Rum liderliği üzerinde ne kadar etkili oldu? Ayrıca, Birleşmiş Milletlerin ve konunun paydaşı olan diğer devletlerin egemen eşitlik ve iki devletli çözüme sıcak bakacağını düşünüyor musunuz?

İki devletlilik tezi, Türk tarafının Cenevre’de ortaya koyduğu yeni bir dönüm noktası, dönem başlangıcının ifadesidir. Rum liderliği bundan ciddi rahatsızlık duymuştur. Çünkü Rumlar, yaklaşık 50 yıldır değişmez bir mantıkla, bugün geldiğimiz yüzyılda dahi tavrını ortaya koymaktadır. Çünkü, Rum liderliğinin gayesi, tek bir egemen mantığında bir çözüme dayanmaktadır. Bu yüzden, iki devletliliğin uluslararası arenada yürekli bir şekilde ifade edilmesinden rahatsızlık duymuşlardır.

Dr. Öğretim Üyesi Emete Gözügüzelli

Birleşmiş Milletler (BM), konunun paydaşı olan diğer devletlerin; egemenlik, eşitlik ve iki devletli çözüme sıcak bakıp bakmayacağı konusu, bir zaman ve süreç meselesidir. Kıbrıs’ta, hemen yarın bir tanınma olacağı yönünde bir söylem gerçekliği yansıtmamaktadır. Her şeyin bir vakti vardır. Bu yüzden, kararlılıkla yola devam etmek gerekiyor. BM Güvenlik Konseyinin yapısına bakıldığında, bugün Kosova’nın dahi pek çok batılı devlet tarafından tanınmasına rağmen, Sırplar ve Ruslar tarafından tanınmaması resmi pozisyonlarını da etkilemektedir. BM nezdindeki tanınmanın, bahse konu olan eşit devletler temelinde olması da buna yönelik ilerleyen dönemde, söylemlerin artacağı kanaatindeyim. Bu şekilde daha yapıcı ve zemini sağlam bir süreç, Kıbrıs Türklerinin lehine gelişecektir.

Ersin Tatardan Kıbrıs Zirvesi değerlendirmesi: Çıkışımız bir dönüm  noktasıdır - Internet Haber
KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar

Sayın Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın 6 maddelik önerisini ciddi bir şekilde irdelemek gerekiyor. Egemen eşitlik, garantör devletler ve AB’nin sürece müdahil olmasını öngörüyor. Cenevre görüşmelerindeki tutum, son yıllarda Kıbrıs Türk tarafının en kararlı olduğu görüşmelerinden birisidir diyebilir miyiz?

Ersin Tatar’ın ortaya koyduğu 6 maddelik öneriden ortaya koyduğu temel argüman, iki devletlilik esasının kuvvetlendirerek esasen eşitlik konusunda, garantör devletler ve Avrupa Birliğinin de sürece dahil olmasını öngörmektedir. AB’nin, her koşulda Kıbrıs meselesinde tam taraf olması mümkün değildir. AB’nin taraf olacağı nokta, Türkiye’nin rızasına bağlıdır. Egemen eşitlik ve garantörlük konusunda Türkiye’nin bizzat garantörlüğü tartışılmaz bir noktadadır. Dolayısıyla Cenevre’deki görüşmelerde, Türk tarafının kararlı olması ve Kıbrıs Türk tarafının siyasi iradesinin Türkiye tarafından desteklenmesinden dolayı daha güçlü şekilde ortaya konulmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti, Cenevre’de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da temaslarında ifade ettiği üzere, Türk tarafının hak ve menfaatlerinin korunması yönünde kararlıdır. Bu duruş, Türkiye’nin genel bir politikasıdır. Türkiye, Kıbrıs davasına milli bir politika olarak bakmaktadır. Türk tarafının kararlılığı ve dik duruşu, muhatapların daha fazla çekinmesine yol açmaktadır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Cenevre’de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres’e Türk tarafının tutumunu içeren 6 maddelik öneri dizisi sundu. Öneriler şunlar:

1-Genel Sekreterin inisiyatif alıp yeni bir Güvenlik Konseyi kararı çıkarılmasıyla birlikte iki tarafın eşit uluslararası statüsü ve eşit egemenliği garanti altına alınacak. Alınacak bu yeni karar, iki devletin iş birliğine dayalı bir ortaklık kurmasının yolunu açacak.
2- Bahse konu kararla birlikte sağlanacak eşit uluslararası statü ve eşit egemenliği sonrası, iki taraf, sonuç odaklı, zaman limitli BM nezdinde bir müzakere sürecini başlayacak. Bu müzakereler iki tarafın anlaşacağı bir iş birliği anlaşmasını hedefleyecek.
3- İki devlet arasındaki bu müzakereler AB konuları, mülkiyet, güvenlik ve sınır düzenlemeleri gibi konuları ele alıp, ilişkileri düzenleyecek.
4-Müzakereler, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından desteklenecek, eğer ihtiyaç duyulursa, AB de gözlemci olarak katılabilecek.
5- Eğer iki devlet herhangi bir kontekste bir anlaşmaya varırsa, iki devlet bir birlerini eş zamanlı tanıyacak, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere bunu destekleyecek.
6-Ulaşılacak olan herhangi bir anlaşma eş zamanlı şekilde referanduma gidecek


“KIBRIS TÜRKÜ, EGEMENLİĞİNE VE DEVLETİNE SAHİP ÇIKMA YÖNÜNDE İRADE ORTAYA KOYMUŞTUR”

Sizce Crans-Montana’dan bugüne neler değişti, Kıbrıs Türk tarafını iki devletli çözüme getiren süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Crans Montana sürecine bakıldığında, Rum liderliğinin değişmez bir mantıkla tek egemenlik esasında bir ‘Birleşik Kıbrıs’ arzu ettiği ve Kıbrıs Türkleriyle hiçbir anlamda siyasi eşitliği dahi kabul etmediği bir süreçten bahsediyoruz. Crans Montana’da meseleyi sadece Türkiye’ye dayandırarak, Türk askerini adadan çıkarmaya yönelik bir saldırının olduğu aşikardır. Bunun, Türk makamları ve Kıbrıs Türk halkı tarafından kabul edilmesi söz konusu değildir. Kıbrıs Türkleri, Crans Montana’dan bugüne vaat edilen söylemlere ve 50 yıllık müzakere sürecinde hiçbir sonuç alınamamasından ötürü, siyasi irade olarak artık devletine sarılması gerektiği yönünde bir duruş sergilemiş ve bu yüzden Ersin Tatar’ı desteklemiştir. Çünkü halk, devletine ve egemenliğine sahip çıkma yönünde bir irade ortaya koymuştur.

5+1 formatında Cenevre Gayrıresmi Kıbrıs Toplantısı

“RUM LİDERLİĞİNİN TAVIRLARI TÜRK TARAFINI BAĞLAMAZ ÇÜNKÜ RUMLAR, KIBRIS TÜRKÜNÜ TEMSİL ETMEMEKTEDİR”

Rum tarafının federasyonda ısrarcı olduğu görülüyor. Bu noktada Rumların Kıbrıs’a dair hedefleri nedir? Türk tarafını nasıl etkileyecek?

Rum tarafının federasyonda ısrarcı olması Kıbrıs Türk tarafı için bir anlam teşkil etmez. Çünkü federasyon tezi tamamen siyasi mücadeleden kaldırılmıştır. Bundan sonraki mücadelede, Türk tarafı egemen eşitlik ve iki devletli çözüm esasına dayalı hareket edecektir. Tabii ki, Rumların hedefi Helenizm’dir. Adayı bir Yunan adası haline getirmek için yıllardır mücadele etmektedirler. Bu inançtan, Helenizm mücadelesinden asla vazgeçmemişlerdir. Onların bu tutumunun, Türk tarafını etkilemesi hiçbir anlamda mümkün değildir. Çünkü Rum liderliğinin Türk tarafına etki yapacağı bir gücü söz konusu olamaz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, ana vatanında, bölgesinde güçlü bir ülkedir. Rum liderliğinin siyasi yaygaraları yıllardan beri var. Türk tarafının yapıcı tutumu, müzakereden yana tavırları zaten Rum-Yunan liderliğinin görmek istemediği konulardan birisidir. Rumlar bugüne kadar hep masayı terk etme arayışında olmuştur. Gelinen noktada şunu söylemek gerekir ki; masadan kaçan taraf Annan Planı süreci de dahil olmak üzere hep Rumlar olmuştur. Bu nedenle, Türk tarafı açısından Rum liderlerinin yaptıkları bir şey ifade etmez, çünkü Rumlar, Kıbrıslı Türkleri temsil etmemektedir. Sadece, kendi art niyetli düşüncelerini pekiştirmek için çırpınacaklardır. Fakat bir netice almaları mümkün değildir.