Edige Burak Atmaca ile röportaj: Sovyetlere Muhalefet kitabı ve Türk muhaceretinin bugünlere ışık tutan mücadelesi

26 Temmuz 2020, 18:48

Ömer Cihad KAYA
QHA Ankara

Kırım Tatar kökenli tarihçi-yazar Edige Burak Atmaca’nın kaleme aldığı “Sovyetlere Muhalefet-Türk Siyasi Muhacirlerinin Bolşevik ve Türk Devrimlerine Bakışı (1923-1934)” adlı araştırma çalışması, Karakum Yayınevi aracılığıyla raflardaki yerini alarak okuyucularla buluştu. Kırım Haber Ajansı, kitabın yazarı Edige Burak Atmaca ile Türk siyasi muhacirlerinin fikri serüvenini ve bugünlere ışık tutan mücadelesini konuştu.

Polonya’da doktora eğitimine devam eden Edige Burak Atmaca ile gerçekleştiren Türk siyasi muhaceretinin bugüne ışık tutan mücadelesi ve Türk devrimlerine etkisine yönelik röportajımız şu şekilde:

-Merhabalar Edige Burak Bey, ilk olarak kendini tanıtır mısınız?

Kırım’dan Polatlı’ya Dobruca üzerinden göç etmiş bir ailenin ferdiyim. Hacettepe Üniversitesi Tarih bölümünden mezun olduktan sonra aynı üniversitede yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Şu anda da Varşova Üniversitesi’nde doktora eğitimimi sürdürmekteyim. Sovyet karşıtı siyasi muhacirler, onların faaliyetleri ve mecmuaları üzerine çalışıyorum.

-Sovyetlere Muhalefet Türk Siyasi Muhacirlerinin Bolşevik ve Türk Devrimlerine Bakışı (1923-1934), kitabınız hayırlı olsun. Eserinizin ortaya çıkış sürecini biraz anlatır mısınız?

Teşekkür ederim. Bu çalışma, Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde Doç.Dr. Saime Selenga Gökgöz hocamın danışmanlığında yaptığım yüksek lisans tezimin gözden geçirilmiş halidir. Gerek danışman hocamın gerekse enstitüdeki diğer hocalarımın teşviki ile, bu alana katkı sağlamak amacıyla da çalışmayı kitap haline getirmek istedik. Karakum Yayınevi’nin de çalışmamız ile ilgilenmesi ile yayınlamak istemesi sayesinde bunu okuyucuya sunma fırsatına eriştik.

“ONLARIN YAPTIKLARININ ÇOĞU, BİRKAÇ AVRUPA DEVLETİ HARİÇ UYGULANMAMIŞ İŞLERDİ”

-Kitabınızda incelediğiniz süreli yayınların Türk fikir hayatı açısından önemi nedir? Bu dergileri ve özellikle bu dönemi (1923-1934) incelemenizdeki amacı öğrenebilir miyiz?

Bu süreli yayınların yazarları, Rusya’daki 1905 Devrimine ve sonrasına tanıklık etmişler, 1917 Devrimlerinin ise bizzat içerisinde yer almışlar ve tecrübe etmişlerdir. Aynı dönemde 1908 Devrimini olumlu karşılamışlar ve Anadolu’da başlayan Milli Mücadeleye de destek vermişlerdir. Aynı anda Rusya ve Osmanlı İmparatorluklarının dağılışına ve/veya değişimine tanık olmak ve hatta bu sürecin içerisinde yer almak çok az bir kesime nasip olmuştur. Onları farklı kılan özellik, bu tecrübelerini işleyebilen ve aktarabilen entelektüel birikime sahip olmalarıdır. Bu sayede onlar Türkiye’ye yerleştiklerinde, süreli yayınları vasıtasıyla, Türk kamuoyuna hem imparatorluk hem Sovyet dönemini çoğu zaman karşılaştırarak anlatmış, Bolşeviklerin iç ve dış siyasetlerini ve Türkiye ile ilişkilerini kendi tecrübeleriyle ve ülkelerinde yürüttükleri milli mücadelelerinden de yararlanarak kritik etmişlerdir. Siyasi muhacirlerin iki dünya savaşı arasında çıkardıkları bu dergiler, klasik imparatorlukların yıkıldığı, yeni ulus devletlerin ortaya çıktığı, gerek kazananlar gerekse kaybedenler için her şeyin taze olduğu ve  bu ahvalin değişebileceğine dair taraflarda korkunun ve umudun olduğu bir dönemde milli mücadelelerini sürdürmeye ve duyurmaya yönelik birer araçtır. Bu dergilerde Balkanlardan Doğu Türkistan’a kadar cumhuriyet rejiminin, demokrasinin, toplumsal eşitliğin, ulusal ve uluslararası hukuka uygun hareket etme, kabul görme ve tanınmanın ne kadar derin ve içtenlikle kabul edilip uygulandığını görüyoruz. Rusya İmparatorluğunda özerklik veyahut bağımsızlık arayışında olan Türk halklarının önemli bir kısmında çağının önünde çok sesli, çok partili ve kadınların her aşamada eşit olduğu kongreler ve seçimler yapılmıştır. Kurulan hükumetlerde kadınlar da yer almıştır. Onların yaptıklarının çoğu birkaç Avrupa devleti haricinde henüz uygulanmamış işlerdi. Bu nedenle Türk siyasi muhacirlerinin bu birikimi, genelde Türk fikir dünyasına, özelde Türk milliyetçiliğine aktarması çok önemlidir.

“TÜRK HALKLARININ İŞ BİRLİĞİ, YAŞADIKLARI SORUNLARIN ÇÖZÜMÜDÜR”

-Türkiye’ye gelen Kırım Tatar aydınlarının Türk milliyetçiliği ve Türk dünyasına dair fikirlerini değerlendirir misiniz? Bu fikir adamlarının günümüzdeki etkilerini nasıl görüyorsunuz?

Bu soru birkaç cümle veya paragrafla cevaplanamayacak kadar geniş bir değerlendirmeye muhtaçtır. Yine de kısaca özetlersek; gerek Kırım Tatar aydınları gerekse diğer muhacir aydınlar için Türk milliyetçiliği ve Türk halklarının iş birliği yaşadıkları sorunların çözümüdür, siyasi kurtuluş yollarıdır.  Kırım Tatar Milli Hareketinin siyasi ve milli mürşidi Cafer Seydahmet Kırımer’in bu konular üzerine makalelerinin ve konferans metinlerinin derlendiği “Mefkure ve Türkçülük”  adlı eser, hem kendisinin hem de lideri olduğu hareketin görüşlerini açıklar. Kırımer, yaşamının sonuna kadar “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarı gereği hareket ederek gerek diğer Türk halklarının temsilcileriyle gerekse Sovyet karşıtı diğer halkların  temsilcileriyle işbirliğini ve teması sürdürmüştür.  Onun ardılı Müstecib Ülküsal keza aynı şekilde davranmış, kurduğu ve yaşattığı Emel mecmuası ile Gaspıralı’nın gayretleriyle başlayan milli hareketi günümüze dek taşımıştır.

Günümüzde umum Kırım Tatar milli hareketi, inisiyatif gruplarıyla, vakıf ve dernekleriyle maddi varlığını çok kişiye borçlu olsa da, fikri yapısını Cafer Seydahmet Kırımer’den almıştır. Ancak Kırımer’i de okuduğumuzda Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, İsmail Gaspıralı ve daha nicelerine ulaşıyoruz.

MUHACİR LİDERLERİN BUGÜNLERE IŞIK TUTAN MÜCADELESİ

-Eserin ön yüzünde Mustafa Çokay, Cafer Seydahmet Kırımer, Mehmet Emin Resulzade gibi Türk dünyası açısından önemli kutup yıldızlarını görüyoruz. Bu fotoğraftan yola çıkarak, Sovyet karşıtı Türk aydınlarının mücadelelerini devrin şartlarına göre nasıl okumalıyız?

Saydığınız isimlerin her biri mensubu oldukları Türk halklarının önderleridir. Neredeyse hepsinin hükumet ve devlet kurma tecrübesi olmuştur, ancak bir yandan Bolşevizm vasıtasıyla tekerrür eden Rus yayılmacılığı ile mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Karşılarında  milli iradeyi, ulusal ve uluslararası hukuku yok sayan, antlaşmalara ve sözleşmelere ihtiyaç duyuyorsa itibar eden bir fikir ve güruh olmasına rağmen çağlarının ötesinde, hatta belkide fazla siyasi ve hukuki olgunlukla karar alarak hareket etmişlerdir. Fakat onların birçok alanda görülen tecrübesizliği, entelektüel kesimin canlı olmasına rağmen toplumun geri kalanının motivasyonun ne durumda olduğu,  kurmay sınıfından, siyasi ve askeri kuvvetten yoksunluk gibi zorluklarla beraber onları destekleyebilecek bir  dış kuvvetin olmayışı (ki bunu yapacak tek devlet Osmanlı İmparatorluğu/Türkiye iken aynı dönemde bu devletin kendi var olma mücadelesini yürütüyor olduğu gerçeği), onların kurduğu hükumetlerin ayakta kalmalarını neredeyse imkansız kılmıştı. Fakat onların bir asır evvel yaktıkları ve muhacerette korudukları bağımsızlık ateşi, bugün bağımsız olan cumhuriyetleri ve hala süren milli hareketleri oluşturdu 

-Eklemek istediğiniz başka bir husus var mı?

Umarım, okuyucular kitabı beğenirler ve muhacir liderlerin mücadelesini idrak ederek günümüzdeki benzer durumlara karşı bir farkındalık edinirler. Bu sayede çalışma da amacına ulaşmış olur.

Edige Burak Atmaca’nın eserine, https://www.karakumkitap.com/urun/sovyetlere-muhalefet/ adresinden ulaşabilir ve sipariş verebilirsiniz.

Edige Burak Atmaca
sovyetlere muhalefet
Bunlara da bakın: