Doç. Dr. Ömer Kul: Çin hükumeti, Uygurların Türkiye sevgisini ve bağlılığını kırmak istiyor

Güncel
Aybala Polat
30 Aralık 2020, 15:15
Aybala Polat
30 Aralık 2020, 15:15

Aybala Polat/ QHA Ankara

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2017 yılında gerçekleştirdiği Çin ziyareti esnasında Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi tarafından imzalanan ancak üç yıldır iki ülke meclisleri tarafından onaylanmamış olan Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında “Suçluların İadesi Anlaşması”, 22 Aralık 2020 tarihinde Çin Ulusal Halk Kongresi Daimi Komitesi tarafından oylanarak kabul edildi.

Çin yönetiminin, dünya kamuoyuna topyekün terörist olarak lanse etmeye çalıştığı Uygur Türkleri, anlaşmanın Türkiye Cumhuriyeti tarafından da onaylanması durumunda kendileri için en güvenli ülke olan Türkiye’de yaşama özgürlüklerinin kalmayacağını düşünüyorlar. Anlaşmadan doğan hakların sonucu olarak çeşitli mesnetsiz suçlamalar ile Çin hükumeti tarafından iadeleri istenerek insanca yaşama ve hakça yargılanma imkanları bulunmayan Çin’de hapis ve idam cezalarına çarptırılacakları kaygısı ile seslerini duyurmaya çalışıyorlar.

Çin zulmünden kaçıp geldikleri ikinci vatanları Türkiye’nin onları iade edeceğine inanmasalar da Çin’in ekonomik ve siyasi baskılar yapabileceği korkusunu duyuyorlar. TBMM’nin, henüz Anayasa Komisyonunda beklettiği anlaşmayı imzalama ihtimalini, kamuoyunda anlaşmaya dair yanlış bilinen konuları ve anlaşmanın içeriğini, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi ve İsa Yusuf Alptekin Vakfı (İYAV) Başkanı Doç. Dr. Ömer Kul, Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi.

TÜRKİYE-ÇİN SUÇLULARIN İADESİ ANLAŞMALARI, BUGÜNE KADAR İŞLEME KONULMADI

Doç Dr Ömer Kul

Hocam, Türkiye ve Çin ile daha önce de 1994 ve 2002 yıllarında suçluların iadesi anlaşmaları yapmış fakat onaylamamışlardı. 2017’deki anlaşma ise Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi tarafından imzalandı böylece daha ciddi bir adım atılmış oldu. Bu anlaşmanın daha öncekilere göre içerik ve zamanlama olarak nasıl bir farkı var?

Türkiye ile Çin devletleri arasında geçmişe yönelik suçluların iadesi ve bağlı konulara dair imzalanan anlaşmaların ilki olan 27 Eylül 1994 tarihli iki ülke arasındaki hukuki, ticari ve cezai konularda “Adli Yardımlaşma” anlaşması 42 madde olup 37. maddesi “Tutuklu Şahısların Dinlenmek Üzere Celbi” başlığını taşımakta, izahatında ise “Akit Taraflardan birinin adli makamları diğer Akit Tarafın ülkesinde tutuklu bulunan kimsenin tanık olarak dinlenmesini gerekli görüyorsa, İşbu Anlaşmanın 2. maddesinde belirtilen Merkezi Makamlar, tutuklu şahsın, tutukluluk halinin sürdürülmesi ve sorgulandıktan sonra mümkün olan en kısa süre içinde iade edilmesi şartıyla, talepte bulunan Akit Tarafın Ülkesine nakledilmesi hususunda bir mutabakata varabilirler” demekteydi. Yine ilgili anlaşmanın 29. maddesi “Cezai ve Adlî Konularda Yardımın Reddî” başlığı altına “İşbu Anlaşmanın 5. maddesinde öngörülen sebep dışında, yardım, aşağıda belirtilen durumlarda reddedilebilir:

1. Talebin ilgili olduğu suç, Talepte bulunulan Akit Tarafça, siyasi bir suç veya buna murtabit bir suç veya sırf askeri bir suçla ilgili sayılıyorsa,

2. talepte belirtilen fiil, talepte bulunulan Akit Tarafın mevzuatına göre suç teşkil etmiyorsa” ifadelerine yer verilmiştir. 1994 anlaşmasında iade, teslim etmek anlamında değil suçlunun dinlemesini kapsamaktaydı ki yeni anlaşma metninde durum tam bir iadeyi kapsamaktadır. Daha sonra 2000 yılında yapılan anlaşma ise bir yıl süreliğine kabul edilmiş, taraflardan bir anlaşmayı bitirmek isterse 6 ay önceden ilgili tarafa haber verecek denmiştir. Anlaşmanın muhtevası ise “sınır aşan suçlarla mücadele işbirliği anlaşması” olarak belirlenmişti. Zikredilen bu anlaşmanın nasıl işletildiği ise bilinmemekte, dahası bu anlaşmaya uyarak herhangi bir iade işlemi geçen süre zarfında vuku bulmamıştır.

2017 YILINDA TÜRKİYE VE ÇİN BAKANLARININ İMZALADIĞI ANLAŞMA TBMM ADALET KOMİSYONUNDA BEKLİYOR

Recep Tayyip Erdoğan-Şi Cinping (2017)

Son yapılan 2017 anlaşması ise 22 Aralık 2020 tarihinde Çin Meclisince onaylanmışsa da TBMM’de henüz komisyonlarda görünmektedir. Bilindiği üzere “geri gönderme ilkesi” 1951 tarihli “Mültecilerin Hukuki Statülerine İlişkin Sözleşme” ve 1984 tarihli “İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme” ile düzenlenmiş, sadece mülteci veya benzeri statüdeki kişiler için değil sınır dışı ve iade edilme gibi zorla geri gönderme hallerinde de yaşam hakkı ihlali veya işkence görme riski olan herkes için cari temel bir uluslararası hukuk prensibi olarak kabul edilmiş, Türkiye de bu anlaşmalara imza atmış bir ülkedir. 13 Mayıs 2017 tarihinde Pekin’de imzalanan ve her iki ülkenin Meclisleri tarafından kabul edilmek üzere sevk edilen kanun tasarısı ise 22 maddeden ibarettir.

Teklifin 3. maddesinde yer alan “Zorunlu Red nedenleri” başlığı altında toplanmış, a bendinde siyasi suçluların ve b fıkrasında ise Çin’in iadesini talep ettiği kişiyi ırki ve dini sebepler dolayısıyla objektif yargılamayacağı şüphesi hasıl olursa iadenin gerçekleşmeyeceği, yine 4. madde c fırkasında da “kişinin durumuna göre insani taleplerle” iade talebini reddetme hakkı bulunmaktadır. Daha öncekilerle gündeme getirilen bu anlaşma arasında, genel kapsamda olmasa da ifadelerde nüans farkları bulunmakta lakin muhteva bakımından ziyade zamanlaması manidar ve Çin’in, iki anlamda, stratejik bir hamlesi olarak değerlendirilebilir:
Birincisi Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik sorunlar, uluslararası ilişkilerdeki gerginlik ve terörle mücadelesi gibi durumundan istifade etmek.
İkincisi ise Doğu Türkistanlıların Türkiye’ye olan sevgisini ve bağlılığını kırmaktır. Bu durumu, her ne kadar alenen ifade etmeseler de, Çin virüsü kovid-19 aşılarının Türkiye’ye gönderilmesi zamanına denk getirilmesinin tesadüfi olmadığına inanıyorum. 24 Aralık’ta “Almanya’nın Sesi dwnews” adlı web sitesinde “Şinciang’ın Bağımsızcıları”, T.C.’nin korumasını kaybedebilir” başlıklı yazıda konuya nasıl bakıldığı çok sarih ifadelerle ortaya konulmuş durumdadır. Bu yazı kanaatimce hem Çin devletinin hem de Çin kamuoyunun resmi görülerini yansıtmaktadır.

Bekir Bozdağ-Wang Yi-2017

“TÜRKİYE ANLAŞMA ONAYLANSA DA ÇİN’DEN FETÖ VE PKK TERÖR ÖRGÜTÜ MENSUPLARINI ALAMAZ”

6706 sayılı Cezaî Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu hükümlerine göre Türkiye zaten şartları uygun olan suçluların iadesini uluslararası anlamda kabul etmiş durumda. Bu ikili anlaşma ile Çin’in Uygurlar üzerinde baskı kurmayı amaçladığı konuşuluyor, Türkiye’nin de Fetö ve Pkk terör örgütü mensuplarını Çin’den çıkarmak istediği söyleniyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Doğrudur. Türkiye, ilk sorunuzda da ifade ettiğimiz üzere uluslararası anlaşmalara taraf olmuş bir ülkedir. Lakin Çin açısından durum biraz daha farklı ve Türkiye’nin imzaladığı her uluslararası anlaşmaya Çin taraf değil. Bu yönüyle biraz daha rahat hareket edebilen Çin, ikili anlaşmalar yapmak yoluyla kendi menfaatine bir pozisyon almakta. Çin’in ikili anlaşma imzaladığı ülkelerin tamamına yakını genelde ekonomik anlamda kötü, siyasi anlamda problemleri olan ve aşırı derecede Çin lehine ticari ilişkiler kurmuş olan devletlerden oluşmakta. Bu durum Çin’in genelde zamanlaması manidar ikili anlaşmalar, kredi kullanımı, doğrudan yatırım veya proje desteklemesi dönemlerine denk getirilmektedir. Bu anlaşma ile Çin’in genelde Doğu Türkistanlılar, özelde ise Uygurlar üzerinde baskı kurmak istediği aşikârdır. Aynen BM’nin 1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 2003 yılındaki güncellenmesi ile ortaya çıkan “teröre karşı global mücadele” konseptini Çin’in Doğu Türkistan’da olmayan terör olaylarını bahane ederek bölge halkına karşı keyfi uygulamalarını meşru bir zemine oturtma siyaseti gibi bu anlaşmanın kanun teklifinin TBMM’de kabul edilmesi de Çin’e kullanacağı bir dayanak oluşturma riski barındırmaktadır. Henüz kanun kabul edilemeden bile konu ile alakalı Çin medyasındaki tezviratlar takip edildiğinde Çin’in, bu kirli propagandaya zaman geçirmeden başladığı görülecektir.

Sorunuzun son kısmına dair kanaatim, bu konuyu ülkemizde dillendirenlerin Çin’i normal bir devlet gibi düşünmelerinden kaynaklı bilgi eksikliği, saf ve afaki hayaller kurmalardır. Çin devleti ile Türkiye’nin ilişkilerinin gelişmeye başladığı 1971 yılından itibaren Türkiye lehinde hangi konu da adım atmış ki zikredilen bu iki terör örgütü mensuplarının iadesi konusunda Türkiye’nin yanında yer alsın. Karşılıklı mütekabiliyetin en temel prensibi olan konsolosluk açmak gibi bir hakkı bile kullandırmayan Çin’in FETÖ veya PKK’lıları Türkiye’nin, bu kanun teklifi geçtiği takdirde, isteyebileceğini, lakin bir sonuç almasının mümkün olmayacağı kanaatindeyim. Böyle bir durumun gerçekleşme ihtimali Çin’in başta şantajvari tutumuna ve terör üyelerini siyasi menfaatine kullanma argümanına dönüştürecektir. Bir netice alınacağına ihtimal bile vermiyorum.

“ÇİN HÜKUMETİ ANLAŞMA METİNLERİNİ SUİSTİMAL ETMEK İSTEYEBİLİR”

Türkiye-Çin Suçluların İadesi Anlaşması

Anlaşmaya dair edinilen bilgilerde “madde 3/b İade talep edilen kişinin, ırkı ve dini, siyasi görüşü gibi sebeplerden önyargılı bir şekilde yargılanması söz konusu ise iade talebi reddedilir.” ifadeleri yer alıyor. Bu madde Türkiye’nin Çin’in siyasi iade taleplerini reddini mi amaçlıyor yoksa kamuoyu tepkisini azaltmak amacıyla mı anlaşma metninde yer alıyor?

Konu üzerinden başta ÇKP yönetimi olmak üzere ilgili tarafların bir hesap içerisinde olduğunu söylemek mümkündür. Benim kanaatim Türkiye’nin, mezkûr anlaşmanın gerçekleşmesi durumunda, Çin’den gelebilecek taleplere şüphe ile baktığı, kanun teklifi maddelerinin Çin tarafından suistimal edilebileceği düşüncesiyle ince elenip sık dokunulduğu yönündedir.
Mevcut haliyle kanun teklifi, Türkiye’nin Doğu Türkistanlıların iadesini reddetme hakkı olan, sizin de zikrettiğiniz maddeleri ihtiva etmektedir. Anlaşmanın hiçbir maddesinin iade mecburiyeti doğurmadığını söylemek mümkündür. Lakin karşınızdaki devletin insan hakları ihlalleri bakımında dosyası ciddi anlamda kabarıktır. Daha da önemlisi ülkenin ekonomik anlamda Çin’e bağımlılığının devam etmesi durumu tedirgin edicidir. Doğu Türkistanlıların 3. devletlerden iadelerinin yapılmasındaki usul ve esaslar göz önüne alınınca neyle karşılaşılabileceğine dair başta Doğu Türkistanlılar arasında olmak üzere Türk kamuoyunda da ciddi ve haklı endişeler bulunmakta. Anlaşma maddeleri arasında yer alan “iadelerin reddi” başlığı ile Hükumetin kamuoyu tepkisini azaltma düşüncesinin bir abartma olduğunu düşünüyorum.
Lakin bunlardan daha da önemlisi Çin medyasında yayınlanan makalede geçen; “Türkiye Hükumetinin söz konusu antlaşma meclisten geçmese bile, daha önce bir Uygur hanımın Tacikistan üzerinden Çin’e iade edildiği örneğinde olduğu gibi iade işini gerçekleştirebileceği…” ifadesi hem hükumetimizi töhmet altına sokmakta hem Doğu Türkistanlıları tedirgin etmekte hem de kamuoyunda tepkilere neden olmaktadır. Şahsi kanaatim haddi aşan ve ülkemizin içişlerine karışmak olarak değerlendirilebilecek, zikredilen yazıdaki ifadelerle ilgili Çin Büyük elçisi, Dış işlerine çağrılarak savunması alınmalıdır. Ayrıca söz konusu yazıda birçok itham, iftira, yanlış bilgi ve ülkemizdeki Doğu Türkistan toplumunu tedirgin edici ifadeler yer almakta, hatta kanun teklifinin genel kurulda görüşülmek üzere Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından TBMM’ye gönderildiği de iddia edilmektedir.

“TÜRKİYE’NİN ÇİN İLE YAPTIĞI ANLAŞMAYI MECLİS GÜNDEMİNE GETİRMEYECEĞİNİ UMUYORUM”

Çin Ulusal Halk Kongresi Daimi Komitesi anlaşmayı 22 Aralık 2020’de oylanarak kabul etti. Türkiye ise metni TBMM Adalet komisyonunda bekletiyor. Sizce Türkiye siyasi veya ticari baskılar nedeniyle anlaşmayı TBMM’de onaylatarak geçerlilik kazandırabilir mi?

TBMM Adalet Komisyonu

Çin virüsü kovid-19 ve ticari baskılar ile bahse konu anlaşmayı Türkiye’ye kabul ettirmesini şahsen mümkün görmüyorum. Lakin zikredilen anlaşmanın kabul edilmesi bu türden ifadelerin AK Parti ve MHP aleyhinde kullanılabileceğini söylemek mümkün. Henüz anlaşma TBMM Genel Kuruluna gelmeden bile bu hususta birçok söz söylendiği hesaba katılırsa, kanun teklifinin TBMM tarafından kabul edilmesi birçok açıdan Türkiye aleyhinde tezvirat yapılmasına neden olacaktır. Münferit tek bir olay olmasına rağmen, çokça dillendirilen ama haksız olduğuna inandığım; “Türkiye’nin pek çok Uyguru Tacikistan’a iade ettiği, oradan da Çin’e iade edildikleri” tezviratı Doğu Türkistanlıları tedirgin etmekte, Türkiye hasımlarını ise sevindirmektedir. Türkiye’nin bu kanun teklifini Meclis gündemine getirmeyeceğini ümit ediyorum.

Türkiye’ye iltica etmiş ancak henüz oturum veya vatandaşlık alamamış Uygur Türkleri anlaşmanın Çin tarafından imzalanmasıyla ciddi şekilde tedirgin oldular. Siz kamuoyunda oluşan tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Türkiye ve Uygurlar açısından bu süreç nasıl ilerler ve Türkiye ile Uygur Türkleri arasındaki ilişki zedelenebilir mi?

TÜRK DEVLETİ ANLAŞMAYI ONAYLAMAYACAĞINI DEKLARE EDEREK ÇİN’İN BASKISINA BOYUN EĞMEYECEĞİNİ DOSTA DÜŞMANA GÖSTERMELİDİR

Kamuoyu tepkileri, birkaç istisna hariç, bence gayet seviyeli, yapıcı ve siyasi iradeye kamuoyunun düşüncelerini demokratik prensipler içerisinde bildirir tarzda ama her geçen gün artarak devam etmekte. Şahsi kanaatim Türkiye dün olduğu gibi yarın da Doğu Türkistan meselesine milli politika merkezli bakmış ve bakmaya da devam edecektir. Hiçbir siyasi, ticari veya şahsi menfaatin bu duruşu değiştirebileceğine ihtimal vermiyorum. Kanun teklifinin TBMM’den geçip-geçmemesinden öte, böyle bir anlaşmanın 2017 yılında imzalanmış olması dahi Doğu Türkistan meselesi veya Uygurların iadesi konusunun hem Türkiye’de hem de dünya ülkelerinde gündem olmasına yeter bir nedendir. Bu durum Çin’in her anlamda işine gelirken Türkiye’nin itibarını, hiç hak etmemesine rağmen, daha da sarsacaktır. Kamuoyunun doğru bilgilendirilerek, bu minvalde siyasi erke baskı yapması, siyasi erkin de ülke itibarını göz önünde bulundurarak anlaşmanın gündeme alınmayacağını kamuoyuna deklare etmesi en sağlıklı çözümdür diye düşünmekteyim. Yine haksız bir eleştiri olduğuna inandığım “Türkiye, Uygurları baskılıyor” gibi sözleri de bu vesile ile sahiplerine iade etme imkânı bulunacaktır. Bu durum Çin’e güçlü bir mesaj olabileceği gibi, Doğu Türkistanlıların Türkiye’ye duydukları güven duygusunun artmasına neden olacak,

Ülkemiz ve iktidar partisinin aleyhinde yapılan tezviratların ortadan kaldırılmasına katkı yapacak, hem içeride hem de dışarıda Türkiye’nin itibarsızlaştırılmasının önüne geçilecektir. Aksi durumda Türkiye’deki 80 bine yakın olduğunu düşündüğüm Doğu Türkistanlılar daha fazla korkuya kapılacak, tedirgin olarak hayatlarını idame ettirecekler dahası maddi ve eğitim durumu iyi olanlar ile ülkemizde yatırım yapanlarının dış ülkelere çıkacakları bir süreci tetikleyecektir. Ayrıca kamuoyunda Ak Parti ve MHP aleyhinde bir propagandaya dönüşme ihtimali olarak değerlendirebiliriz. Şahsen kamuoyu sakinleştirilmediği takdirde de bu mesele üzerinden provokatif hareketlere de rastlamak mümkün görünmektedir. Bu bağlamda, hükumet yetkililerinin konuya dair ivedilikle bir açıklama yapması, kamuoyunun sakinleşmesine katkı verecektir kanaatindeyim.