Zafer Karatay: Kırım'daki geleceğimiz için insani ve kültürel varlığımızın ne olursa olsun yaşatılması lazım

Diaspora
Ömer Kaya
25 Aralık 2021, 21:44
Ömer Kaya
25 Aralık 2021, 21:44

Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, Kırım Tatar Milli Hareketi, Rusya’nın Türkiye’de ve dünyadaki propaganda faaliyetleri, uluslararası gündemdeki Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik olası saldırı ihtimali ve güncel meselelere ilişkin söyleşide QHA’ya açıklamalarda bulundu. Zafer Karatay, Kırım Tatar Milli Hareketi’nin günümüzdeki ana hizmet noktasını, “Ne olursa olsun Kırım’da Türk varlığını, Kırım Tatar varlığını muhafaza etmek ve orada Kırım’ın bir geleceği olabilmesi için Kırım’da insan varlığımızın, kültürel varlığımızın yaşatılması olmalıdır” ifadeleriyle tarif etti.

Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, Kırım Haber Ajansının Ankara’daki yeni ofisini ziyaret etti. Karatay, Kırım Tatar Milli Hareketi‘nin güncel meselelerinden Rusya’nın olası Ukrayna saldırısına; Türkiye‘deki Rus propagandasına karşı atılması gereken adımlardan Tataristan örneğinde Rusya içerisindeki Türk ve Müslüman olan halkları bekleyen tehlikelere yönelik Kırım Haber Ajansına değerlendirmelerde bulundu.

“MİLLİ HAREKETİN YAPMASI GEREKEN GÜNDELİK İŞLERİN YANINDA KISA, ORTA VE UZUN VADEDE PLANLAR HAZIRLAMAKTIR”

Kırım Tatar Milli Hareketi’nin bugününe bakarak geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kırım Tatar Milli Hareketinin, belki de içinde bulunduğu en büyük talihsizliği, heçmişten bugüne içinde bulunduğu şartlar çok değişkenlik gösteriyor. Dolayısıyla Kırım Tatar Milli Hareketi ve bu milli hareket içerisindeki insanlar, yeni şartlara göre yeni pozisyonlar almak zorunda kalıyor.

Milli hareket amaçlarını güncel problemlere göre yeni baştan düzenlemek ve mücadeleye devam etme gereği duyuyoruz. Tarihe baktığımızda, İsmail Bey Gaspıralı, ve onun ortaya çıkardığı entelektüel gruplar ve çabaları, İstanbul’da okuyan talebelerin mücadelesi ve o dönemdeki Türkiye’de yükselen milliyetçilik ile şekillenmişti. Ardından, bir anda patlak veren Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkım, onun ardından harekette öncü olan milli sembollerin açığa çıkması, Kırım Cumhuriyeti’nin kurulması, Hansaray’da Gök Bayrağımızın dalgalanması, Çelebi Cihan döneminde ortaya çıkan bağımsızlık hareketi…

Ama ondan sonra Kırım’a Bolşevikler geldi. Numan Çelebi Cihan şehid edildi. Kırım’da başka bir dönem başladı. İşte Cafer Seydahmet Kırımer, Kırım’ın tekrar kurtuluşu için mücadele etmeye başladı. Amaçları Sovyet rejimini yıkmak, orada bir Kırım Halk Cumhuriyeti kurmak onun içerisinde Kırım Tatarlarının var olma mücadelesini daha ileriye taşımaktı. Bu dönemde, bu sefer İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle, Kırım’da kalanlar sürgün edildi. Ardından, Romanya’da çok güçlü bir milli hareket tabanı oluşturulmuştur. Türkiye’de bu görece olarak o yıllarda daha zayıftı. Bu sefer en büyük tabanın olduğu Romanya, komünist sistemin idaresi altına girdi. Orada kalan bir çok Kırım Tatarı cezalandırıldı.

Sonra Türkiye’ye yeni bir göç dalgasıyla geldiler ve yeniden ayağa kalkmaya başladılar. İşte Emel dergisini canlandırma faaliyetleri başladı. Sonra sürgüne ve soykırıma uğradıkları Kırım’a, olağanüstü bir mücadeleyle döndüler. Dönüş mücadelesi başka bir şey, Kırım’da yeniden var olabilme, yeniden bir halkın, bir devletin ihtiyaçları olan her sahada çalışarak onları yoktan var etme mücadelesi bambaşka bir şeydi. Bu mücadele verildi ancak, bu seferde işgal ortaya çıktı.

İşgale kadar Türkiye’deki milli hareketin öncelikleri başkaydı. İşgalle beraber bu öncelikler tamamen rafa kaldırıldı çünkü çok daha önemli bir durum vardı. Başka bir öncelik ortaya çıktı. Ve tabii, bütün bunlara baktığımızda hem Sovyetler Birliği içerisinde hem diasporada belli akil adamlar ile hakikaten vatanı, milleti için ne yapması gerektiğini iyi bilen, özellikle de eğitimli kadrolardan ortaya çıkan bir milli hareket var.

Günümüzde, Rus işgaliyle beraber değişen şartlar içerisinde, elbette şu anda milli hareketin ve milli hareket kadrolarının, bu işe gönül vermiş insanların elindeki imkanlar çok daha fazla. Hem de eskisi ile kıyaslanamayacak düzeyde. Bir kere son derece hızlı bir haberleşme imkanımız var. Dünyanın neresinde olursa olsun, ister işgal altındaki Kırım’da ister başka bir yerde anında olan gelişmelerden haberimiz var. Devletleri yöneten yönetim kadrolarına ya da karar verici mercilere çok daha kolay bir şekilde sosyal medya vasıtasıyla ulaşabilme ve hatta etki edebilme imkanlarımız var.

Tüm bunlara baktığımızda, milli hareketin yapması gereken, gündelik işlerin yanında kapsamlı kısa, orta ve uzun vadeli planlar hazırlamaktır. Stratejiler ortaya koymak gerekmektedir. Bu mücadeleyi sürdürmek için, hakikaten milli hareketi ve vatanseverliği iyi bilen bunu iyi içselleştirmiş kadrolar meydana getirmek elzemdir. Bunlar yapılırsa, gelecekteki şartlara daha iyi hazırlanabilecek bir milli hareket görebiliyorum.

Bugün Kırım Tatar Bayrak Günü

“KIRIM TATAR MİLLİ HAREKETİ, DAYANIŞMA İÇİNDE RUSYA İLE PROPAGANDA SAVAŞINDA SÜREKLİ AKTİF OLMALIDIR”

Son dönemde Kırım Tatar halkının belki de en önemli meselesi olan siyasi tutsaklar… Kırım Tatar Milli Hareketi bu duruma nasıl etki edebilir?

Birincisi Kırım Tatar Milli Hareketi’nin özellikle Kırım dışında yaşayan, Ukrayna, Türkiye Romanya’daki diasporamızın, bu konuda birinci önceliği iyi bir dayanışma göstermek olmalıdır. Sürekli olarak Rusya’nın etkili propagandasına karşı koyabilecek argümanlar geliştirmek olmalıdır. Rus propagandasına karşı kamuoyunu aydınlatmak gerekiyor. Ayrıca, karar verici mercilere bunu iyi anlatmak gerekiyor. Çünkü zaman zaman yanlış kararlar alınabiliyor. Bunu engellemek için iyi bir dayanışma örneği sergilemek gerek.

SSCB döneminde Kremlin, Türkiye’nin sol kanadını kullanarak etki etmeye gayret ediyordu. Ama bugün baktığınızda; iş adamlarını kullanıyor, kendini sosyal demokrat olarak gören insanları kullanıyor, kendini Turancı, Türkçü olarak gören insanları kullanıyor. Avrupa’ya, Amerika’ya çeşitli şekilde antipatisi olan ve onun panzehiri olarak işte Avrasyacılığı gören insanları kullanıyor. Bu konuda, Putin’in dünkü basın toplantısında Müslümanları kandırmak için mesaj vermesini örnek gösterebiliriz. Putin, orada “Peygamber’in karikatürünü sanat diye kullanmak doğru değil” dedi. Sadece bu şablona bakarak birçok insan, Putin’in İslam’a saygısı olduğunu düşünebilir ama aynı Putin’in Kırım’da ne kadar dindar varsa hapse gönderdiğini, onlara işkence ettiğini görmüyorlar, bilmiyorlar. İşte bu konuları da anlatmak, bu gerçeği göstermek bizlere, milli mücadelede uğraşan insanlara düşüyor.

Açıkçası bunu yaparken birinin düğmeye basmasını beklemek gerekmiyor. Bugün, herkes sosyal medya mecralarına kolayca ulaşabiliyor. Kırım’daki gerçekleri, medyaya, siyasi mercilere, ilgili kişi ya da kurumlara ulaştırmak, ya da Kırım Haber Ajansı ve diğer milli mecraların daha fazla okunmasını, yayılmasını sağlamaya katkı sağlanabilir. Eğer biz Türkiye’de, 50 küsur dernek, sivil toplum örgütü ve daha fazlası olarak iyi organize olup Kırım’da yaşanan haksızlıkları aynı gün içerisinde, aynı saatte çok yoğun bir şekilde buralara iletebilirsek, buna da insanlar kayıtsız kalmayacaktır. Bundan sonraki adımlarında, Rusya ile olan münasebetlerinde bunu göz önünde bulunduracaklardır.

Önemli olan burada, bir eksiklik varsa demek ki bu bizim eksikliğimiz diye düşünerek, bu eksiği kapatacak adımlar atmak, daha fazla çalışma ve mesai harcamaktır. Neticede Türkiye’de siyaset yapıcıların, hepsinin aynı derecede tarih bilgisine, tarih şuuruna sahip olmasını beklemek doğru olmaz, buna altyapıları yeterli olmayabilir. Bu onların kötü niyetli olduğunu göstermez.

Maalesef, Türkiye uzun yıllardır sadece iç siyasetle meşgul oluyor. Gündem de ağırlıklı olarak iç siyasi konularla meşgul olunuyor. Kendi dışımızdaki dünyada neler yaşandığına dair geniş perspektifli bir bakış açımız yok. Bu dünyaları Türkiye kamuoyuna anlatmak bizlerin görevidir, sorumluluğudur. Biz anlattıktan sonra yapılmıyorsa o zaman eleştirmeye elbette ki hakkımız olur.

Siyasette bir şeyi ancak başarırsanız sonuç alabilirsiniz. Bizim de tüm bunlardan şikayet etmek yerine mümkün olduğunca ileriye adım atmaya çalışmamız gerekiyor.

Dernekler, şahıslar ve sivil toplum kuruluşları eliyle milli mücadelenin ana hizmet noktası, Kırım’da Türk varlığını, Kırım Tatar varlığını muhafaza etmek ve orada Kırım’ın bir geleceği olabilmesi için Kırım’da insan varlığımızın, kültürel varlığımızın ne olursa olsun yaşatılması olmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin, siyasi tutsaklar hususunda ne yapması gerekir?

Türkiye’nin bu konuyu sürekli olarak ilişkilerde gündeme getirmesi, baskıları azaltabilecek adımları getirebilir. Ancak, Türkiye ile Rusya ilişkileri girift ve karmaşıktır. Ne kadarını dinlerler bilemeyiz… Ülkemizde ne yazık ki, Türkiye’nin Rusya’ya muhtaç olduğu, Rusya’nın müzakerelerde bir avantajı varmış gibi, Türkiye’nin alttan alması gerekiyormuş gibi bir algı var. Ben öyle düşünmüyorum. Türkiye’nin, eğer belli konularda Rusya’yla müzakerelere devam etmeye ihtiyacı varsa Rusya’nın da Türkiye’ye muhtaç olduğu meseleler var… Bu devlerin savaşı içerisinde biz de geçerli argümanlarımızı ortaya koymalıyız. Özellikle, insan hakları hususunda Avrupa ve Batı hassas. Biz de bu konuda kendi çekincelerimizi ifade edebilmeliyiz.

Zelenskıy, Erdoğan’a Kırım Tatar siyasi tutsakların listesini verdi

“PUTİN RUSYASI’NIN AMACI, BİR GÖVDE GÖSTERİSİ YAPARAK BATI’NIN TAVİZ GÖSTERMESİNİ SAĞLAMAK…”

Rusya-Ukrayna çatışması ihtimali uluslararası gündemi uzun süredir meşgul ediyor. Bu hususta Rusya’nın açıklamaları, Avrupa Birliği ve NATO ülkelerinin demeçlerine bakılırsa savaş olasılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Putin, Batı dünyasının zayıflığını, dünyadaki diğer ülkelerin zayıf taraflarını son derece iyi kullanıyor. Bir diğeri, hem Sovyetler Birliğini hem Nazi Almanyası’nın hem de günümüzün propaganda tekniklerini son derece başarılı ve güçlü bir şekilde kullanan bir ülke Rusya. Putin Rusyası, pandemi dönemi enerji fiyatlarının aşağı düşmesi ile beraber ekonomik olarak zorda kaldı. Çünkü Rusya’nın ürettiği üç şey var doğalgaz, enerji ve silah. Onun dışında büyük kalemlerde ihraç ettikleri bir şey yok. Bu yaptırımlarla beraber Rusya ekonomisi hiç de parlak değil.

Putin 2008’de Gürcistan’a saldırarak genişleme politikası ile beraber karizmasını ciddi anlamda artırmıştı. Muhalifleri kontrol etmesiyle beraber tam bir diktatörlük de kurunca, petrol fiyatlarının yüksek olmasıyla Rus halkını memnun etmişti. Ama ne zaman ki, 2014 yılında Kırım’ı işgal etmesiyle beraber hem Kırım’ın getirdiği ekonomik maliyetler, Suriye Savaşı’nın getirdiği maliyetler, enerji gelirlerinin düşmesi Rusya’yı zor durumda bıraktı. Rusya’nın ekonomik olarak çok büyük sıkıntılar yaşadığı net bir şekilde görülüyor. Putin’in karizması, Kırım’ın işgalinde yüzde 80-90’lardayken şimdi bu oran, yüzde 30-40’lar civarına düştü. Putin yönetiminin, bunu da dikkate aldığını unutmamak gerekir.

Kremlin yönetiminin bu dönemde ekonomik olarak halka verebileceği bir şey yok. Bütün argümanları Batı, NATO gibi gerginlik ortamı yaratıp halkını konsolide etmek üzerine. Kendi kamuoyu desteğini maksimize etmeye ve bunu muhafaza etmeye çalışıyor. “Savaşa hazırlıklı olalım”, “Savaş zorbaları” gibi söylemlerin tek amacı bu. Rusya, Ukrayna’ya karşı bir savaşı göze alabilir mi? Putin, zihniyetindeki bir yönetim bunu yapabilir… Ama, unutmamak gerekir ki 1917’de Çarlık Rusyası’nın yıkan I. Dünya Savaşı’nın ve daha önceki Rus-Japon Savaşı’nın yenilgisinin getirdiği ekonomik yüklerdir. Bu ekonomik bunalım olmasaydı Bolşevikler başarılı olamazdı. Sovyetler Birliği’ne geldiğimizde ise silahlanma yarışı, uzay yarışına büyük paralar harcandı. Bu propaganda için başka ülkelere ucuz mallar gönderildi, destekler verildi ve halka hiçbir şey verilmedi. Bu konuda, Sovyetler Birliğinden şikayet eden bir Kırım Tatar kadınıyla röportaj yaparken şöyle söylemiştim, “Sovyetler uzaya gemi gönderiyordu, aya insan gönderiyordu. Güçlülerdi…” o da bana dedi ki, “Onlar yukarı bakmaktan aşağıdaki halkı unuttu….”

Bugünün Rusyası için de geçerli bir durum bu. Rus dünyasını, Rusya’nın içindeki bulunduğu durumu iyi analiz edenler, iyi takip edenler bunu görebiliyor. Rusya’ya Kırım’ın işgali, askeri saldırganlıklardan dolayı ortaya konulan yaptırımlar ile Moskova ciddi şekilde etkileniyor.

Putin’in savaş propagandası yayarak amaçladığı Batı’nın Kırım’ın işgali gibi konularda taviz vermesini sağlamaktadır. Avrupa’dan taviz koparmak için bir tür gövde gösterisi yapıyor diye düşünebiliriz. Aynı gövde gösterisi, Rus kamuoyu için de geçerli. Her an bir saldırı gerçekleştirme algısıyla, hem Ukrayna içinde endişe yaratmak hem de Batı dünyasından taviz koparmak istiyorlar. Maalesef Almanya’nın öncülüğünde Minsk dörtlüsü, Ukrayna’yı nötralize etmekten başka bir işe yaramadı. Allah’tan bu konuda Kırımoğlu, çok akıllıca bir fikir ortaya atarak Kırım Platformu’nu hayata geçirdi. Bu platform ile tekrar uluslararası kamuoyunda, Rusya’nın Kırım’ı işgali gündeme gelmiş oldu.

Kırımoğlu: Kırım Platformu, dünya devletlerinin Rus saldırganlığına son vermesini amaçlıyor

Putin yönetimi, Ukrayna’ya Kırım ve Donbas konusunda baskı uygulanıp belli konularda Avrupa’nın ses çıkar mamasını istiyor diye düşünüyoruz. Şunu da unutmamak lazım ki, 2014’te Kırım’ın işgali ile Rusya en yakın kardeşi Ukrayna’yı kaybetti. Bugün Ukrayna halkının büyük bir çoğunluğu Ruslardan en az bizim kadar hatta bizden daha da fazla bir şekilde nefret ediyor. Tarihte böyle bir dönem hiç yaşanmadı.

Eğer böyle bir savaş olursa, 2014’teki Kırım’ın işgali gibi olmayacak. Çünkü, Ukrayna ordusu eskisi gibi değil. Türkiye’nin Ukrayna’ya SİHA temin etmesi, ortak üretim ve savunma sanayisinde iş birliği ile Rusya zor bir duruma girdi, Rusya bu durumdan son derece rahatsız. Ukrayna’nın silah ve ekonomi anlamında yeteri kadar güçlenmesini engellemek için birtakım tavizler koparmaya çalışabilir. Çünkü, eğer Ukrayna yönetimi, Türkiye ile iş birliği ve dünya ülkeleri ile ilişkilerine bu şekilde devam ederse gelecek 5 yıl içerisinde silah ve ekonomi olarak bambaşka yerlere olacaktır gelecektir. Bu da Rusya için büyük bir tehlikedir.

TASAV -TASAV - Donbas'ta Savaşın Ayak Sesleri: Ukrayna-Rusya Çatışması  Savaşa Dönüşür Mü?
Rusya-Ukrayna çatışmasının arka planında neler var?

Özellikle Türkiye kamuoyunda şöyle bir algı var. Ukrayna karşısında Rusya çok güçlü. Ama unutmamak gerekir ki, Donbas’ta savaş 7 yıldır devam ediyor. Bu süreçte, Rusya savaşı üstünlükle bitiremediği gibi kayıplar da vermiş durumda. Bugün Ukrayna ordusunun durumunun, eskisi gibi olmadığı ve Ukrayna’nın Rusya karşısında bir Gürcistan olmadığı da ortada….

Tabii, Ukrayna’nın 2014’teki muharip gücü, 8 bin civarıydı. Onlar da, Kırım’da değil başka yerlerdeydi, organize değillerdi. Ama bugün öyle değil. Özellikle Poroşenko döneminde ordunun revize edilmesi süreci çok önemlidir. Zaten bu donanım ve gelişme olmasaydı Donbas’ta isyancıların ilk çıkışında hakim olduğu topraklardan ciddi anlamda çekildiler. Başlarda çok daha geniş bir bölgeyi hakimiyet altına almışlardı ama şimdi Ukrayna yavaş yavaş sahadaki hakimiyetini güçlendirdi ve gücünü hissettirmeye başladı. Kremlin bunu da iyi görüyor.

Şimdi bir de SİHA’lar geldi. SİHA’ların Rus savunma sistemine karşı üstünlüğü ortada bunu Libya’da ve Suriye’de gördük. Şimdi Putin yönetimi, gelecek yaza Donbas’ta bu silahlar kullanılmaya başlarsa Donbas’ı kaybedebilir. Onun ardından, sıra Kırım’a gelecek. Onun için bunlar olmadan hakimiyeti yeniden eline almak istiyorlar. “Donbas’ta saldırı hazırlığındalar” , “NATO bize yaklaşıyor” gibi söylemleri bunun altını doldurmak için bu argumanları kullanıyor.

Üçüncü bir şey de Rusya’nın söylemleri… Bizim ana akım medyada sözüm ona uzmanların, ekranlara çıkıp Rusya perspektifi ve Rusya’nın söylemleri üzerinden meseleyi ele aldıkları bir gerçek. Rusya’nın NATO’ya karşı sözde kendi çıkarları için Ukrayna’ya harekat başlatması haklı bir şeymiş gibi gösteriliyor. İkincisi NATO’nun işgali söylemi… Bakıyorsunuz, NAT0 üssü olduğu hiçbir ülkeyi işgal etmedi. Ama Rusya, Gürcistan’ı işgal etti, Kırım’ı işgal etti… Fırsat bulsa Moldova’dan çekilmeyecek, Belarus’u fiilen ülkeye katma merakında. Ama NATO buralara asker gönderip işgal etmedi. Bu bahsettiğim ülkelerin hepsi Rusya’dan kurtulmak için, tekrar Rusya’nın boyunduruğuna düşmemek için NATO’ya yalvar yakar girdiler. Bu Rusya sınırındaki ülkeler, kendilerini NATO şemsiyesini atmak için koştular.

Rusya nasıl bir bahaneyle 1956’da Kızılordu’yu Macaristan’a soktuysa nasıl Çekoslavakya’ yı 1968’de işgal ettiyse yakın dönemde de Putin, bir bahaneyle Gürcistan’a girdi. Kırım’ı işgal etti… Bunun örneklerini gördük. Putin, “Sovyetler Birliği’nin dağılmasına üzüldüm ama en çok da Rusların dışarıda kaldığına üzüldüm” diyor. “Yani nerede Rus varsa ben onu korurum” demeye çalışıyor. Maksat Sovyet rejimi değil o rejim içerisindeki halklar ve onların bulundukları topraklar… Rusya, bu kadar saldırgan bir ülkedir. Bunu görmezden gelip Rus propagandasına hizmet edecek şekilde yorumlar yapıyor….

Rusya, Ukrayna sınırına askeri teçhizat yığmaya devam ediyor

“KIRIM’I RUSYA GİBİ BİR ÜLKENİN ELE GEÇİRMİŞ OLMASI, TÜRKİYE’NİN MİLLİ MENFAATLERİNE NASIL AYKIRI OLMAZ?”

Zaten Putin’in basın toplantısındaki argümanları da buna yönelikti. “NATO bizim sınırlarımıza geldi biz onlara gitmedik” dedi. Hatta, daha da ileriye gidip Kırım’ın işgali hususunda yalan rüzgarları savurdu….

İşte bizim sözüm ona uzmanlarımıza yorumcularımıza şunu da sormak lazım. Lazkiye’de kim var. Suriye’ye havaalanı üslerinde kim geldi? NATO’nun Güney sınırına Türkiye’yi dolanıp öbür tarafına bu üstler kime karşı kullanılıyor. Bugün Rusya’nın buralarda olması Türkiye’nin milli çıkarlarına karşı değil mi? Biz oralarda uçak uçuramaz olduk. Yani PKK yarın bir gün bir şey yapsa ve Rusya izin vermese, Suriye üzerinde uçak uçuramayacağız.

Ya da Rusya ile çatışmayı göze alacağız yani bunları hiç görmüyorlar. Rusya’nın bu saldırgan politikalarını görmüyorlar. Rus Genelkurmay Başkanı Gennadiy Gerasimov’un Kırım’ın işgalinden sonraki demeçleri ortada. “Bundan sonra Karadeniz’in efendisi Türkler değil biziz!” dedi… Bir süre sonra da Kırım’a büyük bir radar üssü kurdular. “İstanbul’un üstünde bizden habersiz kuş bile uçamaz” dediler. Bunlar ne demek oluyor? bizim sözde uzmanlarımız bunları hiç görmüyorlar mı?

Bir an için, Kırım’ı Türklerin vatanı olarak değil de normal bir toprak parçası olarak düşünün. Buranın Rusya tarafından işgali bile Türkiye’nin milli menfaatlerini aykırıdır. Kırım gibi Karadeniz’de çok stratejik bir toprak parçasını, Rusya gibi bir ülkenin ele geçirmiş olması nasıl Türkiye’nin menfaatine aykırı olmaz? Rusya’nın bölgesel güç olmasını perçinleyen bu korkunç durum, milli menfaatlerini esas alan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını nasıl endişeye düşürmez. Bu korkunç ve ürkütücü sonuçlar doğuracak bir durum. Rusya’yı bu hususta savunanların karşısında dehşete düşmemek elde değil… Kırım, Kırım Tatarlarının vatanı olmasını düşünmeden bile bunu görmek lazım.

“RUSYA FEDERASYONU’NDA SLAV OLMAYAN MİLLETLERİN KADERİ VAHİM…”

Tataristan Cumhuriyeti önceki gün Putin’in imzaladığı yasayla ortadan kaldırıldı. Rusya içerisindeki Türk ve Müslüman halkların durumunu nasıl görmek gerekiyor. Putin Rusyası, Tataristan örneğindeki gibi kolonyalist siyaseti nereye kadar götürebilir?

Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olur… Rusya’daki anayasa değişikliği, meselesi ne yazık ki, sığı bir bakışla Putin’in ölene kadar Cumhurbaşkanlığı üzerinden tartışıldı. Ama mesele bu kadar basit değildi. Neredeyse, Türkiye’de bizler, bazı Kafkas dernekleri ve ilgililerin dışında bu meseleye ilgi gösteren kimse olmadı. Bunun nasıl vahim sonuçları olacağı üzerinde kimse durmadı. Bunun sonuçları da belliydi.

2014’te Ankara’daki bir konferansta, Tataristan örneğini, Kırım’a kullanmışlardı. Tataristan elçilerini göndererek, Rusya’nın Ukrayna’dan daha fazla şey vaat ettiğini söylemişlerdi. Ben o zaman da şunu söylemiştim. Putin iktidara geldikten sonra Tataristan, Çeçenistan ve diğer yerlerde Yeltsin’in tanıdığı haklardan bir ileri hak verdiyse, ben Rusların, Kırım Tatarlarına Ukrayna’dan daha fazla hak vereceğini kabul edeceğim. Ama, Putin iktidara geldikten sonra adım adım merkezi otoriteyi güçlendirip, bu hakları geri almaya başladı.

Merkezden valiler atamaya başlandı. En sonunda da, Tataristan’da tek bir devlet başkanı olabilir o da Rus devlet başkanı dedi ve onu da ellerinden aldı. Hatta oralardaki durum, şu anda Sovyet döneminden bile kötü durumda. Sovyet döneminde kukla da olsa özerk cumhuriyetler ve onların başkanları vardı. Şimdi, bundan bile rahatsız olan bir Rus iktidarı söz konusu bu ne yazık ki belliydi zaten… Bu şekilde devam ederse, Rusya içerisindeki Slav olmayan toplumların kaderi ve gelecekteki sonuçları daha da vahim olacak.

Bugün Rusya Federasyonu, adı federasyon olan gitgide merkezi otoriteye giden ve “tek yol Ruslaşmaktır, Slavlaşmaktır” diyen bir anlayışa sahiptir. Bir de şu var, Putin yönetimi, demografik olarak hızla artan bir Müslüman nüfusu olduğun görüyor. Rusya içerisinde doğum-ölüm oranlarına baktığınızda 2050’lerde neredeyse yarı yarıya gelecek. Moskova’nın göbeğinde Ramazan bayramında binlerce Müslüman namaz kılıyor. Bu gidişatı görüyor Rusya. Ben “Kırımoğlu” belgeselini çekmek için Yakutistan’a gittiğimde, sokaklarda, her yerde çocuklu aileler gördüm ve kendi aralarında çoğunlukla Yakutça konuşuyorlardı. Beni bu durum ziyadesiyle şaşırttı. Sonra, anladım ki, soğuk iklim şartlarından dolayı merkezden yetkililer vs. gelmiyor. Rusya’nın nüfus yoğunluğu, Uralların batısında Moskova ve St. Petersburg’a doğru. Diğer bölgelerde kilometrekareye çok az insan düşüyor.

Bunu gördüğü için Putin, asimilasyon siyaseti güdüyor. Yani asimilasyon nasıl başlar, dille başlar. Ana okullarda ana dilde eğitim zorunluluğunu kaldırmakla başladı. Adım adım bu merkezileştirme siyasetini güttü. Eskiden federasyonun ilgili bölgelerinde ana dille eğitim vardı. Ancak, şimdi böyle bir şey yok… Ana dilde eğitim görmeyince, bir süre sonra Rusça konuşan Rusça düşünen insanlar türüyor. Ve bunlar asimile olmaya müsait…

Rusya'da yeni anayasa değişikliği: Türk ve Müslüman halkların yaşam hakkı  yok ediliyor

Putin Rusyası, bölgesel yönetim kanunuyla Tataristan Cumhuriyeti’ni resmen ortadan kaldırdı