"Dar haneden" tarhanaya: Bir Ramazan sofrası hikâyesi

Güncel
Mehmet Berk Yaltırık
06 Mayıs 2019, 23:06
Mehmet Berk Yaltırık
06 Mayıs 2019, 23:06

Türk sofralarının geleneksel lezzetlerinden olan tarhananın ortaya çıkışına dair gerek tarihi gerek efsanevi mahiyette rivayetler, açıklamalar söz konusu.

İçlerinden bir tanesiyse gerek Ramazan’ın anlam ve önemine binaen, gerekse eski Osmanlı başkenti Edirne’ye atıfta bulunması açısından hayli dikkat çekici.

PADİŞAH YAVUZ SULTAN SELİM, EDİRNE SOKAKLARINDA

Rivayete göre Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim Han bir ramazan ayını Edirne’de geçirdiği esnada, nedimi Hasan Can ile birlikte tebdil-i kıyafet (kılık değiştirerek) şehri dolaşmaya çıkar.

Günümüze kadar uzanan âdet gereği ramazan ayında herkesin iftar açmak için evine konuk davet ettiği bilinmektedir. İftar vaktine kadar dolaşırlarken padişah, nedimine iftar vakti gelir gelmez hangi evin önündelerse o eve konuk olmak istediğini söyler. Geçtikleri her evin önünden kim olduklarını bilmeden ev sahipleri yahut hane halkından gençler, kapı önlerinde iftar vakti konuklarını beklemekte, geleni geçeni sofralarına davet etmektedir.

İftar vakti kılık değiştirmiş padişah ile nedimi, tek katlı, kerpiç bir evin önünden geçtiği sırada gelir. Ev sahibi olan yaşlı bir adam hiç görmediği konukları sofrasına buyur eder.

YAŞLI EV SAHİBİ KONUKLARIN KİM OLDUĞUNU ÖĞRENİNCE…

Bir tahta sinide, dumanı üstünde tüten bir kase çorba ve pideden ibaret bu mütevazı sofranın sahibi, sofrasında konuklar ağırlayabildiği için sevinir. Tuzla iftar açılıp çorbaya kaşık uzatırlar. Bir aralık Yavuz Sultan Selim konuşmaya başlayıp nedimi Hasan Can dalgınlık ve ağız alışkanlığı ile “Evet sultanım”, “öyledir hünkârım” deyince ev sahibi hayretler içerisinde kalır.

Padişahın sofrasında olduğunu anlayınca ona fazla bir şey ikram edemeyeceği için üzülür. Padişah, yaşlı adamın üzüntüsünü gidermek için o akşamki kısmetlerinin hayli güzel ve lezzetli bir çorba olduğunu söyleyerek iltifat eder.

“Dar hane çorbasıdır, kusura bakma sultanım” der, fakir hane çorbası olduğunu söyler. Bu rivayete binaen bu çorbanın adının “darhane çorbası” olarak kaldığı söylenir.

Gerçekliği meçhul bir rivayet olsa da bu kıssa ramazanın paylaşmaya ve bir araya gelinmesine vesile olduğunu göstermesi, eski âdetleri tekrar hatırlatması açısından dikkat çekiyor.

(İş Bankası Kültür ve Sanat Dergisi’nin 1998’de basılan 39’uncu Edirne Özel Sayısı’ndan aktarılmıştır.)