Büyük Zafer'in başlangıcı: Başkomutanlık Meydan Muharebesi

26 Ağustos 2020, 16:01

Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı’nın kaderini değiştiren en önemli olaylardan birisi oldu. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 26 Ağustos 1922’de sabaha karşı verdiği, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emriyle başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’taki ”Başkomutanlık Meydan Muharebesi” zaferiyle sonuçlandı. Anadolu’daki Yunan kuvvetlerinin yarısı imha edildi veya esir alındı. Böylece Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, dünya tarihinin gördüğü en büyük kahramanlık destanlarından biri olarak tarihe geçti.

Araştırmacı-Tarihçi Kutlu Altay Kocaova, “Büyük Taarrûz ve Büyük Zafer, Türk milletinin Türk yurdunda yok edilmesini isteyenlere yönelik son büyük darbedir.” diye konuştu.

Araştırmacı-Tarihçi Kutlu Altay Kocaova, 30 Ağustos Zaferi ile sonuçlanan Büyük Taaruz’un 98. yıl dönümünde, Başkumandanlık Meydan Muharabesi ve Büyük Taaruz’un bilinmeyenlerini Kırım Haber Ajansına anlattı.

“TÜRK MİLLETİ’NİN, TÜRK YURDUNDAKİ SON BÜYÜK DARBESİ”

Kutlu Altay Kocaova, Türk milletinin büyük zaferi 30 Ağustos’a giden sürecin başladığı, Başkumandanlık Meydân Muharebesi ve Büyük Taarruz’a ilişkin şunları kaydetti:

“Büyük Taarrûz ve Büyük Zafer, Türk milletinin Türk yurdunda yok edilmesini isteyenlere yönelik son büyük darbedir. Gazî Mustafa Kemâl Paşa, Sakarya Nehri’nin kenarında 23 Ağustos 1921’de başlayan ve 13 Eylül 1921’de Yunan ordusunun kesin olarak bozguna uğratılmasından sonra mâlum olduğu üzere yaklaşık bir yıl bekledi. Bu arada Türk ordusunun, mâlum sıkıntıları Tekâlif-i Millîye emîrleri ile giderilmeye çalışıldı. Sovyet cumhuriyetleriyle Kars, Fransızlarla Ankara antlaşmaları yapıldı. Türk ordusu, yaklaşık bir yıl boyunca son taârrûza hazırlandı.”

“ARTIK SIRA TÜRK MİLLETİ’NDEYDİ”

Yunan ordusunun Ocak 1921’den Ağustos 1921’e kadar geçen yedi ay boyunca dört büyük saldırı gerçekleştirdiğine ve İnönü mevzilerinden Polatlı mevzilerine kadar geldiğine dikkat çeken Kocaova, şöyle ekledi:

“Peki, niye Yunanistan, art arda bu kadar saldırı yaptı? Bir söz vardır. Taşı değil, damlaların gücü değil, sürekliliğidir. Yunanistan olsun, İngiltere olsun, bizim kaynaklarımızın ne kadar sınırlı olduğunu biliyorlardı. Bu yüzden de sürekli saldırarak, bizi yok edeceklerini düşünüyorlardı. Gerçekten de bir noktadan sonra bizim kaynaklarımız tükenecekti ve direnmemiz çok zor olacaktı. Sakarya zaferi, işte bunu engelledi. Bizim savunma gücümüzü arttırırken, Yunanların taârrûz gücünü de kırdı. Böylece Viyana önlerinde başlayan geri çekilmemiz, Sakarya nehri kıyılarında son bulmuştu. Artık sıra Türk milletindeydi.

Sıra Türk milletinde… Ama bir sorun var. O da bizim kaynaklarımızın gerçekten çok sınırlı olması. Yâni bizim tek yumruk hakkımız var. Tek yumrukta düşmân ordusunu yeneceğiz. Ama yetmez. İmhâ edeceğiz. Yetmez. İzmir’i alacağız. Yâni bütün vatanın kurtuluşu için sâdece tek yumruk hakkımız var. Tek yumrukta işi bitiremezsek, ikinci şansımız olmayacak.”

YUNANİSTAN’IN İSTANBUL’U İŞGAL ETME HAYALİ

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın durumun farkında olarak yaklaşık bir yıl beklediğini kaydeden Kocaova, bir yandan hazırlıkların tamamlandığına, bir yandan düşmanın izlendiğine, bir yandan da planlamanın tamamlandığını ifade etti.

Hazırlıklar sürerken, Yunanistan’ın İstanbul’u işgal etmek istediğini aktaran Kocaova, “Yâni İngiliz ve Fransız işgâli altındaki şehri, maşa olarak kullandıkları Yunanistan, efendilerine sormadan işgâl etmeye kalkıyor. Bu amaçla, Anadolu’daki kuvvetlerinin de bir kısmını Trakya’ya kaydırıyor. Atatürk’ün, tam da aradığı fırsat… Böylece Anadolu’da savaşılacak düşmân sayısı, kendiliğinden azalıyor. Yunanistan’ın İstanbul’u işgâl etme planı, Temmûz 1922’de oluyor, bir ay sonra da Büyük Taârrûz’a başlanıyor.” diye aktardı.

BİR YANDAN SÜREN İSTİHBARAT MÜCADELESİ

Kocaova, savaşın hazırlıkları içinde istihbarat ve istihbaratı önleme gibi çok önemli bir bölümün de yer aldığını anımsatarak, “Yâni bir yandan düşmânın hazırlıkları hakkından bilgi almamız gerekirken, bir yandan da onların bizden istihbârat almalarını engellememiz gerekiyor. Oysa, İngilizler, British Signal Security adını taşıyan ve telgraf şifrelerinin çözülmesi, telefon ve ortam dinlemesi yapan kurumlarını, yasal olarak 1914’de kurmuştu. Dolayısıyla karşı tarafın sadece silahıyla değil, bilgisiyle de savaşmamız gerekiyor.” dedi.

“GERÇEK ASKERLİK TAARRUZDUR”

Kocaova, Büyük Taârrûz ve Büyük Zafer’e giden sürece dair sözlerini, şu ifadelerle tamamladı:

“Bu şartlar altında Gâzî Mustafa Kemâl Paşa, Fevzî Çakmak Paşa ile birlikte savaşın planlarını hazırlıyor, harekete geçiyor. Harbiye’den hocası olan Yakup Şevket Paşa’nın eleştirilerine de ‘bütün sorumluluk benimdir’ diye rest çekiyor. Sonunda da bu müthiş plan uygulanıyor ve müthiş bir zafer geliyor. Beklediğimiz gibi sadece tek yumrukta iş bitiyor. Çünkü bu tek yumruk, öyle güzel bir biçimde hazırlanmıştı ki, başka türlüsü mümkün değildi. Mükemmelen hazırlandı, mükemmelen uygulandı, mükemmelen kazanıldı. Çünkü Gâzî Mustafa Kemâl Paşa’nın dediği gibi ‘gerçek askerlik, taârrûzdur.’ “

26 Ağustos
98. yıl dönümü
Başkumandanlık Meydan Muharebesi
Kutlu Altay Kocaova
Bunlara da bakın: